Öğrenme hedefleri
- Seleukos krallığının Ege'den Orta Asya'ya uzanan topraklarını nasıl yönetmeye çalıştığını ve bu toprakları neden adım adım kaybettiğini açıklayabileceksin.
- Küçük bir kale hazinesinden doğan Bergama krallığının, Galatlara karşı zaferler, Roma ittifakı ve kültürel prestij yoluyla nasıl güçlendiğini değerlendirebileceksin.
- Strabon'un Bergama anlatısını ve çivi yazılı Antiokhos silindirini karşılaştırarak, Helenistik kralların kendilerini farklı halklara nasıl sunduğunu tartışabileceksin.
Okuma metni
Kanca — kireç ocağındaki tanrılar
1860'ların ortasında, Alman mühendis Carl Humann, Osmanlı Anadolu'sunda yol yapımında çalışırken Bergama'nın üstündeki sarp tepeye çıktı. Orada, yerli işçilerin eski mermer blokları kırıp kireç ocaklarında yaktığını gördü; kireç, yeni evlerin harcı için gerekiyordu. Bu blokların bazılarında, tanrılarla devlerin savaşını gösteren olağanüstü kabartmalar vardı. Humann, yıllarca bu parçaları kurtarmaya çalıştı ve sonunda 1878'de, Osmanlı yönetiminin izniyle, Berlin'deki müzeler adına büyük bir kazı başlattı.
Kazılar, Helenistik dünyanın en görkemli anıtlarından birini, Bergama'nın Büyük Sunağı'nı ortaya çıkardı. Sunağın kabartmaları, bugün Berlin'deki bir müzede sergileniyor. Peki bir dağın tepesindeki bu şehir, nasıl oldu da böyle bir anıt yaptırabilecek kadar zengin ve güçlü bir krallığın başkenti oldu? Ve aynı yüzyıllarda, Anadolu'dan Afganistan'a uzanan dev komşusu, Seleukos krallığı, neden giderek küçüldü? Bu bölüm, halefler savaşlarından doğan bu iki krallığı, birinin büyüklüğünü, ötekinin küçüklüğünü karşılaştırarak soruyor.
Bağlam — dünyanın en geniş krallığı
İskender'in komutanlarından I. Seleukos, halefler savaşlarının başında büyük bir güce sahip değildi. Babil satrabıydı ve bir süre Antigonos'tan kaçmak zorunda kalıp Ptolemaios'a sığındı. MÖ 312'de Babil'e döndü ve şehri yeniden ele geçirdi. Bu dönüş, yeni bir hanedanın başlangıcı sayıldı.
Seleukos, sonraki yıllarda İran'ı ve Orta Asya'yı ele geçirdi; İpsos'ta Antigonos'u yendikten sonra Suriye'yi, ölümünden kısa süre önce de Lysimakhos'u yenerek Anadolu'nun büyük bölümünü aldı. Seleukos krallığı, en geniş döneminde Ege kıyısından bugünkü Afganistan'a kadar uzanıyordu; İskender'in imparatorluğunun en büyük parçasıydı.
Seleukos ve oğlu I. Antiokhos, bu dev toprakları yeni şehirlerle bir arada tutmaya çalıştı. Suriye'de, Asi ırmağının kıyısında kurulan Antiokheia, yani bugünkü Antakya, krallığın batıdaki merkezi oldu. Dicle kıyısında kurulan Seleukeia, Babil'in yerini alan büyük bir şehre dönüştü. Bu şehirlere Yunanlı ve Makedon yerleşimciler getirildi; ama krallığın nüfusunun büyük çoğunluğu, eski Pers, Babil ve Suriye halklarından oluşuyordu.
Seleukos kralları, bu halkların gözünde kendilerini farklı biçimlerde sundu; tek bir kralın birçok yüzü vardı. Yunan şehirlerinde Yunan kralı gibi davranırken, Babil'de eski Mezopotamya krallarının geleneğini sürdürdüler.
Gelişme — dev krallığın sorunları
Seleukos krallığının en büyük sorunu, büyüklüğüydü. Antakya'dan Baktriya'ya kadar yolculuk aylarca sürüyordu; aynı anda hem batıdaki Ptolemaioslarla, hem doğudaki yerel güçlerle savaşmak neredeyse imkânsızdı. MÖ üçüncü yüzyılın ortasında, doğudaki satraplıklar birer birer koptu: Baktriya'da Yunanlı bir satrap kendi krallığını kurdu, İran'ın kuzeydoğusunda ise önceki kursta gördüğümüz Partlar yükselmeye başladı.
Anadolu'da da krallığın denetimi zayıftı. MÖ 278'de, Balkanlar'dan gelen Kelt topluluklarının bir kısmı Boğazlar'dan Anadolu'ya geçti.
Seleukos krallığının son büyük hükümdarı, III. Antiokhos oldu. MÖ 212 ile 205 arasında, doğuya büyük bir sefer yaptı; Partları ve Baktriya kralını kendisine bağlılık tanımaya zorladı, Hindistan sınırına kadar gitti. Bu sefer, ona İskender'e benzetilen «Büyük» unvanını kazandırdı. Sonra Ptolemaioslardan Suriye'nin güneyini aldı. Ama batıya, Yunanistan'a doğru genişlemeye çalışınca, Akdeniz'in yükselen gücü Roma ile karşılaştı. MÖ 190'da, bugünkü Manisa yakınındaki Magnesia'da, Roma ve müttefiklerinin ordusu Antiokhos'u yendi.
Dönüş noktası — hazine bekçisinin krallığı
Apameia Barışı'nda Seleukosların kaybettiği toprakların büyük bir kısmı, Roma'nın müttefiki olan küçük bir krallığa verildi: Bergama'ya. Bu krallığın kökeni, halefler savaşlarının karışıklığı içinde, sıra dışı bir adama dayanıyordu. Strabon, bu dersin birincil kaynağında, Bergama kalesinin başlangıçta Lysimakhos'un hazinesini saklamak için kullanıldığını, bu hazinenin başına Philetairos adlı bir hadımın getirildiğini ve Philetairos'un, efendisinin çöküşü sırasında kaleyi ve hazineyi kendine alıkoyduğunu anlatır.
Philetairos, dokuz bin talentlik bir hazineye ve sarp bir kaleye sahipti; ama bir ordusu ya da geniş toprakları yoktu. Onun ardılları, bu hazineyi akıllıca kullandı.
Philetairos'un kardeşinin torunu I. Attalos, bu zaferin ardından kral unvanını aldı. Bu zafer, Bergama'nın kendini, Yunan dünyasını «barbar» akıncılara karşı koruyan bir kalkan olarak sunmasının temeli oldu. Attalos, aynı zamanda, Roma ile ittifak kuran ilk Helenistik krallardan biriydi.
Bu ittifakın meyvesini, Attalos'un oğlu II. Eumenes topladı. Roma'nın yanında Antiokhos'a karşı savaşan Eumenes, Apameia Barışı'yla Toros'un batısındaki toprakların büyük bölümünü aldı. Küçük kale krallığı, bir anda Batı Anadolu'nun en güçlü devletine dönüştü. Eumenes, bu zenginliği başkentini süslemeye harcadı: Akropolde bir kütüphane, tiyatro, tapınaklar ve Büyük Sunak yapıldı. Bergama, İskenderiye'nin kültürdeki rakibi oldu.
Yaygın yanlış«Parşömen, Bergama'da icat edildi» diye düşünülür.
Bu inanç, Romalı yazar Plinius'un, daha eski bir Romalı bilgin olan Varro'ya dayanarak aktardığı bir öyküden gelir: Ptolemaios'un, Bergama kütüphanesinin büyümesini kıskanarak Mısır'dan papirüs ihracını yasakladığı, bunun üzerine Bergama'da hayvan derisinden yazı malzemesi yapıldığı anlatılır. Oysa hayvan derisi üzerine yazı, Bergama'dan çok önce de biliniyordu. Bergama, parşömeni icat etmemiş, ama onun üretimini geliştirip yaygınlaştırmış olabilir; «parşömen» sözcüğü de Bergama'nın adından türemiştir. Öykü, bir icadın değil, iki kütüphane arasındaki rekabetin hatırasıdır.
Cevap — iki krallık, iki yol
Öyleyse bu iki krallığın farklı kaderini ne açıklar? Seleukoslar, İskender'in imparatorluğunun en büyük parçasını devraldı ve onu, Pers krallarının ve Babil krallarının mirasçıları olarak yönetmeye çalıştı. Ama bu büyüklük, aynı zamanda zayıflıklarıydı: uzak doğu eyaletleri koptu, batıda Ptolemaioslarla ve sonra Roma'yla savaşmak zorunda kaldılar, hanedan içindeki taht kavgaları krallığı içeriden zayıflattı. MÖ 63'te, Romalı komutan Pompeius, yalnızca Suriye'ye sıkışmış olan Seleukos krallığına son verdi.
Bergama ise tam tersi bir yol izledi. Küçüktü, ama zengindi; dev ordular yerine akıllıca ittifaklar kurdu, Roma'nın yükselişini erken fark ederek onun yanında yer aldı. Gücünü, Galatlara karşı zaferleri ve kültürel ihtişamıyla meşrulaştırdı. Önceki kursta gördüğümüz gibi, son kral III. Attalos, MÖ 133'te krallığını vasiyetle Roma'ya bıraktı. İki krallığın sonu da aynı yere çıktı: Roma'ya. Ama biri savaşla, öteki bir vasiyetle.
Bugünle bağ — Berlin'deki sunak
Humann'ın kazılarından çıkan Büyük Sunak'ın kabartmaları, on dokuzuncu yüzyılın sonunda, Osmanlı yönetimiyle yapılan bir anlaşma çerçevesinde Berlin'e götürüldü ve orada sunağın bir bölümü müzede yeniden kuruldu. Bugün Bergama'da, sunağın yerinde yalnızca temeli görülüyor. Bu durum, on dokuzuncu yüzyılda Avrupa müzelerine taşınan eserlerin nerede durması gerektiğine dair bugün de süren tartışmaların örneklerinden biri. Bergama'nın antik kalıntıları ve çok katmanlı kültürel peyzajı, 2014'te UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne alındı. Antakya ise, yüzyıllar boyunca Suriye'nin ve Doğu Roma'nın önde gelen kentlerinden biri olarak kaldı; kurucusu Seleukos'un koyduğu ad, bugün hâlâ şehrin adında yaşıyor.
Birincil kaynak
Strabon, Bergama krallığının kökenini şöyle anlatır:
Pergamum was the treasure-hold of Lysimachus, the son of Agathocles, and one of the successors of Alexander. Philetærus of Tyana was intrusted with the custody of this stronghold, and of the treasure, which amounted to nine thousand talents. […] He continued for some time well affected to Lysimachus, but upon a disagreement with Arsinoë, the wife of Lysimachus, who had falsely accused him, he caused the place to revolt, and suited his political conduct to the times, perceiving them to be favourable to change. […] During these disorders the eunuch remained in the fortress, continually employing the policy of promises and other courtesies with those who were the strongest and the nearest to himself.
Türkçesi: Bergama, İskender'in haleflerinden biri olan Agathokles oğlu Lysimakhos'un hazine kalesiydi. Bu kalenin ve dokuz bin talent tutan hazinenin korunması Tianalı Philetairos'a emanet edildi. […] Bir süre Lysimakhos'a bağlı kaldı; ama onu haksız yere suçlayan Lysimakhos'un karısı Arsinoe ile arası bozulunca kaleyi ayaklandırdı ve siyasetini, değişime elverişli gördüğü zamanlara uydurdu. […] Bu karışıklıklar süresince hadım kalede kaldı; en güçlü ve kendisine en yakın olanlara karşı sürekli vaatler ve başka nezaketler siyasetini uyguladı.
Kaynak: Strabon, Coğrafya, XIII.4.1; H. C. Hamilton ve W. Falconer'ın İngilizce çevirisi, II (Londra: Henry G. Bohn, 1856), Project Gutenberg. Türkçesi bizim.
- Strabon'a göre Bergama başlangıçta neydi ve Philetairos oraya hangi görevle getirildi?
- Philetairos'un «vaatler ve nezaketler siyaseti», büyük orduları olmayan küçük bir gücün halefler savaşlarında nasıl ayakta kalabileceği hakkında ne anlatıyor?
- Strabon, Bergama krallığının son dönemini de yaşamış biri değil; krallığın bitişinden bir buçuk yüzyıl kadar sonra yazıyor. Onun anlatısında hangi bilgiler yerel bir hanedan geleneğinden, hangileri sonradan eklenmiş yorumlardan gelmiş olabilir?
Tarihçiler Tartışıyor
- Susan Sherwin-White ve Amélie Kuhrt (1993) — Seleukos krallığını, Yunan kaynaklarının gösterdiği gibi Akdeniz'e yönelmiş bir Makedon devleti olarak değil, merkezi Mezopotamya'da olan ve Ahameniş İmparatorluğu'nun yönetim geleneklerini sürdüren bir Asya krallığı olarak yeniden yorumladılar; çivi yazılı kaynakların önemini vurguladılar.
- Esther Hansen (1971) — Attalos hanedanının tarihini kapsamlı biçimde yazdı; Bergama krallarının siyasetini, sanatını ve Roma ile ilişkilerini inceleyerek, krallığı Helenistik kültürün önemli bir merkezi olarak tanıttı.
- John Ma (1999) — III. Antiokhos ile Batı Anadolu'daki Yunan şehirleri arasındaki ilişkileri yazıtlar üzerinden inceledi; kral ile şehirler arasındaki ilişkinin tek yönlü bir buyurma değil, karşılıklı bir onur ve ayrıcalık dili üzerinden yürüyen bir pazarlık olduğunu gösterdi.
- Paul Kosmin (2014) — Seleukos krallarının topraklarını nasıl tanımladığını ve algıladığını inceledi; Seleukos takvimi gibi yenilikler ile sınırların ve şehirlerin kullanımı üzerinden, krallığın kendine özgü bir mekân ve zaman anlayışı geliştirdiğini savundu.
Bu tartışma, Helenistik krallıklara bakmanın ağırlık noktasını kaydırıyor. Eski yorumlar, Seleukosları çoğunlukla Yunan dünyasının bakış açısından, Roma'ya yenilen ve giderek küçülen bir krallık olarak görüyordu. Sherwin-White ile Kuhrt ve Kosmin, çivi yazılı belgelere ve krallığın kendi kavramlarına dikkat çekerek, onu Asya'nın kendi tarihi içine yerleştiriyor. Hansen ve Ma ise krallar ile şehirler arasındaki ilişkiye odaklanıyor; özellikle Ma, bir kralın gücünün yalnızca ordularında değil, şehirlerle kurduğu karşılıklı ilişkilerde yattığını gösteriyor.
Derine İn
Bergama'nın Büyük Sunağı, Helenistik sanatın en ünlü örneklerinden biridir. Sunağın yüz metreyi aşan kabartma kuşağında, Olymposlu tanrılar ile devler arasındaki efsanevi savaş anlatılır. Pek çok araştırmacı, bu sahnenin Attalos krallarının Galatlara karşı kazandığı zaferlere göndermede bulunduğunu düşünüyor: tanrıların devleri yenmesi gibi, Bergama kralları da düzeni ve uygarlığı «barbar» akıncılara karşı savunuyordu. Sunağın kime adandığı ve tam olarak ne zaman yapıldığı ise hâlâ tartışmalıdır; genellikle II. Eumenes dönemine tarihlenir.
Attalos krallarının Galatlara karşı zaferlerini anmak için yaptırdığı heykeller de ünlüdür. Bugün Roma'daki Capitolino Müzeleri'nde sergilenen «Ölmekte Olan Galat» heykeli, büyük olasılıkla Bergama'daki bronz bir özgün heykelin Roma dönemindeki mermer kopyasıdır. Heykel, düşmanı aşağılamak yerine, yenilmiş bir savaşçının ölümünü derin bir acıma duygusuyla gösterir. Bu, Helenistik sanatın duygusal ve gerçekçi yönünün iyi bir örneğidir.
Seleukos krallığının Babil'le ilişkisi, çivi yazılı belgelerde ayrıntılı biçimde görülebiliyor. Babil'in rahipleri ve gökbilimcileri, Seleukos döneminde de tapınaklarında çalışmayı ve astronomi günlüklerini tutmayı sürdürdü. Babilli rahip Berossos, Babil'in tarihini Yunanca yazdı ve eserini I. Antiokhos'a sundu. Uruk'ta, bu dönemde yeni tapınaklar yapıldı; bazı Babilli aileler, Yunanca adlar da almaya başladı. Bu belgeler, Seleukos krallarının Mezopotamya'da yerleşik bir kültürle nasıl bir arada yaşadığını gösteriyor.
Seleukos krallarının kentleri, yalnızca yönetim merkezleri değildi; askerî yerleşimlerdi de. Krallığın ordusu, bu kentlere yerleştirilmiş Makedon ve Yunan kökenli askerlere, yani toprak karşılığında askerlik yapan kolonistlere dayanıyordu. Suriye'nin kuzeyindeki dört büyük şehir, Antakya, Seleukeia Pieria, Apameia ve Laodikeia, bu sistemin merkeziydi. Apameia'da krallığın savaş filleri ve at sürüleri tutuluyordu. Seleukosların Hindistan'dan aldığı filler, krallığın gücünün simgelerinden biri oldu; Apameia Barışı'nda Roma'nın Seleukoslardan fillerini teslim etmelerini istemesi, bu simgenin önemini gösteriyor.
Seleukos krallığının son yüzyılı, dış yenilgilerin yanında iç bölünmelerle geçti. III. Antiokhos'un oğlu IV. Antiokhos döneminde, Yahudiye'de krallığın dinî baskısına karşı bir ayaklanma başladı; bu ayaklanma, sonunda bölgede bağımsız bir Yahudi hanedanının kurulmasıyla sonuçlandı. MÖ ikinci yüzyılın ortasından sonra ise tahtta hak iddia eden rakip kollar birbirleriyle savaştı; her iç savaş, krallığı biraz daha küçülttü ve komşularına açık hâle getirdi.
Bergama'nın kültürel ünü, krallığın sona ermesinden sonra da sürdü. Şehrin dışındaki Asklepieion, şifa tanrısı Asklepios'a adanmış büyük bir sağlık yurduydu. Hastalar buraya gelir, tapınakta uyur, rüyalarının yorumlanmasıyla ve banyo, perhiz, yürüyüş gibi uygulamalarla tedavi görürdü. Roma döneminde genişletilen bu yurt, Roma dünyasının pek çok bölgesinden hasta ve ziyaretçi çekti. Antik dünyanın en ünlü hekimlerinden Galenos, Roma döneminde, MS 129 dolaylarında bu şehirde doğdu ve hekimliğe burada başladı; bir süre şehrin gladyatörlerinin hekimliğini yaptı. Önceki bölümde, İskenderiye Kütüphanesi hakkındaki «gemilerden gelenler» öyküsünü aktaran hekim de oydu. İki büyük Helenistik başkentin bilgi gelenekleri, böylece tek bir insanın hayatında buluştu.
Uzman Notu
Temel literatür
- Strabo, The Geography of Strabo, çev. H. C. Hamilton ve W. Falconer, II (Londra: Henry G. Bohn, 1856).
- Susan Sherwin-White ve Amélie Kuhrt, From Samarkhand to Sardis: A New Approach to the Seleucid Empire (Londra: Duckworth, 1993).
- Esther V. Hansen, The Attalids of Pergamon, 2. baskı (Ithaca: Cornell University Press, 1971).
- John Ma, Antiochos III and the Cities of Western Asia Minor (Oxford: Oxford University Press, 1999).
- Paul J. Kosmin, The Land of the Elephant Kings: Space, Territory, and Ideology in the Seleucid Empire (Cambridge, MA: Harvard University Press, 2014).
- Peter Thonemann (ed.), Attalid Asia Minor: Money, International Relations, and the State (Oxford: Oxford University Press, 2013).
Arşiv ve kaynak
Strabon'un Hamilton ve Falconer çevirisi Project Gutenberg'de üç cilt hâlinde bulunuyor; Bergama bölümü on üçüncü kitabın dördüncü bölümündedir. Antiokhos silindiri British Museum'da korunuyor; çevirisi ve Irving Finkel ile meslektaşlarının önerdiği yeni okumalar Livius sitesinde yayımlanmıştır. Bergama'nın Büyük Sunağı'nın kabartmaları Berlin'deki Pergamon Müzesi'ndedir; Bergama'daki kazılar ise bugün de Alman Arkeoloji Enstitüsü tarafından sürdürülüyor ve buluntuların bir kısmı Bergama Müzesi'nde sergileniyor.
Açık sorular
- Seleukos krallığı esas olarak bir Makedon devleti miydi, yoksa Ahameniş geleneğini sürdüren bir Asya krallığı mı?
- Bergama'nın Büyük Sunağı kime adanmıştı ve tam olarak ne zaman yapıldı?
- Bergama krallığı, Roma ittifakı olmadan bu kadar büyüyebilir miydi?
Mini sınav
- (Hedef 1) Seleukos takvimi hangi olayı başlangıç kabul eder? A) İskender'in ölümünü B) Seleukos'un Babil'e dönüşünü C) Antakya'nın kuruluşunu D) İpsos Savaşı'nı
- (Hedef 3) Antiokhos silindirinde I. Antiokhos kendini nasıl tanıtır? A) Makedonların kralı olarak B) Yunanlıların başkomutanı olarak C) Babil'in kralı ve dünyanın kralı olarak D) Mısır firavunu olarak
- (Hedef 2) Strabon'a göre Bergama kalesi başlangıçta kimin hazinesini saklıyordu? A) Lysimakhos'un B) Seleukos'un C) Ptolemaios'un D) Antigonos'un
- (Hedef 1) MÖ 188'de III. Antiokhos'un Toros'un batısındaki topraklardan çekilmeyi kabul ettiği antlaşma hangisidir? A) Korint Barışı B) Babil Anlaşması C) Kral Barışı D) Apameia Barışı
- (Hedef 2) Strabon'a göre I. Attalos kral unvanını hangi olaydan sonra aldı? A) Roma ile ittifak kurduktan sonra B) Galatlara karşı büyük bir zafer kazandıktan sonra C) Apameia Barışı'ndan sonra D) Kütüphaneyi kurduktan sonra
Açık uçlu soru
(Hedef 2) Seleukos krallığı ile Bergama krallığının farklı kaderlerini karşılaştır. Antiokhos silindirinden ve Strabon'un Philetairos anlatısından yararlanarak, iki hanedanın gücünü nasıl kurduğunu ve kendini nasıl meşrulaştırdığını açıkla. Ardından, Sherwin-White ile Kuhrt'un Seleukosları bir Asya krallığı olarak gören yorumunu ve Ma'nın krallar ile şehirler arasındaki ilişkiye dair yorumunu da kullanarak, büyük bir krallığın büyüklüğünün onun için bir güç mü, yoksa bir zayıflık mı olduğunu kendi görüşünle savun.
Cevaplar
- B — Seleukos takvimi, Seleukos'un Babil'e dönüşünü başlangıç kabul eder.
- C — Antiokhos kendini Babil'in kralı ve dünyanın kralı olarak tanıtır.
- A — Bergama, Lysimakhos'un hazine kalesiydi.
- D — Bu antlaşma Apameia Barışı'dır.
- B — I. Attalos, Galatlara karşı zaferden sonra kral unvanını aldı.
Doyurucu bir cevap, Seleukosların geniş toprakları farklı halklara farklı dillerde seslenerek yönetmeye çalıştığını, Babil'de eski Mezopotamya krallarının dilini kullandığını; Bergama'nın ise küçük bir hazineden doğup Galatlara karşı zaferler, Roma ittifakı ve kültürel ihtişamla güç kazandığını belirtir. Seleukosların büyüklüğünün hem kaynak hem de yönetilemezlik anlamına geldiğini, Bergama'nın küçüklüğünü ittifaklarla dengelediğini tartışarak kendi görüşünü gerekçelendirir.
Sonraki bölüme köprü
Bergama ile İskenderiye'nin kitaplık yarışı, kralların bilgiye neden para harcadığını gösterdi; bu paranın beslediği bilginler ise çağlarının en şaşırtıcı sonuçlarına ulaştı. İskenderiye Kütüphanesi'nin yöneticisi Eratosthenes, iki şehirdeki gölgeleri karşılaştırıp Dünya'nın çevresini hesapladı; Sicilya'da, bir kralın dostu olan Arkhimedes, bir kürenin hacmini ispatladı ve şehrini Roma'ya karşı makineleriyle savundu. Sonraki bölüm, bu bilginlerin neyi nasıl bulduğunu ve onlar hakkında anlatılan ünlü öykülerin ne kadarının gerçek olduğunu soruyor.