Öğrenme hedefleri
- Roma ile İran'daki imparatorluklar arasındaki savaşların ana evrelerini, MÖ 53'teki Karrhai savaşından 628'deki son büyük savaşa kadar sırasıyla açıklayabileceksin.
- Bu rekabetin neden bu kadar uzun sürdüğünü, sınır bölgesinin coğrafyası, kaleler, tampon devletler ve iki imparatorluğun güç dengesi üzerinden değerlendirebileceksin.
- Savaşların sınır bölgelerinde yaşayan insanlar üzerindeki etkisini ve 628'deki son büyük savaşın iki imparatorluğu nasıl yıprattığını kaynaklara dayanarak tartışabileceksin.
Okuma metni
Kanca — Dicle kıyısında yetmiş üç gün
MS 359 yazında, Pers kralı II. Şapur'un büyük ordusu, Dicle kıyısındaki surlarla çevrili Amida şehrini, yani bugünkü Diyarbakır'ı kuşattı. Şehrin içinde, Roma ordusunun genç bir subayı vardı: Antakyalı Ammianus Marcellinus. Kuşatma yetmiş üç gün sürdü. Persler, şehrin surlarına yüksek kuleler dayadılar, tüneller kazdılar, gece gündüz saldırdılar. Sonunda şehir düştü.
Ammianus, şehrin düştüğü gece, birkaç arkadaşıyla birlikte, karanlıktan yararlanarak kaçmayı başardı. Günlerce dağlarda ve ormanlarda yol aldılar; susuzluktan bitkin düşerek bir kuyuya ulaştıklarında, ip bulamadıkları için giysilerini yırtıp uzun bir halat yaptılar ve bir başlığı kova gibi kullanarak su çektiler. Sonunda Malatya'ya, oradan da Antakya'ya ulaştılar. Yıllar sonra Ammianus, bu yaşadıklarını, Roma tarihi hakkında yazdığı büyük eserinde anlattı.
Amida kuşatması, Roma ile İran arasında yaklaşık yedi yüz yıl süren rekabetin sayısız bölümünden yalnızca biriydi. Bu bölüm, bu rekabeti soruyor: iki büyük imparatorluk neden yüzyıllar boyunca savaşmayı sürdürdü ve bu savaşlar onlara ve aralarında yaşayan insanlara neye mal oldu?
Bağlam — Fırat'tan Dicle'ye bir sınır
Önceki bölümlerde, MÖ 53'te Karrhai'de Partların bir Roma ordusunu yok ettiğini ve MS 224'te Sasanilerin Partların yerini aldığını gördük. Bu iki olay arasında ve sonrasında, Roma ile İran'daki imparatorluklar arasındaki sınır, bugünkü Türkiye'nin güneydoğusundan, Suriye ve Irak'ın kuzeyinden geçiyordu.
Bu sınır, doğal bir engel değildi. Fırat ve Dicle ırmakları, dağlık Ermenistan ve açık Mezopotamya düzlükleri arasında, iki imparatorluk yüzyıllar boyunca aynı toprakları almak ve korumak için savaştı. Sınır bölgesindeki şehirler, bu savaşların en önemli hedefleriydi. Bir şehri elinde tutan, çevresindeki tarım topraklarını, yolları ve ırmak geçitlerini de denetliyordu; bu yüzden savaşlar çoğu zaman bir ovada değil, bir surun önünde kazanılıp kaybediliyordu.
İki imparatorluk arasında, Ermenistan özel bir yere sahipti. Dağlık yapısı, onu hem bir savunma kalesi, hem de iki tarafın öbürüne saldırması için bir geçit yapıyordu.
Gelişme — kaleler, seferler ve antlaşmalar
MS dördüncü yüzyılda, II. Şapur ile Roma imparatorları arasındaki savaşlar, bu sınır kalelerinin çevresinde yoğunlaştı. Şapur, Nusaybin'i birkaç kez kuşattı ama alamadı; 359'da Amida'yı ele geçirdi. Roma ise, 363'te büyük bir karşı saldırı başlattı.
İmparator Julianus, güçlü bir orduyla Pers topraklarına girdi ve Ktesiphon surlarına kadar ilerledi. Ammianus da bu seferde, imparatorun ordusunda bir subay olarak bulunuyordu. Ama şehri alamadı; geri çekilirken bir çarpışmada yaralanarak öldü. Ordunun seçtiği yeni imparator Jovianus, düşman topraklarında mahsur kalmış bir orduyu kurtarmak için Şapur'la ağır koşullarda bir barış imzalamak zorunda kaldı.
Dördüncü yüzyılda rekabete yeni bir boyut da eklendi: din. Roma imparatorları Hristiyanlığı benimseyince, Sasani topraklarında yaşayan Hristiyanlar, Pers krallarının gözünde düşmanın olası dostları olarak görülmeye başladı. II. Şapur döneminde, İran'daki bazı Hristiyan toplulukları baskıya uğradı. Sonraki yüzyılda ise, iki imparatorluğun kendi topraklarındaki öbür dinin mensuplarına dokunmamayı kabul ettiği anlaşmalar da imzalandı. İran'daki Hristiyanlar, zamanla Roma kilisesinden bağımsız bir kilise örgütü kurdu; bu, onları Pers kralları için daha az kuşku uyandıran bir topluluk hâline getirdi.
MS beşinci yüzyılda iki imparatorluk arasında görece uzun bir barış dönemi yaşandı. Her iki taraf da, başka sınırlarındaki tehditlerle uğraşıyordu: Roma, Avrupa'daki Germen ve Hun baskısıyla, Sasaniler ise Orta Asya'daki göçebe halklarla. Ama altıncı yüzyılın başında savaş yeniden başladı. 502'de Sasani kralı I. Kavad, Amida'yı bir kez daha kuşattı ve birkaç aylık bir kuşatmadan sonra ele geçirdi; şehir, bir yüzyıl arayla ikinci kez Perslerin eline düşmüştü. Roma, Nusaybin'in kaybını telafi etmek için sınırın hemen yakınında, bugünkü Mardin'in güneydoğusunda, Dara adlı güçlü bir kale şehir kurdu.
Dönüş noktası — Justinianus ve I. Hüsrev
Altıncı yüzyılda rekabet, Doğu Roma imparatoru Justinianus ile Sasani kralı I. Hüsrev arasında yeni bir boyut kazandı. 532'de iki imparatorluk, sonu belirlenmemiş bir barış antlaşması imzaladı.
540'ta Hüsrev, Roma'nın başka cephelerde meşgul olmasından yararlanarak Suriye'ye girdi. İmparatorluğun doğudaki en büyük şehirlerinden biri olan Antakya'yı ele geçirdi, yağmaladı ve halkının önemli bir bölümünü tutsak olarak İran'a götürdü.
Hüsrev, Antakya'dan getirdiği tutsakları, bu bölümün birincil kaynağında göreceğimiz gibi, özel olarak kurdurduğu yeni bir şehre yerleştirdi. Bu, Sasani krallarının I. Şapur'dan beri uyguladığı bir politikanın devamıydı; ama Hüsrev, bu kez tutsaklara kendi şehirlerinin hayatını yeniden kurmaya çalıştı.
Yaygın yanlış«Roma ile İran, yedi yüz yıl boyunca aralıksız savaştı» diye düşünülür.
Oysa iki imparatorluk arasındaki ilişkide uzun barış dönemleri, elçilik alışverişleri, ticaret antlaşmaları ve hatta işbirliği de vardı. Beşinci yüzyılın büyük bölümü görece barışçıl geçti; iki taraf zaman zaman Kafkas geçitlerini kuzeydeki göçebelere karşı ortaklaşa korumayı tartıştı. Savaşlar, bu uzun ilişkinin yalnızca bir yüzüydü.
Cevap — dengede kalan iki güç
Öyleyse Roma ile İran neden yüzyıllar boyunca savaşmayı sürdürdü? Çünkü iki imparatorluk da, öbürünü kesin olarak yenecek güce sahip değildi. Roma, İran'ın merkezine kadar ilerleyebiliyor, ama orada tutunamıyordu; İran da Suriye'ye ve Anadolu'ya akınlar yapabiliyor, ama bu toprakları kalıcı olarak elde tutamıyordu. Aradaki sınır bölgesi, kaleler, tampon devletler ve antlaşmalarla sürekli yeniden çiziliyordu.
Bu dengenin bedelini, sınır bölgesinde yaşayan insanlar ödedi. Amida'nın, Nusaybin'in, Antakya'nın halkı, savaşların, kuşatmaların ve sürgünlerin yükünü taşıdı. İki imparatorluk, birbirini tanıyan eşit güçler olarak konuşmayı da öğrendi. Elçiler düzenli olarak gidip geliyor, krallar ve imparatorlar birbirlerine «kardeş» diye sesleniyor, antlaşmalarda iki tarafın hakları ayrıntılı biçimde yazılıyordu. Aynı zamanda, bu sınır bölgesi, iki kültür arasında bir karşılaşma alanıydı: Hristiyanlık Roma'dan İran'a, yeni sanat ve bilgi biçimleri iki yönde birden aktı.
Bugünle bağ — bir sınır bölgesinin belleği
Diyarbakır'ın surları, Nusaybin'in ve Dara'nın kalıntıları, bugün de bu uzun rekabetin tanıkları olarak ayakta. Bu şehirler, iki imparatorluğun sınırında yüzyıllarca el değiştirdi; ama halkları, dillerini, dinlerini ve kültürlerini korumayı başardı. Bugün de pek çok sınır bölgesi, büyük güçler arasındaki rekabetin yükünü taşırken, farklı kültürlerin buluşma yeri olmayı sürdürüyor.
Birincil kaynak
Bizanslı tarihçi Prokopios, I. Hüsrev'in 540'ta Antakya'dan getirdiği tutsaklar için kurdurduğu şehri şöyle anlatır:
Now Chosroes built a city in Assyria in a place one day's journey distant from the city of Ctesiphon, and he named it the Antioch of Chosroes and settled there all the captives from Antioch, constructing for them a bath and a hippodrome and providing that they should have free enjoyment of their other luxuries besides. For he brought with him charioteers and musicians both from Antioch and from the other Roman cities. Besides this he always provisioned these citizens of Antioch at public expense more carefully than in the fashion of captives, and he required that they be called king's subjects, so as to be subordinate to no one of the magistrates, but to the king alone.
Türkçesi: Hüsrev, Asur'da, Ktesiphon şehrinden bir günlük yol uzaklıktaki bir yerde bir şehir kurdurdu, ona Hüsrev'in Antakyası adını verdi ve Antakya'dan getirdiği bütün tutsakları oraya yerleştirdi; onlar için bir hamam ve bir hipodrom yaptırdı ve öbür zevklerinden de özgürce yararlanmalarını sağladı. Çünkü hem Antakya'dan, hem de öbür Roma şehirlerinden arabacılar ve müzisyenler getirmişti. Bunun yanında, bu Antakyalıların erzakını, tutsaklara yapılandan çok daha özenli biçimde, her zaman devlet hazinesinden karşıladı ve onların kralın uyrukları olarak anılmasını, hiçbir yöneticiye değil, yalnızca krala bağlı olmalarını istedi.
Kaynak: Prokopios, Savaşlar Tarihi, II.14.1–3; H. B. Dewing'in İngilizce çevirisi, Project Gutenberg. Türkçesi bizim.
- Hüsrev, Antakyalı tutsaklar için neden bir hamam ve bir hipodrom yaptırdı? Bu, onların eski hayatlarıyla nasıl bir bağ kuruyordu?
- Tutsakların «yalnızca krala bağlı» olması, onların İran'daki konumu hakkında ne anlatıyor? Bu, Sasani krallarının savaş esirlerini nasıl kullandığına dair ne gösteriyor?
- Prokopios, Roma İmparatorluğu'nun hizmetinde çalışan bir tarihçiydi. Onun, Roma'nın düşmanı olan bir kralın tutsaklara iyi davrandığını anlatması, bu anlatıyı değerlendirirken nasıl bir anlam taşıyor?
Tarihçiler Tartışıyor
- Geoffrey Greatrex (2002) — Samuel Lieu ile birlikte, Roma'nın doğu sınırı ve Pers savaşları hakkındaki kaynakları derleyip çevirdi; Latin ve Yunan kaynaklarının yanında Süryanice, Ermenice ve Arapça kaynakları da bir araya getirerek, savaşların farklı taraflardan nasıl görüldüğünü gösterdi.
- Beate Dignas (2007) — Engelbert Winter ile birlikte, Roma ile Sasani İran'ı arasındaki ilişkiyi, yalnızca savaşlar değil, diplomasi, ticaret, din ve kültür açısından da inceledi; iki imparatorluğun birbirini eşit bir güç olarak tanıdığını ve ilişkilerinin bir tür «ortak yaşam» olduğunu savundu.
- Walter Kaegi (2003) — Herakleios'un saltanatını ve 602–628 savaşını inceledi; Herakleios'un askerî dehasını vurgularken, uzun savaşın Doğu Roma'yı ekonomik ve askerî olarak nasıl tükettiğini gösterdi.
- James Howard-Johnston (2010) — 602–628 savaşını ve onu izleyen Arap fetihlerini, farklı dillerdeki çağdaş kaynakları karşılaştırarak yeniden kurdu; bu savaşı antik çağın son büyük savaşı olarak tanımladı ve iki imparatorluğun tükenişinin Arap fetihlerine zemin hazırladığını savundu.
Bu tartışma, Roma ile İran arasındaki ilişkinin nasıl anlaşılacağını ele alıyor. Greatrex ve Lieu, farklı dillerdeki kaynakları bir araya getirerek tek taraflı bakışı dengeledi. Dignas ve Winter, savaşların yanında barışçıl ilişkileri de öne çıkardı. Kaegi ve Howard-Johnston ise, son büyük savaşın iki imparatorluk için yıkıcı sonuçlarına odaklandı. Bu yeniden okumayı mümkün kılan, Süryanice ve Ermenice kaynakların çevrilip Yunanca ve Latince anlatıların yanına konmasıdır. Tarihçiler, bu uzun rekabetin hem çatışma, hem de karşılıklı tanıma içerdiği konusunda büyük ölçüde anlaşıyor.
Derine İn
Roma ile İran arasındaki en büyük ve en yıkıcı savaş, rekabetin sonunda geldi. 602'de Doğu Roma imparatoru Maurikios bir ayaklanmada öldürüldü. Maurikios, daha önce Sasani tahtını kaybetme tehlikesiyle karşılaşan genç II. Hüsrev'e yardım etmiş, onu tahtına geri oturtmuştu. Hüsrev, velinimetinin öldürülmesini bir bahane olarak kullanarak Roma'ya savaş açtı. Bu savaş, yirmi altı yıl sürdü ve Roma ile İran arasındaki bütün savaşların en uzunu ve en yıkıcısı oldu.
Savaşın ilk yıllarında Sasaniler büyük başarılar kazandı. Roma'nın iç karışıklıklar içinde olması, Pers ordularının işini kolaylaştırdı. Pers orduları Mezopotamya'daki Roma kalelerini, ardından Suriye'yi aldı. 614'te Kudüs düştü ve Hristiyanların kutsal saydığı, İsa'nın çarmıha gerildiğine inanılan haçın kalıntısı İran'a götürüldü. 619 civarında Mısır da Perslerin eline geçti. 626'da Pers orduları, Avarlarla birlikte Konstantinopolis'i kuşattı. Doğu Roma İmparatorluğu, yok olmanın eşiğine geldi.
Ama imparator Herakleios, beklenmedik bir karşı saldırı başlattı. Başkenti savunmayı başkalarına bırakarak, bir orduyla Kafkasya üzerinden İran'ın içlerine girdi. 627'de, eski Asur başkenti Ninova'nın yakınında Pers ordusunu yendi ve Ktesiphon'a doğru ilerledi. 628'de II. Hüsrev, kendi soylularının bir ayaklanmasında tahttan indirildi ve öldürüldü. Yeni Sasani kralı barış istedi; Mısır, Suriye ve Mezopotamya Roma'ya geri verildi, kutsal haç Kudüs'e geri getirildi.
Ama bu zafer, iki imparatorluk için de pahalıya mal oldu. Yirmi altı yıllık savaş, her iki tarafın da ordularını, hazinelerini ve sınır bölgelerindeki şehirlerini tüketmişti. Sasani İmparatorluğu, Hüsrev'in ölümünden sonra birkaç yıl içinde bir düzine kralın geldiği ve gittiği bir iç karışıklığa sürüklendi. Tam bu sırada, güneyde, Arap Yarımadası'nda yeni bir güç doğuyordu. İki imparatorluğun sınırlarındaki Arap müttefik krallıkları da, bu uzun savaşın içinde dağılmış ya da zayıflamıştı; böylece güneyden gelecek bir saldırıya karşı eski tampon bölgeler de ortadan kalkmıştı. Birkaç yıl içinde, İslam'ın ilk orduları, bu iki yorgun imparatorluğa karşı harekete geçti. Herakleios'un zaferi, Konstantinopolis'te büyük bir coşkuyla kutlandı. Herakleios, sefer sırasında Zerdüştlüğün en kutsal ateş tapınaklarından birini de yıktırmıştı; savaş, iki tarafın gözünde giderek bir din savaşının rengini almıştı. Kutsal haçın 630 civarında Kudüs'e geri getirilişi, Hristiyan dünyasında bir kurtuluş anı olarak anıldı; imparator, bu zaferi bir din savaşının zaferi olarak sundu. Ama bu coşku uzun sürmedi: birkaç yıl içinde Suriye ve Filistin, bu kez güneyden gelen Arap ordularının eline geçecekti. Bu kursun son bölümünde, Sasani İmparatorluğu'nun bu yeni güç karşısında neden bu kadar hızlı çöktüğünü göreceğiz.
Uzman Notu
Temel literatür
- Ammianus Marcellinus, The Roman History, çev. Charles Duke Yonge (Londra: Henry G. Bohn, 1862).
- Procopius, History of the Wars, Books I and II: The Persian War, çev. H. B. Dewing (Londra: William Heinemann, 1914).
- Geoffrey Greatrex ve Samuel N. C. Lieu, The Roman Eastern Frontier and the Persian Wars, Part II: AD 363–630 (Londra: Routledge, 2002).
- Walter E. Kaegi, Heraclius, Emperor of Byzantium (Cambridge: Cambridge University Press, 2003).
- Beate Dignas ve Engelbert Winter, Rome and Persia in Late Antiquity: Neighbours and Rivals (Cambridge: Cambridge University Press, 2007).
- James Howard-Johnston, Witnesses to a World Crisis: Historians and Histories of the Middle East in the Seventh Century (Oxford: Oxford University Press, 2010).
Arşiv ve kaynak
Ammianus'un Yonge çevirisi ve Prokopios'un Dewing çevirisi Project Gutenberg'de açık erişimde. Diyarbakır surları, UNESCO Dünya Mirası listesindedir. Dara antik kentinin kalıntıları, Mardin'in Oğuz köyünde ziyaret edilebiliyor. Nusaybin'deki Mor Yakup kilisesi, bu dönemin sınır şehirlerinden kalan en önemli yapılardandır.
Açık sorular
- Roma ile İran arasındaki savaşların asıl nedenleri neydi: toprak, zenginlik, onur, yoksa din mi?
- 602–628 savaşı, Arap fetihlerinin başarısında ne kadar belirleyici oldu?
- Sınır bölgelerinde yaşayan halklar, iki imparatorluk arasındaki savaşları nasıl yaşadı ve hatırladı?
Mini sınav
- (Hedef 1) Ammianus Marcellinus'un yetmiş üç gün süren kuşatmasına tanık olduğu şehir hangisidir? A) Nusaybin B) Amida C) Dara D) Antakya
- (Hedef 1) 363'te Julianus'un ölümünden sonra imzalanan barışla Perslere hangi şehir teslim edildi? A) Antakya B) Amida C) Nusaybin D) Kudüs
- (Hedef 2) Roma ile İran arasında yüzyıllar boyunca bir tampon devlet olan ülke hangisidir? A) Mısır B) Ermenistan C) Suriye D) Arabistan
- (Hedef 2) 532'de Justinianus ile I. Hüsrev arasında imzalanan barışa ne ad verilir? A) Sonsuz Barış B) Jovianus Barışı C) Nusaybin Antlaşması D) Kudüs Barışı
- (Hedef 3) 602–628 savaşının sonunda ne oldu? A) Roma, İran'ı tamamen fethetti B) İran, Konstantinopolis'i ele geçirdi C) Herakleios, kaybedilen toprakları geri aldı ama iki imparatorluk da derinden tükendi D) İki imparatorluk kalıcı bir ittifak kurdu
Açık uçlu soru
(Hedef 3) Roma ile İran arasındaki savaşların bedelini, çoğu zaman sınır bölgelerinde yaşayan insanlar ödedi. Ammianus'un Amida kuşatması ve Nusaybin'in teslimi hakkındaki anlatılarından ve Prokopios'un Antakyalı tutsaklar hakkındaki anlatısından yararlanarak, bu savaşların sınır halkları üzerindeki etkilerini açıkla. Ardından, Dignas ile Winter'in «ortak yaşam» yorumunu ve Howard-Johnston'ın son büyük savaşın yıkıcılığını vurgulayan yorumunu karşılaştırarak, bu uzun ilişkinin nasıl tanımlanması gerektiğine dair kendi gerekçeli değerlendirmeni yap.
Cevaplar
- B — Ammianus, Amida kuşatmasına tanık oldu.
- C — Nusaybin, Perslere teslim edildi.
- B — Ermenistan, iki imparatorluk arasında bir tampon devletti.
- A — Bu barışa Sonsuz Barış denir.
- C — Herakleios kaybedilen toprakları geri aldı, ama iki imparatorluk da tükendi.
Güçlü bir cevap, Amida kuşatmasının iki taraf için de büyük kayıplara yol açtığını, Nusaybin halkının yurtlarından sürüldüğünü, Antakyalı tutsakların İran'a götürülüp yeni bir şehre yerleştirildiğini belirtir. Dignas ile Winter'in barış dönemlerini ve karşılıklı tanımayı vurgulayan yorumunu ve Howard-Johnston'ın son savaşın iki imparatorluğu tükettiğini gösteren yorumunu karşılaştırarak, ilişkinin hem çatışma, hem de bir arada yaşama içerdiğine dair kendi değerlendirmesini gerekçelendirir.
Sonraki bölüme köprü
Antakyalı tutsaklar için hamamlı ve hipodromlu bir şehir kurduran kral, aynı yıllarda bir hekimini Hindistan'a, masallarla dolu bir kitap getirmeye gönderdi; Atina'dan kovulan Yunan filozofları da onun sarayına sığındı. Sonraki kuşaklar ona «ölümsüz ruhlu» adını verdi ve onu adaletin simgesi yaptı. Sonraki bölüm bu kralı soruyor: Anuşirvan nasıl bir hükümdardı ve onun dönemi neden bir altın çağ olarak hatırlandı?