Öğrenme hedefleri
- II. Küroş'un yükselişini ve Ahameniş İmparatorluğu'nun kuruluşunu, Med, Lidya ve Babil fetihleri üzerinden sırasıyla anlatabileceksin.
- Küroş Silindiri'ni birincil kaynak olarak okuyarak, onu kimin, kimin için, hangi amaçla yazdırdığını açıklayabileceksin.
- Silindirin «ilk insan hakları beyannamesi» olarak tanıtılmasını, antik bağlamı ve modern kullanımları karşılaştırarak değerlendirebileceksin.
Okuma metni
Kanca — New York'taki bir kopya
New York'taki Birleşmiş Milletler binasının bir koridorunda, cam bir vitrinin içinde, bir futbol topundan biraz uzun, fıçı biçiminde bir kil nesnenin kopyası durur. Üzeri, sıkışık çivi yazısı satırlarıyla kaplıdır. Kopya, 1971'de İran şahı Muhammed Rıza Pehlevi'nin ailesi tarafından Birleşmiş Milletler'e armağan edildi. O yıl İran'da, Pers monarşisinin iki bin beş yüzüncü yılı görkemli törenlerle kutlanıyordu; dünyanın dört bir yanından gelen konuklar, Ahameniş krallarının eski sarayı Persepolis'in kalıntıları yanında kurulan çadırlarda ağırlanmıştı. Törenlerin simgesi olarak seçilen bu nesne, «tarihin ilk insan hakları beyannamesi» diye tanıtıldı.
Aslı İngiltere'nin ulusal müzesinde saklanan bu kil silindir, yaklaşık iki bin beş yüz yıl önce, Babil şehrinde, Pers kralı II. Küroş adına yazılmıştı. Bugün de silindirin görüntüsü pullarda, paralarda ve internet sayfalarında «ilk insan hakları belgesi» diye dolaşıyor. Pek çok tarihçi ise, bu tanıtımın silindirin gerçek içeriğiyle pek az ilgisi olduğunu söylüyor. Bu bölüm, bu tartışmayı soruyor: Küroş Silindiri gerçekte ne söylüyor, onu kim, neden yazdırdı ve «ilk insan hakları beyannamesi» sıfatı ona ne kadar uyuyor?
Bağlam — küçük bir krallıktan dünya imparatorluğuna
MÖ altıncı yüzyılın ortasında, bugünkü İran'ın güneybatısında, Anşan adlı küçük bir krallık vardı. Bu krallık, kuzeydeki güçlü Med Krallığı'na bağlıydı. MÖ 559 civarında Anşan tahtına, Kambyses'in oğlu Küroş geçti. Yunan kaynaklarında Kyros, Türkçede çoğu zaman Kiros ya da Büyük Kiros diye de anılan bu kral, otuz yıldan kısa bir sürede, Ege kıyısından Orta Asya'ya uzanan, kendisinden önceki bütün devletleri boyutça geride bırakan bir imparatorluk kurdu.
Küroş, MÖ 550 civarında Medlere karşı ayaklanıp onların başkentini ele geçirdi. Birkaç yıl sonra, Anadolu'nun batısındaki Lidya Krallığı'na yöneldi. Daha önceki derslerde gördüğümüz gibi, Lidya kralı Kroisos yenildi ve başkent Sardes düştü; İyonya'nın Yunan şehirleri de kısa sürede Pers egemenliğine girdi. Son büyük hedef, Mezopotamya'nın eski ve zengin merkezi Babil'di.
MÖ 539'da Pers ordusu Babil'e yöneldi. Babil kralı Nabonidus, uzun yıllar Arabistan'daki Teyma vahasında kalmış, başkentteki büyük tanrı Marduk'un bayramlarını aksatmıştı; Babil'in güçlü rahipleri onu hoş görmüyordu. Pers ordusu önce Dicle kıyısındaki Opis'te bir Babil ordusunu yendi, ardından Babil, bir çatışma olmadan Perslerin eline geçti. Birkaç hafta sonra Küroş, şehre girdi.
Gelişme — silindir ne söylüyor?
Küroş'un Babil'e girişinden kısa süre sonra, onun adına Akadca bir yazıt hazırlandı ve kil bir silindirin üzerine yazıldı. Akadca, Pers kralının kendi dili değil, Babil'in yüzyıllardır kullandığı yazı diliydi; bu seçim bile, metnin kime seslendiğini gösteriyor.
Küroş Silindiri de böyle bir temel yazıtıydı. 1879'da, Babil'deki kazılar sırasında, Musul doğumlu arkeolog Hormuzd Rassam'ın ekibi tarafından bulundu ve British Museum'a getirildi. Silindir bulunduğunda kırık hâldeydi; sonraki yıllarda başka koleksiyonlardaki parçaların da ona ait olduğu anlaşıldı ve metin kısmen tamamlandı. Bugün bile bazı satırları eksiktir. Silindirin metni, Mezopotamya'nın yüzyıllık bir geleneğine uygun olarak yazılmıştı.
Silindirin ilk bölümü, Nabonidus'u kötüler. Metne göre Nabonidus, Babil'in tanrısı Marduk'un tapınağını ihmal etmiş, günlük sunuları durdurmuş, halkı dinlenmesiz bir kulluğa sürüklemişti. Halkın şikâyetleri üzerine tanrıların efendisi öfkelenmiş ve kendisine uygun, adil bir hükümdar aramaya başlamıştı. Bu hükümdar, Anşan kralı Küroş'tu.
Dönüş noktası — geri dönen tanrılar ve insanlar
Silindirin ikinci bölümünde Küroş, birinci ağızdan konuşur. Kendi soyunu sayar, Babil'e barış içinde girdiğini, askerlerinin halka zarar vermediğini, harap olmuş evleri onardığını anlatır. Ardından, Nabonidus'un Babil'e getirdiği tanrı heykellerini eski yerlerine gönderdiğini ve bu şehirlerin halklarını toplayıp yurtlarına geri döndürdüğünü söyler.
Bu son ifade, silindirin modern çağdaki ününün kaynağıdır. Okurlar, bu satırlarda bütün sürgün halklara tanınmış genel bir dönüş hakkı gördü. Babil kralları, daha önceki yüzyıllarda pek çok halkı yurtlarından sürüp başka yerlere yerleştirmişti.
Kudüs'ün halkının bir bölümü de, MÖ 587'de Babil kralı II. Nebukadnezar tarafından şehir yıkıldıktan sonra Babil'e sürülmüştü. İbranice Kutsal Kitap'ın bazı bölümleri, Küroş'u bu sürgünü sona erdiren kral olarak anar. Ama silindirin kendisi Kudüs'ten ya da Yahudilerden hiç söz etmez; sözünü ettiği şehirler, Dicle'nin ötesindeki Mezopotamya şehirleridir.
Yaygın yanlış«Küroş Silindiri, bütün insanlara eşit haklar ve din özgürlüğü tanıyan bir insan hakları bildirisidir» diye düşünülür.
Oysa silindir, bir Mezopotamya kraliyet yazıtıdır: Küroş'u tanrı Marduk'un seçtiği meşru kral olarak tanıtır, önceki kralı kötüler ve belirli şehirlerin tanrılarının ve halklarının yerlerine döndürüldüğünü anlatır. Metinde «hak», «özgürlük» ya da «eşitlik» gibi genel ilkeler yoktur; köleliğin kaldırıldığı da söylenmez.
Cevap — bir fetihçinin akıllı propagandası
Öyleyse New York'taki vitrinin altındaki etiket doğru mu? Silindirin kendi metnine bakıldığında, cevap hayırdır. Silindir, Babil'i ele geçiren yabancı bir kralın, yerel tanrının ve rahiplerin diliyle konuşarak kendini meşru göstermeye çalıştığı bir kraliyet yazıtıdır. Kendisinden önceki Asur ve Babil kralları da benzer kalıplar kullanmıştı.
Ama bu cevap, silindirin önemini ortadan kaldırmaz. Silindir, Küroş'un fethettiği halkları yönetirken zorbalık yerine uzlaşmayı, yerel tanrıları ve kurumları korumayı seçtiğini gösteriyor. Tanrı heykellerini eski yerlerine döndürmek, sürgün edilmiş toplulukların yurtlarına dönmesine izin vermek, kendisinden önceki imparatorlukların uygulamalarından farklı bir yaklaşımdı. Bu yaklaşım, geniş ve çok dilli bir imparatorluğu ayakta tutmak için akıllıca bir politikaydı. Küroş, yönettiği halkların gözünde bir yabancı fatih olmaktan çok, onların kendi tanrılarının seçtiği bir kral olarak görünmek istiyordu. Bu yöntem her yerde işe yaramadı; imparatorluğun farklı köşelerinde ayaklanmalar da oldu. Ama bir fatihin, yendiği halkın dilini, tanrısını ve geleneğini kendi meşruiyeti için kullanması, sonraki pek çok imparatorluğun da başvuracağı bir yol hâline geldi.
Bugünle bağ — geçmişin yeniden kullanılması
Küroş Silindiri, geçmişe ait bir nesnenin bugünün siyaseti için nasıl yeniden anlamlandırılabileceğinin açık bir örneğidir. 1971'deki kutlamalarda silindir, İran monarşisinin köklü ve hoşgörülü bir geçmişe sahip olduğunu göstermek için kullanıldı. Sonraki on yıllarda da, farklı siyasi görüşler, silindiri kendi amaçları için yorumladı. Tarihçinin görevi, bir kaynağın kendi döneminde ne söylediğini, sonraki dönemlerde ona yüklenen anlamlardan ayırmaktır.
Birincil kaynak
Küroş Silindiri'nin ikinci bölümünde Küroş, birinci ağızdan şöyle konuşur:
When I made my triumphal entrance into Babylon, with joy and rejoicing I took up my lordly residence in the royal palace, Marduk, the great lord, moved the noble heart of the inhabitants of Babylon to me, while I gave daily care to his worship. My numerous troops marched peacefully into Babylon. In all Sumer and Akkad I permitted no enemy to enter. The needs of Babylon and of all its cities I gladly took heed to. […] Their dwellings, which had fallen, I restored. I cleared out their ruins. […] the gods, who dwelt in them, I brought them back to their places, and caused them to dwell in a habitation for all time. All their inhabitants I collected and restored them to their dwelling places.
Türkçesi: Babil'e zafer alayıyla girdiğimde, sevinç ve coşku içinde kraliyet sarayına efendice yerleştim; büyük efendi Marduk, Babil halkının soylu gönlünü bana yöneltti, ben de her gün onun tapınımına özen gösterdim. Kalabalık askerlerim Babil'e barış içinde yürüdü. Bütün Sümer ve Akad'da hiçbir düşmanın girmesine izin vermedim. Babil'in ve bütün şehirlerinin ihtiyaçlarıyla sevinçle ilgilendim. […] Yıkılmış evlerini onardım. Yıkıntılarını temizledim. […] İçlerinde oturan tanrıları yerlerine geri götürdüm ve onları sonsuza dek bir yurtta oturttum. Bütün halklarını topladım ve onları yurtlarına geri döndürdüm.
Kaynak: Küroş Silindiri, 22–26 ve 32. satırlar; Robert William Rogers'ın İngilizce çevirisi, Cuneiform Parallels to the Old Testament (New York: Eaton & Mains, 1912), s. 382–383. Türkçesi bizim.
- Küroş, Babil'e girişini nasıl anlatıyor? Askerlerinin «barış içinde» yürüdüğünü vurgulaması neden önemli?
- Küroş, Babil halkının kendisine yönelmesini kime bağlıyor? Bu açıklama, onun meşruiyetini nasıl kuruyor?
- «Halkları yurtlarına geri döndürdüm» ifadesi hangi halklardan söz ediyor? Bu ifadeyi «bütün insanlara tanınan bir hak» olarak okumak neden yanıltıcı olabilir?
Tarihçiler Tartışıyor
- Amélie Kuhrt (1983) — Küroş Silindiri'ni, Mezopotamya kraliyet yazıtları geleneği içinde inceledi; silindirin Asur kralı Asurbanipal'in yazıtlarındaki kalıpları izlediğini, bir fetihçinin kendini meşru göstermek için yerel geleneği kullandığı bir propaganda metni olduğunu savundu.
- Josef Wiesehöfer (1993) — Pers İmparatorluğu'nun tarihini, Yunan kaynaklarının çizdiği imgeden bağımsız olarak, İran'daki ve imparatorluğun farklı bölgelerindeki kaynaklara dayanarak yazdı; Küroş'un hoşgörü politikasının, imparatorluğun yönetim ihtiyaçlarından doğduğunu vurguladı.
- Irving Finkel (2013) — Silindirin metnini ve tarihini ayrıntılı biçimde yayımladı; aynı metnin başka kopyalarına ait kil tablet parçalarını tanımlayarak, bu duyurunun imparatorluğun farklı yerlerine gönderildiğini düşündürdüğünü gösterdi.
- Matt Waters (2014) — Ahameniş İmparatorluğu'nun erken tarihini inceledi; Küroş'un fetihlerinde, yerel seçkinlerle işbirliğinin ve yerel kurumların korunmasının, imparatorluğun hızla genişlemesini ve kalıcı olmasını sağladığını savundu.
Bu tartışma, silindirin iki yönünü birlikte görmeye çalışıyor. Kuhrt, silindirin yeni bir insan hakları anlayışı değil, eski bir yazıt geleneğinin ürünü olduğunu gösterdi. Wiesehöfer ve Waters, bu geleneğin arkasında gerçek bir yönetim politikası, yerel halklarla uzlaşma ve işbirliği politikası olduğunu vurguladı. Finkel ise, silindirin tek bir nesne olmadığını, yaygın biçimde dağıtılmış bir duyurunun kopyası olabileceğini gösterdi. Bu tartışmada kaynakların kendisi de değişti: yeni tablet parçalarının bulunması, silindirin tek bir nesne değil, yaygın bir metnin kopyası olduğunu gösterdi. Tarihçiler, silindirin «insan hakları beyannamesi» olmadığı konusunda büyük ölçüde anlaşıyor; ama Küroş'un politikasının kendi döneminde ne kadar yenilikçi olduğu konusunda tartışıyor.
Derine İn
Küroş hakkında bildiklerimiz, yalnızca silindirden gelmez. Babil'de yazılmış bir kronik, Babil'in düşüşünü kuru ve kısa cümlelerle anlatır: Pers ordusunun Opis'te bir Babil ordusunu yendiğini, Sippar'ın savaşsız düştüğünü, iki gün sonra Pers ordusunun öncüsünün savaşsız Babil'e girdiğini ve Nabonidus'un tutsak alındığını kaydeder. Bu kronik, silindirin görkemli anlatısını daha sade bir dille doğrular; ama Babil'in Perslere neden direnmediğini açıklamaz. Herodotos ise bambaşka bir öykü anlatır: ona göre Küroş, Fırat'ın suyunu bir kanalla başka yöne çevirmiş, askerleri ırmak yatağından, suyun uyluk hizasına indiği bir anda şehre sızmış, şehrin büyüklüğü yüzünden merkezdeki halk, kenar mahallelerin düştüğünü bir süre fark etmemişti. Bu anlatı, Babil kaynaklarının «savaşsız» teslim anlatısıyla örtüşmez; tarihçiler, Herodotos'un olaylardan bir yüzyıl sonra, yerel söylentilere dayanarak yazdığını hatırlatıyor.
Yunan yazarlar da Küroş'a büyük ilgi gösterdi. Herodotos, onun doğumunu, çocukluğunu ve yükselişini, masalsı öğelerle dolu bir öyküyle anlatır: Med kralı Astyages'in, torununun kendisini tahttan indireceğini gösteren bir rüya görüp onu öldürtmek istediğini, ama bebeğin bir çoban tarafından büyütüldüğünü yazar. Herodotos, Küroş'un ölümünün de birkaç farklı anlatısını bildiğini, kendisinin en inanılır bulduğunu aktardığını söyler. Ona göre Küroş, Hazar'ın doğusundaki Massagetlere karşı savaşırken öldü. Atinalı Ksenophon ise, Kyrou Paideia, yani «Küroş'un Eğitimi» adlı eserinde Küroş'u ideal bir hükümdar olarak çizdi; ama bu eser, tarih kitabından çok bir yönetim felsefesi romanıdır.
Küroş, kendi adına yeni bir başkent de kurdu. İran'ın güneybatısındaki Pasargad'da, geniş bahçeler, saraylar ve anıtsal bir kapı yaptırdı. Bu kapının kalıntılarında, dört kanatlı, başında Mısır tarzı bir taç taşıyan bir figür bulunur; bu figür, Küroş'un imparatorluğunun farklı sanat geleneklerini bir araya getirdiğini gösteriyor. Pasargad'dan sonra Dareios, çok daha büyük bir tören başkenti olarak Persepolis'i kurdu. Küroş'un mezarı, bugün de Pasargad'da ayaktadır. Basamaklı bir kaide üzerine oturtulmuş, beşik çatılı, sade bir taş yapıdır. Büyük İskender'in yol arkadaşlarının anlatılarına dayanan Arrianos, İskender'in bu mezarı ziyaret ettiğini, mezarın yağmalanmış olduğunu görüp üzüldüğünü yazar. Arrianos'a göre mezarın üzerinde, Pers dilinde, yoldan geçene seslenen bir yazıt vardı: «Ey insan, ben Kambyses'in oğlu, Perslerin imparatorluğunu kuran ve Asya'nın kralı olan Küroş'um; bu anıtı bana çok görme.» Bu yazıt bugün mezarın üzerinde yoktur; varlığını yalnızca bu anlatıdan biliyoruz.
Son olarak, Küroş'un imparatorluğu, onun ölümünden sonra da genişlemeye devam etti. Oğlu Kambyses Mısır'ı fethetti; ondan sonra tahta geçen Dareios, imparatorluğu Hindistan'dan Trakya'ya kadar genişletti ve onu eyaletlere bölerek yeniden örgütledi. Küroş'un yerel tanrıları ve kurumları koruma politikası, bu geniş imparatorluğun iki yüzyıl boyunca ayakta kalmasında önemli bir rol oynadı. Önceki derslerde Yunanlıların gözünden gördüğümüz bu imparatorluğa, bu kursta kendi başkentleri ve kendi belgeleri üzerinden bakacağız.
Uzman Notu
Temel literatür
- Robert William Rogers, Cuneiform Parallels to the Old Testament (New York: Eaton & Mains, 1912).
- Herodotus, The History of Herodotus, çev. G. C. Macaulay (Londra: Macmillan, 1890).
- Amélie Kuhrt, "The Cyrus Cylinder and Achaemenid Imperial Policy", Journal for the Study of the Old Testament 25 (1983), s. 83–97.
- Josef Wiesehöfer, Das antike Persien: von 550 v. Chr. bis 650 n. Chr. (Münih: Artemis & Winkler, 1993).
- Irving Finkel (ed.), The Cyrus Cylinder: The King of Persia's Proclamation from Ancient Babylon (Londra: I. B. Tauris, 2013).
- Matt Waters, Ancient Persia: A Concise History of the Achaemenid Empire, 550–330 BCE (Cambridge: Cambridge University Press, 2014).
Arşiv ve kaynak
Küroş Silindiri, British Museum'da saklanıyor; müze, silindirin fotoğraflarını ve güncel çevirisini çevrimiçi yayımlıyor. Rogers'ın 1912 tarihli çevirisi archive.org'da okunabiliyor. Pasargad'daki Küroş mezarı, UNESCO Dünya Mirası listesindedir. Babil kroniklerinin metinleri, Asur ve Babil kronikleri derlemelerinde yayımlanmıştır.
Açık sorular
- Küroş Silindiri'nin metnini kim yazdı: Pers kralının çevresi mi, yoksa Babil'in rahipleri mi?
- Küroş'un halkların yurtlarına dönmesine izin verme politikası, imparatorluğun her yerinde aynı biçimde mi uygulandı?
- Ezra kitabındaki Küroş buyruğu, gerçek bir Pers belgesine ne ölçüde dayanıyor?
Mini sınav
- (Hedef 1) Küroş, tahta ilk geçtiğinde hangi küçük krallığın kralıydı? A) Lidya B) Anşan C) Babil D) Med
- (Hedef 2) Küroş Silindiri'ne göre Küroş'u Babil'in kralı olarak seçen tanrı hangisidir? A) Ahura Mazda B) Zeus C) Marduk D) Aşur
- (Hedef 2) Küroş Silindiri hangi türden bir metindir? A) Bir barış antlaşması B) Bir Mezopotamya kraliyet yazıtı C) Bir yasa kitabı D) Bir mektup
- (Hedef 3) Küroş Silindiri'nin «tarihin ilk insan hakları beyannamesi» olarak tanıtıldığı büyük kutlamalar hangi yılda yapıldı? A) 1879 B) 1948 C) 1971 D) 2013
- (Hedef 3) Aşağıdakilerden hangisi Küroş Silindiri'nin metninde yer almaz? A) Nabonidus'un kötülenmesi B) Tanrıların yerlerine döndürülmesi C) Küroş'un soyunun sayılması D) Bütün insanların eşit haklara sahip olduğu ilkesi
Açık uçlu soru
(Hedef 3) Küroş Silindiri, bugün sıkça «tarihin ilk insan hakları beyannamesi» olarak anılıyor. Silindirin Marduk'un Küroş'u seçtiğini anlatan bölümünden, Küroş'un birinci ağızdan konuştuğu bölümden ve Ezra kitabındaki buyruktan yararlanarak, silindirin kendi döneminde neyi amaçladığını açıkla. Ardından, Kuhrt'un «propaganda metni» yorumunu ve Waters'ın «uzlaşma politikası» vurgusunu karşılaştırarak, silindirin modern çağda insan hakları simgesi olarak kullanılmasını gerekçeleriyle değerlendir.
Cevaplar
- B — Küroş, Anşan kralıydı.
- C — Silindire göre Küroş'u tanrı Marduk seçti.
- B — Küroş Silindiri bir Mezopotamya kraliyet yazıtıdır.
- C — Silindir, 1971'deki kutlamalarda bu biçimde tanıtıldı.
- D — Silindirde bütün insanların eşit haklara sahip olduğu gibi genel bir ilke yoktur.
Güçlü bir cevap, silindirin Küroş'u yerel tanrı Marduk'un seçtiği meşru kral olarak sunduğunu, önceki kralı kötülediğini ve belirli şehirlerin tanrılarını ve halklarını yerlerine döndürdüğünü anlattığını belirtir. Ezra kitabının, benzer bir politikanın Kudüs için de uygulandığını düşündürdüğünü ekler. Kuhrt'un yorumunun silindirin geleneksel kalıplarını, Waters'ın yorumunun ise arkasındaki gerçek yönetim politikasını öne çıkardığını karşılaştırır ve silindirin insan hakları simgesi olarak kullanılmasının, onun kendi bağlamını gölgede bıraktığını gerekçelendirir.
Sonraki bölüme köprü
Küroş'un ölümünden sekiz yıl sonra, Pers tahtına onun soyundan gelmeyen bir soylu oturdu ve ilk yılında dokuz ayaklanmayı bastırdı; zaferini bir kayanın yüzüne, üç dilde kazıttı. Bu kral, yerel tanrılara saygıyı sürdürürken imparatorluğa düzenli bir vergi, kendi adını taşıyan bir altın sikke ve binlerce kil tablete kaydedilen bir bürokrasi kazandırdı. Sonraki bölüm bu düzeni soruyor: Ahamenişler, Ege'den İndus'a uzanan imparatorluklarını nasıl yönetti?