Öğrenme hedefleri
- Roma'nın MÖ dördüncü ve üçüncü yüzyıllarda Latium'dan başlayarak İtalya yarımadasının büyük bölümüne nasıl egemen olduğunu, başlıca savaşları ve dönemeçleriyle sıralayabileceksin.
- Roma'nın İtalya'yı yönetmek için kurduğu müttefiklik düzenini, kolonileri ve yolları, fethin kalıcı olmasını sağlayan araçlar olarak açıklayabileceksin.
- Roma'nın genişlemesinin nedenlerini, Roma'nın saldırganlığını vurgulayan ve onu dönemin genel savaş ortamı içinde gören yorumları karşılaştırarak tartışabileceksin.
Okuma metni
Kanca — bir kralın hesap hatası
MÖ 280 ile 279 arasında, İtalya'nın güneyinde, Epeiros kralı Pyrrhos iki kez Roma ordularını yendi. Pyrrhos, Büyük İskender'in akrabasıydı; Helenistik dünyanın en ünlü komutanlarından biriydi ve yanında savaş filleri getirmişti. Romalılar filleri daha önce hiç görmemişti. İki savaşın ikisinde de Pyrrhos kazandı. Ama Plutarkhos'un anlattığına göre, ikinci zaferinden sonra onu kutlamaya gelen birine, böyle bir zafer daha kazanırsa büsbütün mahvolacağını söyledi.
Pyrrhos'un yakın danışmanı Kineas, Roma'ya barış görüşmeleri için gitmiş ve orada gördüklerinden çok etkilenmişti. Plutarkhos'a göre Kineas, Roma senatosunun ona bir krallar meclisi gibi göründüğünü, Roma'nın asker kaynağının ise Herakles'in bir başını kestikçe iki başı çıkan Lerna yılanına, Hydra'ya benzediğini söyledi. Bir savaşı kazanıp bir düşmanı yenemeyen kralın bu deneyimi, bu bölümün sorusunu açıyor: Tiber kıyısındaki bir şehir, yarımadanın dört bir yanındaki halklara nasıl egemen oldu, ve onları neden bir arada tutabildi?
Bağlam — kuşatılmış bir şehirden bölgesel bir güce
MÖ beşinci yüzyılın sonunda Roma, Latium'daki pek çok şehirden biriydi ve hâlâ yakın komşularıyla savaşıyordu. Bunların en güçlüsü, Tiber'in öbür yakasındaki Etrüsk şehri Veii'ydi. Livius'a göre on yıl süren bir kuşatmadan sonra, MÖ 396'da, komutan Camillus Veii'yi ele geçirdi. Roma'nın toprakları bir anda neredeyse iki katına çıktı.
Ama kısa süre sonra Roma, tarihinin en büyük felaketlerinden birini yaşadı. MÖ 390 dolaylarında, kuzeyden gelen Kelt savaşçılar, Galyalılar, Allia ırmağının kıyısında Roma ordusunu dağıttı ve şehri yağmaladı. Roma'nın geleneği, Galya önderi Brennus'un, fidyeyi tartarken teraziye kılıcını da atıp «Vay yenilenlerin hâline!» dediğini anlatır. Bu yenilgi, Romalıların belleğinde derin bir iz bıraktı. Ama Roma kısa sürede toparlandı, şehrin çevresine taş surlar yaptı ve Latium'daki üstünlüğünü yeniden kurdu.
MÖ 340'ta, Roma'nın Latin müttefikleri, Roma'nın artan gücüne karşı ayaklandı. İki yıl süren savaşı Roma kazandı. Savaştan sonra Roma'nın yaptığı düzenleme, İtalya'yı nasıl yöneteceğinin ilk örneği oldu.
Gelişme — Samnitler ve dağlar
Latium'daki üstünlüğünü sağlamlaştıran Roma, güneyde, Apenin dağlarında, Samnium denen bölgede yaşayan savaşçı Samnit halklarıyla karşılaştı. Samnitlerle yarım yüzyılı aşkın bir süre, MÖ 343 ile 290 arasında, üç büyük savaş yapıldı. Bu savaşlarda Roma, ağır yenilgiler de aldı. MÖ 321'de, Caudium yakınındaki dar bir geçitte, Samnitler bütün bir Roma ordusunu kuşattı ve teslim olmaya zorladı. Livius'a göre teslim olan Romalı askerler, boyunduruk biçiminde dikilmiş mızrakların altından eğilerek geçmek zorunda bırakıldı; bu, en büyük aşağılanmalardan biriydi.
Ama Roma yenilgilerden sonra da savaşmayı sürdürdü. MÖ 295'te, Sentinum'da, Samnitlerin, Galyalıların, Etrüsklerin ve Umbriyalıların birleşik ordusunu yendi. Bu zafer, İtalya'nın geleceğini belirledi; Roma'ya karşı birleşebilecek son büyük ittifak dağılmıştı.
Roma'nın bu savaşlardaki başarısı, yalnızca savaş alanında değil, savaşların arasında yaptıklarında da yatıyordu. Roma, fethettiği bölgelerin stratejik noktalarına, kendi yurttaşlarından ve Latin müttefiklerinden oluşan yerleşimciler gönderdi.
Koloniler, yollarla birbirine ve Roma'ya bağlandı.
Dönüş noktası — Pyrrhos ve güney İtalya
MÖ üçüncü yüzyılın başında, güney İtalya'daki zengin Yunan şehri Tarentum, Roma'nın yayılmasından kaygılanıyordu. Tarentum, Roma ile bir anlaşmazlığa düşünce, yardım için Yunanistan'dan Epeiros kralı Pyrrhos'u çağırdı. MÖ 280'de Heraclea'da ve MÖ 279'da Asculum'da, Pyrrhos'un falanksı ve filleri Roma ordularını yendi. Ama her iki savaşta da Pyrrhos çok sayıda deneyimli askerini kaybetti.
Pyrrhos'un zaferlerinden sonra bile Roma barış yapmayı reddetti. Plutarkhos'a göre yaşlı ve kör Appius Claudius Caecus, senatoya taşınarak, bir düşman ordusu İtalya'dayken barış görüşmesi yapılmayacağını savunan ateşli bir konuşma yaptı. Pyrrhos bir süre Sicilya'da Kartacalılara karşı savaştıktan sonra İtalya'ya döndü; ama MÖ 275'te, Beneventum yakınında, konsül Manius Curius Dentatus'un ordusu karşısında başarılı olamadı ve İtalya'dan ayrıldı. MÖ 272'de Tarentum teslim oldu. MÖ 264'e gelindiğinde, İtalya'nın Po ovasının güneyindeki bütün toprakları Roma'nın egemenliğindeydi.
Yaygın yanlış«Roma, İtalya'yı hızla fethetti ve fethettiği halkları Romalı yaptı» diye düşünülür.
Oysa Roma'nın İtalya'daki üstünlüğü, iki yüzyıla yayılan, ağır yenilgilerle kesintiye uğrayan uzun bir sürecin sonucuydu. Fethedilen halkların çoğu Roma yurttaşı yapılmadı; kendi dillerini, yasalarını ve yönetimlerini koruyan müttefikler olarak kaldılar. Pompeii gibi şehirlerde, Roma egemenliğinin başlamasından yüzyıllar sonra da Oskça yazıtlar yazılıyordu. İtalya'nın halkları, ancak MÖ birinci yüzyılda, Roma'ya karşı bir savaştan sonra Roma yurttaşlığı elde edebildi.
Cevap — bir müttefikler ağı
Peki iki yüzyıllık bu fethi kalıcı kılan, onu bir dizi zaferden bir düzene dönüştüren neydi? Cevabın merkezinde, Roma'nın yenilen halklarla kurduğu ilişki var. Roma, fethettiği halkların çoğundan vergi almadı; onun yerine onları müttefik yaptı.
Bu düzenin gücü, asker sağlamasındaydı. Roma her savaşta, kendi yurttaşlarının yanında müttefiklerin askerlerini de kullanabiliyordu. Müttefikler de, Roma'nın zaferlerinden ganimet ve toprak paylarıyla yararlanıyordu. Bir müttefik için Roma'nın yanında savaşmak, ona karşı savaşmaktan çok daha kazançlıydı. Roma, ayrıca farklı halklara farklı haklar tanıdı: bazılarına tam yurttaşlık, bazılarına oy hakkı olmayan yurttaşlık, bazılarına yalnızca müttefiklik verdi. Bu basamaklı düzen, her halkın Roma'ya daha yakın bir yere yükselme umudunu canlı tuttu; bu umut, ayaklanmanın bedelini ağırlaştırıyor, sadakatin getirisini artırıyordu.
Bugünle bağ — İtalya'nın yolları
Roma'nın İtalya'ya döşediği yollar, bugün de İtalya'nın ulaşım ağının temelini oluşturuyor. Via Appia'nın Roma'nın hemen dışındaki bölümü, antik taşlarıyla bugün de yürünebiliyor; yolun kenarında Roma dönemine ait mezarlar sıralanıyor. İtalya'nın pek çok modern şehri, Roma'nın kurduğu kolonilerin üzerinde yükseliyor. Ama bu ortak yolların ve şehirlerin arasında, İtalya'nın bölgeleri, dilleri ve gelenekleri bugün de birbirinden farklı. Roma'nın kurduğu birlik, bu çeşitliliği silmedi, onu bir ağın içine yerleştirdi.
Birincil kaynak
Plutarkhos, Pyrrhos'un Asculum'daki savaştan sonraki durumunu şöyle anlatır:
The armies separated; and, it is said, Pyrrhus replied to one that gave him joy of his victory, that one other such would utterly undo him. For he had lost a great part of the forces he brought with him, and almost all his particular friends and principal commanders; there were no others there to make recruits, and he found the confederates in Italy backward. On the other hand, as from a fountain continually flowing out of the city, the Roman camp was quickly and plentifully filled up with fresh men, not at all abating in courage for the losses they sustained […].
Türkçesi: Ordular ayrıldı; ve anlatıldığına göre, Pyrrhos zaferini kutlayan birine, böyle bir zafer daha kazanırsa büsbütün mahvolacağını söyledi. Çünkü yanında getirdiği kuvvetlerin büyük bir kısmını, özel dostlarının ve başlıca komutanlarının neredeyse hepsini kaybetmişti; yerlerine asker toplayacak başka kimse yoktu ve İtalya'daki müttefiklerini de isteksiz buldu. Öte yandan, sürekli akan bir kaynaktan gelir gibi, Roma ordugâhı şehirden gelen taze adamlarla hızla ve bol bol doluyordu; bu adamların cesareti uğradıkları kayıplarla hiç azalmıyordu […].
Kaynak: Plutarkhos, Pyrrhos, 21; John Dryden'ın A. H. Clough tarafından gözden geçirilen İngilizce çevirisi, Project Gutenberg. Türkçesi bizim.
- Pyrrhos, zaferine rağmen neden kendini tehlikede görüyordu?
- Plutarkhos, Roma'nın asker kaynağını «sürekli akan bir kaynağa» benzetiyor. Bu benzetme, Roma'nın İtalya'da kurduğu düzen hakkında ne anlatıyor?
- Plutarkhos, Pyrrhos'un sözünü «anlatıldığına göre» diye aktarıyor ve hemen öncesinde, başka bir tarihçinin savaşın sonucunu farklı anlattığını belirtiyor. Bu çekinceler, ünlü bir sözün tarihsel güvenilirliği hakkında ne düşündürüyor?
Tarihçiler Tartışıyor
- E. T. Salmon (1967) — Samnitlerin tarihini, Roma'nın düşmanları olarak değil, kendine özgü kurumları ve kültürü olan bir halk olarak inceledi; Roma'nın İtalya'yı fethinin, direnen halkların açısından da anlatılması gerektiğini gösterdi.
- William V. Harris (1979) — Roma'nın sürekli savaşmasının nedenini, Roma toplumunun kendisinde aradı; soyluların zafer ve ün için savaşa ihtiyaç duyduğunu, halkın da ganimetten ve topraktan yararlandığını, bu yüzden Roma'nın alışılmadık derecede saldırgan bir toplum olduğunu savundu.
- Arthur Eckstein (2006) — Harris'in görüşüne karşı çıktı; antik Akdeniz'de bütün devletlerin sürekli savaş içinde olduğunu, Roma'nın komşularından daha saldırgan olmadığını, onu başarılı kılanın asıl olarak müttefiklerini ve insan gücünü örgütleme yeteneği olduğunu savundu.
- Kathryn Lomas (2017) — Roma'nın yükselişini İtalya'nın geniş tarihi içinde anlattı; Etrüsklerin, Samnitlerin ve Yunan şehirlerinin kendi gelişmelerini vurgulayarak, Roma'nın fethini, birbirine bağlı bir İtalya dünyasının içinde gerçekleşen bir süreç olarak inceledi.
Tartışmayı yönlendiren iki soru, Roma'nın neden bu kadar çok savaştığı ve neden kazandığı sorularıdır. Harris, cevabı Roma toplumunun savaşçı değerlerinde buluyor. Eckstein ise dikkati çevreye çeviriyor: herkes savaşıyordu, Roma yalnızca daha iyi örgütlenmişti. Salmon ve Lomas, soruyu farklı bir açıdan soruyor: Roma'nın fethi, yenilen halklar için ne anlama geliyordu, ve İtalya'nın öteki halkları bu süreçte nasıl bir rol oynadı? Bu yaklaşımlar, Roma'nın başarısını hem içeriden hem de dışarıdan açıklamaya çalışıyor.
Derine İn
Roma'nın İtalya'daki egemenliğini anlatan kaynakların neredeyse tamamı Romalıdır ya da Roma yanlısıdır. Livius, bu dönemi olaylardan üç yüz yıl sonra yazdı ve kaynaklarının pek çoğu, Roma'nın zaferlerini büyüten aile geleneklerine dayanıyordu. Samnitler, Etrüskler ya da Galyalılar, kendi bakış açılarını anlatan tarih eserleri bırakmadı. Bu yüzden tarihçiler, bu halkların deneyimini büyük ölçüde arkeolojiden, yazıtlardan ve Roma kaynaklarının satır aralarından çıkarmak zorunda.
Caudium boyunduruğunun öyküsü, Roma tarih yazımının nasıl çalıştığını gösteren iyi bir örnektir. Livius'a göre Roma, bu aşağılayıcı teslimiyetten sonra yapılan anlaşmayı tanımadı; teslimiyeti kabul eden komutanları Samnitlere geri gönderdi ve savaşı sürdürdü. Livius, sonraki yıllarda Romalıların Samnitlere aynı aşağılamayı yaşattığını da anlatır. Pek çok tarihçi, bu «intikam» öyküsünün, bir yenilginin acısını hafifletmek için sonradan eklenmiş olabileceğini düşünüyor. Böyle öyküler, Roma'nın yenilgileri bile bir sonraki zaferin başlangıcı olarak anlatma alışkanlığını yansıtıyor; bu alışkanlık, Roma'nın kendi tarihine bakışının bir parçasıydı.
Roma'nın yurttaşlık düzeni, antik dünya için alışılmadık bir esneklik taşıyordu. Yunan şehirleri, yurttaşlığı genellikle doğuma bağlı sıkı bir ayrıcalık olarak görüyor, yabancılara nadiren veriyordu. Roma ise yenilen halkların bir kısmını yurttaş yapabiliyor, azat edilen kölelerin çocuklarını da yurttaş sayıyordu. Livius'un aktardığı bir konuşmada, Latin savaşından sonra bir konsül, senatoya atalarının örneğini izleyerek yenilenleri yurttaş yapmayı önerir ve uyrukların boyun eğmekten hoşnut olduğu bir yönetimin en güvenli yönetim olduğunu söyler. Bu esneklik, Roma'nın insan gücünü sürekli artırdı. Ama aynı zamanda, yurttaşlığın bir ödül olarak görülmesi, onu elde edemeyen müttefiklerin zamanla hoşnutsuzluğunu da artıracaktı.
Galyalıların Roma'yı yağmalaması da, Roma geleneğinin bir yenilgiyi nasıl yeniden yazdığını gösteren bir örnektir. Livius'un anlatısında, Galyalılar fidyeyi alırken sürgündeki Camillus tam zamanında ordusuyla gelir, altını geri alır ve Galyalıları yener; Roma'nın onuru kurtarılmış olur. Oysa Polybios, bundan çok daha sade bir öykü anlatır: Galyalılar Capitolium dışında bütün şehri ele geçirmiş, ama kendi topraklarının Venetler tarafından istila edildiği haberini alınca Romalılarla anlaşıp şehri geri vermiş ve evlerine dönmüştü. Polybios'un anlatısında Camillus'un kahramanca kurtarışı yoktur. Pek çok tarihçi, Camillus öyküsünün, yenilginin utancını silmek için sonradan eklendiğini düşünüyor. Bu karşılaştırma, aynı olayın iki antik anlatısını yan yana koymanın, bir efsanenin nasıl doğduğunu görmek için ne kadar yararlı olduğunu gösteriyor.
Pyrrhos'un savaşları, Roma'nın ilk kez Helenistik dünyanın bir ordusuyla karşılaşmasıydı. Romalılar, Pyrrhos'un fillerinden ve falanksından savaş teknikleri öğrendi. Pyrrhos'la savaşan Romalılar, onun ordugâhının düzeninden etkilendi. Pyrrhos'un yenilgisi, Helenistik dünyanın da dikkatini Roma'ya çekti; kısa süre sonra Ptolemaios Mısırı, Roma ile dostluk ilişkileri kurdu. Roma, artık İtalya'nın sınırlarını aşan bir güç olarak görülmeye başlamıştı. Birkaç yıl sonra, Sicilya'daki bir anlaşmazlık onu Akdeniz'in batısındaki en büyük deniz gücüyle, Kartaca'yla karşı karşıya getirecekti.
Uzman Notu
Temel literatür
- Livy, The History of Rome, Books I–VIII, çev. D. Spillan (Londra: Henry G. Bohn, 1853).
- Polybius, The Histories of Polybius, çev. Evelyn S. Shuckburgh, 2 cilt (Londra: Macmillan, 1889).
- E. T. Salmon, Samnium and the Samnites (Cambridge: Cambridge University Press, 1967).
- William V. Harris, War and Imperialism in Republican Rome, 327–70 B.C. (Oxford: Clarendon Press, 1979).
- Arthur M. Eckstein, Mediterranean Anarchy, Interstate War, and the Rise of Rome (Berkeley: University of California Press, 2006).
- Kathryn Lomas, The Rise of Rome: From the Iron Age to the Punic Wars (Cambridge, MA: Harvard University Press, 2017).
Arşiv ve kaynak
Livius'un beşinci ile onuncu kitapları, Roma'nın İtalya'daki yükselişinin en ayrıntılı antik anlatısıdır ve Spillan çevirisiyle Project Gutenberg'de okunabiliyor. Plutarkhos'un Pyrrhos ve Camillus biyografileri de aynı yerdedir. Via Appia'nın Roma'nın dışındaki bölümü, bir arkeolojik park olarak korunuyor. Samnit kutsal alanlarının ve şehirlerinin kalıntıları, orta İtalya'nın dağlık bölgelerinde, örneğin Pietrabbondante'de görülebiliyor.
Açık sorular
- Roma gerçekten komşularından daha saldırgan bir toplum muydu?
- Müttefikler, Roma'ya bağlılıklarını bir zorunluluk olarak mı, yoksa bir kazanç olarak mı görüyordu?
- Livius'un anlattığı erken dönem savaşlarının ayrıntılarına ne kadar güvenilebilir?
Mini sınav
- (Hedef 1) Roma'nın on yıllık bir kuşatmadan sonra MÖ 396'da ele geçirdiği Etrüsk şehri hangisidir? A) Veii B) Capua C) Tarentum D) Sentinum
- (Hedef 2) Livius'a göre MÖ 338'de Latin savaşından sonra Roma, yenilen şehirlere nasıl davrandı? A) Hepsini yıktı B) Her birine ayrı ayrı karar vererek kimine yurttaşlık, kimine ceza verdi C) Hepsini aynı koşullarla müttefik yaptı D) Hepsini bağımsız bıraktı
- (Hedef 2) Roma'nın İtalya'daki müttefiklerinin başlıca yükümlülüğü neydi? A) Roma'ya yüksek vergi ödemek B) Latince konuşmak C) Roma'nın savaşlarına asker göndermek D) Roma'da yaşamak
- (Hedef 1) Kazanana çok ağır kayıplar verdiren zaferi anlatan «Pyrrhos zaferi» deyimi, hangi kralın Romalılara karşı kazandığı savaşlardan gelir? A) Brennus'un B) Epeiros kralı Pyrrhos'un C) Hannibal'in D) Samnit kralının
- (Hedef 3) Hangi tarihçi, Roma'nın komşularından daha saldırgan olmadığını, asıl başarısının müttefiklerini ve insan gücünü örgütlemesinde yattığını savundu? A) William V. Harris B) E. T. Salmon C) Livius D) Arthur Eckstein
Açık uçlu soru
(Hedef 3) Roma'nın İtalya'yı ele geçirmesinin nedenlerini, üç tanıklık üzerinden değerlendir: Livius'un Latin savaşından sonraki düzenleme hakkındaki anlatısı, Polybios'un İtalya'nın insan gücüne dair listesi ve Plutarkhos'un Pyrrhos'un sözlerini aktaran anlatısı. Ardından, Harris'in Roma'nın saldırgan bir toplum olduğunu savunan yorumunu ve Eckstein'ın Roma'yı dönemin genel savaş ortamı içinde gören yorumunu yan yana koyarak, bu başarıyı en iyi neyin açıkladığını kendi görüşünle savun.
Cevaplar
- A — Roma, MÖ 396'da Veii'yi ele geçirdi.
- B — Roma, her şehre ayrı ayrı karar vererek kimine yurttaşlık, kimine ceza verdi.
- C — Müttefiklerin başlıca yükümlülüğü asker göndermekti.
- B — Deyim, Epeiros kralı Pyrrhos'un zaferlerinden gelir.
- D — Bu görüşü Arthur Eckstein savundu.
Tutarlı bir değerlendirme, Livius'un anlatısının Roma'nın yenilenleri ayrı ayrı kendine bağlayan esnek bir düzen kurduğunu, Polybios'un listesinin bu düzenin sağladığı devasa insan gücünü, Plutarkhos'un anlatısının ise bu insan gücünün Pyrrhos gibi bir komutanı bile yıprattığını gösterdiğini belirtir. Harris ile Eckstein'ın yorumlarını karşılaştırırken, Roma'nın savaşçı değerlerini ve örgütlenme yeteneğini birlikte değerlendirerek kendi görüşünü gerekçelendirir.
Sonraki bölüme köprü
İtalya'nın ucuna ulaşan Roma'yı Sicilya'dan yalnızca dar bir boğaz ayırıyordu; boğazın öbür yakasında ise Akdeniz'in batısındaki en büyük deniz gücü vardı. Fenikeli tüccarların «yeni şehir» dediği Kartaca, yüzyıllardır bir ticaret ağının başındaydı ve Aristoteles'in övdüğü, yıllık yöneticileri olan bir cumhuriyetti. Ama bu şehri bugün, büyük ölçüde onu yıkan Romalıların anlatısından tanıyoruz. Sonraki bölüm bunu soruyor: Kartacalılar kimdi, ve onlar hakkında gerçekten ne biliyoruz?