Öğrenme hedefleri
- Antik Olimpiyat oyunlarının bir spor karşılaşmasından önce Zeus onuruna düzenlenen dinsel bir bayram olduğunu açıklayabileceksin.
- Yunan dininin temel özelliklerini, çok tanrıcılık, kurban, kehanet ve kutsal kitabın yokluğu üzerinden tanımlayabileceksin.
- Olympia ve Delfi gibi ortak kutsal alanların, birbiriyle savaşan polisleri ortak bir Yunan kimliği etrafında nasıl bir araya getirdiğini kaynaklara dayanarak değerlendirebileceksin.
Okuma metni
Kanca — bir zeytin dalı için
MÖ 480 yazında, Pers kralı Kserkses'in ordusu Yunanistan'ın içlerine doğru ilerliyordu. Herodotos'un anlattığına göre, bu günlerde Arkadia'dan birkaç Yunanlı, iş bulmak umuduyla Pers ordugâhına geldi. Persler onları kralın önüne çıkarıp Yunanlıların o sırada ne yaptığını sordu. Cevap şaşırtıcıydı: Yunanlılar Olympia'daki bayramı kutluyor, atletizm ve at yarışlarını izliyordu. Persler, yarışmacıların hangi ödül için yarıştığını sordu. Arkadialılar, kazanana bir zeytin dalından örülmüş bir çelenk verildiğini söyledi.
Bunu duyan Pers soylusu Tigranes kendini tutamadı ve orduyu yöneten komutan Mardonios'a döndü: «Ah Mardonios, bizi nasıl insanlara karşı savaşmaya getirdin; yarışmalarını para için değil, onur için yapıyorlar!» Herodotos, bu sözlerin krala korkaklık gibi göründüğünü, ama çok soylu bir düşünceyi dile getirdiğini ekler.
Bu anekdotu olduğu gibi kabul etmek zor; Herodotos onu olaylardan on yıllar sonra, Yunan okurlarının gururunu okşayan bir sahne olarak yazmıştı. Ama anlattığı gerçek bir durumdu: ülkeleri bir istilanın eşiğindeyken, Yunanlılar Olympia'daki bayramı ertelemeyi düşünmemişti. Bir yarışmayı bir savaştan önde tutan bu öncelik, bu bölümün konusu: Olympia'da tam olarak ne kutlanıyordu ve bu kutlama, Yunanlıların tanrılarıyla kurduğu ilişkiden neler anlatıyor?
Bağlam — kutsal kitabı olmayan bir din
Olimpiyat oyunlarını anlamak için önce, onları düzenleyen dini tanımak gerekir. Yunan dini, bugün tanıdığımız büyük dinlerden birçok bakımdan farklıydı.
Yunan dininin ne bir kutsal kitabı, ne de bütün Yunanlılar için geçerli bir inanç bildirgesi vardı. Tanrılar hakkındaki anlatılar, Homeros'un ve Hesiodos'un şiirlerinde, yerel efsanelerde ve törenlerde yaşıyordu; bir şehirde anlatılan bir efsane, komşu şehirde farklı biçimde anlatılabiliyordu. Ayrı bir din adamları sınıfı da yoktu. Rahipler ve rahibeler çoğu zaman sıradan yurttaşlar arasından seçiliyor, görevlerini bir süre yürüttükten sonra gündelik hayatlarına dönüyordu. Din, ayrı bir alan değil, polisin hayatının bir parçasıydı: meclis toplantıları kurbanla açılıyor, savaşa çıkmadan önce tanrılara danışılıyor, bayramlar yurttaşları bir araya getiriyordu.
Yunan dininin merkezinde inançtan çok eylem vardı. Bir Yunanlıdan beklenen, tanrılar hakkında doğru şeylere inanmaktan çok, onlara gereken saygıyı törenlerle göstermekti.
Yunanlılar, önemli kararlar almadan önce tanrıların isteğini öğrenmeye de çalışıyordu.
Gelişme — Olympia'da bir bayram
Olympia, Peloponnesos'un batısında, Elis bölgesinde, Alpheios ırmağının kıyısında bulunan bir kutsal alandı. Burası bir şehir değil, tanrıların babası sayılan Zeus'a adanmış bir koruluk, sunaklar, tapınaklar ve adak yapılarıyla dolu bir kutsal alandı. Olympia'nın bakımını ve oyunların düzenlenmesini, yakınındaki Elis polisi üstleniyordu.
Olimpiyatların başlangıcı için antik yazarların verdiği yıl MÖ 776'dır. Bu tarih, MÖ beşinci yüzyılın sonunda Elisli Hippias adlı bir bilginin derlediği kazananlar listesinden geliyor. Bugünkü tarihçiler bu listenin ilk bölümlerine temkinle yaklaşıyor; ama Olympia'daki kutsal alanın çok daha eski olduğu, sekizinci yüzyıldan itibaren adakların hızla arttığı arkeolojik olarak biliniyor.
Oyunlar dört yılda bir, yaz ortasında düzenleniyordu. Bu dört yıllık dönemin adı, «Olimpiyat», zamanla Yunanlıların yılları saymak için kullandığı ortak bir ölçü hâline geldi. Bayramdan aylar önce, Elis'ten çıkan haberciler bütün Yunan dünyasını dolaşarak oyunların yaklaştığını duyuruyor ve kutsal ateşkesi ilan ediyordu.
Oyunların programında dinsel törenler ile yarışmalar iç içeydi. Bayramın ortasında, Zeus'un büyük sunağında yüz öküz kurban ediliyordu. En eski ve en saygın yarış, kısa koşuydu.
Zamanla programa uzun koşular, güreş, boks, beş dalı birleştiren pentatlon, güreş ile boksun karışımı olan sert pankration, zırhlı koşu ve en pahalı ve en gösterişli yarışlar olan at ve araba yarışları eklendi. Atletler çıplak yarışıyordu. Thukydides, eski zamanlarda Olympia'da bile yarışmacıların bellerine kuşak bağladığını, bu alışkanlığın kendi döneminden ancak birkaç yıl önce bırakıldığını yazar.
MÖ beşinci yüzyılın ortasında Olympia'da Zeus için büyük bir tapınak yapıldı. Atinalı heykeltıraş Pheidias, bu tapınak için, fildişi ve altından yapılmış, oturan dev bir Zeus heykeli yaptı. Sonraki yüzyılların gezginleri, bu heykeli dünyanın görülmeye değer harikaları arasında saydı. Pheidias'ın atölyesi, yirminci yüzyılda Olympia'da yapılan kazılarda bulundu; buluntular arasında, heykel için kullanılan kalıplar vardı.
Dönüş noktası — bölünmüş bir dünyanın ortak alanları
Bir önceki bölümlerde, Yunan dünyasının binden fazla bağımsız polisten oluştuğunu ve bu polislerin birbirleriyle sık sık savaştığını gördük. Öyleyse bu dağınık dünyayı bir arada tutan neydi? Cevabın önemli bir kısmı, Olympia gibi ortak kutsal alanlardaydı.
Bu dört kutsal alanın oyunları, belirli bir sırayla birbirini izliyordu; öyle ki neredeyse her yıl bunlardan birinde büyük bir yarışma yapılıyordu. Bu kutsal alanlarda, Yunanlılar, farklı polislerin yurttaşları olarak değil, ortak tanrılara tapan tek bir halkın üyeleri olarak buluşuyordu. Olympia'daki yarışmalara yalnızca Yunanlılar katılabiliyordu; bir yarışmacının Yunan olup olmadığı, hakemler tarafından denetleniyordu. Böylece oyunlar, kimin Yunanlı sayılacağını da belirliyordu.
Ama bu kutsal alanlar, aynı zamanda polisler arasındaki rekabetin sahnesiydi. Şehirler, Olympia'ya ve Delfi'ye görkemli hazine binaları yaptırıyor, zaferlerini anmak için heykeller ve adaklar sunuyordu. Bir Olimpiyat zaferi, yalnızca atletin değil, şehrinin de onuruydu. Zafer kazanan atletler memleketlerine döndüklerinde büyük törenlerle karşılanıyor, bazı şehirlerde ömür boyu kamu masrafıyla yemek yeme hakkı kazanıyordu.
Yaygın yanlış«Antik Olimpiyatlar, bugünkü gibi amatör sporcuların yalnızca bir çelenk için yarıştığı saf bir spor yarışmasıydı» diye düşünülür.
Oysa Olympia'da verilen ödül bir zeytin çelengi olsa da, kazananlar memleketlerinde para, ödüller ve ayrıcalıklarla ödüllendiriliyordu; pek çok atlet, hayatını yarışmalara adamış profesyonellerdi. Oyunlar da her şeyden önce Zeus onuruna düzenlenen dinsel bir bayramdı.
Cevap — bir bayram olarak oyunlar
Öyleyse Yunanlılar, bir istila sırasında bile, Olympia'daki bayramı neden bırakmadı? Çünkü oyunlar, bir spor karşılaşmasından çok daha fazlasıydı. Oyunlar, Zeus onuruna düzenlenen bir bayramdı; yarışmalar, tanrıya sunulan bir onurdu. Aynı zamanda oyunlar, birbiriyle savaşan polislerin ortak bir alanda buluştuğu, ortak bir kimliği kutladığı bir aradı. Yunan dini, bir kutsal kitaba ya da bir kiliseye değil, ortak törenlere, bayramlara ve kutsal alanlara dayanıyordu; Olympia bunun en parlak örneğiydi.
Ama bu ortak kimlik, sınırlarını da taşıyordu. Yarışmalara yalnızca Yunan erkekler katılabiliyordu; evli kadınların izlemesi bile yasaktı. Kutsal ateşkes savaşları durdurmuyordu. Olympia'nın kuralları, güçlü polislerin çekişmelerinin aracı olabiliyordu. Oyunlar, Yunan dünyasının birliğini gösterdiği kadar, bölünmüşlüğünü de sahneliyordu.
Bugünle bağ — canlandırılan bir gelenek
Olympia'daki oyunlar, bin yıldan fazla sürdü. Geleneksel anlatıya göre, MS 393'te Hristiyan Roma imparatoru I. Theodosius'un pagan bayramlarını yasaklamasıyla sona erdi; ama bu tarih kesin değildir ve Olympia'da bazı yarışmaların beşinci yüzyıla kadar sürmüş olabileceği tartışılıyor. On dokuzuncu yüzyılın sonunda Fransız eğitimci Pierre de Coubertin, antik oyunlardan esinlenerek modern Olimpiyat oyunlarını başlattı; ilk modern oyunlar 1896'da Atina'da yapıldı. Modern oyunlar, antik oyunların dinsel yanını bırakırken, bir amatörlük idealini onlara yükledi; bu idealin antik dünyada olmadığını bugün biliyoruz. Bir geleneğin nasıl canlandırıldığı, geçmişin kendisi kadar, onu canlandıranların ihtiyaçlarını da anlatır.
Birincil kaynak
MÖ 479'da, Pers ordusu hâlâ Yunanistan'dayken, Spartalılar Atinalıların Perslerle anlaşabileceğinden korkarak Atina'ya elçi gönderdi. Herodotos, Atinalıların onlara verdiği cevabı şöyle aktarır:
For many and great are the reasons which hinder us from doing this, even though we should desire it; first and greatest the images and houses of the gods set on fire or reduced to ruin, which we must necessarily avenge to the very utmost rather than make an agreement with him who did these deeds; then secondly there is the bond of Hellenic race, by which we are of one blood and of one speech, the common temples of the gods and the common sacrifices, the manners of life which are the same for all; to these it would not be well that the Athenians should become traitors.
Türkçesi: Bunu istesek bile yapmamızı engelleyen pek çok büyük neden var. Birincisi ve en büyüğü, yakılmış ya da yıkılmış tanrı heykelleri ve tanrıların evleri; bunları yapanla anlaşmak yerine, onların öcünü sonuna kadar almak zorundayız. İkincisi, Yunan soyunun bağı: aynı kandan ve aynı dilden olmamız, tanrıların ortak tapınakları ve ortak kurbanlar, herkes için aynı olan yaşam alışkanlıkları. Atinalıların bunlara ihanet etmesi doğru olmaz.
Kaynak: Herodotos, Tarih, VIII.144; G. C. Macaulay'nin İngilizce çevirisi (Londra: Macmillan, 1890), Project Gutenberg. Türkçesi bizim.
- Atinalılar, Perslerle anlaşmamalarının nedenlerini hangi sırayla sayıyor? Tanrıların tapınaklarının yakılması neden birinci neden olarak öne çıkıyor?
- Herodotos'un saydığı Yunan kimliğinin öğeleri nelerdir? Bunlardan hangileri dinle ilgilidir?
- Bu konuşmayı Herodotos, olaylardan on yıllar sonra kendi kaleminden yazdı. Bu durumda metin, Atinalıların 479'daki düşüncesinden çok neyi yansıtıyor olabilir? «Yunanlılar kendilerini nasıl tanımlıyordu?» sorusuna cevap ararken bunu hesaba katmak neyi değiştirir?
Tarihçiler Tartışıyor
- Moses Finley ve H. W. Pleket (1976) — Antik Olimpiyatları romantik bir idealin değil, bin yıl boyunca değişen bir kurumun tarihi olarak ele aldı; oyunların şiddetini, zenginliğe bağlılığını ve siyasetle iç içeliğini gösterdi.
- Walter Burkert (1977) — Yunan dinini bütünlüklü biçimde inceledi; kurbanın, bayramların ve törenlerin Yunan dininin merkezinde yer aldığını, bu dinin inançtan çok eyleme dayandığını vurguladı.
- David Young (1984) — Antik atletlerin amatör olduğu düşüncesinin, on dokuzuncu yüzyıl İngiliz seçkinlerinin kendi değerlerini antik çağa yansıtmasından doğan bir efsane olduğunu gösterdi; antik atletlerin ödül ve para için yarıştığını belgeledi.
- Christiane Sourvinou-Inwood (1990) — Yunan dinini «polis dini» olarak tanımladı; dinsel hayatın polis tarafından örgütlendiğini ve ortak kutsal alanlarda bile polislerin kendi kimlikleriyle katıldığını savundu.
Bu tartışma, iki ayrı soru etrafında dönüyor. Birincisi, Yunan dininin doğasıyla ilgili: Burkert, törenlerin ve eylemin önemini vurgularken, Sourvinou-Inwood dinin polisle olan sıkı bağını öne çıkardı. İkincisi, Olimpiyatların nasıl anlaşılacağıyla ilgili: Finley ile Pleket ve Young, modern çağın antik oyunlara yüklediği romantik imgeyi yıkmaya çalıştı. Bu iki soru birbirine bağlıdır: oyunları dinsel bir bayram olarak gören her yorum, onları salt bir spor karşılaşması olarak gören modern imgeyi de sarsar. Tartışmacıların hepsi, antik yazarların anlatılarını kazı buluntuları ve yazıtlarla karşılaştırarak ilerliyor. Ortak sonuçları, antik oyunların bugünkü spor anlayışıyla değil, kendi dinsel ve siyasi bağlamında okunması gerektiğidir.
Derine İn
Olympia'da kadınların yeri, antik oyunların dinsel ve toplumsal sınırlarını en açık biçimde gösterir. Kadınlar, erkeklerin yarışmalarına yarışmacı olarak katılamıyordu; antik yazarlara göre evli kadınların oyunları izlemesi bile yasaktı. Ama kadınların Olympia'daki yeri tamamen yok değildi. Olympia'da, Zeus'un eşi Hera onuruna, genç kızların koştuğu ayrı bir yarışma düzenleniyordu. Ayrıca at ve araba yarışlarında kazanan, arabayı süren kişi değil, atların sahibi sayılıyordu. Bu kural, zengin kadınlara bir kapı açtı. Spartalı kral ailesinden Kyniska, MÖ dördüncü yüzyılın başında, atlarıyla Olympia'da araba yarışını kazanan ilk kadın oldu. Olympia'da bulunan bir heykel kaidesindeki yazıt, onun zaferini anar. Kyniska'nın zaferi, kuralların boşluğundan doğmuştu: o, pistte yarışmadı, ama atlarının sahibi olarak adını kazananlar listesine yazdırdı. Onun zaferi, Olympia'da onurun yalnızca beden gücüyle değil, servetle de kazanılabildiğini hatırlatır; araba yarışlarını kazananların çoğu, zaten kral aileleri ve zengin soylulardı.
Delfi, Olympia'nın öbür büyük ortağıydı. Delfi'deki Apollon tapınağına gelen elçiler, savaş, koloni kurma, yasa yapma gibi önemli kararlar için rahibe Pythia'ya danışıyordu. Kehanetler çoğu zaman belirsiz ve çift anlamlıydı. Bu belirsizlik, kehanetin ünlü olmasının nedenlerinden biriydi: sonuç ne olursa olsun, kehanet doğru çıkmış gibi yorumlanabiliyordu. Delfi'de de, Olympia'daki gibi, dört yılda bir, müzik yarışmalarıyla başlayan büyük oyunlar düzenleniyordu. Kehanet merkezi, siyasi olarak da etkiliydi: polisler, Delfi'nin desteğini almak için tapınağa zengin adaklar sunuyor, kutsal alanın denetimi için zaman zaman birbirleriyle savaşıyordu. Delfi'deki hazine binaları ve adaklar, hangi şehrin ne kadar zengin ve güçlü olduğunu bütün Yunan dünyasına gösteren bir vitrin gibiydi.
Yunan dininin ortak kutsal alanları, polislerin dinsel hayatının yalnızca bir parçasıydı. Her polisin kendi tanrıları, bayramları ve takvimi vardı. Atina'da Athena onuruna düzenlenen büyük bayram, şehrin bütün yurttaşlarını bir alayla Akropolis'e çıkarıyordu. Köylerde ise daha küçük, yerel tanrılara ve kahramanlara adanmış törenler yapılıyordu. Evlerde de ocak tanrıçasına ve ev tanrılarına sunular yapılıyordu. Doğum, evlilik ve ölüm gibi hayatın dönüm noktaları da dinsel törenlerle karşılanıyordu. Kadınlar, özellikle evdeki ve bazı bayramlardaki törenlerde, siyasi hayatta sahip olmadıkları bir etkinliğe sahipti. Yunan dini, böylece evden köye, köyden polise, polisten bütün Yunan dünyasına uzanan iç içe halkalardan oluşuyordu.
Son olarak, Yunan dini değişmez değildi. Yeni tanrılar, dışarıdan gelerek Yunan dünyasına katılabiliyordu; Anadolu'dan gelen Kybele ve Mısır'dan gelen İsis, bunların örnekleriydi. Bazı Yunanlılar, gizli törenlere katılarak ölümden sonra daha iyi bir yaşam umuyordu; Atina yakınlarındaki Eleusis'teki gizemli törenler bunların en ünlüsüydü. Bazı filozoflar ise tanrıların insan biçiminde düşünülmesini eleştirdi. Bu çeşitlilik, kutsal kitabı ve merkezi bir din kurumu olmayan bir dinin esnekliğini gösterir. Ama bu esnekliğin bir sınırı da vardı: bir polisin tanrılarına saygısızlık, suç sayılabiliyordu. Bir önceki bölümde gördüğümüz gibi, Sokrates'e yöneltilen suçlamalardan biri de buydu.
Uzman Notu
Temel literatür
- Herodotus, The History of Herodotus, çev. G. C. Macaulay (Londra: Macmillan, 1890).
- Thucydides, The History of the Peloponnesian War, çev. Richard Crawley (Londra: Longmans, Green, 1874).
- M. I. Finley ve H. W. Pleket, The Olympic Games: The First Thousand Years (Londra: Chatto & Windus, 1976).
- Walter Burkert, Greek Religion, çev. John Raffan (Oxford: Blackwell, 1985).
- David C. Young, The Olympic Myth of Greek Amateur Athletics (Chicago: Ares, 1984).
- Christiane Sourvinou-Inwood, "What is Polis Religion?", Oswyn Murray ve Simon Price (ed.), The Greek City from Homer to Alexander içinde (Oxford: Clarendon Press, 1990).
Arşiv ve kaynak
Bu dersteki Herodotos ve Thukydides pasajlarının İngilizce metinleri Project Gutenberg'den ücretsiz indirilebiliyor. Olympia'daki kazılar, on dokuzuncu yüzyılın sonundan bu yana Alman arkeologlarınca yürütülüyor; kazının yayınları Zeus tapınağını, Pheidias'ın atölyesini ve yüzlerce adağı belgeliyor. Kyniska'nın zafer yazıtı, Olympia'da bulunan yazıtlar derlemesinde yayımlanmıştır.
Açık sorular
- İlk Olimpiyat oyunları gerçekten MÖ 776'da mı yapıldı, yoksa bu tarih sonraki bir hesaplamanın ürünü mü?
- Olympia'daki oyunlar tam olarak ne zaman ve nasıl sona erdi?
- Delfi'deki rahibe Pythia'nın kehanet verirken nasıl bir durumda olduğunu antik anlatılardan ne ölçüde yeniden kurabiliriz?
Mini sınav
- (Hedef 1) Antik Olimpiyat oyunları hangi tanrının onuruna düzenleniyordu? A) Apollon B) Athena C) Zeus D) Poseidon
- (Hedef 1) Ekekheiria neydi? A) Oyunlarda verilen zeytin çelengi B) Oyunlar sırasında ilan edilen kutsal ateşkes C) Kısa koşu yarışı D) Delfi'deki rahibe
- (Hedef 2) Yunan dini hakkında hangisi doğrudur? A) Tek bir kutsal kitabı vardı B) Ayrı ve güçlü bir din adamları sınıfı vardı C) Kutsal kitabı yoktu ve törenlere, kurbana dayanıyordu D) Yalnızca tek bir tanrıya tapılıyordu
- (Hedef 3) MÖ 420'deki oyunlarda Spartalılar hangi gerekçeyle Olympia'dan uzaklaştırıldı? A) Yarışmada hile yaptıkları için B) Ateşkes sırasında asker gönderdikleri gerekçesiyle kesilen cezayı ödemedikleri için C) Yunanlı olmadıkları için D) Tapınağı yaktıkları için
- (Hedef 3) Herodotos'un aktardığı Atinalıların cevabına göre, Yunanlıları birbirine bağlayan öğelerden biri hangisidir? A) Ortak kral B) Ortak tapınaklar ve kurbanlar C) Ortak ordu D) Ortak başkent
Açık uçlu soru
(Hedef 3) Olympia ve Delfi gibi ortak kutsal alanlar, birbirleriyle sık sık savaşan Yunan polislerini hem bir araya getiriyor hem de onların rekabetine sahne oluyordu. Herodotos'un aktardığı Atinalıların cevabından, Thukydides'in anlattığı MÖ 420 oyunlarından ve Elislilerin Mısır'a gönderdiği elçilerin öyküsünden yararlanarak bu iki yönü açıkla. Ardından, Olimpiyat oyunlarının Yunan dünyasının birliğini mi, yoksa bölünmüşlüğünü mü daha çok yansıttığını gerekçeleriyle tartış.
Cevaplar
- C — Olimpiyat oyunları Zeus onuruna düzenleniyordu.
- B — Ekekheiria, oyunlar sırasında ilan edilen kutsal ateşkesti.
- C — Yunan dininin kutsal kitabı yoktu; din törenlere ve kurbana dayanıyordu.
- B — Spartalılar, ateşkes sırasında Lepreon'a asker gönderdikleri gerekçesiyle kesilen cezayı ödemedikleri için uzaklaştırıldı.
- B — Atinalılar, ortak tapınakları ve ortak kurbanları Yunan kimliğinin öğeleri arasında sayar.
Güçlü bir cevap, Atinalıların ortak kan, dil, tapınak, kurban ve yaşam alışkanlıklarını Yunan kimliğinin temeli saydığını belirtir. MÖ 420 oyunlarında Olympia kurallarının Sparta'yı bile bağladığını, ama aynı kuralların Elis ile Sparta arasındaki siyasi çekişmenin aracı olduğunu gösterir. Mısırlıların öğüdünden, düzenleyicinin tarafsızlığının antik dünyada da sorgulandığı sonucunu çıkarır. Birlik ile bölünmüşlüğün oyunlarda bir arada bulunduğunu kabul ederek kendi değerlendirmesini gerekçelendirir.
Sonraki bölüme köprü
Olympia'da bir zeytin çelengini duyup şaşıran Pers soylusu, Yunanistan'ı istila eden bir ordunun içindeydi. Bu istila, Anadolu kıyısındaki Yunan şehirlerinin bir ayaklanmasıyla ve yakılan bir Pers başkentiyle başlamıştı. On yıl arayla gelen iki seferde, bir ovada koşarak saldıran bir ordu ve dar bir geçitte ölen birkaç bin asker, Yunanlıların belleğinde bütün savaştan daha büyük bir yer tuttu. Sonraki bölüm bu iki savaşı soruyor: Maraton ve Termopylai'de ne oldu ve Yunanlılar onları neden böyle hatırladı?