Öğrenme hedefleri
- Thales'ten Demokritos'a uzanan Yunan doğa düşüncesinin, dünyayı doğal nedenlerle açıklama çabasını ana adımlarıyla özetleyebileceksin.
- Hipokrat okulunun tıbbını, doğal neden, gözlem, vaka kaydı ve prognoz kavramları üzerinden açıklayabileceksin.
- Yunan biliminin başarılarını ve sınırlarını, Hipokrat külliyatından ve Thukydides'in salgın anlatısından örneklerle değerlendirebileceksin.
Okuma metni
Kanca — bir hastanın altı günü
Ege'nin kuzeyindeki Thasos adasında, MÖ beşinci yüzyılın sonlarında, bir hekim bir hastanın yatağının başında not tutuyordu. Hasta, şehrin surlarının yanında oturan Philiskos adında bir adamdı. Hekim, onun ilk gün ateşlendiğini ve terlediğini, ikinci gün bütün belirtilerin ağırlaştığını, üçüncü gün öğleye kadar ateşinin düştüğünü ama akşam yeniden yükseldiğini, dördüncü gün sayıklamaya başladığını gün gün yazdı. Beşinci gün burnu kanadı; el ve ayakları soğudu ve ısıtılamadı. Altıncı günün ortasında Philiskos öldü.
Bu kısa not, bugün bir hastane dosyasında okuyabileceğimiz bir vaka kaydına şaşırtıcı biçimde benzer. Notta hiçbir tanrının adı geçmez; hastalık, bir cezaya ya da büyüye bağlanmaz. Hekim, hastanın kurtulamadığını da gizlemez. Bu nottan yalnızca hastanın öldüğünü değil, ateşinin hangi günler yükselip düştüğünü, idrarının rengini ve nefesinin nasıl değiştiğini de öğreniyoruz.
Bu not, Hipokrat'ın adıyla anılan tıp metinleri arasında korunmuştur. Böyle bir kaydı yazdıran düşünce biçiminin kökleri, bir yüzyıl önce Anadolu kıyısında soru soran filozoflara uzanıyor; bu bölüm o yolu izliyor ve yolun sonunda nelerin kazanıldığını, nelerin eksik kaldığını tartıyor.
Bağlam — doğayı açıklamak
Anadolu kıyısındaki İyonya şehirlerini anlattığımız derste, MÖ altıncı yüzyılda Miletoslu Thales ve onu izleyen düşünürlerin, dünyanın neden yapıldığı sorusunu tanrı öyküleri yerine doğal bir ilkeyle cevaplamaya çalıştığını görmüştük. Thales için bu ilke suydu. Bu soru, sonraki kuşaklarda Yunan dünyasının başka köşelerine taşındı ve farklı cevaplar buldu.
Samoslu Pythagoras, MÖ altıncı yüzyılın ikinci yarısında Güney İtalya'daki Kroton'a yerleşti ve orada bir topluluk kurdu. Pythagorasçılar, dünyanın düzeninin sayılarla anlaşılabileceğini düşünüyordu; bir telin uzunluğu ile çıkardığı sesin arasındaki oranlar, onlar için doğadaki matematiksel düzenin kanıtıydı. Bugün Pythagoras'ın adıyla anılan geometri teoreminin onun tarafından bulunduğu kesin değildir; ama onun okulu, matematiği doğayı anlamanın aracı olarak kullanan ilk topluluklardan biri oldu.
Sicilyalı Empedokles ise, MÖ beşinci yüzyılda, her şeyin tek bir ilkeden değil, birkaç temel maddeden oluştuğunu savundu. Onun şiir biçiminde yazdığı eserlerinden yalnızca parçalar kaldı; ama bu parçalar, iki bin yıl boyunca doğa düşüncesini biçimlendiren bir görüşü taşıyor.
Trakya kıyısındaki Abdera'dan gelen Demokritos ise, daha cesur bir düşünce ortaya attı. Hocası Leukippos'la birlikte, maddenin sonsuza kadar bölünemeyeceğini, bir noktada en küçük parçalara ulaşılacağını ileri sürdü.
Bu düşünürlerin hiçbiri bugünkü anlamda deney yapmıyordu; görüşlerini çoğu zaman akıl yürütme ve gündelik gözlemlerle savunuyorlardı. Demokritos'un atomları ile modern kimyanın atomları arasında büyük farklar vardır. Ama hepsinin ortak bir varsayımı vardı: dünya, tanrıların keyfine göre değil, anlaşılabilir kurallara göre işliyordu.
Gelişme — Kos'un hekimleri
Bu düşünce, MÖ beşinci yüzyılda tıbba da ulaştı. Bugün Bodrum'un karşısındaki Kos adasında doğan Hipokrat, MÖ 460 civarından MÖ 370 civarına kadar yaşadı. Hayatı hakkında kesin olarak pek az şey biliyoruz: bir hekim ailesinden geldiği, Yunan dünyasını dolaştığı ve öğrenciler yetiştirdiği anlatılır. Kos'un karşısındaki Anadolu kıyısında, bugünkü Datça yakınlarındaki Knidos'ta da ünlü bir hekim topluluğu vardı; iki okulun hastalıklara yaklaşımı arasındaki farklar, antik çağda da tartışılıyordu.
Hipokrat'ın adıyla bize ulaşan metinler, tek bir kişinin eseri değildir. Farklı üslupları, birbiriyle çelişen görüşleri ve farklı dönemlere ait ayrıntıları, onların pek çok elden çıktığını gösteriyor.
Bu metinlerin en belirgin özelliği, hastalıkları doğal nedenlerle açıklamaya çalışmasıdır. Yunan dünyasında pek çok insan, hastalıkların tanrıların öfkesinden geldiğine inanıyor, tedavi için tanrı Asklepios'un tapınaklarına gidiyordu. Hipokratçı hekimler, bu inanca açıkça karşı çıktı.
Hipokratçı hekimler, sağlığı ve hastalığı bedendeki sıvıların dengesiyle açıkladı. Bu açıklama, Empedokles'in dört elementi gibi, dünyayı birkaç temel öğenin dengesiyle anlama çabasının tıptaki karşılığıydı.
Dönüş noktası — gözlem ve öngörü
Hipokratçı tıbbın en kalıcı katkısı, belki de kuramlarından çok yöntemiydi. Hekimler, hastalığın nedenini her zaman bilemiyorlardı; ama hastalığın seyrini dikkatle gözlemleyerek, ne olacağını önceden kestirmeye çalıştılar.
Kanca'daki Philiskos'un öyküsü, bu yöntemin bir örneğidir. Hekim, onun ateşinin hangi günlerde yükseldiğini dikkatle kaydetmişti; çünkü Hipokratçı hekimler, hastalığın belirli günlerde bir dönüm noktasına ulaştığına inanıyordu.
Salgınlar'ın ilk ve üçüncü kitaplarındaki vaka kayıtlarının yarısından fazlası, hastanın ölümüyle biter. Bu, Hipokratçı hekimlerin başarılarını değil, gözlemlerini yazdığını gösteriyor. Bir hekim, yalnızca iyileşen hastaları kaydetseydi, tedavisinin gerçekte ne kadar işe yaradığını hiçbir zaman öğrenemezdi.
Yaygın yanlış«Hipokrat yemini, Hipokrat'ın kendisinin yazdığı ve bütün antik hekimlerin ettiği bir yemindi» diye düşünülür.
Oysa yeminin Hipokrat tarafından yazıldığı kesin değildir; külliyatın öbür metinleri gibi, onun da kimin tarafından ve ne zaman yazıldığı tartışmalıdır. Antik çağda bütün hekimlerin bu yemini ettiğine dair bir kanıt da yoktur. Yemin, ancak çok sonraki yüzyıllarda tıp eğitiminin simgesi hâline geldi.
Cevap — doğal nedenler ve dürüst gözlem
Öyleyse Thasos'taki o kayda giden yol nasıl açıldı? İyonya'dan Güney İtalya'ya, Abdera'dan Kos'a uzanan bir düşünürler zinciri, dünyanın anlaşılabilir kurallara göre işlediği varsayımını adım adım geliştirdi. Thales ve İyonyalılar, dünyanın bir ilkeden doğduğunu; Pythagorasçılar, sayıların düzenini; Empedokles, dört elementi; Demokritos, atomları öne sürdü. Hipokratçı hekimler ise bu varsayımı insan bedenine uyguladı ve hastalıkların da doğal nedenleri olduğunu savundu.
Bu yaklaşım neyi başardı? Dikkatli gözlemi, vaka kaydını, iklimin ve yaşam biçiminin sağlık üzerindeki etkisine dikkat çekmeyi ve hekimliği bir meslek ahlakına bağlamayı başardı. Neyi başaramadı? Deney yöntemi henüz yoktu; dört sıvı kuramı gibi yanlış kuramlar yüzyıllarca sürdü; salgınlar karşısında hekimler çaresizdi. Yunan bilimi, bugünkü bilimin bir başlangıcıydı, onun kendisi değil.
Bugünle bağ — bir hekimin ilk sorusu
Bugün bir hekimin hastaya sorduğu ilk sorular, Hipokratçı metinleri hatırlatır: nerede yaşıyorsunuz, ne yiyorsunuz, belirtiler ne zaman başladı? Havalar, Sular ve Yerler'in yazarı, bir şehre gelen hekimin önce o şehrin iklimine, suyuna ve halkının yaşam biçimine bakması gerektiğini söylüyordu. Çevre sağlığı ve halk sağlığı dediğimiz alanlar, bu sorunun modern biçimleridir. Hipokrat'ın adı, bugün tıp fakültelerinde okunan yeminlerde yaşamayı sürdürüyor.
Birincil kaynak
Havalar, Sular ve Yerler adlı Hipokratçı metin, bir hekimin işe nasıl başlaması gerektiğini şöyle anlatır:
Whoever wishes to investigate medicine properly, should proceed thus: in the first place to consider the seasons of the year, and what effects each of them produces […]. Then the winds, the hot and the cold […]. We must also consider the qualities of the waters […]. In the same manner, when one comes into a city to which he is a stranger, he ought to consider its situation, how it lies as to the winds and the rising of the sun […]; and the mode in which the inhabitants live, and what are their pursuits, whether they are fond of drinking and eating to excess, and given to indolence, or are fond of exercise and labor, and not given to excess in eating and drinking.
Türkçesi: Tıbbı doğru biçimde araştırmak isteyen kişi şöyle ilerlemelidir: önce yılın mevsimlerini ve her birinin ne gibi etkiler yarattığını düşünmelidir […]. Sonra rüzgârları, sıcak ve soğuk rüzgârları […]. Suların niteliklerini de göz önünde tutmalıyız […]. Aynı biçimde, yabancısı olduğu bir şehre gelen kişi, onun konumunu, rüzgârlara ve güneşin doğuşuna göre nasıl uzandığını düşünmelidir […]; ve oranın insanlarının nasıl yaşadığını, uğraşlarının ne olduğunu, yeme içmede aşırıya kaçmaya ve tembelliğe mi düşkün olduklarını, yoksa bedensel çalışmayı ve emeği mi sevdiklerini, yeme içmede aşırılıktan mı kaçındıklarını.
Kaynak: Havalar, Sular ve Yerler, 1, Hipokrat külliyatı; Francis Adams'ın İngilizce çevirisi (New York: William Wood, 1886), Project Gutenberg. Türkçesi bizim.
- Yazara göre bir hekim, hastalıkları anlamak için nelere bakmalıdır? Bu liste, hastalığın nedenleri hakkındaki hangi varsayıma dayanıyor?
- Metinde tanrılardan ya da dinsel törenlerden söz edilmemesi, bu yaklaşımı Asklepios tapınaklarındaki tedaviden nasıl ayırıyor?
- Yazarın listelediği etkenlerden hangileri bugün de halk sağlığında önemsenir? Hangileri bugünkü bilgilere göre eksik kalır?
Tarihçiler Tartışıyor
- Benjamin Farrington (1944) — Yunan bilimini, zanaatkârların ve teknik uygulamaların deneyimiyle bağlantılı bir düşünce olarak yorumladı; bu bağın, köleliğin el emeğini küçümseyen bir kültür yaratmasıyla zayıfladığını ve Yunan biliminin bu yüzden deneye yönelemediğini savundu.
- Jacques Jouanna (1992) — Hipokrat'ın hayatını ve külliyatı ayrıntılı biçimde inceledi; metinlerin farklı yazarlara ve okullara ait olduğunu gösterdi ve Hipokratçı tıbbı, dönemin felsefesi, dini ve toplumu içinde yerleştirdi.
- Helen King (1998) — Hipokratçı metinlerde kadın bedeninin nasıl anlatıldığını inceledi; hekimlerin kadın bedenini erkek bedeninden temelden farklı ve daha kusurlu gördüğünü, bu görüşün yüzyıllar boyunca tıbbı etkilediğini gösterdi.
- Vivian Nutton (2004) — Antik tıbbın tarihini, Hipokrat'tan Geç Antikçağ'a kadar geniş bir çerçevede ele aldı; hekimlerin yanında tapınak tedavisinin, halk hekimliğinin ve farklı tıp okullarının bir arada var olduğunu, «akılcı» tıp ile dinsel iyileştirmenin sanıldığı kadar keskin biçimde ayrılmadığını vurguladı.
Bu tartışma, Yunan biliminin hem başarılarını, hem de sınırlarını farklı açılardan ele alıyor. Farrington, Yunan biliminin neden deneye yönelmediğini toplumsal yapıyla açıkladı. Jouanna, Hipokratçı metinleri kendi bağlamlarında incelerken, King onların kadın bedenine bakışındaki önyargıları ortaya çıkardı. Nutton ise, akılcı tıp ile dinsel iyileştirme arasındaki sınırın sanıldığından daha geçirgen olduğunu gösterdi. Bugünkü araştırmalar, Yunan bilimini bir «mucize» olarak değil, kendi dünyasının içinde gelişen ve o dünyanın sınırlarını taşıyan bir düşünce olarak görmeye yöneliyor.
Derine İn
Hipokratçı tıbbın yanında, tanrı Asklepios'a adanmış tapınaklarda yapılan tedavi de yaygındı. Epidauros'taki Asklepios kutsal alanı, bunların en ünlüsüydü. Hastalar, tapınağın bir bölümünde uyuyor ve rüyalarında tanrının kendilerini iyileştireceğini ya da onlara ne yapmaları gerektiğini söyleyeceğini umuyorlardı. İyileşen hastalar, tanrıya teşekkür için yazıtlar ve bedenin iyileşen bölümünü gösteren küçük adaklar bırakıyordu. Kos adasında da, Hipokrat'ın ölümünden sonra, büyük bir Asklepios kutsal alanı yapıldı. Hipokratçı hekimler ile tapınak arasındaki ilişki, çoğu zaman düşmanca değildi; pek çok hasta, iki yola da başvuruyordu.
Hipokratçı metinlerin sınırları, özellikle kadın bedenine bakışlarında açıkça görülür. Kadın hastalıklarına ayrılan metinler, kadın bedenini erkek bedeninden daha nemli ve daha zayıf görüyor, pek çok hastalığı rahmin bedenin içinde yer değiştirmesine bağlıyordu. Bu görüşler, dönemin kadınlara bakışını yansıtıyordu ve yüzyıllar boyunca tıpta etkili oldu. Yine de bu metinler, ebelerin ve kadınların kendi deneyimlerinden elde edilen bilgilere de yer veriyordu.
Hipokratçı metinler, hekimin davranışına da büyük önem veriyordu. Hekimin temiz, sakin ve ölçülü olması, hastanın güvenini kazanması ve hastaya zarar vermemesi gerektiği tekrar tekrar vurgulanıyordu. Hekimlik, o dönemde bir izin ya da diploma gerektirmiyordu; herkes kendini hekim olarak tanıtabiliyordu. Bu yüzden iyi bir hekim, bilgisini ve güvenilirliğini hastalarına ve şehre kanıtlamak zorundaydı. Bazı şehirler, kamu hekimleri tutarak onlara maaş ödüyordu; Herodotos, MÖ altıncı yüzyılın sonunda Krotonlu hekim Demokedes'in, önce Aigina'da bir talant yıllık ücretle kamu hekimi olarak çalıştığını, sonra Atina'da daha yüksek bir ücretle tutulduğunu, ardından Samos tiranının yanına iki talanta geçtiğini anlatır; Demokedes sonunda Pers kralı Dareios'u iyileştirerek Susa'daki sarayda büyük bir ün kazandı. Yunan bilimi, Hipokrat'tan sonra da gelişti. Aristoteles, canlıları gözlemleyip sınıflandırdı. MÖ üçüncü yüzyılda, Mısır'daki İskenderiye'de, Herophilos ve Erasistratos gibi hekimler insan bedenini inceleyerek sinir sistemi ve damarlar hakkında önemli bulgular elde etti. Eratosthenes, Dünya'nın çevresini şaşırtıcı bir yakınlıkla hesapladı. MS ikinci yüzyılda Bergama'da doğan Galenos, Hipokratçı tıbbı sistemleştirdi ve dört sıvı kuramını, on dört yüzyıl boyunca egemen kalacak bir tıp sistemine dönüştürdü. Galenos'un eserleri, Arapçaya çevrilerek İslam dünyasında İbn Sina gibi hekimlerin elinde gelişti ve oradan yeniden Avrupa'ya ulaştı.
Son olarak, bu düşünce zincirinin önemli halkalarının Anadolu'da ya da onun hemen yakınında bulunduğunu hatırlamak gerekir. Thales Miletos'ta, Hipokrat Kos'ta, Knidos okulunun hekimleri Datça yarımadasında, Galenos ise Bergama'da yaşadı. Yunan biliminin tarihi, Ege'nin iki yakasındaki şehirlerin ortak tarihidir. Bu düşünürlerin çoğu, tek bir şehre bağlı kalmadı; Pythagoras Samos'tan İtalya'ya, Demokedes Kroton'dan Susa'ya, Hipokrat Kos'tan Yunan dünyasının öbür köşelerine yolculuk etti. Bilgi, gemilerle ve yollarla dolaşan insanlarla birlikte yayıldı; bir şehirde doğan bir soru, başka bir kıyıda cevabını buldu.
Uzman Notu
Temel literatür
- Hippocrates, The Genuine Works of Hippocrates, çev. Francis Adams (New York: William Wood, 1886).
- Thucydides, The History of the Peloponnesian War, çev. Richard Crawley (Londra: Longmans, Green, 1874).
- Benjamin Farrington, Greek Science: Its Meaning for Us (Harmondsworth: Penguin, 1944).
- Jacques Jouanna, Hippocrate (Paris: Fayard, 1992).
- Helen King, Hippocrates' Woman: Reading the Female Body in Ancient Greece (Londra: Routledge, 1998).
- Vivian Nutton, Ancient Medicine (Londra: Routledge, 2004).
Arşiv ve kaynak
Francis Adams'ın Hipokrat çevirisinin ilk cildi Project Gutenberg'de bulunuyor; Havalar, Sular ve Yerler ile Salgınlar'ın birinci ve üçüncü kitapları bu ciltte yer alıyor. Kos'taki Asklepios kutsal alanının kalıntıları ve Datça yarımadasının ucundaki Knidos antik kenti bugün ziyaret edilebiliyor. Epidauros'ta bulunan iyileşme yazıtları, tapınak tedavisi hakkındaki en önemli kaynaklardandır.
Açık sorular
- Hipokrat külliyatındaki metinlerden hangileri, varsa, Hipokrat'ın kendisine aittir?
- Kos ve Knidos okulları arasındaki farklar gerçekten ne kadar derindi?
- Yunan bilimi neden sistemli deney yöntemini geliştirmedi?
Mini sınav
- (Hedef 1) Empedokles'e göre bütün varlıkları oluşturan temel maddeler hangileridir? A) Atomlar ve boşluk B) Sayılar C) Toprak, su, hava ve ateş D) Yalnızca su
- (Hedef 1) Bütün varlıkların gözle görülemeyecek kadar küçük, bölünemez parçacıklardan oluştuğunu savunan düşünür kimdir? A) Demokritos B) Thales C) Pythagoras D) Empedokles
- (Hedef 2) Havalar, Sular ve Yerler'in yazarına göre hastalıklar hakkında hangisi doğrudur? A) Bazı hastalıklar ötekilerden daha tanrısaldır B) Hastalıklar büyüden kaynaklanır C) Hiçbir hastalık doğal bir neden olmadan ortaya çıkmaz D) Hastalıkların nedeni bilinemez
- (Hedef 2) Hekimin, hastalığın seyrini gözlemleyerek sonucunu önceden kestirmesine ne ad verilir? A) Vaka kaydı B) Katharsis C) Kurban D) Prognoz
- (Hedef 3) Atina salgınında hekimlerin en çok ölenler arasında olmasının nedeni neydi? A) Tapınaklara gitmedikleri için B) Hastaları en sık ziyaret ettikleri için C) Şehirden kaçmadıkları için D) Zehirlendikleri için
Açık uçlu soru
(Hedef 3) Hipokratçı tıp, hastalıkları doğal nedenlerle açıklamaya çalışan yeni bir yaklaşım getirdi; ama bu yaklaşımın sınırları da vardı. Havalar, Sular ve Yerler'in iki pasajından, Philiskos'un vaka kaydından ve Thukydides'in salgın anlatısından yararlanarak, Hipokratçı tıbbın başarılarını ve sınırlarını değerlendir. Ardından, Farrington'ın Yunan biliminin neden deneye yönelmediğine dair açıklamasını ve Nutton'ın akılcı tıp ile tapınak tedavisi arasındaki ilişkiye dair görüşünü tartış.
Cevaplar
- C — Empedokles'e göre temel maddeler toprak, su, hava ve ateştir.
- A — Demokritos, bütün varlıkların atomlardan oluştuğunu savundu.
- C — Yazara göre hiçbir hastalık doğal bir neden olmadan ortaya çıkmaz.
- D — Hastalığın sonucunu önceden kestirmeye prognoz denir.
- B — Hekimler, hastaları en sık ziyaret ettikleri için en çok ölenler arasındaydı.
Güçlü bir cevap, Hipokratçı hekimlerin hastalıkları doğal nedenlere bağladığını, iklime, suya ve yaşam biçimine dikkat çektiğini ve başarısızlıklarını da kaydeden dürüst gözlemler yaptığını belirtir. Dört sıvı kuramının yanlışlığını, deney yönteminin yokluğunu ve salgınlar karşısındaki çaresizliği sınırlar olarak gösterir. Farrington'ın toplumsal açıklamasını ve Nutton'ın akılcı tıp ile dinsel iyileştirmenin iç içe geçtiğini vurgulayan görüşünü karşılaştırarak kendi değerlendirmesini gerekçelendirir.
Sonraki bölüme köprü
Pythagoras Samos'tan İtalya'ya, Demokedes Kroton'dan Susa'ya gitti; Yunan düşüncesi, denizin iki ucuna dağılmış şehirler arasında dolaşarak gelişti. Bu şehirlerin çoğu, birkaç yüzyıl önce, kuraklıktan, toprak darlığından ya da kazanç umudundan yola çıkan küçük gruplarca kurulmuştu; gittikleri kıyılar ise hiçbir zaman boş değildi. Sonraki bölüm bu yayılmayı soruyor: Yunanlılar neden evlerinden bu kadar uzağa gitti ve vardıkları kıyılarda kimlerle karşılaştı?