Öğrenme hedefleri
- Büyük İskender'in MÖ 323'te Babil'deki ölümünü ve ardından gelen yaklaşık kırk yıllık halefler savaşlarını, ana dönemeçleriyle sıralayabileceksin.
- İskender'in imparatorluğunun neden bir arada kalamadığını, yetişkin bir varisin yokluğu, komutanların gücü ve Argead hanedanının meşruiyeti üzerinden açıklayabileceksin.
- İskender'in ölümünü ve sonrasını anlatan Yunanca kaynakları, Babil'de tutulan çağdaş kayıtla karşılaştırarak, söylentiyi ve propagandayı olaydan ayırmayı tartışabileceksin.
Okuma metni
Kanca — önünden geçen askerler
MÖ 323 yazının başında, Babil'deki sarayda, otuz iki yaşındaki bir kral ateşler içinde yatıyordu. Arrianos, sarayın günlüğüne dayanarak, İskender'in bir içki toplantısından sonra ateşlendiğini, günlerce hasta yatağından kurban sunmayı ve Arabistan'a yapılacak yeni sefer için komutanlarına emir vermeyi sürdürdüğünü, sonunda konuşamaz hâle geldiğini anlatır. Askerler, kralın öldüğünü ve bunun kendilerinden gizlendiğini düşünerek sarayın kapılarını zorladı. Onu son bir kez görmek isteyenler, sıra hâlinde yatağının önünden geçti. Konuşamayan İskender, başını güçlükle kaldırarak her birini sağ eliyle ve gözleriyle selamladı.
Birkaç gün sonra kral öldü. On iki yıl boyunca, Makedonya'dan İndus'a kadar bütün kararlar onun ağzından çıkmıştı. Şimdi bu kararları kimin vereceği belli değildi. Bu bölüm, bunun sonrasını soruyor: İskender öldüğünde imparatorluğuna ne oldu, ve dünyanın en büyük devleti neden birkaç parçaya bölündü?
Bağlam — varissiz bir imparatorluk
İskender'in ölümünü, Yunan kaynaklarının yanında, bir kez daha Babil'deki tapınak gökbilimcileri kaydetti.
İskender'in ölümü, sonraki yüzyıllarda sayısız söylentiye konu oldu. En yaygını, onun zehirlendiğiydi.
İskender'in bir varisi yoktu. Baktriyalı eşi Roksane hamileydi, ama çocuk henüz doğmamıştı. Filip'in bir başka oğlu, İskender'in üvey kardeşi Arrhidaios ise yetişkindi, ama antik kaynaklar onun zihinsel bir engeli olduğunu ve tek başına yönetemeyeceğini anlatır. Öte yandan, imparatorluğun gerçek gücü, her biri kendi ordusuna, hazinesine ve eyaletine sahip olan komutanların elindeydi.
Gelişme — Babil anlaşması ve ilk savaşlar
İskender'in ölümünden hemen sonra, Babil'de ordunun içinde bir çatışma çıktı. Soylu süvari komutanları, Roksane'nin doğacak çocuğunu beklemek istiyordu; piyadeler ise Arrhidaios'u kral ilan etti. Birkaç gün süren gerginlikten sonra bir uzlaşma yapıldı. Bu uzlaşmaya göre Arrhidaios, III. Filip adıyla kral olacak, Roksane'nin çocuğu erkek doğarsa o da ortak kral sayılacaktı. Birkaç ay sonra doğan oğul, IV. İskender adını aldı. İki kralın yerine yönetimi, İskender'in en kıdemli komutanlarından Perdikkas yürütecekti.
Bu uzlaşma, tarihçilerin «Babil anlaşması» dediği bir paylaşımla tamamlandı: eyaletler komutanlar arasında dağıtıldı. Ptolemaios Mısır'ı, Antipatros Makedonya'yı ve Yunanistan'ı, Lysimakhos Trakya'yı, Antigonos Anadolu'nun ortasındaki Frigya'yı, İskender'in Yunanlı kâtibi Eumenes ise Kapadokya'yı aldı. Kâğıt üzerinde imparatorluk hâlâ tekti, iki kral ve bir naip vardı. Gerçekte ise her satrap, kendi bölgesinde bağımsız bir hükümdar gibi davranmaya başladı.
İlk büyük kırılma, İskender'in cesedi yüzünden yaşandı. İskender'in bedeni, görkemli bir cenaze arabasıyla Babil'den Makedonya'ya götürülecekti; ama Ptolemaios arabayı yolda ele geçirdi ve Mısır'a götürdü. İskender'in bedenine sahip olmak, onun mirasına sahip çıkmanın en güçlü simgesiydi. Perdikkas, Mısır'a saldırdı; ama Nil'i geçmeye çalışırken çok sayıda asker kaybedince, kendi subayları tarafından öldürüldü.
Ardından gelen yıllar, bir savaşlar ve ihanetler zincirine dönüştü. İki kral, birer kukla gibi, bir komutanın elinden ötekinin eline geçti. MÖ 317'de İskender'in annesi Olympias, III. Filip'i öldürttü; bir yıl sonra kendisi de Kassandros'un kararıyla öldürüldü. Kassandros, genç IV. İskender'i ve annesi Roksane'yi hapsetti ve MÖ 310 dolaylarında onları gizlice öldürttü. Böylece İskender'in soyu, onun ölümünden on üç yıl kadar sonra tükendi. Aynı yıllarda Eumenes, İskender'in hanedanına sadık kalmaya çalışan tek büyük komutandı; ama kendi askerleri onu düşmanı Antigonos'a teslim etti.
Dönüş noktası — taç bandını takan komutanlar
Argead hanedanının son üyesi de öldükten sonra, komutanlar artık kimin adına savaştıklarını göstermek zorunda değildi. Ama bir kral unvanını ilk olarak kimin alacağı, önemli bir adımdı.
Bu olaylar yüzünden MÖ 306–305, tarihçilerin «Krallar Yılı» dediği dönem olarak anılır. Ama Antigonos, bütün imparatorluğu kendi elinde birleştirmek istiyordu; öteki krallar da ona karşı birleşti. MÖ 301'de, Frigya'da, İpsos'ta, iki taraf karşılaştı. Seleukos'un, Hindistan'daki Maurya kralından aldığı fillerle desteklenen ordusu, savaşın sonucunu belirledi. Seksen yaşındaki Antigonos savaş alanında öldü; oğlu Demetrios kaçtı. İpsos, İskender'in imparatorluğunu tek bir elde yeniden birleştirme düşüncesinin sonuydu.
Yaygın yanlış«İskender, ölmeden önce imparatorluğunu komutanlarına paylaştırdı» diye düşünülür.
Bu inanç eski bir kaynaktan gelir: Kitab-ı Mukaddes'teki Birinci Makkabeler kitabı, İskender'in hâlâ yaşarken krallığını komutanları arasında böldüğünü yazar. Ama İskender'in sefere ilişkin çağdaş kaynaklara dayanan anlatıların hiçbirinde böyle bir paylaşım yoktur. Arrianos'a göre, bazı yazarlar İskender'e krallığını kime bıraktığı sorulduğunda «En iyisine» diye cevap verdiğini anlatır. Paylaşımı İskender değil, onun ölümünden sonra komutanları yaptı; ve bunu barışla değil, kırk yıl süren savaşlarla yaptılar.
Cevap — bir imparatorluk neden bölündü?
Peki bu kadar geniş bir egemenlik alanı, kurucusundan sonra neden dağıldı? Açıklama tek bir etkende değil, birbirine bağlı birkaç etkende yatıyor. Önce, bu imparatorluk henüz bir devlet değil, bir fetihti. On yıl içinde ele geçirilmiş, bir kralın kişisel otoritesiyle bir arada tutulan bu geniş toprakları birbirine bağlayan ortak bir yönetim, ortak bir hukuk ya da köklü bir bağlılık yoktu. İskender'in kendisi, bu otoritenin tek taşıyıcısıydı.
İkincisi, Makedon krallığı bir hanedana bağlıydı; ama bu hanedanın yetişkin ve yönetebilecek bir üyesi kalmamıştı. İki kralın adı, komutanlara kendi hırslarını meşrulaştıracak bir perde sağladı. Üçüncüsü, komutanların her biri güçlüydü: İskender'in yanında yıllarca savaşmış, askerlerin saygısını kazanmış, eyaletlerin hazinelerine el koymuşlardı. Hiçbiri ötekine boyun eğmek için bir neden görmüyordu.
MÖ 281'de, Lysimakhos'u Koroupedion'da yenen Seleukos da kısa süre sonra öldürüldüğünde, halefler kuşağının son üyesi de sahneden çekilmişti. Bu kırk yılın sonunda üç büyük krallık ortaya çıktı: Ptolemaios'un soyunun yönettiği Mısır, Seleukos'un soyunun yönettiği Asya'daki geniş krallık ve biraz daha sonra Antigonos'un torunlarının yönetimine geçen Makedonya. Sonraki iki bölüm, bu krallıklardan ikisini ve onların arasında yükselen küçük ama zengin Bergama'yı inceleyecek.
Bugünle bağ — kayıp bir mezar
İskender'in bedeni, Ptolemaios'un onu Mısır'a götürmesinden sonra, önce Memphis'e, sonra İskenderiye'ye taşındı ve orada, şehrin ortasında, bir anıt mezara konuldu. Antik yazarlara göre bu mezarı, yüzyıllar sonra Roma imparatoru Augustus bile ziyaret etti. Ama İskenderiye'nin sonraki yüzyıllardaki depremleri, savaşları ve yeniden yapılaşmaları, mezarın izini kaybettirdi. Bugün İskender'in mezarının nerede olduğunu kimse bilmiyor; zaman zaman ortaya atılan «mezar bulundu» haberleri, şimdiye kadar hep doğrulanamadı. Dünyayı fethetmiş bir kralın mezarının kaybolması, gücün ne kadar geçici olabileceğini hatırlatan bir tarih dersi.
Birincil kaynak
Arrianos, İskender'in son günlerini ve ölümünü şöyle aktarır:
In addition to this, it states that the soldiers were very desirous of seeing him; some, in order to see him once more while still alive; others, because there was a report that he was already dead, imagined that his death was being concealed by the confidential body-guards […]. Most of them through grief and affection for their king forced their way in to see him. It is said that when his soldiers passed by him he was unable to speak; yet he greeted each of them with his right hand, raising his head with difficulty and making a sign with his eyes. […] Some authors, however, have related that his Companions asked him to whom he left his kingdom; and that he replied: "To the best."
Türkçesi: Buna ek olarak [kraliyet günlüğü], askerlerin onu görmeyi çok istediğini söyler; bazıları onu hayattayken son bir kez görmek için; ötekiler ise, onun çoktan öldüğüne dair bir söylenti dolaştığı için, ölümünün kralın yakın muhafızları tarafından gizlendiğini sanıyordu […]. Çoğu, krallarına duydukları acı ve sevgiyle, onu görmek için içeri girmeye zorladı. Anlatıldığına göre askerleri önünden geçerken konuşamıyordu; ama başını güçlükle kaldırıp gözleriyle işaret ederek her birini sağ eliyle selamladı. […] Ama bazı yazarlar, dostlarının ona krallığını kime bıraktığını sorduğunu, onun da «En iyisine» diye yanıt verdiğini anlatır.
Kaynak: Arrianos, İskender'in Seferi, VII.26; E. J. Chinnock'un İngilizce çevirisi, Project Gutenberg. Türkçesi bizim.
- Arrianos, askerlerin sarayı zorlamasının nedenlerini nasıl açıklıyor? Bu açıklamadan, askerlerin krala bağlılığının kişisel mi yoksa kurumsal mı olduğunu nasıl çıkarabiliriz?
- «En iyisine» yanıtı, eğer gerçekten söylendiyse, İskender'in ölümünden sonraki yıllarda komutanlar için ne anlama gelmiş olabilir?
- Arrianos, bu yanıtı «bazı yazarlar anlatır» diyerek aktarıyor, kraliyet günlüğüne dayanan anlatısından ayırıyor. Bu ayrım, bir tarihçinin kaynaklarına güven derecesini okura nasıl gösteriyor?
Tarihçiler Tartışıyor
- A. B. Bosworth (1971) — İskender'in zehirlendiğine dair söylentileri inceledi; bu anlatıların kralın ölümünü izleyen yıllarda, Olympias ile Kassandros arasındaki savaş sırasında, Antipatros ailesini lekelemek için yayılmış bir propagandanın ürünü olduğunu savundu.
- Richard Billows (1990) — Antigonos'un hayatını inceledi; onu yalnızca bir güç düşkünü olarak değil, İskender'in imparatorluğunu tek bir yönetim altında bir arada tutmaya çalışan ve bu amaçla ilk Helenistik devlet kurumlarından bazılarını oluşturan bir yönetici olarak değerlendirdi.
- Robin Waterfield (2011) — Halefler savaşlarını anlatan genel bir tarih yazdı; komutanların başlangıçta imparatorluğun birliğini korumayı değil, her birinin kendi payını büyütmeyi hedeflediğini, bölünmenin kaçınılmaz bir sonuç olduğunu savundu.
- Edward Anson (2014) — Aynı dönemi yeniden değerlendirdi; komutanların eylemlerini hanedan meşruiyeti, ordunun beklentileri ve kişisel hırs arasındaki gerilim içinde okudu ve imparatorluğun bölünmesinin, İskender'in ölümünün hemen ardından değil, adım adım gerçekleştiğini vurguladı.
Bu tartışmanın merkezinde bir soru var: Halefler, İskender'in imparatorluğunu bir arada tutmaya mı, yoksa onu paylaşmaya mı çalıştılar? Billows, en azından Antigonos'un birliği yeniden kurmayı gerçekten istediğini düşünüyor. Waterfield, komutanların başından beri kendi paylarının peşinde olduğunu savunuyor. Anson ise sürecin adım adım geliştiğini vurgulayarak iki görüş arasında bir yol açıyor. Bosworth'un zehir söylentisi üzerine çalışması, bu tartışmanın kaynak sorununu gösteriyor: halefler dönemine ait anlatıların pek çoğu, halefler arasındaki propaganda savaşının izlerini taşıyor.
Derine İn
İskender öldüğünde, yeni bir büyük sefer hazırlığı içindeydi. Arrianos'un aktardığı kraliyet günlüğü, İskender'in ateşler içindeyken bile Nearkhos'a ve öteki komutanlara donanmanın ve kara ordusunun yola çıkış günlerini bildirdiğini kaydeder. Bu seferin hedefi, Basra Körfezi kıyısındaki Arabistan'dı. Babil'de yeni bir liman kazılıyor, gemiler yapılıyordu. Antik yazarların bir kısmı, İskender'in ölümünden sonra ordunun önüne onun daha büyük planlarının, örneğin Kartaca'ya ve Batı Akdeniz'e yapılacak bir seferin, okunduğunu ve ordunun bunları reddettiğini de anlatır. Bu «son planların» ne kadarının gerçek olduğu tartışmalıdır; ama İskender'in, ölümünden önce yeni fetihler düşündüğü açıktır.
İskender'in ölüm nedeni de bugün hâlâ tartışılıyor. Modern araştırmacılar, kraliyet günlüğünün anlattığı yüksek ve günlerce süren ateşten yola çıkarak sıtma, tifo, aşırı içkinin yol açtığı bir karaciğer ya da mide rahatsızlığı gibi pek çok olasılık öne sürdü. Babil'in sıcak ve bataklıklarla çevrili yazı, sıtma olasılığını güçlendiriyor; seferin yıllarca süren yorgunluğu, aldığı ağır yaralar ve Hephaistion'un ölümünden sonraki derin yas da bedenini zayıflatmış olabilir. Ama iki bin üç yüz yıl önceki bir hastalığa, yalnızca sonradan aktarılmış bir günlükten yola çıkarak kesin bir tanı koymak mümkün değil. Tarihçiler bu yüzden, İskender'in «neden» öldüğünden çok, ölümünün hangi koşullarda ve hangi söylentilerle anlatıldığını incelemeyi daha verimli buluyor.
Halefler döneminde ordu, siyasetin başlıca aktörü oldu. İskender'in en kıdemli piyadelerinden oluşan ve gümüş kaplı kalkanlarından dolayı «Gümüş Kalkanlılar» diye anılan birlik, bu dönemin en ünlü askerleriydi. Onlar, Eumenes'in yanında savaşırken, Antigonos'un askerleri ordugâhlarını ve ailelerini ele geçirince, ailelerini geri almak karşılığında kendi komutanlarını Antigonos'a teslim ettiler. Bu olay, halefler döneminde bir ordunun, bir komutana değil, kendi çıkarına ve kazancına bağlı olduğunu gösteriyor.
İskender'in imgesi de bu savaşların bir silahı oldu. Halefler, İskender'in portresini kendi sikkelerine bastırarak onun mirasına sahip çıktı. Ptolemaios'un sikkelerinde İskender, başında bir fil derisi başlıkla, Hindistan'ın fatihi olarak görünür. Lysimakhos'un sikkelerinde ise İskender, başında Mısır tanrısı Amon'un koç boynuzlarıyla, tanrısal bir figür olarak tasvir edilir. Bu sikkeler, halefler arasındaki mücadelenin yalnızca savaş alanlarında değil, simgeler ve imgeler üzerinden de yürüdüğünü gösteriyor.
Halefler döneminin yazılı kaynakları, çoğunlukla kayıptır. Bu dönemi en ayrıntılı anlatan antik yazar, MÖ birinci yüzyılda yaşamış Sicilyalı Diodoros'tur; onun kaynağı ise, bu olaylara bizzat katılmış olan Kardialı Hieronymos'tur. Hieronymos, önce Eumenes'in, sonra Antigonos'un ve onun soyunun hizmetinde bulundu. Bu yüzden onun anlatısı, olayları yakından tanıyan birinin tanıklığı olmakla birlikte, Antigonos soyunun bakış açısını taşıyor olabilir. Plutarkhos'un Eumenes ve Demetrios biyografileri, bu dönemin öteki önemli kaynaklarıdır. Babil'de yazılmış çivi yazılı kroniklerin kırık parçaları ise, halefler arasındaki savaşların Mezopotamya'daki halk için ne anlama geldiğini, yağmalanan tarlalar ve kıtlıkla birlikte, Yunan anlatılarının göstermediği bir açıdan kaydediyor.
Uzman Notu
Temel literatür
- Arrian, The Anabasis of Alexander, çev. E. J. Chinnock (Londra: Hodder and Stoughton, 1884).
- Plutarch, Plutarch's Lives, çev. John Dryden, düz. A. H. Clough (Boston: Little, Brown and Company, 1859).
- A. B. Bosworth, «The Death of Alexander the Great: Rumour and Propaganda», Classical Quarterly 21 (1971).
- Richard A. Billows, Antigonos the One-Eyed and the Creation of the Hellenistic State (Berkeley: University of California Press, 1990).
- Robin Waterfield, Dividing the Spoils: The War for Alexander the Great's Empire (Oxford: Oxford University Press, 2011).
- Edward M. Anson, Alexander's Heirs: The Age of the Successors (Malden: Wiley-Blackwell, 2014).
Arşiv ve kaynak
Arrianos'un yedinci kitabı ve Plutarkhos'un Demetrios ile Eumenes biyografileri Project Gutenberg'de İngilizce çevirileriyle okunabiliyor. Diodoros'un on sekizinci ile yirminci kitapları, halefler döneminin en ayrıntılı anlatısıdır. Babil astronomi günlükleri ve «Halefler Kroniği» diye anılan çivi yazılı Babil kroniği, Yunan kaynaklarını karşılaştırmak için önemli çağdaş belgelerdir. Haleflerin sikkeleri, büyük müzelerin sikke koleksiyonlarında görülebilir.
Açık sorular
- İskender neden öldü: sıtma gibi bir hastalıktan mı, aşırı içkiden mi, yoksa başka bir nedenden mi?
- Perdikkas ve Antigonos, gerçekten imparatorluğun birliğini korumak mı istediler, yoksa bu amaç yalnızca bir perde miydi?
- İskender'in mezarı bugün nerede?
Mini sınav
- (Hedef 1) İskender hangi şehirde öldü? A) İskenderiye B) Babil C) Susa D) Pella
- (Hedef 2) Babil anlaşmasına göre İskender'in ölümünden sonra kral ilan edilen iki kişi kimdi? A) Ptolemaios ve Seleukos B) Perdikkas ve Antigonos C) III. Filip Arrhidaios ve IV. İskender D) Kassandros ve Lysimakhos
- (Hedef 3) Arrianos, İskender'in zehirlendiğine dair anlatılar hakkında ne düşünür? A) Onları doğru bulur B) Onları kaydeder ama inanmaya değer bulmaz C) Onları hiç anmaz D) Onları kraliyet günlüğünden aktarır
- (Hedef 1) Antigonos'un savaş alanında öldüğü ve İskender'in imparatorluğunu yeniden birleştirme düşüncesinin sona erdiği savaş hangisidir? A) İpsos B) Gavgamela C) Koroupedion D) Salamis
- (Hedef 2) İskender'in cesedini ele geçirip Mısır'a götüren komutan kimdir? A) Perdikkas B) Eumenes C) Kassandros D) Ptolemaios
Açık uçlu soru
(Hedef 2) İmparatorluğun bölünmesini üç kaynağı birlikte okuyarak değerlendir: Arrianos'un İskender'in ölümü ve «En iyisine» yanıtı hakkındaki anlatısı, zehir söylentisi ve Plutarkhos'un Krallar Yılı anlatısı. Ardından, Billows'un Antigonos'u imparatorluğun birliğini korumaya çalışan biri olarak gören yorumunu ve Waterfield'ın komutanların başından beri kendi paylarının peşinde olduğunu savunan yorumunu yan yana koy ve kaynakların hangisini desteklediğini göstererek kendi görüşünü savun.
Cevaplar
- B — İskender Babil'de öldü.
- C — Kral ilan edilenler III. Filip Arrhidaios ve IV. İskender'di.
- B — Arrianos söylentileri kaydeder, ama inanmaya değer bulmaz.
- A — Antigonos, İpsos Savaşı'nda öldü.
- D — İskender'in cesedini Ptolemaios Mısır'a götürdü.
Yetkin bir cevap, İskender'in bir varis bırakmadığını, «En iyisine» yanıtının komutanlar arasındaki rekabeti meşrulaştırabileceğini, zehir söylentisinin halefler arasındaki propaganda savaşının bir parçası olduğunu ve Krallar Yılı'nın imparatorluğun birliğinin resmen sona erdiğini gösterdiğini belirtir. Billows ile Waterfield'ın yorumlarını karşılaştırırken, Antigonos'un birleştirme çabasının kendi egemenliğini genişletme hırsıyla da örtüşebileceğini göz önünde tutarak kendi seçimini gerekçelendirir.
Sonraki bölüme köprü
Halefler arasında en uzun ömürlü krallığı, İskender'in bedenini Mısır'a götüren Ptolemaios kurdu. Onun soyu, Nil vadisinden papirüs üzerindeki ayrıntılı vergi kayıtlarıyla gelir toplarken, bu gelirin bir kısmını İskenderiye'deki sarayın içinde bilginleri besleyen Museion'a ve dünyanın bütün kitaplarını toplamayı hedefleyen bir kitaplığa harcadı. Sonraki bölüm bu krallığı ve kitaplığını soruyor: Ptolemaioslar nasıl bir devlet kurdu, ve bir kitaplığa neden bu kadar önem verdiler?