Öğrenme hedefleri
- Polisi, şehir merkezi, kırsal toprakları, kurumları ve yurttaş topluluğuyla tanımlayabileceksin.
- Polisin neden Yunan dünyasının temel siyasi birimi hâline geldiğini, coğrafya, askerlik, din ve kimlik açısından değerlendirebileceksin.
- Aristoteles'in polis hakkındaki düşüncesini birincil kaynaktan okuyarak, polisin kimleri kapsadığını ve kimleri dışarıda bıraktığını tartışabileceksin.
Okuma metni
Kanca — duvardaki yasa
Girit adasının doğusundaki küçük Dreros şehrinde, bir tapınağın duvarına, MÖ yedinci yüzyılın ikinci yarısında, birkaç satırlık bir metin kazındı. Metin, bir yasaydı: şehrin en yüksek yöneticisi olan kişinin, görevini bitirdikten sonra, on yıl geçmeden yeniden aynı göreve gelemeyeceğini söylüyordu. Bu kurala uymayan kişi, cezalandırılacak ve bir daha hiçbir göreve getirilemeyecekti. Yasanın başında, onu kimin çıkardığı da yazılıydı: «Şehir böyle karar verdi.»
Bu kısa metin, bilinen en eski Yunan yasa yazıtlarından biridir. Onu önemli kılan, içeriği kadar kaynağıdır. Yasayı çıkaran bir kral ya da bir tanrı değil, «şehir», yani yurttaşlarının topluluğuydu. Ve yasanın amacı, bir kişinin iktidarı uzun süre elinde tutmasını önlemekti.
Bu, Yunan dünyasının kalbinde yatan kurumun, polisin, erken bir sesidir. Bu bölüm, bu kurumu soruyor: polis neydi ve Yunanlıların hayatında neden bu kadar merkezî bir yer tuttu?
Bağlam — şehir ve toprakları
Polisler, genellikle küçüktü. Çoğunun nüfusu birkaç bin kişiyi geçmiyordu; toprakları, bir günlük yürüyüşle baştan başa geçilebilirdi. Atina ve Sparta gibi büyük polisler, istisnaydı. Ama polislerin sayısı çok fazlaydı: Yunan dünyasında, Karadeniz'den İspanya'ya kadar, binden fazla polis vardı.
Polisler her zaman sıfırdan kurulmadı. Bazıları, dağınık köylerin tek bir merkez etrafında birleşmesiyle doğdu. Yunanlılar bu birleşmeye «birlikte yerleşme» anlamına gelen bir adla, synoikismos diyordu. Atinalılar, kendi polislerinin böyle bir birleşmeyle kurulduğuna inanıyor ve bunu efsanevi kral Theseus'a bağlıyorlardı. Birleşme, insanların evlerini bırakıp şehre taşınması demek değildi; köylüler tarlalarında yaşamayı sürdürdü, ama artık tek bir meclise, tek bir kurula ve tek bir yönetim merkezine bağlıydılar.
Bir polisin iki bölümü vardı: şehir merkezi ve kırsal toprakları.
Şehir merkezinde, genellikle iki önemli alan vardı. Birincisi, yüksek bir tepede kurulan ve tapınakların bulunduğu kutsal alandı.
Öbürü, yurttaşların bir araya geldiği açık alandı.
Gelişme — yurttaşlar ve kurumlar
Polisin asıl özü, taşları ya da surları değil, yurttaşlarıydı.
Polislerin yönetim biçimleri birbirinden farklıydı: bazılarında birkaç zengin aile, bazılarında tek bir güçlü yönetici, bazılarında ise yurttaşların geniş bir kesimi söz sahibiydi. Ama hemen hepsinde benzer kurumlar vardı: yurttaşların toplandığı bir meclis, işleri hazırlayan bir kurul ve belirli sürelerle seçilen yöneticiler. Dreros yasasının gösterdiği gibi, polisler, yöneticilerin gücünü sınırlamak için kurallar koymaya çalışıyordu. Görevler çoğu zaman bir yıl sürüyordu; bir yıl sonra yönetici görevi bırakıyor, yerine başka bir yurttaş geliyordu. Bazı polislerde görevden ayrılan yönetici, yaptıklarının hesabını vermek zorundaydı. Bu kurallar, bir ailenin ya da bir kişinin polisi kendi malı gibi yönetmesini engellemeye yönelikti.
Polis aynı zamanda bir dinsel topluluktu. Her polisin koruyucu bir tanrısı ya da tanrıçası vardı: Atina'nın Athena'sı gibi. Yurttaşlar, bayramlarda birlikte kurban kesiyor, alaylar düzenliyor, yarışmalar yapıyordu. Kurbanın etini paylaşmak, kimin topluluğa ait olduğunu gösteren bir işaretti. Polisin sınırlarındaki tapınaklar, toprakların nerede başlayıp nerede bittiğini de belirliyordu.
Polisin yurttaşları, onu savaşta da savunuyordu. MÖ yedinci yüzyıldan itibaren, Yunan ordularının belkemiğini, ağır zırhlı piyadeler oluşturmaya başladı.
Hoplitler, kendi silahlarını kendileri satın alan, orta hâlli çiftçilerdi. Sıkı saflar hâlinde savaşmak, her askerin ötekine güvenmesini gerektiriyordu. Bazı tarihçiler, bu savaş biçiminin, orta hâlli çiftçilerin siyasi haklar talep etmesine ve polislerin daha geniş katılımlı hâle gelmesine katkıda bulunduğunu ileri sürer; ama bu görüş tartışmalıdır.
Yaygın yanlış«Antik Yunanistan, tek bir devletti ve bütün Yunanlılar aynı yönetim altında yaşıyordu» diye düşünülür.
Oysa Antik Yunan dünyası, binden fazla bağımsız polisten oluşuyordu. Bu polisler, aynı dili konuşuyor, aynı tanrılara tapıyor ve aynı oyunlara katılıyordu; ama birbirleriyle sık sık savaşıyor, farklı yasalar ve yönetim biçimleriyle yaşıyordu.
Dönüş noktası — neden polis?
Yunan dünyası, neden büyük krallıklar ya da imparatorluklar değil de, sayısız küçük polis hâlinde örgütlendi? Bu sorunun tek bir cevabı yok; birkaç açıklama birbirini tamamlıyor.
Bazıları coğrafyayı öne çıkarır: Yunanistan'ın dağları, küçük ovaları birbirinden ayırıyordu; her ova, kendi topluluğunu besliyordu. Ama coğrafya, tek başına yeterli bir açıklama değildir; benzer coğrafyalarda başka toplumlar krallıklar kurmuştu.
Başkaları, Karanlık Çağ'ın mirasına bakar: Miken saraylarının çöküşünden sonra, büyük bir merkezî güç ortadan kalkmış, küçük topluluklar kendi işlerini kendileri yönetmeye alışmıştı. Tapınaklar ve kutsal alanlar, bu toplulukların sınırlarını ve kimliklerini belirledi.
MÖ sekizinci yüzyıldan itibaren nüfusun artması, toprak kıtlığı ve ticaret, pek çok polisi uzak kıyılara yeni polisler kurmaya itti. Bu yeni yerleşimlere koloni diyoruz; ama bunlar ana şehre bağlı sömürgeler değil, kendi yasaları ve yurttaşlarıyla bağımsız polislerdi. Korinthos, Sicilya'daki Syrakusai'yi kurdu; Miletos, Karadeniz kıyısında pek çok yerleşimin ana şehri sayılıyordu. Kolonileşme, polisin kendisini bir model olarak yaydı: yeni bir şehir kurulurken toprak bölüştürülüyor, yasalar konuyor, tapınak ve meydan yerleri seçiliyordu. Polis, böylece yalnızca Yunanistan'da değil, Akdeniz ve Karadeniz kıyılarının tamamında Yunanlıların yaşam biçimi hâline geldi.
Polis, aynı zamanda bir kimlikti. Bir Yunanlı, kendini önce bir polisin yurttaşı olarak tanımlardı: Atinalı, Korinthoslu, Spartalı. Tarihçi Thukydides, Sicilya'da yenilgiye uğrayan Atinalı komutan Nikias'ın askerlerine, bir şehri oluşturanın surlar ya da gemiler değil, insanlar olduğunu söylediğini yazar. Bu söz, polisin özünü iyi anlatır: polis, bir yer değil, bir topluluktu. Bir polisin surları yıkılabilir, şehri boşaltılabilirdi; ama yurttaşları bir araya geldiği sürece polis yaşamaya devam ediyordu.
Cevap — bir topluluk olarak polis
Öyleyse polis neden Yunan dünyasının kalbiydi? Çünkü polis, Yunanlıların hayatının neredeyse her yönünü kapsıyordu. Siyaset, polis içinde yapılıyordu; savaş, polis adına veriliyordu; din, polisin tanrıları ve bayramları etrafında örgütleniyordu; kimlik, polise bağlılıkla tanımlanıyordu. Polis, yalnızca bir yönetim birimi değil, bir yaşam biçimiydi. Küçüklüğü de bu yaşam biçiminin bir parçasıydı: yurttaşlar birbirini tanıyabiliyor, mecliste yüz yüze tartışabiliyor, savaşta yan yana duruyordu. Aristoteles bile, iyi bir polisin, yurttaşlarının birbirini tanıyabileceği kadar küçük olması gerektiğini düşünüyordu.
Ama bu yaşam biçimi, herkese açık değildi. Kadınlar, köleler ve polise dışarıdan gelip yerleşmiş yabancılar, yurttaş sayılmıyordu. Bir polisin yurttaşları, çoğu zaman o polisin nüfusunun yalnızca bir bölümünü oluşturuyordu. Polisin topluluk ideali, kapsayıcı olduğu kadar dışlayıcıydı da.
Bugünle bağ — siyasetin kökü
Bugün kullandığımız «politika» kelimesi, Yunanca «polis» kelimesinden türemiştir: polisin işleri. Yurttaşlık, seçimle belirlenen yöneticiler, görev sürelerinin sınırlanması, yasaların topluluk adına yapılması gibi düşünceler, antik polislerde denendi. Ama polisin dışlayıcı yüzü de bir uyarıdır: bir topluluğun kimleri yurttaş saydığı, o topluluğun ne kadar adil olduğunu ölçen ilk sorudur.
Birincil kaynak
Aristoteles, MÖ dördüncü yüzyılda yazdığı Politika'nın başında, polisin doğasını şöyle anlatır:
And when many villages so entirely join themselves together as in every respect to form but one society, that society is a city, and contains in itself […] the end and perfection of government: first founded that we might live, but continued that we may live happily. […] Hence it is evident that a city is a natural production, and that man is naturally a political animal, […]; it is by speech that we are enabled to express what is useful for us, and what is hurtful, and of course what is just and what is unjust […]. He that is incapable of society, or so complete in himself as not to want it, makes no part of a city, as a beast or a god.
Türkçesi: Pek çok köy, her bakımdan tek bir topluluk oluşturacak biçimde birleştiğinde, o topluluk bir şehirdir […] yönetimin amacını ve kusursuzluğunu kendi içinde taşır: yaşayalım diye kurulmuş, ama mutlu yaşayalım diye sürdürülmüştür. […] Bundan açıkça anlaşılır ki şehir, doğanın bir ürünüdür; insan, doğası gereği politik bir hayvandır […]; bize yararlı olanı ve zararlı olanı, dolayısıyla doğru olanı ve yanlış olanı ifade edebilmemizi sağlayan, konuşmadır […]. Topluma katılamayan ya da kendi kendine yettiği için topluma ihtiyaç duymayan kişi, şehrin bir parçası değildir; o, ya bir hayvandır ya da bir tanrı.
Kaynak: Aristoteles, Politika, I.2 (1252b–1253a); William Ellis'in İngilizce çevirisi, Project Gutenberg. Türkçesi bizim.
- Aristoteles'e göre şehir nasıl ortaya çıkar? Şehrin «yaşamak için kurulup mutlu yaşamak için sürdürülmesi» ne anlama geliyor?
- Aristoteles, insanın «politik bir hayvan» olduğunu nasıl kanıtlamaya çalışıyor? Yararlıyı ve zararlıyı, doğruyu ve yanlışı ifade eden konuşma, bu kanıtta neden bu kadar önemli?
- Aristoteles'in «insan» derken kimi kastettiğini düşün. Kadınlar, köleler ve yabancılar onun polis anlayışında nerede duruyor?
Tarihçiler Tartışıyor
- Numa Denis Fustel de Coulanges (1864) — Antik şehrin temelini din olarak gördü; ailelerin ocak kültlerinden şehrin ortak tanrılarına uzanan dinsel bağların, polisin kurumlarını ve yurttaşlık anlayışını biçimlendirdiğini savundu.
- François de Polignac (1984) — Polisin doğuşunu, şehir merkezinin dışındaki, sınır bölgelerindeki kutsal alanlarla ilişkilendirdi; bu tapınakların, polisin topraklarını ve kimliğini belirlemede kilit rol oynadığını ileri sürdü.
- Victor Davis Hanson (1995) — Polisin kökenini, kendi toprağını işleyen orta hâlli çiftçilerde aradı; bu çiftçilerin hem hoplit ordularını hem de polislerin siyasi kurumlarını biçimlendirdiğini savundu.
- Mogens Herman Hansen (2006) — Kopenhag Polis Merkezi'nin yürüttüğü büyük araştırmaya dayanarak, binden fazla polisi sistemli olarak inceledi ve polisin, yurttaşların oluşturduğu siyasi bir topluluk olarak tanımlanması gerektiğini vurguladı.
Bu tartışma, polisin kökenini ve özünü farklı yönlerden açıklıyor. Fustel de Coulanges ve de Polignac, dinin ve kutsal alanların rolünü öne çıkarır; onlara göre polis, önce bir tapınma topluluğuydu. Hanson ise, ekonomik ve askerî temellere bakar; ona göre polis, çiftçi-askerlerin eseriydi. Hansen, dikkati siyasi kurumlara ve yurttaşlığa çeker ve polisi karşılaştırmalı olarak inceler. Bu farklılık, kullanılan kaynaklardan da gelir: Fustel de Coulanges edebî metinlere ve dinsel geleneklere, de Polignac tapınak kazılarına, Hanson tarım ve savaş üzerine yazılanlara, Hansen ise yüzlerce polisin yazıtlarından ve metinlerinden derlenen sistemli bir envantere dayanır. Bugünkü araştırmaların çoğu, bu etkenlerin hepsinin birlikte rol oynadığını kabul ediyor; tartışma, hangisinin daha belirleyici olduğu üzerinde sürüyor.
Derine İn
Polislerin sayısı ve dağılımı, Yunan dünyasının ne kadar geniş olduğunu gösterir. MÖ sekizinci yüzyıldan altıncı yüzyıla kadar, Yunanlılar, Akdeniz ve Karadeniz kıyılarında yüzlerce yeni polis kurdu. Güney İtalya ve Sicilya, Yunan polisleriyle öylesine doldu ki, bölgeye «Büyük Yunanistan» dendi. Bu yeni polisler, ana şehirlerinden bağımsızdı; ama onlarla tanrılarını, takvimlerini ve lehçelerini paylaşmayı sürdürüyordu. Yeni bir polis kurulmadan önce çoğu zaman Delfi'deki kehanet merkezine danışılıyor, kurucunun adı sonraki kuşaklarca kahraman olarak anılıyordu. Yunan dünyası, böylece bir ülke değil, denizle birbirine bağlanan bir polisler ağıydı. Filozof Platon, bu durumu, Yunanlıların bir göletin kıyısındaki kurbağalar ya da karıncalar gibi denizin çevresinde yaşadığını söyleyerek anlatır.
Polisler, birbirleriyle hem rekabet ediyor hem de ortak bir kimliği paylaşıyordu. Olympia'daki oyunlara, Delfi'deki kehanet merkezine ve ortak bayramlara, bütün Yunan dünyasından insanlar katılıyordu. Ama aynı polisler, topraklar, ticaret yolları ve onur için birbirleriyle sık sık savaşıyordu. Yunanlılar, büyük bir dış tehlike karşısında bile, çoğu zaman bir araya gelmekte zorlandılar.
Polislerin yönetim biçimleri de çok çeşitliydi ve bir polisin yönetimi yüzyıllar içinde birkaç kez değişebiliyordu. Bazı polislerde, «tiran» denen tek bir güçlü yönetici, soylular arasındaki çekişmelerden yararlanarak iktidarı ele geçirdi. Tiranlar, çoğu zaman halkın desteğini almak için büyük yapılar yaptırdı, bayramlar düzenledi. Korinthos'ta Kypselos ailesi, Atina'da Peisistratos ve oğulları, bu tür yöneticilerin en bilinen örnekleridir. Yunanca «tiran» kelimesi başlangıçta bugünkü kadar olumsuz değildi; iktidarı yasal yoldan değil, güçle ele geçiren yöneticiyi anlatıyordu. Ama zamanla, polis ideallerine aykırı, keyfî yönetimin simgesi oldu. Bazı polislerde, birkaç zengin ailenin yönettiği oligarşiler kuruldu. Atina'da ise, MÖ altıncı yüzyılın sonunda, yurttaşların geniş bir kesiminin yönetime katıldığı demokrasi doğdu.
Polisin dışında kalanların hayatı da, polisi anlamak için önemlidir. Kadınlar, polisin dinsel hayatında önemli roller üstlenebiliyordu; bazı bayramlar ve rahibelikler kadınlara aitti. Ama siyasi haklardan yoksundular. Köleler, polislerin ekonomisinin önemli bir bölümünü oluşturuyordu. Başka polislerden gelip yerleşen yabancılar, ticarette ve zanaatta önemli roller üstleniyor, vergi ödüyor, ama yurttaş olamıyordu. Polisin yurttaş topluluğu, bu geniş nüfusun üzerinde yükselen bir azınlıktı. Bu yüzden bir polisin «demokratik» ya da «oligarşik» olması, yalnızca yurttaşlar arasındaki güç dağılımını anlatır; yurttaş olmayanlar için iki düzen arasındaki fark çoğu zaman çok daha küçüktü. Bir yabancının, polise büyük hizmetler verdikten sonra bile yurttaşlık alması seyrek görülen bir ayrıcalıktı.
Son olarak, polisin çağı, MÖ dördüncü yüzyılda, Makedonya'nın yükselişiyle sona ermeye başladı. MÖ 338'de, Makedonya kralı II. Filip, Yunan polislerinin birleşik ordusunu Khaironeia'da yendi. Bundan sonra polisler, varlıklarını sürdürdü; ama artık bağımsız devletler değil, büyük krallıkların ve sonra Roma İmparatorluğu'nun içindeki özerk şehirlerdi. Polisin kurumları ise, Anadolu'nun Roma dönemindeki şehirlerinde gördüğümüz gibi, yüzyıllar boyunca yaşamaya devam etti.
Uzman Notu
Temel literatür
- Aristoteles, Politics: A Treatise on Government, çev. William Ellis, Project Gutenberg.
- N. D. Fustel de Coulanges, La Cité antique (Paris: Durand, 1864).
- Russell Meiggs ve David Lewis, A Selection of Greek Historical Inscriptions (Oxford: Clarendon Press, 1969).
- François de Polignac, La naissance de la cité grecque (Paris: La Découverte, 1984).
- Victor Davis Hanson, The Other Greeks: The Family Farm and the Agrarian Roots of Western Civilization (New York: Free Press, 1995).
- Mogens Herman Hansen ve Thomas Heine Nielsen (ed.), An Inventory of Archaic and Classical Poleis (Oxford: Oxford University Press, 2004).
Arşiv ve kaynak
Aristoteles'in Politika'sının Ellis çevirisi Project Gutenberg'de okunabiliyor. Dreros yazıtının metni ve çevirisi, Meiggs ve Lewis'in yazıt derlemesinde ikinci sırada yer alıyor. Kopenhag Polis Merkezi'nin binden fazla polisi kapsayan envanteri, polis araştırmalarının temel başvuru kaynağıdır.
Açık sorular
- Polis, MÖ sekizinci yüzyılda neden ve nasıl ortaya çıktı?
- Hoplit savaşı, polislerin siyasi kurumlarını ne ölçüde etkiledi?
- Polislerde yurttaş olmayanlar, polisin siyasi hayatını dolaylı yollarla nasıl etkileyebiliyordu?
Mini sınav
- (Hedef 1) Bir polisin şehir merkezini çevreleyen kırsal topraklarına ne ad verilirdi? A) Agora B) Akropolis C) Khora D) Oikos
- (Hedef 1) Dreros yasasının önemi nedir? A) Bir kralın çıkardığı ilk yasa olması B) «Şehir böyle karar verdi» diyerek polisin kendi adına yasa yaptığını ve yöneticilerin gücünü sınırladığını göstermesi C) Kadınlara oy hakkı vermesi D) Köleliği yasaklaması
- (Hedef 2) Hoplitler kimlerdi? A) Paralı yabancı askerler B) Kendi silahlarını satın alan, sıkı saflar hâlinde savaşan orta hâlli çiftçi-askerler C) Kraliyet muhafızları D) Deniz savaşçıları
- (Hedef 3) Aristoteles'e göre topluma ihtiyaç duymayan kişi nedir? A) İyi bir yurttaş B) Ya bir hayvan ya da bir tanrı C) Bir kral D) Bir tüccar
- (Hedef 3) Antik Yunan polislerinde kimler genellikle yurttaş sayılmazdı? A) Özgür doğmuş erkekler B) Hoplitler C) Kadınlar, köleler ve dışarıdan gelip yerleşmiş yabancılar D) Meclis üyeleri
Açık uçlu soru
(Hedef 2) Polisin Yunan dünyasının temel siyasi birimi olmasını açıklayan etkenleri, coğrafya, Karanlık Çağ'ın mirası, hoplit savaşı ve din başlıkları altında değerlendir. Her etkenin güçlü ve zayıf yanlarını belirt. Ardından Aristoteles'in «insan doğası gereği politik bir hayvandır» sözünü, polisin kimleri kapsayıp kimleri dışladığı açısından gerekçeleriyle tartış.
Cevaplar
- C — Polisin kırsal topraklarına khora denirdi.
- B — Dreros yasası, polisin kendi adına yasa yaptığını ve yöneticilerin gücünü sınırladığını gösterir.
- B — Hoplitler, kendi silahlarını satın alan orta hâlli çiftçi-askerlerdi.
- B — Aristoteles'e göre topluma ihtiyaç duymayan kişi ya bir hayvan ya da bir tanrıdır.
- C — Kadınlar, köleler ve dışarıdan gelip yerleşmiş yabancılar genellikle yurttaş sayılmazdı.
Güçlü bir cevap, coğrafyanın küçük toplulukları desteklediğini ama tek başına yeterli olmadığını; Karanlık Çağ'da büyük merkezî gücün ortadan kalkmasının yerel toplulukları güçlendirdiğini; hoplit savaşının orta hâlli çiftçilerin siyasi ağırlığını artırmış olabileceğini; tapınakların ve bayramların polisin kimliğini belirlediğini belirtir. Aristoteles'in «insan» kavramının, fiilen özgür doğmuş erkek yurttaşları kapsadığını, bu yüzden polisin topluluk idealinin kapsayıcılığı ile dışlayıcılığının birlikte değerlendirilmesi gerektiğini tartışır.
Sonraki bölüme köprü
Polisler arasında biri, bu modelin kurallarını en uç noktaya taşıdı. Surları olmayan, köylerden oluşan bir şehir; toprağı özgür olmayan bir köylü nüfusuna işletip bütün hayatını ordusuna adayan bir yurttaş topluluğu; ve hakkında bildiklerimizin çoğunu başkalarının, çoğu zaman yüzyıllar sonra yazdığı bir ün. Sonraki bölüm bu şehri soruyor: övgülerin ve korkuların ardında Sparta gerçekten nasıl bir yerdi?