Öğrenme hedefleri
- Sparta'nın toplumsal yapısını, yurttaşlar, perioikoslar ve helotlar arasındaki ilişki üzerinden açıklayabileceksin.
- Sparta'nın siyasi kurumlarını, iki kral, yaşlılar kurulu, eforlar ve meclis üzerinden tanımlayabileceksin.
- Sparta hakkında bildiklerimizin çoğunun Spartalı olmayan ve çoğu zaman çok sonra yazan yazarlardan geldiğini, «Sparta serabı» kavramı üzerinden değerlendirebileceksin.
Okuma metni
Kanca — seyircili bir sunak
Bugünkü Sparta kasabasının kıyısında, Eurotas ırmağının yanındaki sazlık bir düzlükte, Artemis Orthia adlı tanrıçanın eski bir kutsal alanı bulunur. Yirminci yüzyılın başında burada kazı yapan İngiliz arkeologlar, iki farklı dünyaya ait kalıntılarla karşılaştı. En alttaki katmanlarda, MÖ yedinci ve altıncı yüzyıllardan kalma binlerce küçük adak vardı: kurşundan dökülmüş minik askerler, tanrıçalar, hayvanlar, fildişi oymalar, maskeler. Bunları, şarkı söyleyen, dans eden, zanaatkârlarıyla övünen bir topluluk bırakmıştı.
En üstte ise, çok daha sonra, MS üçüncü yüzyılda, Roma döneminde, sunağın çevresine yarım daire biçiminde taş oturma sıraları yapılmıştı. Bu sıralar, bir gösteriyi izlemek için kurulmuştu. Roma çağının yazarları, bu sunağın önünde Spartalı gençlerin, dayanıklılıklarını göstermek için kırbaçlandığını anlatır. Bu gösteriyi izlemeye, İmparatorluğun dört yanından meraklı ziyaretçiler geliyordu. Artık bağımsız bir güç olmayan Sparta, geçmişinin sertliğini sahneleyerek yaşıyordu.
Bu iki katman arasındaki fark, bu bölümün sorusunu özetler. Sparta hakkında bildiklerimizin ne kadarı Sparta'nın kendisinden, ne kadarı onun hakkında sonradan anlatılanlardan geliyor? Sparta gerçekten nasıl bir yerdi?
Bağlam — Lakonia ve Messenia
Sparta, Peloponnesos yarımadasının güneyinde, Eurotas ırmağının verimli vadisinde, Lakonia bölgesinde kurulmuştu. Spartalılar, bir önceki bölümde gördüğümüz polis modeline uyar gibi görünür, ama birçok bakımdan ondan ayrılırlar. Sparta, surlarla çevrili sıkışık bir şehir değil, birbirine yakın dört beş köyün birleşiminden oluşan açık bir yerleşimdi. Spartalılar, uzun süre şehirlerini surla çevirmeye gerek görmediler; onların suru, ordularıydı.
MÖ sekizinci yüzyılın sonlarından itibaren, Spartalılar batıdaki komşu bölge Messenia'yı, uzun ve sert savaşlarla ele geçirdiler. Bu fetih, Sparta'nın bütün tarihini belirledi. Messenia'nın verimli toprakları Spartalı yurttaşlar arasında paylaşıldı; toprağı işleyen Messenialılar ise, özgürlüklerini yitirerek devlete bağlı bir köylü nüfusuna dönüştü. Spartalı şair Tyrtaios, MÖ yedinci yüzyılda yazdığı dizelerde bu savaşları ve Messenialıların ağır yükünü anlatır; onun şiirleri, Sparta'dan bize ulaşan en eski yazılı seslerden biridir.
Helotlar, Spartalı yurttaşlardan çok daha kalabalıktı. Bu sayısal dengesizlik, Sparta'nın bütün kurumlarının arka planındaki korkuyu açıklar: Spartalılar, helotların ayaklanmasından sürekli çekiniyordu.
Sparta'nın çevresinde, bir üçüncü grup daha yaşıyordu.
Gelişme — yurttaş-asker ve kurumları
Spartalı yurttaşlar, kendilerine «eşitler» diyordu. Bu eşitliğin temeli, her yurttaşın helotların işlediği bir toprak payından geçinmesi ve bütün zamanını askerliğe ve kamusal hayata ayırabilmesiydi. Bir Spartalı erkek, çiftçilik yapmıyor, ticaretle ya da zanaatla uğraşmıyordu; bu işler helotlara ve perioikoslara kalıyordu.
Spartalı erkek çocuklar, yedi yaşından itibaren devletin yönettiği sert bir eğitimden geçerdi.
Yetişkin yurttaşlar, akşam yemeklerini evde değil, on beş kadar kişiden oluşan ortak sofralarda yerdi.
Sparta'nın siyasi düzeni, Yunan dünyasında eşi olmayan bir karışımdı. İki ayrı soydan gelen iki kral, aynı anda hüküm sürüyordu; savaşta orduyu yönetiyor, dinsel törenlerde öncülük ediyorlardı. Onların yanında, yaşlılardan oluşan bir kurul vardı.
Her yıl seçilen beş görevli de, kralları bile denetleyebilen geniş yetkilere sahipti.
Son olarak, otuz yaşını geçmiş bütün yurttaşların katıldığı bir meclis, kurulun önerilerini kabul ediyor ya da reddediyordu. Antik yazarlar bu düzenin tamamını Lykurgos adlı bir yasa koyucuya bağlar; ama Lykurgos'un yaşayıp yaşamadığı, yaşadıysa ne zaman yaşadığı bilinmiyor. Pek çok tarihçi, bu kurumların tek bir kişinin eseri olmaktan çok, yüzyıllar içinde adım adım biçimlendiğini düşünüyor.
Yaygın yanlış«Spartalılar kültürden ve sanattan uzak, yalnızca savaşı düşünen bir halktı» diye düşünülür.
Oysa arkeolojik buluntular ve şiir parçaları, MÖ yedinci ve altıncı yüzyıllarda Sparta'nın canlı bir şiir, müzik, dans ve zanaat merkezi olduğunu gösteriyor. Sert ve sade Sparta görüntüsü, büyük ölçüde sonraki yüzyıllarda biçimlendi ve Sparta'yı uzaktan hayranlıkla ya da korkuyla izleyen yazarlarca abartıldı.
Dönüş noktası — Sparta'yı kim anlatıyor?
Sparta hakkında bilgi edinmeye çalışan tarihçi, kısa sürede bir sorunla karşılaşır: Spartalılar kendileri hakkında pek az yazdı. Elimizdeki anlatıların neredeyse tamamı, başka şehirlerden gelen yazarların eseridir. Atinalı Ksenophon, Spartalılarla uzun yıllar yakın ilişki içinde yaşamış ve Sparta düzenine hayranlık duyan bir yazar olarak, onun kurumlarını öven bir inceleme yazdı. Atinalı filozoflar, kendi şehirlerinin demokrasisini eleştirirken Sparta'yı çoğu zaman bir karşı örnek olarak kullandı. Sparta hakkında en ayrıntılı anlatıyı veren Plutarkhos ise, Lykurgos'un yaşadığı söylenen dönemden yüzyıllarca sonra, Roma döneminde yazıyordu; onun gördüğü Sparta, Roma çağında yeniden canlandırılmış bir Sparta'ydı.
Yirminci yüzyılın başında Fransız tarihçi François Ollier, bu durumu «Sparta serabı» diye adlandırdı. Ona göre Sparta, antik çağdan başlayarak, gerçekliğinden çok başkalarının ona yüklediği anlamlarla bilinen bir şehirdi: kimi için ideal bir düzen, kimi için korkutucu bir kışla. Sparta hakkında okuduğumuz her anlatıyı, onu kimin, ne zaman ve neden yazdığını sorarak okumak zorundayız.
Bu uyarı, bazı ünlü anlatıları da sarsıyor. Plutarkhos, Spartalıların sağlıksız doğan bebekleri Taygetos dağının eteklerindeki bir uçuruma bıraktığını anlatır. Ama bu uçurumun yakınındaki bir çukurda yapılan yakın tarihli bir kemik incelemesinde, bebek kalıntısı bulunmadığı, bulunan kalıntıların ergen ve yetişkinlere ait olduğu bildirildi. Bu bulgu, anlatının tamamen uydurma olduğunu kanıtlamaz; ama onu sorgusuz kabul etmemek gerektiğini gösterir.
Cevap — bir asker toplumu, ama tek bir Sparta değil
Öyleyse Sparta gerçekten nasıl bir yerdi? Güvenle söyleyebileceğimiz şudur: Sparta, özgür olmayan geniş bir helot nüfusunun emeği üzerine kurulmuş, küçük bir yurttaş topluluğunun bütün hayatını askerliğe ve kamusal düzene ayırdığı bir toplumdu. Bu düzen, Sparta'ya Yunan dünyasının en güçlü kara ordusunu kazandırdı. Aynı düzen, sürekli bir korkuyu da içinde taşıyordu: helotların ayaklanması korkusu.
Ama Sparta, yüzyıllar boyunca değişmeyen tek bir yer değildi. MÖ yedinci yüzyılın şiir ve zanaat dolu Sparta'sı ile MÖ dördüncü yüzyılın yurttaş sayısı azalmış Sparta'sı aynı değildi; Roma çağının turistler için gösteri düzenleyen Sparta'sı ise bambaşkaydı. Sparta'yı anlamak, bu farklı Spartaları birbirinden ayırmayı gerektiriyor.
Aristoteles'in işaret ettiği sorun, Sparta'nın kendi kurallarından doğuyordu. Ortak sofraya katkısını veremeyen yurttaş haklarını yitiriyor, yurttaşlık ise dışarıdan gelenlere neredeyse hiç verilmiyordu. Böylece her kuşakta yurttaş sayısı biraz daha azaldı. MÖ 371'de Thebai ordusu Spartalıları Leuktra'da yendiğinde, Sparta bu kaybı yerine koyacak insana sahip değildi. Kısa süre sonra Messenia özgürlüğüne kavuştu ve Sparta, büyük gücünün temelini yitirdi.
Bugünle bağ — bir serabın ömrü
Sparta, bugün de bir simge olarak yaşıyor: disiplinin, fedakârlığın, sadeliğin simgesi olarak. Spor takımları, askerî birlikler, reklamlar onun adını kullanıyor. Ama bu simge, helotların sessizliği üzerine kuruludur. Sparta'yı öven anlatıların hemen hiçbiri, onun düzenini sırtında taşıyan insanların sesini aktarmaz. Tarihçinin görevi, serabın arkasındaki toplumu, bütün sakinleriyle birlikte görmeye çalışmaktır.
Birincil kaynak
Thukydides, Truva seferinin büyüklüğünü tartışırken, bir şehrin kalıntılarının onun gücü hakkında ne kadar yanıltıcı olabileceğini Sparta ve Atina örneğiyle anlatır:
For I suppose if Lacedaemon were to become desolate, and the temples and the foundations of the public buildings were left, that […] there would be a strong disposition with posterity to refuse to accept her fame as a true exponent of her power. And yet they occupy two-fifths of Peloponnese and lead the whole […]. Still, as the city is neither built in a compact form nor adorned with magnificent temples and public edifices, but composed of villages after the old fashion of Hellas, there would be an impression of inadequacy. Whereas, if Athens were to suffer the same misfortune, I suppose that any inference from the appearance presented to the eye would make her power to have been twice as great as it is.
Türkçesi: Sanırım Lakedaimon ıssızlaşsa ve geriye yalnızca tapınakları ile kamu yapılarının temelleri kalsa, […] sonraki kuşaklarda, onun ününün gücünü doğru yansıttığına inanmama yönünde güçlü bir eğilim doğardı. Oysa Peloponnesos'un beşte ikisini ellerinde tutuyor ve bütününe önderlik ediyorlar […]. Yine de şehir sıkışık bir düzende kurulmadığı, görkemli tapınaklar ve kamu yapılarıyla süslenmediği, Yunanistan'ın eski usulüne göre köylerden oluştuğu için, yetersiz bir izlenim bırakırdı. Oysa Atina aynı felakete uğrasaydı, sanırım göze görünenden çıkarılacak her sonuç, onun gücünü olduğunun iki katı sanmaya yol açardı.
Kaynak: Thukydides, Peloponnesos Savaşı, I.10; Richard Crawley'nin İngilizce çevirisi (Londra: Longmans, Green, 1874), Project Gutenberg. Türkçesi bizim.
- Thukydides'e göre Sparta'nın kalıntıları neden onun gücü hakkında yanlış bir izlenim bırakırdı? Atina'nın kalıntıları neden ters yönde yanıltırdı?
- Thukydides'in Sparta'yı «Yunanistan'ın eski usulüne göre köylerden oluşan» bir yer olarak tanımlaması, Sparta'nın yerleşim düzeni hakkında ne söylüyor?
- Bu pasaj, arkeolojik kalıntılara dayanarak bir toplumun gücünü ve hayatını yeniden kurmaya çalışan bugünkü tarihçiye hangi uyarıyı yapıyor?
Tarihçiler Tartışıyor
- François Ollier (1933) — Sparta hakkındaki antik anlatıların, gerçek Sparta'dan çok, onu ideal ya da korkutucu bir model olarak kullanan yazarların düşüncelerini yansıttığını gösterdi ve bu olguya «Sparta serabı» adını verdi.
- Paul Cartledge (1979) — Sparta'yı, arkeolojik bulguları ve bölgesel tarihi yazılı kaynaklarla birleştirerek inceledi; Sparta'nın kurumlarını, helotlarla ilişki ve Messenia'nın fethi etrafında açıklayan bir bölgesel tarih yazdı.
- Nigel Kennell (1995) — Spartalı gençlerin eğitimi hakkında bildiklerimizin önemli bir bölümünün, Roma döneminde yeniden canlandırılan ve biçimlendirilen törenlerden geldiğini savundu; klasik çağın agogesini Roma çağının gösterilerinden ayırmak gerektiğini vurguladı.
- Stephen Hodkinson (2000) — Sparta'nın eşit ve paradan uzak bir toplum olduğu imajını sorguladı; Spartalıların özel mülkiyete, zenginliğe ve miras yoluyla birikime sahip olduğunu, eşitsizliğin yurttaş sayısının azalmasında büyük rol oynadığını gösterdi.
Bu tartışmanın ortak noktası, Sparta hakkındaki antik anlatıları sorgulamaktır. Ollier, sorunun kaynağını gösterdi: Sparta'yı başkaları anlattı. Cartledge, bu anlatıları arkeoloji ve bölgesel tarihle sınamaya girişti. Kennell, en ünlü Sparta imgelerinden birinin, agogenin, ne kadarının Roma çağına ait olduğunu sordu. Hodkinson ise, Sparta'nın eşitlik idealinin arkasındaki mülkiyet farklarını ortaya çıkardı. Dört yaklaşımın ortak yöntemi de dikkat çekici: hiçbiri antik yazarların sözünü olduğu gibi almıyor, her birini başka bir kanıt türüyle, kazı buluntusuyla, yazıtla ya da miras kurallarıyla karşılaştırıyor. Tarihçiler, Sparta'nın bir asker toplumu olduğu konusunda anlaşıyor; ama bu toplumun ne kadar eşit, ne kadar değişmez ve ne kadar kendine özgü olduğu konusunda tartışıyor.
Derine İn
Spartalı kadınlar, antik dünyada şaşkınlık uyandıran bir yere sahipti ve onların hayatı, serabın en çok tartışılan konularından biri oldu. Atinalı kadınlar büyük ölçüde evde yaşarken, Spartalı kızlar erkekler gibi koşu ve güreş eğitimi alıyor, açık havada dolaşıyor, bayramlarda koro hâlinde şarkı söylüyordu. Erkekler çoğu zaman ordu ya da ortak sofralarla meşgul olduğu için, evin ve toprağın yönetimi büyük ölçüde kadınlara kalıyordu. Spartalı kadınlar mülk sahibi olabiliyor ve miras alabiliyordu. Aristoteles'in, toprağın beşte ikiye yakınının kadınların elinde olduğunu söylemesi, bu durumun bir yansımasıdır. Atinalı yazarlar, Spartalı kadınların bu özgürlüğünü çoğu zaman eleştirdi; ama onların anlatıları da, Sparta hakkındaki öteki anlatılar gibi, kendi toplumlarının değerleriyle renklenmişti.
Sparta'nın dış politikası da, helot korkusuyla biçimlendi. Spartalılar, ordularını uzun süre uzaklara göndermekten kaçınıyordu; çünkü yurttaş-askerlerin yokluğu, helot ayaklanmasına fırsat verebilirdi. MÖ 464'te Sparta'yı sarsan büyük bir depremden sonra, helotlar ve bazı perioikoslar ayaklandı ve Messenia'daki İthome dağında yıllarca direndi. Bu ayaklanma, Sparta'nın en büyük korkusunun ne kadar gerçek olduğunu gösterdi. Thukydides'in anlattığı iki bin helotun ortadan kaldırılması da, bu korkunun savaş yıllarındaki en karanlık örneğidir. Sparta, dışarıya açılmaktan çok, Peloponnesos'taki müttefikleriyle kurduğu ittifak sistemi aracılığıyla etkisini sürdürmeyi tercih etti.
Buna karşın Sparta, Yunan dünyasının büyük savaşlarında belirleyici bir rol oynadı. MÖ 480'de, Pers ordusunun Yunanistan'a girişini Thermopylai geçidinde birkaç gün boyunca durduran Yunan birliğinin başında, Spartalı kral Leonidas ve üç yüz Spartalı vardı. Bu direniş, Sparta serabının en güçlü parçalarından biri hâline geldi. Geçitte Spartalıların yanında başka şehirlerden gelen birkaç bin Yunan askeri de savaşmıştı; ama sonraki anlatılarda akılda kalan, yalnızca üç yüz Spartalı oldu. Serap, olayı değiştirmeden, neyin hatırlanacağını seçerek de çalışır. Peloponnesos Savaşı'nda ise Sparta, uzun bir mücadeleden sonra, Pers parasıyla kurduğu bir donanmanın da yardımıyla, MÖ 404'te Atina'yı yendi.
Perioikosların rolü de çoğu zaman gözden kaçar. Lakonia kıyısındaki kasabalarında demir işleyen, çömlek yapan, gemi işleten bu insanlar, Sparta ordusunun silahlarını ve donanımını üretiyor, savaşta yurttaşların yanında saf tutuyordu. Sparta'nın dışa kapalı görüntüsü, ticaretin ve zanaatın bu çevre kasabalarda sürdüğü gerçeğini gizler. Spartalı yurttaşlar para kazanmakla uğraşmıyordu; ama Sparta ekonomisi, bu işleri yapan başka insanlar sayesinde işliyordu.
Sparta'nın gücünün sonu, onun kendi toplumsal düzeninin sınırlarını gösterdi. Yurttaşlığın, pahalı bir ortak sofra katkısına ve sert bir eğitime bağlanması, yurttaş sayısını sürekli azalttı. Leuktra yenilgisi ve Messenia'nın kaybı, bu sürecin sonucu oldu. Sparta, bundan sonra da yüzyıllar boyunca bir şehir olarak yaşadı. Roma çağında, geçmişini bir miras olarak sergileyen, ziyaretçileri eski törenlerle karşılayan bir şehir oldu. Bu dönemde eski törenler yeniden düzenlendi, bazı gelenekler belki de yeniden icat edildi; şehir, geçmişinin ününü bir gelir kaynağına dönüştürdü. Roma çağının gezgin yazarı Pausanias, bu dönemde Sparta'yı dolaşıp tapınaklarını ve anıtlarını anlattı. Bugün Sparta hakkında düşündüğümüz pek çok şey, işte bu Roma çağı Sparta'sının kendini nasıl sunduğundan etkilenmiştir.
Uzman Notu
Temel literatür
- Thucydides, The History of the Peloponnesian War, çev. Richard Crawley (Londra: Longmans, Green, 1874).
- Aristoteles, Politics: A Treatise on Government, çev. William Ellis, Project Gutenberg.
- François Ollier, Le mirage spartiate (Paris: De Boccard, 1933).
- Paul Cartledge, Sparta and Lakonia: A Regional History 1300–362 BC (Londra: Routledge & Kegan Paul, 1979).
- Nigel M. Kennell, The Gymnasium of Virtue: Education and Culture in Ancient Sparta (Chapel Hill: University of North Carolina Press, 1995).
- Stephen Hodkinson, Property and Wealth in Classical Sparta (Londra: Duckworth, 2000).
Arşiv ve kaynak
Thukydides'in ve Aristoteles'in İngilizce çevirileri Project Gutenberg'de açık erişimde. Artemis Orthia kazısını 1906–1910 yıllarında İngiliz arkeologlar yürüttü; buluntular, 1929'da bu ekibin yayımladığı büyük bir kazı raporunda toplandı. Tyrtaios'un şiirleri yalnızca parçalar hâlinde, başka yazarların alıntılarıyla bize ulaştı.
Açık sorular
- Helotların ve Spartalı yurttaşların sayıları arasındaki oran, farklı dönemlerde ne kadardı?
- Plutarkhos'un ve Ksenophon'un anlattığı Sparta kurumlarının ne kadarı klasik çağa, ne kadarı sonraki yeniden canlandırmalara aittir?
- Helotların kendi bakış açısını hangi kaynaklardan, ne ölçüde yeniden kurabiliriz?
Mini sınav
- (Hedef 1) Sparta devletine ait olan, toprağı işleyip ürünün bir bölümünü Spartalılara vermek zorunda olan özgür olmayan nüfusa ne ad verilir? A) Perioikos B) Helot C) Efor D) Metoikos
- (Hedef 2) Sparta'da altmış yaşını geçmiş yirmi sekiz yurttaş ve iki kraldan oluşan kurul hangisidir? A) Gerousia B) Apella C) Syssition D) Agoge
- (Hedef 1) Bir Spartalı yurttaş ortak sofraya katkısını veremezse ne olurdu? A) Kral olurdu B) Helot olurdu C) Tam yurttaşlık haklarını yitirirdi D) Ordudan atılıp perioikos kasabasına gönderilirdi
- (Hedef 3) François Ollier'nin «Sparta serabı» kavramı neyi anlatır? A) Sparta'nın çölde kurulduğunu B) Sparta hakkındaki antik anlatıların, gerçek Sparta'dan çok, onu anlatan yazarların düşüncelerini yansıttığını C) Sparta'nın hiç var olmadığını D) Spartalıların kendi tarihlerini ayrıntılı yazdığını
- (Hedef 3) Thukydides'e göre, Sparta ıssızlaşsa kalıntıları sonraki kuşaklara nasıl bir izlenim bırakırdı? A) Gücünü olduğundan büyük gösterirdi B) Gücünü doğru yansıtırdı C) Hiç iz bırakmazdı D) Gücünü olduğundan küçük gösterirdi
Açık uçlu soru
(Hedef 3) Sparta hakkında bildiklerimizin çoğu, Spartalı olmayan ve bazen yüzyıllar sonra yazan yazarlardan geliyor. Ksenophon, Aristoteles ve Plutarkhos'un Sparta anlatılarını, yazıldıkları dönem ve yazarlarının amaçları açısından karşılaştır. Artemis Orthia kazısının iki katmanından ve Thukydides'in kalıntılar hakkındaki uyarısından yararlanarak, Sparta'nın «gerçek» görüntüsüne ulaşmaya çalışan bir tarihçinin hangi yöntemleri kullanması gerektiğini gerekçeleriyle tartış.
Cevaplar
- B — Helotlar, Sparta devletine ait, özgür olmayan köylülerdi.
- A — Gerousia, yaşlılar kuruluydu.
- C — Katkısını veremeyen yurttaş, tam yurttaşlık haklarını yitirirdi.
- B — Sparta serabı, antik anlatıların Sparta'dan çok yazarlarının düşüncelerini yansıtması olgusudur.
- D — Thukydides, Sparta'nın kalıntılarının onun gücünü olduğundan küçük göstereceğini söyler.
Güçlü bir cevap, Ksenophon'un Sparta'ya hayran bir Atinalı olarak yazdığını, Aristoteles'in Sparta düzenini eleştirel bir gözle, kendi siyaset düşüncesi içinde değerlendirdiğini, Plutarkhos'un ise yüzyıllar sonra, Roma çağında yeniden canlandırılmış bir Sparta'yı gördüğünü belirtir. Artemis Orthia'daki erken adaklar ile Roma çağı oturma sıraları arasındaki farktan, Sparta'nın zaman içinde değiştiği sonucunu çıkarır. Tarihçinin yazılı anlatıları arkeolojik bulgularla karşılaştırması, her kaynağın dönemini ve amacını sorması ve helotların sessizliğini hesaba katması gerektiğini tartışır.
Sonraki bölüme köprü
Sparta'nın karşısında, Yunan dünyasının öbür büyük gücü bambaşka bir yol seçti. Atina'da görevlerin çoğu kurayla dağıtıldı, yoksul yurttaşlara mahkemede geçirdikleri gün için ücret ödendi, tehlikeli bulunan politikacılar çömlek parçalarına yazılan oylarla sürgüne gönderildi. Ama yurttaşlığın kapısı da sıkı korunuyordu: on sekiz yaşındaki her genç, köyünün oyuyla bu kapıdan geçiyordu. Sonraki bölüm bu kapıyı soruyor: Atina demokrasisi kimleri dışarıda bıraktı?