Öğrenme hedefleri
- Octavianus'un MÖ 31'deki Actium zaferinden MS 14'teki ölümüne kadar kurduğu düzenin başlıca adımlarını, yani MÖ 27 ve MÖ 23 düzenlemelerini ve ordunun yeniden örgütlenmesini sıralayabileceksin.
- Augustus'un gücünün tek bir unvana değil, cumhuriyetten devralınmış yetkilerin bir araya getirilmesine, orduya ve servete dayandığını açıklayabileceksin.
- Augustus'un düzenini «cumhuriyetin yeniden kurulması» olarak gören çağdaş anlatım ile onu gizli bir tek adam yönetimi olarak sayan eski ve yeni yorumcuları karşılaştırabileceksin.
Okuma metni
Kanca — yetkilerini geri veren adam
MÖ 27 yılının Ocak ayında, Roma'da senato toplandı. Kürsüde, dört yıl önce Actium açıklarında Antonius'un ve Mısır kraliçesinin gemilerini dağıtmış, Mısır'ı Roma'ya katmış ve artık hiçbir rakibi kalmamış olan otuz beş yaşındaki Octavianus vardı. Senatörler, ondan yeni yetkiler istemesini ya da en azından elindekileri korumasını bekliyordu. Octavianus ise tam tersini yaptı: iç savaşlar boyunca üstlendiği olağanüstü yetkilerin hepsini senatoya ve Roma halkına geri verdiğini açıkladı.
Bu sahneyi iki yüzyıldan fazla sonra anlatan tarihçi Cassius Dio'ya göre salonda karışık duygular vardı. Senatörlerin birkaçı ne olacağını önceden biliyordu ve coşkuyla alkışladı; geri kalanlardan kimi ona inandı, kimi inanmadı, ama hepsi aynı şeyi istedi: Octavianus yönetimi bırakmamalıydı. Sonunda Octavianus, «isteksizce» ikna oldu. Yalnızca en sorunlu eyaletlerin, yani lejyonların büyük bölümünün konuşlandığı sınır bölgelerinin yönetimini on yıllığına üstlenmeyi kabul etti. Üç gün sonra senato ona yeni bir ad verdi: Augustus.
Bu bölümün sorusu bu sahnenin içinde saklı: bütün yetkilerini geri veren bir adam, nasıl olur da ardında dört yüzyıl sürecek bir imparatorluk bırakır?
Bağlam — iç savaşlardan çıkan tek galip
Roma Cumhuriyeti'nin son yüzyılı, ordularıyla Roma'ya yürüyen komutanların ve birbirini izleyen iç savaşların yüzyılıydı. Sulla, Pompeius ve Sezar, her biri bir süre için devletin tek hâkimi olmuştu. Ama hiçbiri kalıcı bir düzen kuramamıştı: Sulla çekilmiş ve eserinin kısa sürede dağıldığını görmüştü; Sezar ise kendini ömür boyu diktatör ilan ettikten birkaç hafta sonra senato salonunda öldürülmüştü.
Octavianus, Sezar'ın kız kardeşinin torunuydu ve vasiyetiyle evlat edinilmişti. On dokuz yaşında, hiçbir resmî görevi yokken kendi ordusunu toplamış; Marcus Antonius ve Lepidus ile birlikte ölüm listeleri asan İkinci Triumvirlik'in üyesi olmuştu. MÖ 31'de Actium'daki zaferinden ve bir yıl sonra Antonius'un İskenderiye'de ölümünden sonra, Akdeniz dünyasının bütün ordularına tek başına komuta ediyordu. Elinde, Mısır'ın hazinesinden gelen muazzam bir servet vardı.
Sorun, gücü ele geçirmek değil, onu nasıl elde tutacağıydı. Sezar'ın ölümü açık bir dersti: Roma'nın seçkinleri, kral ya da ömür boyu diktatör gibi görünen birine katlanmıyordu. Öte yandan, gücü gerçekten bırakmak, yeni bir iç savaşı davet etmek demekti. Octavianus'un bulduğu çözüm, eski kurumları kaldırmak yerine onların içine yerleşmekti.
Gelişme — MÖ 27 ve MÖ 23: yetkilerin toplanması
MÖ 27 düzenlemesi, ilk bakışta bir geri çekilmeydi. Eyaletler ikiye ayrıldı. Uzun süredir barış içinde olan ve az asker barındıran eyaletler, örneğin Sicilya, Makedonya ya da Asya, senatonun yönetimine bırakıldı; bunların valilerini eskisi gibi kura belirliyordu. İspanya'nın büyük bölümü, Galya, Suriye ve Mısır gibi lejyonların konuşlandığı eyaletler ise Augustus'un yönetimine verildi. Onları Augustus'un kendi seçtiği temsilciler yönetecekti.
Her imparatorluk eyaleti bir lejyon üssüydü; bu düzenleme, Roma'nın ordusunun büyük bölümünü Augustus'a bağladı; ama bunu bir unvanla değil, bir eyalet yönetimiyle yaptı. Augustus'un bu dönemdeki gücünün bir başka dayanağı da her yıl konsül seçilmesiydi: MÖ 31'den MÖ 23'e kadar her yıl bu makamı taşıdı. Ama bu da bir sorundu. Her yıl iki konsülden birinin hep aynı kişi olması, senatörlerin en yüksek makama ulaşma şansını yarıya indiriyor ve cumhuriyetin görünümüne gölge düşürüyordu.
MÖ 23'te Augustus ağır bir hastalık geçirdi. Öleceğini düşünerek devletin belgelerini meslektaşı konsüle, mührünü ise en güvendiği komutanı Agrippa'ya verdi. İyileştikten sonra ikinci büyük düzenlemeyi yaptı: konsüllükten çekildi. Karşılığında iki yetki aldı. Birincisi, halkın koruyucusu tribünlerin yetkisiydi, ama tribünlük makamının kendisi değil.
İkincisi, eyaletler üzerinde ömür boyu geçerli bir komuta yetkisiydi. Cassius Dio'ya göre bu yetki Roma kentine girildiğinde de düşmüyordu ve her eyalette, oranın valisininkinden daha üstündü. Bu tribunluk yetkisi, Augustus'a Roma'nın içinde halkın koruyucusu olarak davranma hakkı; komuta yetkisi ise imparatorluğun bütün ordularının üstünde durma hakkı veriyordu.
Dönüş noktası — ordu artık devletin ordusu
Cumhuriyetin son yüzyılının asıl sorunu, askerlerin komutanlarına bağlanmasıydı. Askerler, terhis olunca toprak ya da para bekliyor, bunu onlara sağlayacak komutanın peşinden gidiyordu. Augustus bu sorunu, ordunun kendisini yeniden kurarak çözdü.
Actium'dan sonra iç savaşlardan kalan dağınık ordular küçültüldü; yaklaşık yirmi sekiz lejyonluk sürekli bir ordu, imparatorluğun sınırlarına yerleştirildi. Augustus Res Gestae'de, kendisine bağlılık yemini eden yaklaşık beş yüz bin yurttaştan üç yüz binden fazlasını kolonilere yerleştirdiğini ya da parayla evlerine gönderdiğini yazar. Askerlik artık bir meslekti: MS 5'te lejyon askerlerinin hizmet süresi yirmi yıl olarak belirlendi.
En önemli adım MS 6'da atıldı. Augustus, terhis olan askerlerin ödemelerini karşılamak için ayrı bir kasa kurdu ve ilk parasını kendi servetinden koydu; kasa bundan sonra yirmide bir oranında bir miras vergisiyle beslenecekti.
Bu kurum, cumhuriyetin son yüzyılını belirleyen döngüyü kırdı. Asker artık terhis ödemesini bir komutandan değil devletten alıyordu; ama devletin başında da yalnızca bir kişi vardı. Bunun yanında, Roma ve çevresinde konuşlanan ve doğrudan Augustus'a bağlı muhafız birlikleri, praetor muhafızları kuruldu. Cumhuriyet döneminde Roma kentinin içinde silahlı birlik bulundurmak düşünülemezdi; bu birlikler, sonraki imparatorların hem koruyucusu hem de zaman zaman katili olacaktı.
Yaygın yanlış«Augustus kendini imparator ilan etti ve senatoyu kaldırdı.»
Augustus hiçbir zaman «imparatorluğu» kuran bir yasa çıkarmadı; senato, konsüller, meclisler ve seçimler varlığını sürdürdü. Gücü, cumhuriyetten devralınmış yetkilerin tek bir kişide toplanmasına, ordunun ve hazinenin kontrolüne dayanıyordu. Kendisine verilen en yüksek sıfat, «imparator» değil princeps, yani «birinci yurttaş» idi.
Cevap — bir unvan değil, bir yetkiler bütünü
Augustus bir cumhuriyeti imparatorluğa, tek bir hamleyle değil, kırk yılı aşkın bir süre boyunca atılmış bir dizi adımla çevirdi. Tek bir unvan ya da yasa yerine, cumhuriyetin farklı makamlarına ait yetkileri kendi elinde topladı: tribunluk yetkisi, üstün komuta yetkisi, lejyonların konuşlandığı eyaletlerin yönetimi. MÖ 12'de başrahip, MÖ 2'de «Vatanın Babası» oldu. Bu yetkilerin her biri tek başına cumhuriyet geleneği içinde anlaşılabilirdi; ama hepsinin aynı kişide ve ömür boyu toplanması, yeni bir şeydi.
Bu düzenin gücü, ordunun ve hazinenin kontrolüne dayanıyordu; meşruluğu ise barışa. Yirmi yıllık iç savaşlardan çıkmış bir kuşak için, düzen ve güvenlik, eski cumhuriyetin siyasi özgürlüklerinden daha değerliydi. Augustus MS 14'te, İtalya'nın Nola kentinde öldüğünde, ardında kırk yılı aşkın bir iktidar ve bir halef bırakmıştı: üvey oğlu Tiberius. Artık devletin başında bir kişinin olması, yeni bir kuşağın tanıdığı tek düzen olmuştu.
Bugünle bağ — biçim ve gerçek
Bugün kullandığımız birçok sözcük bu dönemden gelir. Komutanlara verilen imperator unvanı, zamanla «imparator» anlamına geldi; princeps, Batı dillerindeki «prens» sözcüğünün kaynağı oldu. Yılın sekizinci ayı hâlâ onun adını taşır. Kapı kursunda okuduğumuz, Ankara'daki tapınağın duvarlarına kazınmış Res Gestae, Augustus'un kendi anlatısının imparatorluğun her köşesine nasıl ulaştırıldığını gösterir.
Ama asıl miras, bir yöntemdir. Augustus, bir yönetimin biçimi ile gücün gerçekte kimde toplandığı arasında büyük bir fark olabileceğini gösterdi. Kurumlar, adlar ve törenler aynı kalırken, kararların nerede verildiği tamamen değişebilir. Bir yönetimi incelerken yalnızca yasalarına değil, orduyu, parayı ve atamaları kimin kontrol ettiğine bakmak, Augustus'tan beri tarihçinin temel sorularından biridir.
Birincil kaynak
Tacitus, Augustus'un ölümünden yaklaşık bir asır sonra yazdığı Annales'in başında, onun iktidarının nasıl kurulduğunu şöyle özetler:
[...] then, dropping the title of triumvir, and giving out that he was a Consul, and was satisfied with a tribune's authority for the protection of the people, Augustus won over the soldiers with gifts, the populace with cheap corn, and all men with the sweets of repose, and so grew greater by degrees, while he concentrated in himself the functions of the Senate, the magistrates, and the laws. He was wholly unopposed, for the boldest spirits had fallen in battle, or in the proscription [...]
Türkçesi: […] triumvir unvanını bırakıp kendini konsül olarak tanıtarak ve halkın korunması için bir tribün yetkisiyle yetindiğini söyleyerek Augustus, askerleri armağanlarla, halkı ucuz tahılla, herkesi de huzurun tatlılığıyla kazandı; böylece senatonun, yöneticilerin ve yasaların işlevlerini kendinde toplarken yavaş yavaş büyüdü. Karşısında hiç kimse yoktu, çünkü en cesur olanlar ya savaşta ya da proskripsiyonlarda ölmüştü […]
Kaynak: Tacitus, Annales, I.2; Wikisource'taki, Alfred John Church ile William Jackson Brodribb'in çevirisine (1876) dayanan İngilizce metin. Türkçesi bizim.
- Tacitus'a göre Augustus askerleri, halkı ve «herkesi» hangi araçlarla kazandı?
- «Yavaş yavaş büyüdü» ifadesi, Augustus'un iktidarının kuruluşu hakkında ne söylüyor? Bu, okuma metnindeki MÖ 27 ve MÖ 23 düzenlemeleriyle nasıl örtüşüyor?
- Tacitus bu satırları, Augustus'tan sonra gelen imparatorların baskıcı yönetimlerini yaşamış bir senatör olarak yazdı. Bu durum, Augustus'un iktidarını anlatışını nasıl etkilemiş olabilir?
Tarihçiler Tartışıyor
- Ronald Syme (1939) — Augustus'un iktidarını bir «devrim» olarak yorumladı: Octavianus, eski seçkinlerin yerine kendi taraftarlarından, İtalyan şehirlerinin yeni zenginlerinden ve askerlerden oluşan bir çevre kurdu; «cumhuriyetin yeniden kurulması» söylemi bu gücün üzerine örtülmüş bir perdeydi. Kitabın, Avrupa'da diktatörlüklerin yükseldiği yıllarda yazıldığı da hep hatırlatılır.
- Fergus Millar (1973) — Triumvirlikten Augustus'un düzenine geçişi, hukuki biçimlerin ve çağdaşların algısının içinden okumayı önerdi; MÖ 28–27 düzenlemelerinin çağdaşlar için gerçek bir anlam taşıdığını, cumhuriyet kurumlarına dönüşün boş bir gösteri olarak görülmemesi gerektiğini savundu.
- Andrew Wallace-Hadrill (1982) — İmparatorun, bir kral gibi değil «yurttaşlar arasında bir yurttaş» gibi davranmasının, yani mütevazı görünmesinin, senatörlerle eşit ilişki kurmasının, sistemin ideolojik bir zorunluluğu olduğunu gösterdi; imparatorluğun, yurttaş ile kral arasındaki bu belirsizlik üzerinde durduğunu savundu.
- Karl Galinsky (1996) — Augustus döneminin kültürünü, yukarıdan dayatılan bir propaganda olarak değil, toplumla bir tür karşılıklı etkileşim olarak yorumladı; Augustus'un gücünün, resmî yetkilerden çok, kişisel saygınlığına ve yarattığı yeni değerler düzenine dayandığını vurguladı.
Bu tartışma, «cumhuriyet ne zaman bitti?» sorusunu farklı yerlerden yanıtlıyor. Syme, gücün gerçek kaynaklarına, yani ordulara, servete ve taraftar ağlarına bakıyor ve hukuki biçimleri bir perde olarak görüyor. Millar ve Wallace-Hadrill ise bu biçimlerin boş olmadığını hatırlatıyor: çağdaşlar için onların anlamı vardı ve imparatorun gücü, onlara uyduğu ölçüde kabul görüyordu. Galinsky, soruyu siyasetten kültüre taşıyor. Bu yorumlar birbirini tamamen dışlamıyor: aynı düzen, hem bir güç ilişkisi hem de insanların inanmak istedikleri bir hikâye olabilir.
Derine İn
Augustus'un düzeni hakkındaki bilgilerimizin büyük bölümü, onun kendi anlatısından ya da ondan çok sonra yazılmış eserlerden gelir. Kapı kursunda okuduğumuz Res Gestae, Augustus'un kendi elinden çıkan bir hesap vermedir; burada kendi gücünü yetkiyle değil saygınlıkla, yani auctoritas ile açıklar. Velleius Paterculus, Tiberius döneminde, Augustus'un düzenini içeriden öven bir çağdaştır. Tacitus ve Suetonius ise yaklaşık bir asır sonra, Cassius Dio iki asır sonra yazmıştır. Aynı olaylar, bu yazarların her birinde farklı bir ışık altında görünür.
Tacitus'un Augustus'un cenazesini anlatışı, bu farkı çarpıcı biçimde gösterir. Annales'in dokuzuncu ve onuncu bölümlerinde, «akıllı insanların» Augustus'un hayatı hakkında birbirine zıt iki yargısını yan yana koyar. Birinci görüşe göre Augustus'u iç savaşa, babasına duyduğu bağlılık ve devletin zorunlulukları sürüklemişti; ülkeyi kurtarmanın tek yolu bir kişinin yönetimiydi, ama devlet ne bir krallık ne de bir diktatörlük olarak, bir princeps yönetimi olarak örgütlenmişti. İkinci görüşe göre ise bağlılık ve zorunluluk yalnızca bir maskeydi; asıl neden iktidar hırsıydı ve ardından gelen barış «kanla lekelenmiş bir barıştı». Tacitus, iki görüşü de aktarır ve hangisine inandığını açıkça söylemez; ama ikinci görüşe daha uzun yer vermesi ve onu sona koyması, okuruna bir işaret gibidir.
Augustus'un düzeninin en zayıf yanı, halefin nasıl belirleneceğiydi. Cumhuriyet kurumları içinde meşrulaşan bir güç, babadan oğula geçen bir mülk gibi devredilemezdi; ama Augustus'un, düzenin kendisinden sonra sürmesi için bir halef hazırlaması gerekiyordu. Bu arayış, onun ailesini adeta bir halef deposuna çevirdi. Önce kız kardeşinin oğlu Marcellus'u kızı Iulia ile evlendirdi; ama Marcellus MÖ 23'te genç yaşta öldü. Ardından Iulia'yı Agrippa ile evlendirdi ve onların iki oğlunu, Gaius ile Lucius'u evlat edindi. Agrippa MÖ 12'de, iki genç de MS 2 ve MS 4'te öldü. Sonunda, karısı Livia'nın önceki evliliğinden olan oğlu Tiberius'u evlat edindi ve ona tribunluk yetkisini paylaştırdı. Tacitus, bu ölümlerin bir kısmının ardında Livia'nın hilesi olduğu söylentisini aktarır; ama bu, kanıtlanabilir bir iddia değil, sonraki kuşakların anlattığı bir söylentidir.
Bu arayışın sonucu, sonraki yüzyıllar için belirleyici oldu. Augustus'un düzeninde hiçbir zaman yazılı bir veraset kuralı olmadı; her imparator, halefini evlat edinme, yetki paylaştırma ve ordunun desteğiyle belirlemeye çalıştı. Bu belirsizlik, sonraki yüzyıllarda defalarca iç savaşa ve orduların imparator seçmesine yol açacaktı. Augustus'un iç savaşları bitirmek için kurduğu düzen, kendi içinde yeni iç savaşların tohumunu da taşıyordu.
Son olarak, Augustus'un düzeni yalnızca Roma'daki senatörler için değil, eyaletlerdeki halklar için de anlam taşıyordu. Tacitus bile, eyaletlerin bu değişikliği hoş karşıladığını kabul eder: senatonun ve halkın yönetiminden, yani güçlü adamların çekişmelerinden ve valilerin açgözlülüğünden bıkmışlardı. Doğu eyaletlerinde, Augustus'a ve Roma'ya adanmış tapınaklar yükseldi; Ankara'daki tapınak da bunlardan biridir. Roma'daki senatörlerin kaybettiği siyasi özgürlük, eyaletlerdeki pek çok insan için daha düzenli bir yönetim anlamına gelmiş olabilir.
Uzman Notu
Temel literatür
- Cassius Dio, Roman History, çev. Earnest Cary, cilt VI (Loeb Classical Library, 1917), LacusCurtius.
- Ronald Syme, The Roman Revolution (Oxford: Clarendon Press, 1939).
- Fergus Millar, «Triumvirate and Principate», Journal of Roman Studies 63 (1973), 50–67.
- Andrew Wallace-Hadrill, «Civilis Princeps: Between Citizen and King», Journal of Roman Studies 72 (1982), 32–48.
- Karl Galinsky, Augustan Culture: An Interpretive Introduction (Princeton: Princeton University Press, 1996).
- Werner Eck, The Age of Augustus, çev. Deborah Lucas Schneider (Oxford: Blackwell, 2003).
Arşiv ve kaynak
Tacitus'un Annales'i, Church ve Brodribb çevirisine dayanan metinle Wikisource'ta; Cassius Dio'nun Roma Tarihi ile Velleius Paterculus'un eseri, Loeb çevirileriyle Bill Thayer'in LacusCurtius sitesinde okunabiliyor. Augustus'un Res Gestae'sinin en eksiksiz kopyası, Ankara'daki Augustus Tapınağı'nın duvarlarındadır. Augustus döneminin sikkeleri ve yazıtları, onun kendini nasıl sunduğunu gösteren en doğrudan kaynaklardır.
Açık sorular
- Augustus, MÖ 27'de nasıl bir düzen kuracağını baştan planlamış mıydı, yoksa düzen yıllar içinde, karşılaştığı sorunlara verilen cevaplarla mı biçimlendi?
- Çağdaşlar, «cumhuriyetin yeniden kurulması» söylemine gerçekten inanıyor muydu?
- Augustus'un düzeni, senatörler için bir özgürlük kaybı, eyalet halkları için ise bir kazanç mıydı?
Mini sınav
- (Hedef 1) Octavianus'a senato tarafından «Augustus» adı hangi yılda verildi? A) MÖ 44 B) MÖ 31 C) MS 14 D) MÖ 27
- (Hedef 2) Augustus'a MÖ 23'te ömür boyu verilen ve halk tribünlerinin yetkilerini makamın kendisini taşımadan kullanma hakkı sağlayan yetkiye ne ad verilir? A) Diktatörlük B) Tribunluk yetkisi C) Sansörlük D) Konsüllük
- (Hedef 2) MS 6'da kurulan ve emekli askerlerin terhis ödemelerini karşılayan kurum hangisidir? A) Askeri hazine B) Praetor muhafızları C) Senato hazinesi D) İmparatorluk eyaleti
- (Hedef 3) Tacitus'a göre Augustus halkı hangi araçla kazandı? A) Yeni topraklarla B) Seçim hakkıyla C) Ucuz tahılla D) Gladyatör oyunlarıyla
- (Hedef 3) Augustus'un iktidarını bir «devrim» olarak yorumlayan ve «cumhuriyetin yeniden kurulması» söylemini bir perde olarak gören tarihçi kimdir? A) Karl Galinsky B) Ronald Syme C) Fergus Millar D) Andrew Wallace-Hadrill
Açık uçlu soru
(Hedef 3) Augustus'un düzenini iki farklı antik tanığın gözünden karşılaştır: Velleius Paterculus'un «cumhuriyetin eski biçimi yeniden kuruldu» anlatımı ve Tacitus'un Augustus'un «yavaş yavaş büyüdüğünü» ve yetkileri kendinde topladığını söyleyen özeti. Ardından Syme'ın ve Wallace-Hadrill'in yorumlarından hangisinin bu iki tanığı daha iyi açıkladığını gerekçeleriyle tartış.
Cevaplar
- D — «Augustus» adı MÖ 27'de verildi.
- B — Bu yetkiye tribunluk yetkisi denir.
- A — Bu kurum askeri hazinedir.
- C — Tacitus'a göre halk ucuz tahılla kazanıldı.
- B — Bu yorum Ronald Syme'a aittir.
Güçlü bir cevap, Velleius'un olaylara yakın ama iktidarın içinden yazan bir tanık olduğunu, Tacitus'un ise bir asır sonra, sonraki imparatorların baskısını yaşamış bir senatör olarak yazdığını belirtir. Syme'ın yorumunun Tacitus'un şüpheciliğine, Wallace-Hadrill'in yorumunun ise Velleius'un anlattığı biçimlerin neden önemli olduğuna daha iyi uyduğunu gösterir ve iki yorumun birbirini tamamlayabileceğini tartışır.
Sonraki bölüme köprü
Augustus'un düzeni, iç savaşları bitirme vaadi üzerine kurulmuştu ve kendisi bu vaadin kanıtını, savaş bittiğinde kapanan bir tapınağın kapılarında gösterdi. Sonraki bölüm, bu vaadin iki yüzyıl boyunca nasıl yaşandığını soruyor: korsansız bir denizde yolculuk eden bir filozof, İspanyol zeytinyağının kırık kaplarından yükselen bir tepe, ama sınırın öte yanında, Roma'nın «barış» dediği şeye başka bir ad veren insanlar.