Öğrenme hedefleri
- Roma'nın kuruluşunu anlatan Aeneas ve Romulus ile Remus efsanelerini, antik yazarların aktardığı biçimleriyle anlatabileceksin.
- Arkeolojik bulguların, Roma'nın tek bir günde kurulmuş bir şehir değil, yüzyıllar içinde köylerin birleşmesiyle oluşmuş bir yerleşim olduğunu nasıl gösterdiğini açıklayabileceksin.
- Bir kuruluş efsanesinin, onu anlatan toplumun kendisi hakkında ne söylediğini ve tarihçinin efsaneyle nasıl çalışması gerektiğini tartışabileceksin.
Okuma metni
Kanca — bir kentin doğum saati
Bugün Roma'da her yıl 21 Nisan'da, şehrin doğum günü kutlanır. Kostümlü gruplar antik giysilerle yürür, Roma'nın kuruluşu anılır. Bu tarih, antik Romalıların da kutladığı, çobanların eski bayramı Palilia ile aynı güne düşen bir bayramdı. Ama Roma'nın hangi yıl kurulduğu, antik çağda bile tartışmalıydı. MÖ birinci yüzyılda, Romalı bilgin Varro, bu soruyu kesin olarak çözmek istedi ve bunun için tuhaf bir yola başvurdu.
Plutarkhos'un anlattığına göre, Varro'nun dostu Tarrutius adında bir matematikçi ve yıldız falı uzmanıydı. Varro, Tarrutius'tan, Roma'nın kurucusu Romulus'un hayatındaki olaylardan yola çıkarak onun doğum anını ve şehrin kuruluş anını hesaplamasını istedi. Tarrutius, bir insanın hayatının yıldızlardan okunabileceği gibi, hayatındaki olaylardan da doğum anının geriye doğru bulunabileceğine inanıyordu. Onun hesabı, bugün ders kitaplarında gördüğümüz MÖ 753 tarihinin kökenlerinden biri oldu. Bir şehrin «doğum saati», bir yıldız falcısının geriye doğru hesabıyla belirlenmişti. Bu bölüm, bu tuhaf kesinliğin arkasına bakıyor: Roma'nın kuruluş efsanesi ne anlatıyor, ve arkeoloji bize gerçekte ne olduğunu nasıl söylüyor?
Bağlam — Truva'dan Tiber'e
Romalıların kendi kökenleri hakkında anlattığı öyküler, birbirine eklenmiş iki katmandan oluşuyordu. Birinci katman, Truva'dan geliyordu. Önceki bir kursta Truva Savaşı'nın gerçekliğini tartışmıştık. Romalılar, Truva'nın düşüşünden kaçan Truvalı kahraman Aeneas'ın, uzun bir yolculuktan sonra İtalya'ya geldiğini ve Latium bölgesinde Lavinium şehrini kurduğunu anlatıyordu. Aeneas'ın oğlu, yakınlardaki Alba Longa'yı kurdu; Alba'da kuşaklar boyunca onun soyundan gelen krallar hüküm sürdü. Bu öykü, Augustus döneminde şair Vergilius'un Aeneis adlı destanında en ünlü biçimini aldı.
İkinci katman, Romulus ve Remus'un öyküsüydü. Tarihçi Livius'a göre, Alba'nın meşru kralı Numitor, kardeşi Amulius tarafından tahttan indirilmişti. Amulius, Numitor'un kızı Rhea Silvia'yı, çocuk doğurmasın diye bakire rahibe olmaya zorladı. Ama Rhea Silvia ikiz oğullar doğurdu ve babalarının savaş tanrısı Mars olduğunu söyledi. Amulius, bebeklerin Tiber ırmağına atılmasını emretti.
Gelişme — iki kardeş, bir şehir
İkizler büyüyünce, Livius'a göre, dedeleri Numitor'u tanıdılar, zalim Amulius'u öldürdüler ve Numitor'u Alba'nın tahtına geri oturttular. Sonra, bırakıldıkları ve büyüdükleri yerde yeni bir şehir kurmak istediler. Ama ikiz oldukları için hangisinin şehre adını vereceğine karar veremediler ve bunu tanrılara bırakmaya, kuş uçuşlarından kehanet çıkarmaya karar verdiler. Romulus Palatinus tepesini, Remus Aventinus tepesini gözlem yeri olarak seçti.
Livius'a göre Remus'a önce altı akbaba göründü; hemen ardından Romulus'a on iki akbaba göründü. Biri önce gördüğü, öteki daha çok gördüğü için hak iddia etti. Kavgada Remus öldü. Livius, daha yaygın bir anlatıyı da aktarır: Remus, kardeşiyle alay etmek için yeni yapılmış surun üzerinden atlamış, Romulus da onu öfkeyle öldürüp «Surlarımı aşmaya cüret eden herkes böyle ölsün» demişti. Böylece Romulus tek başına kral oldu ve şehre kendi adını verdi.
Efsane, bundan sonra da sürer. Romulus, nüfusu artırmak için şehri bir sığınak ilan edip komşu bölgelerden kaçakları kabul etti; kadın bulmak için de komşu Sabinlerin kızlarını bir bayram sırasında kaçırdı. Sonunda, bir fırtına sırasında ortadan kayboldu ve tanrı Quirinus olarak tapınılmaya başlandı.
Bu efsanenin ne zaman şekillendiğini sormak önemlidir. Dişi kurt ve ikizlerin Roma'daki en eski tarihlenebilir tasvirlerinden biri, MÖ 296'ya aittir.
Dönüş noktası — toprağın anlattığı
Efsanenin yanına, arkeolojinin anlattığı öyküyü koymak gerekir. Tiber ırmağının kıyısında, denizden yaklaşık yirmi kilometre içeride, ırmağın kolayca geçilebildiği bir noktanın yanında yükselen tepeler, yerleşim için uygun bir yerdi. Burada ırmak ticaret yollarıyla kesişiyor, İtalya'nın içlerine tuz taşıyan yol geçiyordu.
Arkeologlar, Palatinus tepesinde, MÖ dokuzuncu ve sekizinci yüzyıllara tarihlenen demir çağı kulübelerinin izlerini buldu: kayaya oyulmuş, çatıyı taşıyan direklerin delikleri. Sonraki Forum'un yerinde, aynı dönemlere ait mezarlar ortaya çıktı. Bu buluntular, Roma'nın yerinde, geleneksel kuruluş tarihinden önce de insanların yaşadığını gösteriyor. Tepelerin üzerinde, birbirinden ayrı küçük köyler vardı.
Asıl dönüşüm, MÖ yedinci yüzyılda gerçekleşti. Tepelerin arasındaki bataklık vadi kurutuldu ve ilk kez döşendi; bu alan, Roma'nın ortak meydanı olan Forum Romanum'a dönüştü. Köylerin mezarları buradan uzaklaştırıldı, ortak kutsal alanlar ve kamu yapıları yükselmeye başladı. Bu birleşerek kentleşme sürecinde, birbirinden ayrı köyler, ortak bir meydanı, ortak tapınakları ve ortak bir yönetimi olan bir şehre dönüşüyordu.
Yaygın yanlış«Roma, MÖ 753'te, 21 Nisan'da, Romulus tarafından tek bir günde kuruldu» diye düşünülür.
Oysa MÖ 753 tarihi, antik çağda önerilen birçok tarihten yalnızca biridir; Roma'nın ilk tarihçisi Fabius Pictor MÖ 748'i, başka yazarlar MÖ 814'ü ya da MÖ 729'u öne sürdü. Varro'nun tarihi, sonradan en yaygın kabul gören tarih oldu. Arkeoloji ise tek bir kuruluş anı değil, Roma'nın yerinde yüzyıllar süren bir yerleşimi ve köylerin yavaş yavaş birleşmesini gösteriyor. Efsanedeki tarih, bir başlangıcı değil, sonradan yapılmış bir hesaplamayı yansıtır.
Cevap — efsane ile toprak arasında
Peki efsane ile toprak yan yana konduğunda ortaya nasıl bir tablo çıkıyor? Arkeoloji, Roma'nın, Tiber kıyısındaki tepelerde yaşayan küçük toplulukların, yüzyıllar içinde birleşerek bir şehre dönüştüğünü gösteriyor. Bu süreç, MÖ sekizinci yüzyılda hızlanmış, MÖ yedinci yüzyılda Forum'un kurulmasıyla belirgin bir şehir biçimi almıştı. Efsanedeki tarihin bu döneme yakın düşmesi dikkat çekicidir; ama bir kurucu kralın varlığını kanıtlamaz.
Efsanenin kendisi ise başka bir şey anlatıyor: Romalıların kendilerini nasıl gördüğünü. Bir savaş tanrısının oğulları, bir kurdun sütüyle büyüyen yetimler, kaçaklara açık bir sığınak, kardeş kanıyla kurulan bir sur. Bu efsane, Romalıların kendilerini savaşçı, dışarıdan gelenleri içine alan ve iç çatışmayla şekillenen bir halk olarak gördüğünü düşündürüyor. Kuruluş efsanesi, geçmişin bir kaydı değil, bir toplumun kimliğinin aynasıdır.
Bugünle bağ — kurdun gerçek yaşı
Roma'nın en ünlü simgesi, Capitolium Müzeleri'ndeki tunç dişi kurt heykelidir; altında süt emen iki bebekle.
Heykel, yüzyıllar boyunca antik çağın bir mirası olarak görüldü. Ama 2000'lerde yapılan teknik incelemeler ve döküm kalıbından alınan örneklerin radyokarbon analizi, heykelin Orta Çağ'da dökülmüş olabileceğini düşündürdü. Bu sonuç bugün de tartışılıyor. Roma'nın simgesi olan kurdun kendisinin bile «ne kadar eski?» sorusuna tartışmalı bir cevabı olması, bu dersin temel sorusunun güzel bir yansımasıdır.
Birincil kaynak
Livius, tarih eserinin önsözünde, Roma'nın kuruluşu hakkındaki anlatılara nasıl yaklaştığını şöyle açıklar:
The traditions which have come down to us of what happened before the building of the city […], as being suitable rather to the fictions of poetry than to the genuine records of history, I have no intention either to affirm or refute. This indulgence is conceded to antiquity, that by blending things human with divine, it may make the origin of cities appear more venerable: and if any people might be allowed to consecrate their origin, and to ascribe it to the gods as its authors, such is the renown of the Roman people in war, that when they represent Mars, in particular, as their own parent and that of their founder, the nations of the world may submit to this as patiently as they submit to their sovereignty.
Türkçesi: Şehrin kuruluşundan önce […] olup bitenlere dair bize ulaşan gelenekleri, tarihin gerçek kayıtlarından çok şiirin kurgularına uygun düştükleri için, ne doğrulamaya ne de çürütmeye niyetim var. Eskiçağa şu ayrıcalık tanınır: insani olanı tanrısal olanla karıştırarak şehirlerin kökenini daha saygın gösterebilir. Eğer herhangi bir halkın kendi kökenini kutsallaştırmasına ve onu tanrılara bağlamasına izin verilecekse, Roma halkının savaştaki ünü öylesine büyüktür ki, kendisinin ve kurucusunun babası olarak özellikle Mars'ı gösterdiğinde, dünyanın ulusları buna da egemenliklerine katlandıkları kadar sabırla katlanabilir.
Kaynak: Livius, Şehrin Kuruluşundan Beri, Önsöz 6–7; D. Spillan'ın İngilizce çevirisi (Londra: Henry G. Bohn, 1853), Project Gutenberg. Türkçesi bizim.
- Livius, şehrin kuruluşundan önceki olaylara dair gelenekleri neden «şiirin kurgularına» benzetiyor? Bu gelenekler karşısında nasıl bir tutum takınıyor?
- Livius'a göre eski çağlara hangi «ayrıcalık» tanınır? Bu ayrıcalık, kuruluş efsanelerinin işlevi hakkında ne anlatıyor?
- Livius, Romalıların kökenlerini Mars'a bağlamasını, Roma'nın savaştaki ününe dayanarak haklı gösteriyor. Bu gerekçe, onun tarih yazımının amacı ve yazdığı dönem hakkında ne düşündürüyor?
Tarihçiler Tartışıyor
- Tim Cornell (1995) — Roma'nın erken tarihini geniş bir sentezle yeniden yazdı; efsanelerin olduğu gibi kabul edilemeyeceğini, ama arkeolojik bulgularla karşılaştırıldığında bazı genel çizgilerinin, örneğin MÖ yedinci ve altıncı yüzyıllarda Roma'nın hızla bir şehre dönüşmesinin, gerçek bir süreci yansıttığını savundu.
- T. P. Wiseman (1995) — Remus figürünü inceledi; Remus'un efsaneye görece geç bir dönemde, büyük olasılıkla MÖ dördüncü yüzyılda, Roma'daki siyasi çatışmaları yansıtacak biçimde eklendiğini ve efsanenin bu yüzden bir kuruluş anısından çok, sonraki dönemlerin bir ürünü olduğunu savundu.
- Andrea Carandini (1997) — Palatinus'un eteğinde yürüttüğü kazılarda MÖ sekizinci yüzyılın sonlarına tarihlediği bir surun kalıntılarını bulduğunu ileri sürdü ve bu bulguyu, geleneğin anlattığı kuruluşun büyük ölçüde gerçek bir olaya dayandığının kanıtı olarak yorumladı.
- Gary Forsythe (2005) — Roma'nın erken tarihine dair antik anlatıları sistemli bir kuşkuyla ele aldı; bu anlatıların büyük bölümünün, sonraki yüzyıllarda yazan Romalı tarihçilerin yeniden kurgusu olduğunu ve erken dönem için güvenilir bir olaylar tarihi yazmanın olanaksız olduğunu savundu.
Bu tartışma, efsane ile arkeoloji arasındaki ilişkiye farklı mesafelerden bakıyor. Carandini, arkeolojik bulguları efsanenin doğrulaması olarak okuyor ve Romulus benzeri bir kurucu figürün gerçek olabileceğini düşünüyor. Forsythe ve Wiseman, efsanelerin sonradan kurgulandığını vurguluyor; özellikle Wiseman, efsanenin tek bir parçasının bile ne zaman ve neden eklendiğini izleyerek bu kurgunun tarihini yazıyor. Cornell ise ortada bir yol tutuyor: efsanenin ayrıntılarını kabul etmiyor, ama arkeolojinin gösterdiği genel süreçle efsanenin bazı çizgileri arasındaki uyumu önemsiyor. Carandini'nin bulgularının tarihlendirmesi ve yorumu, öteki araştırmacılar tarafından geniş ölçüde tartışıldı.
Derine İn
Roma'nın erken tarihi hakkındaki bilgilerimizin büyük sorunu, yazılı kaynakların çok geç olmasıdır. Roma'nın bilinen ilk tarihçisi Fabius Pictor, MÖ üçüncü yüzyılın sonunda, yani geleneksel kuruluş tarihinden beş yüzyıl sonra yazdı; üstelik Yunanca yazdı. Livius, MÖ birinci yüzyılın sonunda, Augustus döneminde yazdı. Bu yazarlar, daha eski kayıtlara, rahiplerin tuttuğu yıllık listelere, aile geleneklerine ve sözlü anlatılara dayanıyordu; ama bu kayıtların pek çoğunun, MÖ 390 dolaylarında Galyalıların Roma'yı yağmalaması sırasında yok olduğu da antik çağda söyleniyordu.
Aeneas efsanesinin Roma'da ne zaman yaygınlaştığı da ilginç bir sorudur. Etrüsk ve Latin topraklarında bulunan bazı buluntular, Aeneas'ın babasını sırtında taşıyarak Truva'dan kaçışını gösteren figürleri içeriyor; bunlar MÖ altıncı ve beşinci yüzyıllara tarihleniyor. Bu, Truva'dan gelen bir kahramanın İtalya'daki halklar arasında erken bir dönemde tanındığını düşündürüyor. Romalılar için Aeneas, onları Yunan dünyasının büyük destanlarına bağlayan, ama aynı zamanda Yunanlılardan ayıran bir atadır: Truvalılar, Yunanlıların düşmanıydı.
İki efsanenin, yani Aeneas'ın ve Romulus'un birbirine bağlanması, antik yazarlar için bir sorun yarattı. Truva'nın düşüşü, onların hesabına göre MÖ on ikinci yüzyıla düşüyordu; Roma'nın kuruluşu ise sekizinci yüzyıla. Aradaki dört yüzyılı doldurmak için, Aeneas'ın soyundan gelen ve Alba Longa'da hüküm süren bir krallar listesi uyduruldu. Bu liste, iki efsaneyi bir kronolojiye oturtma çabasının açık bir izidir.
Efsane ile arkeoloji, bazen şaşırtıcı biçimde aynı yere işaret eder. Antik yazarlar, Palatinus tepesinde «Romulus'un kulübesi» diye anılan, sazdan ve ahşaptan yapılmış bir kulübenin yüzyıllar boyunca korunduğunu, yıprandıkça rahipler tarafından eski biçimine uygun olarak onarıldığını anlatır. Arkeologların Palatinus'un güneybatı köşesinde bulduğu demir çağı kulübelerinin izleri, tam da bu bölgededir. Romalılar, şehirlerinin en eski evlerinden birinin anısını, belki de gerçekten eski bir kulübenin yerini, kurucularıyla ilişkilendirerek yaşatmıştı. Bu, bir efsanenin nasıl gerçek bir yere tutunabildiğini gösteriyor.
Şehrin adının kökeni de tartışmalıdır. Antik yazarlar, Roma adının Romulus'tan geldiğini söylüyordu; ama pek çok modern araştırmacı, bunun tersinin doğru olabileceğini, yani Romulus adının şehrin adından türetildiğini düşünüyor. Adı, Tiber ırmağının eski bir adıyla ya da bir Etrüsk aile adıyla ilişkilendiren görüşler de var. Kurucunun adının şehrin adından türetilmesi, kuruluş efsanelerinde sık görülen bir durumdur.
Remus'un ölümü, efsanenin en rahatsız edici yanıdır. Bir şehrin kurucusunun kardeşini öldürmesi, Romalılar için bile tartışma konusuydu. MÖ birinci yüzyılda, Roma'nın iç savaşlarla sarsıldığı bir dönemde, şair Horatius, Roma'nın başına gelen felaketleri Remus'un dökülen kanına bağlayan dizeler yazdı. Efsane, böylece her kuşağın kendi sorularını sorduğu bir ayna oldu: kardeş kanıyla kurulan bir şehir, iç savaşlardan kurtulabilir miydi? Aynı öyküyü Livius bir öfke anı, Horatius bir lanet, sonraki Hristiyan yazarlar ise Roma'nın günahının simgesi olarak okudu; efsanenin anlamı, onu okuyanın çağıyla birlikte değişti.
Uzman Notu
Temel literatür
- Livy, The History of Rome, Books I–VIII, çev. D. Spillan (Londra: Henry G. Bohn, 1853).
- Plutarch, Plutarch's Lives, Dryden çevirisi, gözden geçiren Arthur Hugh Clough, Project Gutenberg.
- T. J. Cornell, The Beginnings of Rome: Italy and Rome from the Bronze Age to the Punic Wars (c. 1000–264 BC) (Londra: Routledge, 1995).
- T. P. Wiseman, Remus: A Roman Myth (Cambridge: Cambridge University Press, 1995).
- Andrea Carandini, La nascita di Roma: Dèi, lari, eroi e uomini all'alba di una civiltà (Torino: Einaudi, 1997).
- Gary Forsythe, A Critical History of Early Rome: From Prehistory to the First Punic War (Berkeley: University of California Press, 2005).
Arşiv ve kaynak
Livius'un ilk kitapları ve Plutarkhos'un Romulus biyografisi Project Gutenberg'de İngilizce çevirileriyle okunabiliyor; Varro ile Tarrutius'un öyküsü Romulus'un on ikinci bölümündedir. Palatinus tepesindeki demir çağı kulübelerinin izleri ve Forum Romanum bugün Roma'daki arkeolojik parkta ziyaret edilebiliyor. Capitolium kurdu, Roma'daki Capitolium Müzeleri'nde sergileniyor.
Açık sorular
- Romulus gerçek bir kişi miydi, yoksa şehrin adından türetilmiş bir figür mü?
- Carandini'nin Palatinus eteğinde bulduğu sur gerçekten MÖ sekizinci yüzyıla mı ait, ve bir kuruluş olayının kanıtı sayılabilir mi?
- Capitolium kurdu antik çağa mı, yoksa Orta Çağ'a mı ait?
Mini sınav
- (Hedef 1) Livius'a göre Romulus ve Remus'un babası olarak hangi tanrı gösterildi? A) Iuppiter B) Mars C) Neptunus D) Apollon
- (Hedef 3) Plutarkhos'un anlatısında Varro, Roma'nın kuruluş tarihini hesaplamak için kimden yardım istedi? A) Livius'tan B) Vergilius'tan C) Tarrutius adlı bir matematikçi ve yıldız falcısından D) Fabius Pictor'dan
- (Hedef 1) Livius, dişi kurt öyküsüne hangi akılcı açıklamayı da aktarır? A) Kurdun aslında bir köpek olduğunu B) İkizlerin bir tapınakta büyüdüğünü C) Hiçbir açıklama aktarmaz D) Larentia'nın çobanlar arasında «Lupa» diye anılan bir kadın olduğunu
- (Hedef 2) Arkeolojik bulgulara göre Roma nasıl oluştu? A) Tek bir günde, bir kral tarafından kuruldu B) Tepelerdeki küçük köylerin yüzyıllar içinde birleşmesiyle oluştu C) Yunan kolonistler tarafından kuruldu D) Etrüskler tarafından planlı bir şehir olarak kuruldu
- (Hedef 2) Tepelerin arasındaki bataklık vadinin kurutulup döşenmesiyle oluşan ortak meydanın adı nedir? A) Forum Romanum B) Palatinus C) Aventinus D) Capitolium
Açık uçlu soru
(Hedef 3) Roma'nın kuruluşunu, bu dersteki kaynakları birlikte okuyarak değerlendir: Livius'un önsözündeki tutumu ve dişi kurt öyküsüne getirdiği iki açıklama, Plutarkhos'un Varro ile Tarrutius öyküsü ve Ogulnius kardeşlerin heykeli. Ardından, Carandini'nin arkeolojik bulguları efsanenin doğrulaması olarak okuyan yorumunu ve Wiseman'ın efsanenin sonradan kurgulandığını gösteren yorumunu karşılaştırarak, bir tarihçinin bir kuruluş efsanesiyle nasıl çalışması gerektiğini kendi görüşünle açıkla.
Cevaplar
- B — Livius'a göre ikizlerin babası olarak Mars gösterildi.
- C — Varro, Tarrutius'tan yardım istedi.
- D — Livius, Larentia'nın «Lupa» diye anıldığı açıklamasını da aktarır.
- B — Roma, tepelerdeki köylerin birleşmesiyle oluştu.
- A — Bu meydanın adı Forum Romanum'dur.
İyi temellendirilmiş bir cevap, Livius'un efsaneyi ne doğrulayıp ne çürüttüğünü ve ona akılcı bir açıklama da eklediğini, Varro'nun kesin görünen tarihinin bir yıldız falı hesabına dayandığını, Ogulnius kardeşlerin heykelinin ise efsanenin MÖ üçüncü yüzyılın başında resmî bir simge olduğunu gösterdiğini belirtir. Carandini ile Wiseman'ın yorumlarını karşılaştırırken, arkeolojinin genel bir süreci gösterebildiğini, ama bir kurucunun kimliğini kanıtlayamadığını ayırt ederek kendi görüşünü gerekçelendirir.
Sonraki bölüme köprü
Köylerden şehre dönüşen Roma'nın başında, geleneğe göre yedi kral vardı; son üçü Etrurya ile bağlantılıydı ve onların döneminde Forum kurutuldu, Capitolium'da büyük tapınak yükselmeye başladı. Livius, son kralın düşüşünü bir kadının, Lucretia'nın ölümüne ve Brutus'un kanlı bir bıçak üzerine ettiği yemine bağlar; Vulci'deki bir Etrüsk mezarının duvarları ise aynı dönemi başka adlarla hatırlar. Sonraki bölüm bunu soruyor: Roma krallardan cumhuriyete nasıl geçti, ve «cumhuriyet» o gün ne demekti?