Öğrenme hedefleri
- Ptolemaios krallarının Mısır'ı nasıl yönettiğini, İskenderiye'nin Yunan sarayı ile Nil vadisinin Mısırlı köyleri arasındaki ilişki üzerinden açıklayabileceksin.
- İskenderiye Kütüphanesi'nin ve Museion'un neden kurulduğunu, orada hangi bilgi işlerinin yapıldığını ve bunun bir krallığın gücüyle ilişkisini değerlendirebileceksin.
- Kütüphane hakkındaki antik anlatıları ve onun yok oluşuna dair efsaneleri, kaynakların tarihini ve amacını göz önünde tutarak eleştirel biçimde okuyabileceksin.
Okuma metni
Kanca — «gemilerden gelenler»
MS ikinci yüzyılda yaşamış ünlü hekim Galenos, eski İskenderiye hakkında tuhaf bir öykü aktarır. Bu öyküye göre Ptolemaios krallarından biri, İskenderiye limanına yanaşan her geminin kitaplarının aranmasını buyurmuştu. Bulunan kitaplar kopyalanıyor, kopyalar sahiplerine geri veriliyor, asıl nüshalar ise kraliyet kitaplığına konuyordu. Kitaplığın raflarında bu tomarlar, «gemilerden gelenler» diye ayrı bir etiketle duruyordu.
Öykü belki abartılıdır; Galenos onu olaydan dört yüz yıl kadar sonra yazdı. Ama İskenderiye'nin antik dünyada nasıl hatırlandığını iyi anlatır: burası, bir kralın dünyanın bütün kitaplarını toplamaya giriştiği şehirdi. Aynı şehir, Mısır'ın tahılını Akdeniz'e satan, ülkenin en küçük köyünden bile vergi toplayan bir krallığın başkentiydi. Bu bölüm, bu iki yüzü birlikte soruyor: Ptolemaios Mısırı nasıl bir devletti, ve kralları tomar toplamaya neden bu denli değer biçti?
Bağlam — iki dünyada bir krallık
Önceki bölümde, İskender'in komutanı Ptolemaios'un, İskender'in bedenini ele geçirip Mısır'a götürdüğünü gördük. Ptolemaios, bu bedeni İskenderiye'de, sarayların yanındaki bir anıt mezara koydu. MÖ 305'te kral unvanını alan I. Ptolemaios, yaklaşık üç yüzyıl sürecek bir hanedanın kurucusu oldu. Hanedanın Mısır'daki genel çerçevesini, Kleopatra dersinde ele almıştık; bu derste, o çerçevenin içindeki iki kuruma, yani devletin nasıl para topladığına ve bu paranın bir kısmının nasıl bilgiye harcandığına bakacağız.
Ptolemaioslar, Mısır'ı iki dilde yönetti. İskenderiye'de sarayın, ordunun ve yönetimin dili Yunancaydı. Nil vadisinin köylerinde ise nüfusun büyük çoğunluğu Mısırca konuşan çiftçilerdi. Krallar, bu iki dünyayı bir arada tutmak için, İskenderiye'de Yunan kralı, tapınaklarda ise geleneksel firavun rolünü üstlendi. Memfis'teki eski rahip sınıfıyla kurulan ilişki, krallığın Mısır'daki meşruiyetinin temel taşlarından biriydi.
Krallığın zenginliği, Nil'in taşkınlarıyla sulanan topraklardan geliyordu. Ptolemaioslar, Mısır'ın ekonomisini son derece ayrıntılı bir bürokrasiyle denetledi.
Bu bürokrasiyi bugün çok iyi tanıyoruz, çünkü Mısır'ın kuru kumu, binlerce papirüs belgeyi korudu. Bunların en ünlülerinden biri, Zenon arşividir. Zenon adlı bir Yunanlı, MÖ üçüncü yüzyılın ortasında, II. Ptolemaios'un maliye bakanı Apollonios'un Fayum'daki büyük arazisinin yöneticisiydi. Onun iş yazışmalarından oluşan yaklaşık iki bin belge, bir kâhyanın gündelik işlerini, işçilerin şikâyetlerini, üzüm bağlarının, sulama kanallarının ve hayvanların hesaplarını gösteriyor. Tarihçiler, bu belgeler sayesinde bir Helenistik krallığın köy düzeyinde nasıl işlediğini, antik dünyanın başka hiçbir yeri için yapamayacakları bir ayrıntıyla izleyebiliyor.
Gelişme — bir şehir, bir fener, bir araştırma kurumu
İskenderiye, Ptolemaioslar döneminde nüfusu ve ticareti bakımından Akdeniz'in önde gelen kentlerinden birine dönüştü. Limanın ağzındaki Pharos adasına, dünyanın yedi harikasından sayılan büyük fener kulesi yapıldı. Şehrin ızgara biçiminde planlanmış geniş caddeleri, sarayları, tapınakları ve spor alanları vardı. Nüfusu Makedonları, Yunanlıları, Mısırlıları, Yahudileri ve Akdeniz'in dört bir yanından gelen tüccarları içeriyordu.
Kraliyet sarayının bir parçası, benzeri olmayan bir kurumdu.
Museion'un bilginleri, Kütüphane'nin tomarlarını kullanarak yeni türde bir bilgi işi yaptı. Kütüphane'nin ilk yöneticilerinden Zenodotos, Homeros destanlarının farklı el yazmalarını karşılaştırarak onların en doğru metnini kurmaya çalıştı; bu, metin eleştirisinin ilk örneklerinden biri sayılır. Şair ve bilgin Kallimakhos, Kütüphane'deki eserlerin büyük bir kataloğunu hazırladı.
Aynı çevrede hekim Herophilos, insan bedenini doğrudan inceleyerek sinir sisteminin ve damarların yapısını anlamaya çalıştı; gökbilimciler, matematikçiler ve coğrafyacılar da, Kütüphane'nin toplanmış bilgisini kendi çalışmalarına temel yaptı. Bu bilim insanlarının bazılarını, iki bölüm sonra ayrıca tanıyacağız.
Dönüş noktası — bir kralın kitap tutkusu
Kütüphane'nin nasıl kurulduğunu anlatan en eski metinlerden biri, Yahudi kutsal kitabının Yunancaya çevrilişini anlatan bir öyküdür. Bu öykünün en eski biçimi, Aristeas Mektubu diye bilinen bir metinde yer alır; MS birinci yüzyılda Yahudi tarihçi Josephus, onu kendi eserinde yeniden anlattı. Bu dersin birincil kaynağı, Josephus'un anlatısıdır.
Bu anlatıya göre, kraliyet kitaplığının yöneticisi Phaleronlu Demetrios, krala dünyanın bütün kitaplarını toplamak istediğini, şimdiden yirmi kez on bin kitabı olduğunu, yakında elli kez on bine ulaşacağını söyledi; Yahudilerin yasa kitaplarının da bu kitaplığa yakışacağını, ama onların Yunancaya çevrilmesi gerektiğini ekledi. Kral, Kudüs'teki başrahibe yazarak çevirmenler istedi.
Bu öykü, tarih olarak dikkatle okunmalıdır. Phaleronlu Demetrios, Atina'yı yönetmiş, sonra Mısır'a sığınmış bir filozof ve devlet adamıydı; ama başka antik kaynaklar, onun II. Ptolemaios döneminde saraydan uzaklaştırıldığını anlatır. Öyküdeki sayılar da kanıtlanamaz. Yine de öykü, sonraki kuşakların Kütüphane'yi nasıl gördüğünü açıkça gösteriyor: bir kralın, yabancı halkların bilgisini de kendi diline çevirerek toplama tutkusu.
Yaygın yanlış«İskenderiye Kütüphanesi, tek bir büyük yangında bir gecede yok oldu» diye düşünülür.
Kütüphane'nin yok oluşu için farklı çağlarda farklı suçlular gösterildi: Caesar'ın yangını, MS üçüncü yüzyılda saray mahallesini yıkan savaşlar, MS 391'de şehrin büyük tapınağı Serapeion'un yıkılışı, hatta yüzyıllar sonra yazılmış ve bugün tarihçilerin büyük çoğunluğunca sonradan uydurulmuş sayılan bir fetih öyküsü. Gerçek, daha az dramatik ve daha öğreticidir: Kütüphane, büyük olasılıkla yüzyıllar boyunca, kraliyet desteğinin azalması, bilginlerin şehirden uzaklaşması, savaşlar ve papirüs tomarlarının kendiliğinden çürüyüp yeniden kopyalanmaması yüzünden yavaş yavaş söndü.
Cevap — bilgi ve iktidar
Öyleyse bu krallığın niteliği neydi, ve bilgi toplamak onun için ne işe yarıyordu? Ptolemaioslar, Mısır'ın zengin topraklarını, ayrıntılı bir bürokrasi, kraliyet tekelleri ve ağır vergilerle işleten, yabancı kökenli bir hanedandı. Bu zenginliğin bir kısmını, başkentlerini Yunan dünyasının kültür merkezi yapmaya harcadılar.
Bunun birkaç nedeni vardı. İlk olarak, öteki Helenistik krallarla bir prestij yarışı içindeydiler; en büyük kitaplık, en ünlü şairler ve bilginler, bir kralın gücünün ve cömertliğinin kanıtıydı. İkincisi, kendilerini İskender'in gerçek mirasçıları olarak göstermek istiyorlardı; İskender'in hocasının Aristoteles olduğunu hatırlayan bir dünyada, bilgiyi toplamak da bu mirasın bir parçasıydı. Üçüncüsü, bilgi, yönetmek için de gerekliydi: haritalar, takvimler, ölçü sistemleri ve yabancı halkların yasaları, geniş bir krallığı yöneten bir saray için pratik değer taşıyordu. Kütüphane, hem bir gösteriş hem de bir araçtı.
Bugünle bağ — yeniden kurulan bir kütüphane
Antik İskenderiye'nin büyük bölümü bugün modern şehrin altında ya da denizin dibinde. Kütüphane'nin tam yeri bile bilinmiyor. 2002'de, eski saray mahallesinin yakınında, UNESCO'nun desteğiyle, Bibliotheca Alexandrina adlı büyük bir kütüphane açıldı. Bu yeni kurum, antik Kütüphane'nin bir devamı değil, onun hatırasına adanmış bir yapıdır. Eski Kütüphane'nin hikâyesi ise bugün de, bilginin korunması ve kaybı üzerine düşünürken başvurulan en güçlü örneklerden biri olmayı sürdürüyor.
Birincil kaynak
Josephus, Yahudi yasalarının Yunancaya çevrilişini anlatırken, kraliyet kitaplığının yöneticisi Demetrios'un krala söylediklerini şöyle aktarır:
Demetrius Phalerius, who was library keeper to the king, was now endeavoring, if it were possible, to gather together all the books that were in the habitable earth […]. And when once Ptolemy asked him how many ten thousands of books he had collected, he replied, that he had already about twenty times ten thousand; but that, in a little time, he should have fifty times ten thousand. But he said he had been informed that there were many books of laws among the Jews worthy of inquiring after, and worthy of the king's library, but which, being written in characters and in a dialect of their own, will cause no small pains in getting them translated into the Greek tongue […].
Türkçesi: Kralın kitaplık yöneticisi Phaleronlu Demetrios, eğer mümkünse, dünyanın meskûn bölümünde bulunan bütün kitapları bir araya toplamaya çalışıyordu […]. Bir gün Ptolemaios ona kaç on bin kitap topladığını sorduğunda, şimdiden yirmi kez on bin kadar kitabı olduğunu, ama kısa zamanda elli kez on bine ulaşacağını söyledi. Ayrıca Yahudiler arasında araştırılmaya ve kralın kitaplığına konmaya değer pek çok yasa kitabı olduğunu duyduğunu, ama bunların kendilerine özgü harflerle ve kendilerine özgü bir dille yazıldığı için Yunancaya çevrilmelerinin hiç de az zahmet gerektirmeyeceğini söyledi […].
Kaynak: Josephus, Yahudilerin Eski Tarihi, XII.2.1; William Whiston'ın İngilizce çevirisi, Project Gutenberg. Türkçesi bizim.
- Demetrios'un amacı nedir? Bu amaç, bir kralın bilgiyle ilişkisi hakkında ne anlatıyor?
- Demetrios, Yahudilerin yasa kitaplarını neden kitaplığa almak istiyor ve bunun önündeki güçlük nedir? Bu, İskenderiye'de bilginin hangi dilde toplandığını nasıl gösteriyor?
- Josephus bu öyküyü, olaydan üç yüz yılı aşkın bir süre sonra, daha eski bir metne dayanarak aktarıyor. Öyküdeki sayılara ve kişilere nasıl bir kuşkuyla yaklaşmak gerekir?
Tarihçiler Tartışıyor
- Peter Fraser (1972) — Ptolemaios İskenderiye'si üzerine kapsamlı bir çalışma yazdı; Kütüphane'yi ve Museion'u, kralların himayesiyle Yunan bilimini ve edebiyatını yeni bir düzeye taşıyan kurumlar olarak inceledi ve antik kaynaklardaki bilgileri ayrıntılı biçimde derledi.
- Dorothy Thompson (1988) — Ptolemaios Mısırı'na İskenderiye'den değil, Memfis'ten baktı; Mısırlı rahiplerin, işçilerin ve köylülerin dünyasını papirüs ve yazıt kanıtlarıyla inceleyerek, krallığın Yunan başkentinin ötesindeki çok kültürlü yüzünü gösterdi.
- Roger Bagnall (2002) — Kütüphane hakkındaki antik sayıları sorguladı; yüz binlerce tomardan söz eden rakamların, o dönemde yazılmış Yunanca eserlerin olası toplam sayısıyla bile uyuşmadığını, Kütüphane'nin çoğu zaman gerçek bir kurumdan çok bir hayal olarak anlatıldığını savundu.
- Joseph Manning (2010) — Ptolemaios devletinin ekonomisini ve kurumlarını yeniden değerlendirdi; krallığı, merkezden her şeyi yöneten katı bir bürokrasi olarak değil, yerel seçkinlerle ve tapınaklarla sürekli pazarlık eden, sınırları olan bir devlet olarak tanımladı.
Bu tartışma, Ptolemaios Mısırı'na iki farklı yerden bakıyor. Fraser ve Bagnall, İskenderiye'deki saraya ve onun kitaplığına odaklanıyor; ama Fraser antik anlatıları büyük ölçüde kabul ederken, Bagnall onların sayılarını ve abartısını sorguluyor. Thompson ve Manning ise dikkatini sarayın dışına, Nil vadisine çeviriyor: onlara göre krallığı anlamak için İskenderiye'nin bilginlerine olduğu kadar, Memfis'in rahiplerine ve Fayum'un köylülerine de bakmak gerekiyor. Bu tartışmanın ortak dersi, parlak bir başkentin, onu besleyen ülkenin tarihini gölgede bırakabileceğidir.
Derine İn
İskenderiye Kütüphanesi'nin büyüklüğü hakkındaki antik sayılar birbirinden çok farklıdır. Aristeas Mektubu'nda ve Josephus'ta Demetrios, iki yüz bin kitaptan söz eder. Başka yazarlar, dört yüz bin, yedi yüz bin tomardan söz eder. Bu sayıları değerlendirirken, antik bir «kitabın» bugünkü bir kitaptan farklı olduğunu hatırlamak gerekir: uzun bir eser, birçok papirüs tomarına bölünürdü; aynı eserin birden çok kopyası da ayrı ayrı sayılabilirdi. Bagnall'ın gösterdiği gibi, antik yazarların verdiği büyük rakamlar, o dönemde bilinen Yunan yazarlarının ve eserlerinin sayısıyla karşılaştırıldığında kuşku uyandırıyor. Kütüphane büyük olasılıkla çok büyüktü; ama tam büyüklüğünü hiçbir zaman bilemeyeceğiz.
Ptolemaiosların kitaplık tutkusu, rakipleriyle de ilişkiliydi. Anadolu'daki Bergama krallığı da büyük bir kütüphane kurdu ve İskenderiye ile yarıştı. Plutarkhos'un aktardığı bir suçlamaya göre, Marcus Antonius Bergama kütüphanesinden iki yüz bin cilt kitabı Kleopatra'ya armağan etmişti; Plutarkhos, bu tür suçlamaların pek çoğunun Antonius'un düşmanlarınca uydurulduğunu düşünen insanlar olduğunu da ekler. Bu yarışın öteki tarafını, bir sonraki bölümde Bergama'yı incelerken göreceğiz.
İskenderiye'deki bilginler, yalnızca Yunan edebiyatıyla ilgilenmedi. Septuaginta'nın yanında, Mısırlı rahip Manethon, Mısır'ın firavunlar tarihini Yunanca yazdı ve bugün hâlâ kullanılan firavun hanedanları sıralamasının temelini attı. Babilli rahip Berossos da benzer biçimde kendi ülkesinin tarihini Yunan okurlar için kaleme aldı. Bu eserler, Helenistik dünyanın, fethedilen halkların kendi geçmişlerini fatihlerin diliyle anlatmaya giriştiği bir dönem olduğunu gösteriyor.
Ptolemaios devletinin öteki yüzü, Mısırlı halkın hoşnutsuzluğuydu. MÖ üçüncü yüzyılın sonlarında ve ikinci yüzyılda, Mısır'ın güneyinde büyük ayaklanmalar çıktı; bir süre boyunca Teb bölgesi, kendilerini firavun ilan eden yerli önderlerin denetimine geçti. Reşit Taşı'nda okunan MÖ 196 tarihli rahipler kararnamesi, bu ayaklanmaların bastırılmasının ve kralın rahiplere tanıdığı ayrıcalıkların izlerini taşır. Krallığın zenginliği ve Kütüphane'nin parlaklığı, bu gerilimlerle birlikte var oldu.
Ptolemaios sarayının siyasi dili de, Yunan ve Mısır geleneklerini birleştiriyordu. II. Ptolemaios, Mısır firavunlarının bir geleneğini izleyerek öz kız kardeşi II. Arsinoe ile evlendi; bu evlilik, Yunanlıların gözünde şaşırtıcıydı, ama Mısır'da tanrısal bir kraliyet çiftinin simgesi olarak sunulabiliyordu. Arsinoe, ölümünden sonra bir tanrıça olarak tapınaklara yerleştirildi; adına şehirler kuruldu. Krallar ve kraliçeler, «Kardeş Tanrılar» gibi unvanlarla hem Yunan hem Mısır tapınaklarında onurlandırıldı. Bu hükümdar kültü, yabancı kökenli bir hanedanın iki ayrı halkın gözünde meşruiyet kazanma çabasının bir parçasıydı; Kütüphane'nin ihtişamı da aynı çabanın başka bir yüzüydü.
Son olarak, Kütüphane'nin yok oluşuna dair efsaneler de bir tarih konusudur. Her çağ, Kütüphane'nin sonunu kendi düşmanlarına yükledi: Romalılara, Hristiyanlara ya da Müslümanlara. Kaynaklara dönüp bakıldığında, bu suçlamaların çoğunun olaydan yüzyıllar sonra ortaya çıktığı görülüyor. Bu anlatıların hangisinin ne zaman ve kim tarafından yazıldığını izlemek, bir efsanenin nasıl doğduğunu ve neden yaşamaya devam ettiğini anlamayı sağlıyor.
Uzman Notu
Temel literatür
- Flavius Josephus, The Antiquities of the Jews, çev. William Whiston (1737), Project Gutenberg.
- Strabo, The Geography of Strabo, çev. H. C. Hamilton ve W. Falconer, III (Londra: Henry G. Bohn, 1857).
- P. M. Fraser, Ptolemaic Alexandria, 3 cilt (Oxford: Clarendon Press, 1972).
- Dorothy J. Thompson, Memphis under the Ptolemies (Princeton: Princeton University Press, 1988).
- Roger S. Bagnall, «Alexandria: Library of Dreams», Proceedings of the American Philosophical Society 146 (2002).
- J. G. Manning, The Last Pharaohs: Egypt under the Ptolemies, 305–30 BC (Princeton: Princeton University Press, 2010).
Arşiv ve kaynak
Josephus'un Whiston çevirisi, Strabon'un Hamilton ve Falconer çevirisi ve Plutarkhos'un Caesar ile Antonius biyografileri Project Gutenberg'de okunabiliyor. Zenon arşivinin belgeleri, dünyanın farklı yerlerindeki papirüs koleksiyonlarına dağılmış durumda; bunların önemli bir kısmı Kahire'deki Mısır Müzesi'nde ve Avrupa'daki üniversite koleksiyonlarındadır. Papirüs belgelerinin çoğu, çevrimiçi papirüs veri tabanlarında metin ve çevirileriyle aranabiliyor.
Açık sorular
- İskenderiye Kütüphanesi'nde gerçekte kaç tomar vardı?
- Kütüphane tam olarak ne zaman ve nasıl ortadan kalktı?
- Ptolemaios devleti, Mısırlı köylülerin hayatını ne ölçüde değiştirdi; yoksa değişen yalnızca vergiyi toplayanın kimliği miydi?
Mini sınav
- (Hedef 2) İskenderiye'de, kralların maaş verdiği bilginlerin bir arada yaşayıp çalıştığı kurumun adı nedir? A) Akademia B) Lykeion C) Museion D) Stoa
- (Hedef 2) Kütüphane'deki eserlerin büyük kataloğu olan Pinakes'i kim hazırladı? A) Kallimakhos B) Zenodotos C) Herophilos D) Strabon
- (Hedef 1) Zenon arşivi, tarihçilere en çok neyi gösteriyor? A) İskenderiye Kütüphanesi'nin kataloğunu B) Ptolemaios devletinin köy ve arazi düzeyinde nasıl işlediğini C) İskender'in seferlerini D) Kleopatra'nın mektuplarını
- (Hedef 3) Josephus'un anlatısında kraliyet kitaplığının yöneticisi olarak gösterilen kişi kimdir? A) Kallimakhos B) Strabon C) I. Ptolemaios D) Phaleronlu Demetrios
- (Hedef 3) Plutarkhos'a göre MÖ 48'de İskenderiye'de çıkan yangın nasıl başladı? A) Bir deprem sonucunda B) Julius Caesar'ın kendi gemilerini ateşe vermesiyle C) Bir yıldırım düşmesiyle D) Serapeion'un yıkılmasıyla
Açık uçlu soru
(Hedef 3) İskenderiye Kütüphanesi hakkındaki antik anlatıları karşılaştır: Josephus'un Demetrios anlatısı, Strabon'un Museion betimlemesi ve Plutarkhos'un yangın anlatısı. Her bir kaynağın ne zaman yazıldığını ve neyi anlatmak istediğini göz önünde tut. Ardından, Fraser'ın antik anlatıları büyük ölçüde kabul eden yaklaşımıyla Bagnall'ın onları sorgulayan yaklaşımını yan yana koyarak, Kütüphane hakkında gerçekten neyi bildiğimizi ve neyi bilmediğimizi kendi sözlerinle açıkla.
Cevaplar
- C — Bu kurumun adı Museion'dur.
- A — Pinakes'i Kallimakhos hazırladı.
- B — Zenon arşivi, devletin köy ve arazi düzeyindeki işleyişini gösteriyor.
- D — Josephus, kitaplığın yöneticisi olarak Phaleronlu Demetrios'u gösterir.
- B — Yangın, Caesar'ın kendi gemilerini ateşe vermesiyle başladı.
Nitelikli bir cevap, Josephus'un anlatısının bir çeviri öyküsünün parçası olduğunu ve sayılarının kanıtlanamadığını, Strabon'un Museion'u bir topluluk olarak betimlediğini ama kitaplıktan söz etmediğini, Plutarkhos'un yangın anlatısının ise olaydan çok sonra yazıldığını ve Strabon'un tanıklığıyla çeliştiğini belirtir. Fraser ile Bagnall'ın yaklaşımlarını karşılaştırırken, Kütüphane'nin var olduğunu ve önemli olduğunu bildiğimizi, ama büyüklüğünü ve sonunu kesin olarak bilmediğimizi ayırt eder.
Sonraki bölüme köprü
İskenderiye'nin kitaplığıyla yarışan bir başka başkent, Anadolu'da, sarp bir tepenin üzerinde yükseliyordu: Bergama. Bu krallık, bir hadımın bekçiliğini yaptığı dokuz bin talentlik bir hazineden doğmuş, Galatlara karşı zaferler ve Roma ile kurulan ittifakla büyümüştü. Yanı başında ise Ege'den Afganistan'a uzanan dev Seleukos krallığı, Babil'de kendini eski Mezopotamya krallarının dilinde tanıtırken toprak kaybediyordu. Sonraki bölüm, bu iki krallığın neden bu kadar farklı yollar izlediğini soruyor.