Öğrenme hedefleri
- Roma Cumhuriyeti'nin üç temel kurumunu, yani yıllık yöneticileri, senatoyu ve halk meclislerini, görevleri ve birbirleriyle ilişkileri içinde açıklayabileceksin.
- Patriciler ile plebler arasındaki «zümreler çatışması»nın, cumhuriyetin kurumlarını nasıl biçimlendirdiğini değerlendirebileceksin.
- Polybios'un «karma anayasa» yorumunu, Roma'nın gerçek siyasi işleyişiyle karşılaştırarak eleştirel biçimde tartışabileceksin.
Okuma metni
Kanca — şehirden çekilen halk
Livius'un anlattığına göre, cumhuriyetin kuruluşundan yaklaşık on beş yıl sonra, MÖ 494'te, Roma'nın sıradan halkı, yani plebler, olağanüstü bir şey yaptı. Borçları yüzünden köleleştirilmekten, savaşlarda kan döküp karşılığında hiçbir hak alamamaktan bıkan binlerce asker, komutanlarını dinlemeden şehirden çıktı. Roma'nın birkaç kilometre dışındaki bir tepeye, sonradan «Kutsal Tepe» denen yere çekildiler (Livius'un aktardığı başka bir anlatıya göre ise şehrin içindeki Aventinus tepesine), bir ordugâh kurdular ve beklediler. Ne saldırdılar, ne saldırıya uğradılar.
Şehirde panik başladı. Halkın çoğu gitmişti; düşmanlar saldırırsa Roma'yı kim savunacaktı? Senato, halkın sevdiği ve pleb kökenli bir soylu olan Menenius Agrippa'yı ordugâha gönderdi. Menenius'un ne söylediğini ve halkın hangi koşullarla geri döndüğünü aşağıda göreceğiz. Bu olay, Roma'nın siyasi düzeninin nasıl doğduğunu anlatan en ünlü öykülerden biridir. Bu bölüm, bu düzeni soruyor: Roma Cumhuriyeti nasıl yönetiliyordu, ve bu yönetimde kim gerçekten söz sahibiydi?
Bağlam — soylular ve halk
Krallığın kaldırılmasından sonra Roma'yı, önceki bölümde gördüğümüz gibi, soylu aileler yönetiyordu. Roma toplumu, bu dönemde iki büyük gruba ayrılıyordu.
Cumhuriyetin ilk iki yüzyılı, bu iki grup arasındaki uzun bir mücadeleyle geçti. Tarihçiler buna «zümreler çatışması» der. Plebler, borç köleliğine son verilmesini, yasaların yazılı hâle getirilmesini, yöneticiliklere ve rahipliklere girebilmeyi ve kendi meclislerinin kararlarının bütün Roma'yı bağlamasını istiyordu. Bu isteklerin çoğunu, adım adım, bazen şehirden çekilerek, bazen askerlik yapmayı reddederek elde ettiler.
Gelişme — yöneticiler, senato, meclisler
Zamanla Roma'nın kurumları, Yunanlı tarihçi Polybios'un MÖ ikinci yüzyılda gözlemleyip betimlediği biçimi aldı. Bu düzenin üç temel parçası vardı.
Birincisi, yıllık yöneticilerdi. En yüksek yöneticiler, her yıl seçilen iki konsüldü. Onların altında, mahkemeleri yöneten praetorlar, şehrin sokaklarından, pazarlarından ve oyunlarından sorumlu aedilisler, devlet hazinesini yöneten quaestorlar vardı. Beş yılda bir seçilen iki censor, yurttaşların sayımını yapıyor ve senatörlerin listesini düzenliyordu. Olağanüstü bir tehlike anında, en fazla altı aylığına tek bir kişiye, dictator'a tam yetki verilebiliyordu.
İkincisi, senatoydu. Senato, yaklaşık üç yüz üyeden oluşan, çoğunluğu daha önce yöneticilik yapmış soylulardan oluşan bir kuruldu. Senato yasa çıkarmıyordu; ama yöneticilere «öğüt» veriyordu ve bu öğütlere uymamak neredeyse imkânsızdı. Devlet hazinesini, dış ilişkileri ve eyaletlerin yönetimini fiilen senato yönlendiriyordu. Senatonun toplandığı yapı, Forum'daki Curia'ydı.
Üçüncüsü, halk meclisleriydi. Roma yurttaşları, yöneticileri seçmek, yasaları kabul etmek ve savaş ile barış kararlarını onaylamak için meclislerde toplanıyordu. Ama bu meclislerde her yurttaşın oyu eşit değildi. En önemli meclis, ordunun eski düzenine dayanan ve yurttaşları servetlerine göre gruplara ayıran meclisti.
Dönüş noktası — tribünün tek sözcüğü
Zümreler çatışmasının en önemli sonuçlarından biri, halk tribünlerinin gücüydü. Her halk tribünü, tek başına bile, devletin işleyişini durdurabilecek bir yetkiye sahipti. Bir tribün, bir yöneticinin herhangi bir eylemini, hatta senatonun bir kararını, yalnızca «engelliyorum» diyerek durdurabiliyordu.
MÖ beşinci yüzyılın ortasında, pleblerin baskısıyla, Roma'nın yasaları ilk kez yazıya geçirildi ve Forum'da herkesin görebileceği biçimde sergilendi. Bu yasalar, Oniki Levha Yasaları diye anıldı. Artık yasaları yalnızca soylu rahipler bilip yorumlayamayacaktı. MÖ 367'de, geleneğe göre tribün Gaius Licinius'un önerdiği bir yasayla, pleblerin de konsül olabilmesinin yolu açıldı. MÖ 287'de ise dictator Quintus Hortensius'un yasasıyla, pleb meclisinin kararları bütün Roma yurttaşları için bağlayıcı hâle geldi.
Yaygın yanlış«Roma Cumhuriyeti'nde her yurttaş eşit oy hakkına sahipti ve halk kendi kendini yönetiyordu» diye düşünülür.
Oysa en önemli meclislerde oylar grup başına sayılıyordu ve zenginler, sayıca az olmalarına rağmen çok daha fazla gruba sahipti. Zengin gruplar önce oy verdiği için, çoğu zaman yoksulların oy sırası gelmeden sonuç belli oluyordu. Oy kullanmak için Roma'da bulunmak gerekiyordu; uzakta yaşayan yurttaşların çoğu fiilen oy kullanamıyordu. Adaylar da yalnızca belirli bir servete sahip olanlardan çıkabiliyordu. Zümreler çatışmasının sonunda patricilerle plebler arasındaki hukuki ayrım büyük ölçüde kalktı; ama yerini, zengin patrici ve pleb ailelerinden oluşan yeni bir soylu sınıf aldı.
Cevap — dengeli mi, soylu mu?
Öyleyse Roma Cumhuriyeti nasıl yönetiliyordu? Polybios'un gözünde Roma'nın başarısının sırrı, dengeydi: konsüller bir kralın, senato bir aristokrasinin, halk ise bir demokrasinin gücünü taşıyordu; her biri ötekini denetliyor, hiçbiri tek başına her şeye egemen olamıyordu. Polybios'a göre bu karma düzen, Roma'yı öteki devletlerin başına gelen bozulmalardan koruyordu.
Ama bu tablo, gerçek işleyişin yalnızca bir yanıydı. Yöneticiler, hemen her zaman aynı zengin ve soylu ailelerden geliyordu; senato bu ailelerin kuruluydu; meclisler ise zenginlere ağırlık veren bir düzende oy kullanıyordu. Halkın gücü gerçekti, ama sınırlıydı: halk seçiyordu, ama çoğu zaman yalnızca soylular arasından seçiyordu.
Bugünle bağ — senatodan SPQR'a
Roma'nın siyasi sözcükleri bugün hâlâ yaşıyor. «Senato», «veto», «tribün», «cumhuriyet» sözcükleri, pek çok modern devletin kurumlarına ad verdi. Amerika Birleşik Devletleri'nin kurucuları, Polybios'un karma anayasa düşüncesinden etkilendi; yürütme, yasama ve yargı arasındaki denge fikri, kısmen bu antik tartışmaya dayanıyor. Roma'da bugün bile belediyenin rögar kapaklarında «SPQR», yani «Senatus Populusque Romanus», «Roma Senatosu ve Halkı» yazısı okunabiliyor. Bu kısaltma, iki bin yıldır, bir şehrin gücünün soylular ile halk arasında paylaşıldığı iddiasını taşıyor.
Birincil kaynak
Polybios, Roma'nın siyasi düzenini şöyle tanımlar:
As for the Roman constitution, it had three elements, each of them possessing sovereign powers: and their respective share of power in the whole state had been regulated with such a scrupulous regard to equality and equilibrium, that no one could say for certain, not even a native, whether the constitution as a whole were an aristocracy or democracy or despotism. And no wonder: for if we confine our observation to the power of the Consuls we should be inclined to regard it as despotic; if on that of the Senate, as aristocratic; and if finally one looks at the power possessed by the people it would seem a clear case of a democracy.
Türkçesi: Roma'nın siyasi düzenine gelince, bu düzenin her biri egemen yetkilere sahip üç öğesi vardı; bunların bütün devlet içindeki güç payları, eşitlik ve dengeye öylesine titizlikle dikkat edilerek düzenlenmişti ki, hiç kimse, bir Romalı bile, düzenin bütün olarak bir aristokrasi mi, demokrasi mi, yoksa bir tek adam yönetimi mi olduğunu kesin olarak söyleyemezdi. Buna şaşmamak gerekir: çünkü yalnızca konsüllerin gücüne bakarsak onu tek adam yönetimi saymaya eğilim duyarız; senatonun gücüne bakarsak aristokrasi; halkın sahip olduğu güce bakarsak da açıkça bir demokrasi olduğunu düşünürüz.
Kaynak: Polybios, Tarihler, VI.11; E. S. Shuckburgh'ün İngilizce çevirisi (Londra: Macmillan, 1889), Project Gutenberg. Türkçesi bizim.
- Polybios'a göre Roma'nın siyasi düzeninin üç öğesi nelerdir ve her biri hangi yönetim biçimine benzer?
- Polybios, «bir Romalı bile» düzenin ne olduğunu söyleyemezdi diyor. Bu ifade, onun Roma'yı övme amacı hakkında ne düşündürüyor?
- Polybios, Roma'ya rehine olarak götürülmüş ve orada Scipio Aemilianus gibi soylu bir ailenin çevresinde yaşamış bir Yunanlıydı. Bu durum, onun Roma'nın siyasi düzenine bakışını nasıl etkilemiş olabilir?
Tarihçiler Tartışıyor
- Fergus Millar (1998) — Geç cumhuriyet döneminde Forum'daki halk toplantılarını ve konuşmaları inceledi; Roma'da siyasetin önemli bir bölümünün halkın önünde yürütüldüğünü, soyluların halkı ikna etmek zorunda olduğunu ve Roma'nın, çoğu zaman sanıldığından daha fazla demokratik öğe taşıdığını savundu.
- Andrew Lintott (1999) — Roma'nın siyasi kurumlarını ayrıntılı bir incelemeyle yeniden kurdu; Polybios'un karma anayasa kavramını ciddiye alarak, bu kurumların yazılı bir anayasa değil, gelenekler ve teamüllerle işleyen bir düzen olduğunu gösterdi.
- Henrik Mouritsen (2001) — Millar'ın görüşünü eleştirdi; meclislere ve toplantılara katılanların Roma yurttaşlarının yalnızca çok küçük bir bölümü olduğunu, bunların da çoğunlukla soyluların çevresindeki insanlardan oluştuğunu, dolayısıyla Roma'nın özünde bir soylular yönetimi olduğunu savundu.
- Karl-Joachim Hölkeskamp (2010) — Roma siyasetini, kurumların ötesinde, törenler, simgeler ve ortak değerlerden oluşan bir «siyasi kültür» olarak inceledi; soyluların gücünün, halkla aralarındaki karşılıklı saygı ve uzlaşıya dayandığını vurguladı.
Bu tartışmanın merkezinde, Roma'nın ne kadar «demokratik» olduğu sorusu var. Millar, halkın gücünü ve siyasetin açık, kamusal yanını vurguluyor. Mouritsen, bu gücün kâğıt üzerinde kaldığını, gerçek katılımın çok sınırlı olduğunu gösteriyor. Lintott, kurumların yasal yapısına bakarak Polybios'un tablosunu ayrıntılandırıyor. Hölkeskamp ise soruyu değiştiriyor: Roma'yı anlamak için «kim ne kadar oy kullandı» sorusu kadar, soylular ile halkı bir arada tutan ortak törenlere ve değerlere de bakmak gerektiğini söylüyor. Polybios'un betimlediği ölü maskeleri töreni, Hölkeskamp'ın düşündüğü türden bir siyasi kültürün iyi bir örneğidir.
Derine İn
Oniki Levha Yasaları, Roma hukukunun başlangıcı sayılır. Livius, bu yasaların yazılması için MÖ 451'de on kişilik bir kurulun, «decemviri»nin seçildiğini, bu kurulun önce on levha yasa hazırladığını, ertesi yıl iki levha daha eklediğini anlatır. Geleneğe göre bu kurulun başındaki Appius Claudius, sonradan yetkisini kötüye kullanarak bir zorbaya dönüştü ve halkın ikinci kez şehirden çekilmesiyle devrildi. Oniki Levha'nın asıl metni günümüze ulaşmadı; ama sonraki yazarların alıntıladığı parçalardan, bu yasaların borç, miras, aile, mülkiyet ve cezalar gibi gündelik konuları düzenlediği anlaşılıyor. Cicero, çocukluğunda Oniki Levha'yı ezberlediklerini yazar; yasalar, yüzyıllar boyunca Roma çocuklarının eğitiminin bir parçası olarak kaldı.
Roma siyasetinin bir başka temel ilişkisi, bir soylu ile ona bağlı insanlar arasındaki ilişkiydi. Bir soylu, ona bağlı olan yoksul yurttaşlara hukuki yardım, para ya da iş sağlıyor; onlar da karşılığında seçimlerde onu destekliyor, onun yanında görünüyordu. Bu ilişki, Roma'da siyasetin yalnızca kurumlarda değil, kişisel bağlarda da yürüdüğünü gösteriyor. Her sabah soyluların evlerinin önünde, onları selamlamaya gelen bağımlıların kuyrukları oluşuyordu. Bir soylunun evinin önündeki kalabalık, onun gücünün herkesin gözü önündeki ölçüsüydü; Forum'a giderken yanında yürüyen insan sayısı da siyasi saygınlığının bir göstergesi sayılıyordu.
Polybios'un karma anayasa düşüncesi, onun daha geniş bir tarih kuramının parçasıydı. Polybios'a göre tek başına uygulanan her yönetim biçimi zamanla bozulur: krallık tiranlığa, aristokrasi azınlık yönetimine, demokrasi de kalabalığın yönetimine dönüşür, ve bu döngü sürüp gider. Karma bir düzen, bu bozulmayı yavaşlatabilirdi. Ama Polybios, Roma'nın da sonunda bu döngüden kaçamayacağını, zenginlik ve güç arttıkça düzenin bozulacağını da öngörüyordu. Bu öngörü, cumhuriyetin son yüzyılındaki iç savaşlarla bir anlamda doğrulandı.
Zümreler çatışmasının sona ermesi, Roma'yı eşitlikçi bir topluma dönüştürmedi; yalnızca soyluluğun tanımını değiştirdi. MÖ üçüncü yüzyıldan itibaren, atalarından biri konsül olmuş ailelere, patrici ya da pleb olmalarına bakılmaksızın «nobiles», yani «tanınmışlar» denmeye başlandı. Bu ailelerden gelmeyen biri konsül olursa, ona «novus homo», yani «yeni adam» deniyordu. Böyle adamlar çok azdı ve seçilebilmek için genellikle güçlü bir soylunun desteğine ihtiyaç duyuyorlardı. Cicero, kendi ailesinden konsül olan ilk kişi olarak, bu «yeni adamlardan» biriydi ve soyluların kendisine duyduğu küçümsemeyi eserlerinde sık sık dile getirdi.
Roma'nın siyasi düzeni, yazılı bir anayasaya değil, «mos maiorum» denen ataların geleneklerine dayanıyordu. Hangi yöneticinin ne yapabileceği, senatonun nasıl toplanacağı, bir tribünün vetosunun sınırları gibi pek çok konu, yazılı kurallardan çok, kuşaktan kuşağa aktarılan teamüllerle belirleniyordu. Bu esneklik, cumhuriyetin yüzyıllar boyunca değişen koşullara uyum sağlamasına olanak verdi; ama aynı zamanda, geleneklere uymayan hırslı bir politikacının düzeni kolayca sarsabilmesini de mümkün kıldı. Bu kursun sonraki bölümlerinde, bu esnekliğin cumhuriyetin sonunu nasıl hazırladığını göreceğiz.
Uzman Notu
Temel literatür
- Polybius, The Histories of Polybius, çev. Evelyn S. Shuckburgh, 2 cilt (Londra: Macmillan, 1889).
- Livy, The History of Rome, Books I–VIII, çev. D. Spillan (Londra: Henry G. Bohn, 1853).
- Fergus Millar, The Crowd in Rome in the Late Republic (Ann Arbor: University of Michigan Press, 1998).
- Andrew Lintott, The Constitution of the Roman Republic (Oxford: Clarendon Press, 1999).
- Henrik Mouritsen, Plebs and Politics in the Late Roman Republic (Cambridge: Cambridge University Press, 2001).
- Karl-J. Hölkeskamp, Reconstructing the Roman Republic: An Ancient Political Culture and Modern Research (Princeton: Princeton University Press, 2010).
Arşiv ve kaynak
Polybios'un altıncı kitabı, Roma'nın siyasi ve askerî kurumlarını anlatan en önemli antik metindir ve Shuckburgh çevirisiyle Project Gutenberg'de okunabiliyor. Livius'un ikinci ve üçüncü kitapları, zümreler çatışmasının geleneksel anlatısını içerir. Oniki Levha Yasaları'nın korunmuş parçaları, antik hukuk metinlerinin derlemelerinde çevirileriyle yayımlanmıştır. Forum Romanum'daki Curia binası, sonraki dönemlerde yeniden yapılmış biçimiyle bugün de ayaktadır.
Açık sorular
- Roma Cumhuriyeti gerçekte ne ölçüde demokratikti?
- Zümreler çatışmasının geleneksel anlatısının ne kadarı gerçek olaylara, ne kadarı sonraki dönemlerin siyasi tartışmalarına dayanıyor?
- Polybios'un karma anayasa kavramı, Roma'nın işleyişini mi anlatıyor, yoksa bir Yunan filozofunun ideal bir düzeni mi?
Mini sınav
- (Hedef 1) Roma Cumhuriyeti'nde her yıl kaç konsül seçiliyordu? A) Bir B) İki C) Üç D) On
- (Hedef 2) MÖ 494'te pleblerin şehirden çekilmesinin sonucunda kurulan ve pleb yurttaşları korumakla görevli makam hangisidir? A) Halk tribünlüğü B) Censorluk C) Dictatorluk D) Quaestorluk
- (Hedef 1) Comitia centuriata'da oylar nasıl sayılıyordu? A) Her yurttaşın oyu eşitti B) Yalnızca senatörler oy veriyordu C) Oylar servete göre oluşturulan gruplar başına sayılıyordu D) Kura çekiliyordu
- (Hedef 3) Polybios'un gözünde Roma'nın siyasi düzeni neden hem bir krallığa, hem bir aristokrasiye, hem de bir demokrasiye benziyordu? A) Çünkü Roma'da bir kral vardı B) Çünkü konsüller, senato ve halk her biri farklı bir gücü taşıyordu C) Çünkü Roma yasaları sık sık değişiyordu D) Çünkü Roma bir Yunan şehriydi
- (Hedef 2) Roma'nın yasalarının ilk kez yazıya geçirilip Forum'da sergilendiği yasalar hangisidir? A) Licinius yasası B) Hortensius yasası C) Oniki Levha Yasaları D) Apameia Barışı
Açık uçlu soru
(Hedef 3) Roma Cumhuriyeti'nin siyasi düzenini, üç tanıklık üzerinden değerlendir: Polybios'un karma anayasa tanımı, Livius'un pleblerin şehirden çekilmesi ve Menenius Agrippa'nın masalı hakkındaki anlatısı ve Polybios'un soyluların cenaze törenleri hakkındaki betimlemesi. Ardından, Millar'ın Roma'nın demokratik öğelerini vurgulayan yorumunu ve Mouritsen'in onu bir soylular yönetimi olarak gören yorumunu karşılaştırarak, Roma'nın «cumhuriyet» olarak tanımlanmasının ne anlama geldiğini kendi görüşünle açıkla.
Cevaplar
- B — Roma, yılda iki konsül seçerdi.
- A — Bu makam halk tribünlüğüdür.
- C — Oylar servete göre oluşturulan gruplar başına sayılıyordu.
- B — Konsüller, senato ve halk her biri farklı bir gücü taşıyordu.
- C — Bu yasalar Oniki Levha Yasaları'dır.
Derinlikli bir cevap, Polybios'un Roma'yı dengeli bir karma düzen olarak idealleştirdiğini, Livius'un anlatısının ise bu düzenin pleblerin mücadelesiyle kazanıldığını gösterdiğini, cenaze törenlerinin de soyluların saygınlığını sürekli yenileyen bir siyasi kültüre işaret ettiğini belirtir. Millar ile Mouritsen'in yorumlarını karşılaştırırken, halkın gücünün gerçek ama sınırlı olduğunu, kurumların kâğıt üzerindeki yetkileri ile fiilî işleyişi arasındaki farkı göz önünde tutarak kendi görüşünü gerekçelendirir.
Sonraki bölüme köprü
Senatosunu «bir krallar meclisi»ne benzeten bir yabancı elçi, Epeiros kralı Pyrrhos'un danışmanı Kineas'tı; onun gözünde Roma'nın asıl gücü, kesildikçe yeniden çıkan başlarıyla ünlü Hydra gibi, yenilgilerden sonra yeniden dolan ordularıydı. Veii'nin düşüşünden Galya yağmasına, Samnit dağlarından Pyrrhos'un fillerine kadar, Roma iki yüzyıl içinde yenilen halkları müttefiklere dönüştürerek İtalya'nın büyük bölümüne egemen oldu. Sonraki bölüm bunu soruyor: Roma İtalya'yı nasıl ele geçirdi, ve bu egemenliği nasıl kalıcı kıldı?