Öğrenme hedefleri
- Atina tiyatrosunun doğuşunu, Dionysos bayramı, koro, oyuncular ve yarışma düzeni üzerinden açıklayabileceksin.
- Trajedi ile komedinin farklarını, Aiskhylos, Sophokles, Euripides ve Aristophanes'in oyunlarından örneklerle tanımlayabileceksin.
- Tiyatronun Atina'da yalnızca bir eğlence değil, dinsel, siyasi ve toplumsal bir kurum olduğunu kaynaklara dayanarak değerlendirebileceksin.
Okuma metni
Kanca — ağlayan seyirciler ve bir para cezası
MÖ 494'te Persler, İyonya ayaklanmasının merkezi Miletos'u ele geçirip yıktı. Pers Savaşları dersinde anlattığımız üzere, Atina bu ayaklanmaya gemi göndermişti; Miletos'un düşüşü, Atinalıları derinden sarstı. Kısa süre sonra Atinalı şair Phrynikhos, Miletos'un Alınışı adlı bir tragedya yazdı ve sahneye koydu.
Herodotos'a göre oyun oynanırken bütün seyirciler ağlamaya başladı. Ama Atinalılar, şairi övmek yerine ona bin drahmi para cezası verdi; gerekçe, onlara kendi acılarını hatırlatmış olmasıydı. Üstelik bu oyunun bir daha sahnelenmesini de yasakladılar. Bu oyundan bugüne tek bir dize kalmadı.
Bu kısa anlatı, Atina tiyatrosunun ne kadar güçlü bir etkisi olduğunu gösterir. Tiyatro, seyircileri ağlatabilen, bir şehrin yaralarına dokunabilen ve bu yüzden siyasi bir mesele hâline gelebilen bir kurumdu. Seyircisini ağlatan bir oyun için şairini cezalandıran bu şehrin sahnesinde ne olup bittiğini anlamak, bu dersin işi: bir bayram, bir yarışma ve bir yurttaşlık toplantısı aynı tiyatroda nasıl buluştu?
Bağlam — bir tanrının bayramı
Atina tiyatrosu, tanrı Dionysos'un bayramından doğdu. Dionysos, şarabın, bereketin, coşkunun ve kendinden geçmenin tanrısıydı. Onun onuruna düzenlenen bayramlarda, koro hâlinde şarkı söyleyip dans eden topluluklar, tanrının öykülerini anlatan ilahiler seslendiriyordu.
Geleneğe göre MÖ altıncı yüzyılda Thespis adlı bir şair, koronun karşısına tek bir oyuncu çıkardı; bu oyuncu, bir karakteri canlandırıyor ve koroyla konuşuyordu. Aristoteles, trajedinin Dionysos için söylenen ilahilerden, komedinin ise bereket törenlerindeki şarkılardan doğduğunu yazar. Aiskhylos ikinci bir oyuncu ekledi, Sophokles üçüncüsünü. Böylece koro ile oyuncular arasındaki konuşma, karakterler arasındaki bir çatışmaya dönüştü.
Oyunlar, Atina'nın en büyük bayramlarından birinde sahneleniyordu. Bu bayram, şehrin takviminde yalnızca bir eğlence günü değil, bütün kamu işlerinin durduğu, mahkemelerin kapandığı ve tutukluların bile geçici olarak serbest bırakılabildiği kutsal bir dönemdi.
Her yıl seçilen üç trajedi yazarı, üçer trajedi ve bir hiciv oyunundan oluşan birer dizi sunuyordu. Oyunlar, Akropolis'in güney yamacındaki Dionysos Tiyatrosu'nda, gün doğumundan akşama kadar oynanıyordu. Seyirciler, tepenin yamacına yerleşmiş on binlerce kişiydi. Yarışmanın sonunda, kurayla seçilen yargıçlar kazananları belirliyordu. Kazanan yazar ve khoregos, bir sarmaşık çelengiyle ödüllendiriliyor, adları taş yazıtlara kazınıyordu.
Gelişme — bir şehir işi olarak tiyatro
Tiyatro, bir devlet işiydi. Oyunların masrafı, zengin yurttaşlara yüklenen bir kamu görevi aracılığıyla karşılanıyordu.
Örneğin, MÖ 472'de Aiskhylos'un Persler adlı trajedisinin khoregosu, o sırada genç bir politikacı olan Perikles'ti. Tiyatro, bu yüzden, zenginlerin şehre hizmet ederek ün kazandığı, politikacıların halkın gözünde yükseldiği bir sahneydi de. Oyuncuların hepsi erkekti; kadın rollerini de maskeli erkekler oynuyordu. Maskeler, oyuncuların birden çok rolü üstlenmesine ve dev bir tiyatroda karakterlerin uzaktan tanınmasına olanak veriyordu.
Atina trajedisinin üç büyük adı, aynı yüzyılda yaşadı. Maraton'da savaşmış olan Aiskhylos, Persler'de, Salamis'teki Yunan zaferini, yenilen Perslerin gözünden anlattı; Oresteia üçlemesinde, kan davası ile mahkeme adaleti arasındaki geçişi sahneledi. Sophokles, Kral Oidipus'ta, kendi kaderinden kaçmaya çalışan ama sonunda onunla yüzleşen bir kralı; Antigone'de ise, kardeşini gömmek için kralın yasasına karşı çıkan bir kadını anlattı. Euripides, geleneksel kahramanları sorgulayan, kadınların, kölelerin ve yenilenlerin acılarına ses veren oyunlar yazdı; Medeia, onun en ünlü oyunlarından biridir.
Dönüş noktası — gülerek eleştirmek
Trajedinin yanında, Atina'nın bir de komedisi vardı. Komedi yarışmaları, Büyük Dionysia'ya trajedilerden birkaç on yıl sonra eklendi ve kısa sürede seyircilerin en sevdiği gösterilerden biri oldu.
Komedinin en ünlü yazarı, Aristophanes'ti. Aristophanes, Peloponez Savaşı yıllarında yazdığı oyunlarında, savaşı sürdüren politikacılarla, sofistlerle, tragedya yazarlarıyla ve mahkemelere düşkün Atinalılarla alay etti. Bir önceki bölümde, onun Bulutlar'da Sokrates'i nasıl gülünç bir sofist olarak çizdiğini görmüştük. Lysistrata'da ise, savaştan bıkmış Atinalı ve Spartalı kadınların, kocalarını barışa zorlamak için bir araya gelmesini anlattı. MÖ 405'te sahnelenen Kurbağalar'da, tanrı Dionysos, şehri kurtaracak iyi bir şair bulmak için ölüler dünyasına iner ve orada Aiskhylos ile Euripides arasında bir yarışmaya hakemlik eder.
Komedinin bu özgürlüğü, Atina demokrasisinin bir parçasıydı. Politikacılar, oyunlarda adlarıyla alaya alınıyor, seyirciler de kendi meclislerinin ve mahkemelerinin eleştirisini izliyordu. Aristophanes'in kahramanları çoğu zaman sıradan insanlardı: borca batmış bir baba, savaştan bıkmış bir köylü, evinden dışarı çıkamayan kadınlar. Oyunlarda tanrılar bile gülünç duruma düşürülebiliyordu. Ama bu özgürlük sınırsız değildi: Aristophanes'in, politikacı Kleon'u eleştirdiği bir oyunundan sonra onun tarafından mahkemeye verildiği anlatılır.
Yaygın yanlış«Antik Yunan tiyatrosu, bugünkü gibi bilet alan izleyicilerin eğlenmek için gittiği bir sanat etkinliğiydi» diye düşünülür.
Oysa Atina tiyatrosu, tanrı Dionysos onuruna düzenlenen bir bayramın parçasıydı; oyunlardan önce kurbanlar kesiliyor, şehrin yurttaşları ve müttefiklerinin elçileri bir arada oturuyordu. Tiyatro, bir dinsel tören, bir yurttaşlık toplantısı ve bir yarışma olarak işliyordu.
Cevap — şehrin kendine baktığı yer
Öyleyse Atinalılar neden her yıl oyun izlemek için bir araya geliyordu? Çünkü tiyatro, Atina'nın kendine baktığı bir aynaydı. Trajedi, mitlerin kahramanları aracılığıyla, adalet, yasa, aile ve tanrılarla ilişki hakkında sorular soruyordu; Antigone'deki kral ile kadın arasındaki çatışma, yazılı yasa ile vicdan arasındaki gerilimi tartışmaya açıyordu. Komedi ise, şehrin politikacılarıyla ve kendisiyle alay ederek, eleştiriyi kahkahayla birleştiriyordu.
Aristoteles, trajedinin seyircide acıma ve korku uyandırarak bu duygulardan bir tür arınma sağladığını düşünüyordu.
Tiyatro, böylece hem bireysel duyguların, hem de kolektif soruların yaşandığı bir alan oldu. Atina'nın en parlak ve en karanlık yıllarında, Perslere karşı kazanılan zaferlerde ve Peloponez Savaşı'nın yıkımında, tiyatro şehrin deneyimlerini sahneye taşıdı.
Bugünle bağ — iki bin beş yüz yıllık sahne
Bugün dünyanın pek çok yerinde, Yunan trajedileri ve komedileri hâlâ sahneleniyor. Türkiye'de de, Efes'ten Aspendos'a kadar pek çok antik tiyatro ayakta; bunların bir kısmı, Roma döneminde yeniden yapılmış ya da genişletilmiştir. Yunanistan'daki Epidauros tiyatrosu ise, olağanüstü akustiğiyle, iki bin yıldan fazla bir süre sonra bile oyunlara ev sahipliği yapıyor. «Trajedi», «komedi», «koro» ve «sahne» gibi sözcükler, Atina'nın tiyatrosundan dillerimize geçti. Atinalıların sahnede sorduğu sorular, yasa ile vicdan, güç ile adalet, savaş ile barış, bugün de sorulmaya devam ediyor.
Birincil kaynak
Aristoteles, Poetika'da tiyatronun gelişimini ve trajedinin tanımını şöyle verir:
Tragedy—as also Comedy—was at first mere improvisation. The one originated with the authors of the Dithyramb, the other with those of the phallic songs, which are still in use in many of our cities. […] Aeschylus first introduced a second actor; he diminished the importance of the Chorus, and assigned the leading part to the dialogue. Sophocles raised the number of actors to three, and added scene-painting. […]
Tragedy, then, is an imitation of an action that is serious, complete, and of a certain magnitude; in language embellished with each kind of artistic ornament […]; in the form of action, not of narrative; through pity and fear effecting the proper purgation of these emotions.
Türkçesi: Trajedi de, komedi de başlangıçta yalnızca doğaçlamaydı. Biri Dionysos ilahisini söyleyenlerden, öbürü bugün de pek çok şehrimizde söylenmeye devam eden bereket şarkılarını söyleyenlerden doğdu. […] Aiskhylos ikinci oyuncuyu ilk kez getirdi; koronun önemini azalttı ve başrolü konuşmaya verdi. Sophokles oyuncu sayısını üçe çıkardı ve sahne resmini ekledi. […]
Öyleyse trajedi, ciddi, tamamlanmış ve belli bir büyüklükte bir eylemin taklididir; her türlü sanatsal süsle bezenmiş bir dille […]; anlatı biçiminde değil, eylem biçiminde; acıma ve korku aracılığıyla bu duyguların gereken arınmasını sağlar.
Kaynak: Aristoteles, Poetika, IV ve VI (1449a, 1449b); S. H. Butcher'ın İngilizce çevirisi, Project Gutenberg. Türkçesi bizim.
- Aristoteles'e göre trajedi ve komedi nereden doğdu? Oyuncu sayısının artması tiyatroyu nasıl değiştirdi?
- Aristoteles'in tanımında trajediyi anlatıdan ayıran nedir? «Eylem biçiminde» olmak ne anlama geliyor?
- Aristoteles bu tanımı, büyük trajedi yazarlarının ölümünden yaklaşık yetmiş yıl sonra yaptı. Bir türün tanımının, o türün en parlak döneminden sonra yapılması, tanım hakkında neyi düşündürür?
Tarihçiler Tartışıyor
- Friedrich Nietzsche (1872) — Trajedinin kökenini, Dionysos'a özgü coşku ile Apollon'a özgü ölçü ve düzen arasındaki gerilimde gördü; trajedinin, Euripides ile birlikte akılcılığın etkisi altına girerek gerilediğini ileri sürdü; bu yorum, klasik filologlar tarafından sert biçimde eleştirildi.
- Jean-Pierre Vernant ve Pierre Vidal-Naquet (1972) — Trajediyi, Atina polisinin kendi değerlerini sorguladığı bir kurum olarak incelediler; trajedinin, eski mitlerin dünyası ile yeni hukuk ve demokrasi düşüncesinin çatıştığı kısa bir tarihsel ana ait olduğunu savundular.
- Oliver Taplin (1978) — Trajedileri yalnızca okunacak metinler olarak değil, sahnelenmek için yazılmış oyunlar olarak inceledi; oyuncuların hareketlerinin, girişlerinin ve sahne düzeninin anlamın bir parçası olduğunu gösterdi.
- Simon Goldhill (1987) — Büyük Dionysia bayramının törenlerini inceledi; oyunlardan önce müttefiklerin vergisinin sergilendiğini, savaşta ölenlerin yetim oğullarının geçit yaptığını göstererek, tiyatronun Atina'nın yurttaşlık ideolojisini hem kutladığını hem de sorguladığını savundu.
Bu tartışma, Atina tiyatrosunun iki yüzünü öne çıkarıyor. Nietzsche, trajediyi bir sanat ve ruh hâli olarak yorumladı; ona göre asıl olan Dionysosçu coşkuydu. Vernant ile Vidal-Naquet ve Goldhill ise, trajediyi polisin siyasi ve toplumsal hayatına yerleştirdi. Taplin, dikkati sahneye, oyunun seyirci önünde nasıl yaşandığına çekti. Bugünkü araştırmaların çoğu, tiyatronun hem dinsel, hem siyasi, hem de sanatsal bir olay olduğunu kabul ediyor; anlaşmazlık, oyunların anlamını açmakta bu yönlerden hangisinin anahtar olduğu noktasında.
Derine İn
Atina tiyatrosunun etkisi, Atina'nın sınırlarıyla kalmadı. Plutarkhos'un anlattığı bir öykü, bunu çarpıcı biçimde gösterir. Peloponez Savaşı'nın en büyük yenilgisi olan Sicilya felaketinden sonra, Syrakusai'de esir düşen Atinalılardan bazıları, Euripides'in dizelerini ezbere okuyabildikleri için kurtuldu.
Büyük üç trajedi yazarı MÖ beşinci yüzyılın sonunda öldükten sonra, onların oyunları klasik sayılmaya başladı. MÖ dördüncü yüzyılın başından itibaren, Büyük Dionysia'da yeni oyunların yanında eski bir trajedinin yeniden sahnelenmesi de gelenek hâline geldi. Tiyatro, Atina'nın dışındaki Yunan şehirlerine de yayıldı. MÖ dördüncü yüzyıldan itibaren, hemen her önemli Yunan şehrinde taş bir tiyatro yapıldı. Peloponnesos'taki Epidauros tiyatrosu, bu dönemin en iyi korunmuş örneklerinden biridir. Büyük İskender'in fetihlerinden sonra, Yunan tiyatrosu Mısır'dan Orta Asya'ya kadar yayıldı; Afganistan'daki Ai Khanoum'da bile bir Yunan tiyatrosunun kalıntıları bulundu.
Tiyatronun seyircileri kimlerdi? Bu soru, bugün de tartışılıyor. Atinalı erkek yurttaşların tiyatroya katıldığı kesindir. Metoikoslar ve yabancı ziyaretçiler de oyunları izliyordu. Kadınların tiyatroya gidip gitmediği ise kesin değildir; bazı antik metinler onların seyirciler arasında olduğunu düşündürürken, bazı araştırmacılar kadınların katılımının sınırlı olduğunu ya da hiç olmadığını savunuyor. Bu belirsizlik, demokrasi dersinde incelediğimiz Atina toplumunun kadınları kamusal hayattan dışlayan yapısıyla ilişkilidir.
Trajedilerin çok azı bize ulaştı. Aiskhylos'un yetmiş kadar, Sophokles'in yüz yirmiden fazla, Euripides'in doksan kadar oyun yazdığı bilinir; ama bugün Aiskhylos'tan yedi, Sophokles'ten yedi, Euripides'ten on sekiz ya da on dokuz oyun eksiksiz elimizde. Bu oyunlar, büyük ölçüde okullarda okutulmak için seçilen derlemeler sayesinde korundu. Bugün Yunan trajedisi hakkında söylediğimiz her şey, bu küçük ve seçilmiş bir örneğe dayanıyor. Kaybolan oyunların bazılarını, papirüs parçalarından, sonraki yazarların alıntılarından ve vazo resimlerinden kısmen tanıyoruz. Mısır'da bulunan papirüsler, yirminci yüzyılda Sophokles'in kayıp bir hiciv oyununun uzun bir bölümünü ortaya çıkardı. Kum altında kalan her yeni parça, Atina tiyatrosu hakkındaki bilgimizi biraz daha genişletebilir; ama asıl kayıp, bu tiyatronun müziği ve dansıdır. Koroların nasıl şarkı söyleyip dans ettiğini, yalnızca birkaç nota parçasından ve yazılı betimlemelerden tahmin edebiliyoruz.
Uzman Notu
Temel literatür
- Aristoteles, The Poetics, çev. S. H. Butcher, Project Gutenberg.
- Herodotus, The History of Herodotus, çev. G. C. Macaulay (Londra: Macmillan, 1890).
- Friedrich Nietzsche, Die Geburt der Tragödie aus dem Geiste der Musik (Leipzig: E. W. Fritzsch, 1872).
- Jean-Pierre Vernant ve Pierre Vidal-Naquet, Mythe et tragédie en Grèce ancienne (Paris: Maspero, 1972).
- Oliver Taplin, Greek Tragedy in Action (Londra: Methuen, 1978).
- Simon Goldhill, "The Great Dionysia and Civic Ideology", Journal of Hellenic Studies 107 (1987), s. 58–76.
Arşiv ve kaynak
Aristoteles'in Poetika'sının Butcher çevirisi, Herodotos'un Macaulay çevirisi ve Plutarkhos'un Nikias biyografisi Project Gutenberg'de açık erişimde. Atina'daki Dionysos Tiyatrosu'nun kalıntıları Akropolis'in güney yamacında görülebiliyor; bugünkü taş oturma sıraları büyük ölçüde MÖ dördüncü yüzyıldan ve Roma döneminden kalmadır. Büyük Dionysia'daki kazananların adlarını kaydeden yazıtlar, oyunların tarihlerini belirlemek için en önemli kaynaklardandır.
Açık sorular
- Kadınlar Atina'daki tiyatro gösterilerini izleyebiliyor muydu?
- Trajedi gerçekten Dionysos ilahilerinden mi doğdu, yoksa bu, Aristoteles'in sonradan kurduğu bir açıklama mı?
- Aristoteles'in «katharsis» terimiyle tam olarak neyi kastettiği nasıl anlaşılmalı?
Mini sınav
- (Hedef 1) Atina tiyatrosu hangi tanrının bayramından doğdu? A) Zeus B) Athena C) Apollon D) Dionysos
- (Hedef 1) Bir tiyatro korosunun masraflarını üstlenen zengin yurttaşa ne ad verilirdi? A) Arkhon B) Khoregos C) Efor D) Metoikos
- (Hedef 2) Poetika'ya göre sahnedeki oyuncu sayısını üçe çıkaran yazar kimdir? A) Sophokles B) Aiskhylos C) Euripides D) Aristophanes
- (Hedef 3) Herodotos'a göre Phrynikhos'a neden para cezası verildi? A) Oyunu çok uzun olduğu için B) Tanrılara saygısızlık ettiği için C) Atinalılara kendi felaketlerini hatırlattığı için D) Oyunu Sparta'da sahnelediği için
- (Hedef 2) Yaşayan politikacıları ve düşünürleri adlarıyla alaya alan oyun türü hangisidir? A) Trajedi B) Komedi C) Hiciv oyunu D) Dionysos ilahisi
Açık uçlu soru
(Hedef 3) Atina tiyatrosu, bir dinsel bayram, bir siyasi kurum ve bir sanat biçimiydi. Phrynikhos'a verilen cezadan, Perikles'in khoregosluğundan, Aristophanes'in komedilerinden ve Euripides'in Sicilya'daki esirleri kurtardığı öyküsünden yararlanarak, tiyatronun Atina toplumundaki farklı rollerini açıkla. Ardından, Goldhill'in «yurttaşlık ideolojisi» yorumu ile Nietzsche'nin «Dionysosçu coşku» yorumu arasında bir tercih yap ya da ikisini birleştir; seçimini örneklerle savun.
Cevaplar
- D — Atina tiyatrosu, Dionysos'un bayramından doğdu.
- B — Koronun masraflarını üstlenen yurttaşa khoregos denirdi.
- A — Aristoteles'e göre oyuncu sayısını üçe Sophokles çıkardı.
- C — Phrynikhos, Atinalılara kendi felaketlerini hatırlattığı için cezalandırıldı.
- B — Yaşayan kişileri alaya alan tür komediydi.
Güçlü bir cevap, Phrynikhos'a verilen cezanın tiyatronun siyasi gücünü, Perikles'in khoregosluğunun tiyatro ile siyaset arasındaki bağı, Aristophanes'in komedilerinin demokrasinin eleştiri özgürlüğünü, Euripides öyküsünün ise tiyatronun Yunan dünyasındaki yaygınlığını gösterdiğini belirtir. Goldhill'in yorumunun bayramın siyasi törenlerini, Nietzsche'ninkinin ise tiyatronun dinsel ve duygusal kökenlerini öne çıkardığını karşılaştırarak kendi değerlendirmesini gerekçelendirir.
Sonraki bölüme köprü
Thukydides salgını anlatırken, belirtileri gün gün sıralayan ve hekimlerin çaresizliğini açıkça yazan bir dil kullandı; aynı yıllarda Thasos'ta bir hekim de, ölen bir hastanın altı gününü tanrılardan hiç söz etmeden kaydediyordu. Tiyatroda insanın kaderi sorgulanırken, başka Yunanlılar doğayı ve bedeni doğal nedenlerle açıklamaya girişmişti. Sonraki bölüm bu girişimi soruyor: Thales'ten Hipokrat'a Yunan düşünürleri, hastalıkları ve dünyayı tanrılar yerine doğal nedenlerle nasıl açıklamaya çalıştı?