Öğrenme hedefleri
- Miken saraylarının çöküşünden sonraki yüzyıllarda Yunan dünyasında nelerin değiştiğini, nüfus, yazı, ticaret ve yerleşim açısından açıklayabileceksin.
- «Karanlık Çağ» adının neyi anlattığını ve Lefkandi gibi buluntuların bu adı nasıl sorguladığını değerlendirebileceksin.
- Homeros destanlarını, destanların yazıya geçirildiği dönemin toplumuna dair bir kaynak olarak okuyabileceksin.
Okuma metni
Kanca — bir buldozerin durdurduğu mezar
1980 yılında, Yunanistan'ın Eğriboz adasındaki Lefkandi köyünün yakınında, bir arazi sahibi, Toumba denen alçak bir tepeyi düzlemek için buldozerle çalışmaya başladı. Kısa süre sonra, toprağın altından eski duvarların çıktığı görüldü. Atina'daki İngiliz Arkeoloji Okulu'ndan Mervyn Popham ve ekibi, kurtarma kazısı için hemen bölgeye geldi.
Buldukları, hiç beklenmedik bir şeydi. Tepenin altında, kırk beş metreyi aşan uzunlukta, ahşap direklerle desteklenmiş, kerpiç duvarlı büyük bir yapı vardı. Yapının ortasındaki iki mezar çukurunda, bir erkeğin yakılmış kemiklerinin konduğu tunç bir kap, yanında zengin altın takılarla gömülmüş bir kadın ve dört at yatıyordu. Buluntular, yaklaşık MÖ 950 yılına tarihleniyordu.
Bu tarih önemliydi. Çünkü MÖ onuncu yüzyıl, Yunan tarihinin «Karanlık Çağ» denen döneminin tam ortasıydı: sarayların yıkıldığı, yazının unutulduğu, nüfusun azaldığı ve uzak ticaretin kesildiği sanılan bir dönem. Oysa Lefkandi'de, Kıbrıs'tan ve Levant'tan gelmiş eşyalar, altın ve büyük bir yapı vardı.
Lefkandi, Eğriboz ile anakara arasındaki dar boğazın kıyısında, deniz yollarının kesiştiği bir yerdeydi. Bu konum, topluluğun doğudan gelen eşyalara ulaşmasını kolaylaştırmış olabilir. Lefkandi'nin mezarlıklarında, sonraki kuşaklarda da, Mısır'dan ve Suriye'den gelmiş boncuklar, mühürler ve kaplar bulunmaya devam etti. Bu bölüm, bu yüzyılların ne kadar «karanlık» olduğunu ve onların sonunda Homeros'un destanlarının hangi toplumda biçimlendiğini soruyor.
Bağlam — sarayların ardından
Miken saraylarının MÖ on ikinci yüzyılda yıkılmasından sonra, Yunan dünyasında derin bir değişim yaşandı. Pek çok yerleşim terk edildi ya da küçüldü. Lineer B yazısı, onu kullanan saray yönetimleriyle birlikte ortadan kalktı. Yunanistan'da, birkaç yüzyıl boyunca, yazılı hiçbir belge üretilmedi.
Göçlerin nedenleri tam olarak bilinmiyor; kıtlık, güvensizlik ve yeni topraklar arayışı birlikte rol oynamış olabilir. Bu dönemde, Yunanca konuşan toplulukların bir kısmı, Ege'yi geçerek Anadolu'nun batı kıyılarına yerleşti. İyonya bölümünde gördüğümüz İyon şehirleri, bu göçlerle kurulan yerleşimlerden doğdu. Kıbrıs'a da yeni yerleşimciler geldi.
Arkeologlar, bu dönemi büyük ölçüde çömleklerin biçimlerinden ve süslemelerinden izler. Çömlekler, basit geometrik desenlerle, daireler, çizgiler ve üçgenlerle süslenmişti. MÖ sekizinci yüzyılda bu desenler karmaşıklaştı; bazı büyük vazolarda, cenaze törenlerini ve savaşları gösteren insan figürleri ortaya çıktı.
Gelişme — yeniden doğuş
Dokuzuncu yüzyıldan itibaren, özellikle de sekizinci yüzyılda, Yunan dünyasında yeni bir canlanma başladı. Nüfus arttı, yeni yerleşimler kuruldu, demir işçiliği yaygınlaştı. Olympia ve Delfi gibi kutsal alanlar, farklı toplulukların bir araya geldiği ortak merkezler hâline geldi. Bu kutsal alanlara sunulan adak eşyalarının, özellikle tunç kazanların ve küçük heykelciklerin sayısı, MÖ sekizinci yüzyılda hızla arttı. Arkeologlar, bu artışı, hem nüfusun hem de toplulukların zenginliğinin büyüdüğünün bir işareti olarak yorumluyor. Geleneğe göre, ilk Olimpiyat oyunları MÖ 776'da düzenlenmişti; bu tarih kesin olmasa da, sonraki Yunanlılar zamanı bu oyunlarla hesaplamaya başladı.
Bu canlanmanın en önemli işaretlerinden biri, yazının geri dönüşüydü. Ama bu kez, Yunanlılar Miken hece yazısını değil, Fenikelilerden aldıkları bir alfabeyi kullandılar.
Bu alfabeyle yazılmış en eski metinlerden biri, İtalya'nın batı kıyısındaki İskia adasında, Yunanlıların kurduğu Pithekoussai'de bulundu. Küçük bir toprak kupa üzerinde, şiir ölçüsüyle yazılmış kısa bir yazıt vardır: yazıta göre, bu kupadan içen kişi, hemen güzel taçlı Afrodit'in arzusuna kapılacaktır. Yazıt, aynı zamanda, kupayı «Nestor'un kupası» ile karşılaştırır; Nestor, Homeros'un İlyada'sında, çok yaşlı ve bilge bir kral olarak geçen bir kahramandır.
Kupa, yakılmış bir çocuğun mezarından çıktı; üzerindeki şakacı dizeler, belki bir şölende söylenmiş bir şarkının yazıya geçirilmiş hâliydi. Bu küçük kupa, çok şey söylüyor: MÖ sekizinci yüzyılda, Yunanlılar yeniden yazıyordu; yazıyı şiir için de kullanıyorlardı; Homeros'un kahramanları, Akdeniz'in öbür ucundaki bir Yunan yerleşiminde de biliniyordu.
Yaygın yanlış«Karanlık Çağ'da Yunanistan tamamen içine kapandı, dış dünyayla bütün bağlarını kopardı ve hiçbir gelişme yaşanmadı» diye düşünülür.
Oysa Lefkandi gibi buluntular, bu dönemde de Kıbrıs ve Levant'la ticari bağların sürdüğünü, bazı toplulukların zenginleştiğini gösteriyor. Demir işçiliğinin yayılması ve alfabenin benimsenmesi de, bu dönemin yeniliklerindendir.
Dönüş noktası — destanlar ve dünyaları
Homeros'un İlyada'sı ve Odysseia'sı, bu canlanma döneminin sonunda, yazının geri dönüşünden sonraki bir iki kuşak içinde, bugünkü biçimlerine kavuştu. Truva Savaşı bölümünde gördüğümüz gibi, destanlar uzun bir sözlü geleneğin ürünüydü ve Tunç Çağı'na ait bazı anıları taşıyordu. Ama destanların anlattığı toplum, büyük ölçüde, destanları dinleyen insanların, yani Karanlık Çağ'ın sonundaki Yunanlıların toplumuydu.
Odysseia'da, toplumun temel birimi evdir.
Odysseus'un İthaka'daki evi, geniş toprakları, sürüleri ve hizmetkârlarıyla, böyle bir oikos'tur. Destanlarda, «kral» diye çevrilen «basileus» sözcüğü, Miken sarayının güçlü hükümdarından çok, yerel bir topluluğun önde gelen soylusunu anlatır. Bu soylular, kararlarını halk meclislerinde tartışır; ama son sözü çoğu zaman kendileri söyler. İlyada'nın ikinci kitabında, sıradan bir asker olan Thersites, mecliste Agamemnon'u eleştirdiğinde, Odysseus onu asasıyla döverek susturur ve askerler buna güler. Bu sahne, destanların dünyasında meclisin var olduğunu, ama sıradan insanların sesinin sınırlı olduğunu gösterir.
Destanlarda, topluluklar arasındaki ilişkiler de önemli bir yer tutar.
Cevap — karanlıktan polise
Öyleyse bu yüzyıllara «karanlık» demek ne kadar yerinde? Yazılı kaynakların yokluğu açısından, evet: bu dönem hakkında, kendi döneminden kalma hiçbir yazılı belge yoktur. Ama arkeolojik kanıtlar, bu dönemin tamamen durgun bir çağ olmadığını gösteriyor. Nüfus azaldı, saraylar yıkıldı; ama topluluklar yaşamaya, ticaret yapmaya ve yeni biçimler aramaya devam etti. Dönemin sonunda, Yunan dünyasının sonraki yüzyıllarını biçimlendirecek yeni bir siyasi örgütlenme biçimi ortaya çıktı.
Homeros'un destanları, bu yeni dünyanın ideallerini de taşıyordu. Odysseia'da, surlarla çevrili, tapınakları olan ve toprakları paylaştırılmış bir şehir, düzenin ve uygarlığın simgesidir; meclisi ve yasası olmayan Kykloplar ise, vahşetin. Destan, geçmişin kahramanlarını anlatırken, aynı zamanda dinleyicilerine, bir topluluğun nasıl olması gerektiğini de anlatıyordu.
Bugünle bağ — adların gücü
«Karanlık Çağ» adı, bir dönem hakkında ne bildiğimizi değil, ne bilmediğimizi anlatır. Yazılı kaynakların olmadığı bir dönem, bizim için karanlıktır; ama o dönemde yaşayanlar için, hayat sürüyordu. Tarihçiler, bugün bu dönem için «Erken Demir Çağı» gibi daha tarafsız adlar kullanmayı tercih ediyor. Bir döneme verdiğimiz ad, onu nasıl gördüğümüzü de belirler.
Birincil kaynak
Homeros'un Odysseia'sında, Phaiaklar'ın şehrinin kuruluşu ve Kykloplar'ın ülkesi şöyle anlatılır:
[…] their king Nausithous moved them thence and settled them in Scheria, far from all other people. He surrounded the city with a wall, built houses and temples, and divided the lands among his people […].
We sailed hence, always in much distress, till we came to the land of the lawless and inhuman Cyclopes. […] They have no laws nor assemblies of the people, but live in caves on the tops of high mountains; each is lord and master in his family, and they take no account of their neighbours. […] For the Cyclopes have no ships […]; if they had had these they would have colonised the island, for it is a very good one […].
Türkçesi: […] kralları Nausithoos onları oradan göçürüp, bütün öteki halklardan uzakta, Skheria'ya yerleştirdi. Şehri bir surla çevirdi, evler ve tapınaklar yaptı ve toprakları halkı arasında paylaştırdı […].
Oradan hep büyük sıkıntılar içinde yelken açtık ve yasasız, insanlıktan uzak Kykloplar'ın ülkesine vardık. […] Onların ne yasaları ne de halk meclisleri vardır; yüksek dağların tepelerindeki mağaralarda yaşarlar; her biri kendi ailesinin efendisi ve sahibidir ve komşularını hiç umursamazlar. […] Çünkü Kykloplar'ın gemileri yoktur […]; eğer gemileri olsaydı, o adayı da yerleşime açarlardı, çünkü çok iyi bir adadır […].
Kaynak: Homeros, Odysseia, VI.4–10 ve IX.105–115, 125–130; Butler'ın düzyazı çevirisi (1900), Project Gutenberg. Butler, Yunanca adları kimi yerlerde Latince biçimleriyle verir: Ulysses, Odysseus'tur. Türkçesi bizim.
- Nausithoos'un kurduğu şehrin özellikleri nelerdir? Bu özellikler, bir Yunan topluluğu için neyin önemli olduğunu gösteriyor?
- Kykloplar'da olmayan şeyler nelerdir? Bu «eksiklikler», destanı dinleyen Yunanlıların uygarlık anlayışı hakkında ne söylüyor?
- Odysseus'un boş adaya bakışı, bu dönemde Akdeniz'e yayılan Yunan yerleşimcilerinin bakışını nasıl yansıtıyor olabilir?
Tarihçiler Tartışıyor
- Anthony Snodgrass (1971) — Karanlık Çağ'ın arkeolojik kanıtlarını sistemli olarak inceleyerek, bu dönemin nüfus azalması, yoksullaşma ve yalıtılmışlıkla belirlenen gerçek bir gerileme dönemi olduğunu, ama sonunda hızlı bir canlanmanın başladığını gösterdi.
- Ian Morris (1987) — Mezarları ve gömü geleneklerini inceleyerek, MÖ sekizinci yüzyılda ölülerin gömülme biçimindeki değişimlerin, toplumun daha geniş kesimlerinin siyasi topluluğa katılmasını, yani polisin doğuşunu yansıttığını ileri sürdü.
- Barry Powell (1991) — Yunan alfabesinin, Homeros'un destanlarını yazıya geçirmek amacıyla, belki de tek bir kişi tarafından uyarlanmış olabileceğini ileri sürdü; bu görüş, tartışmalı ama etkili bir öneri oldu.
- Mervyn Popham ve arkadaşları (1993) — Lefkandi'deki büyük yapıyı ve mezarları yayımlayarak, Karanlık Çağ'ın ortasında bile, uzak bağlantıları olan zengin bir topluluğun var olduğunu gösterdi; bu buluntu, dönemin «karanlık» olarak görülmesini sarstı.
Bu tartışma, bir dönemin nasıl adlandırılıp yorumlandığının, elimizdeki kanıtların türüne ne kadar bağlı olduğunu gösteriyor. Snodgrass, yerleşimlerin küçülmesi ve buluntuların azalması üzerinden bir gerileme tablosu çizdi. Lefkandi'nin bulunması, bu tablonun bazı bölgeler için fazla karanlık olabileceğini gösterdi. Morris ve Powell ise, dönemin sonundaki büyük değişimlere, polisin ve alfabenin doğuşuna odaklandı. Tartışmaya son yıllarda iklim ve nüfus verileri de katıldı. Bugün tarihçilerin çoğu, bu dönemi tek bir karanlık blok olarak değil, bölgeden bölgeye ve yüzyıldan yüzyıla değişen, gerileme ile yeniden doğuşun bir arada yaşandığı bir süreç olarak görüyor.
Derine İn
Lefkandi'deki büyük yapının ne işe yaradığı hâlâ tartışılıyor. Bazı araştırmacılar, yapının, gömülen erkek için yapılmış bir anıt, bir «kahraman tapınağı» olduğunu düşünüyor; başkaları, onun, gömülenin yaşarken oturduğu ev olduğunu ve ölümünden sonra bir mezar anıtına dönüştürüldüğünü ileri sürüyor. Yapı, cenazeden kısa süre sonra yıkılmış ve üzerine bir toprak tepe yığılmıştı. Tepenin çevresinde, sonraki kuşaklarda, zengin mezarlar yapılmaya devam etti; sanki bu toplulukların seçkinleri, büyük ataya yakın gömülmek istiyordu.
Karanlık Çağ'ın insanlarının nasıl yaşadığını, en çok mezarlardan öğreniyoruz. Bu dönemde, ölüler bazen yakılıyor, küllerinin konduğu kaplar gömülüyordu; bazen de bedenler toprağa bırakılıyordu. Mezarlara konan eşyaların zenginliği, topluluklar içindeki eşitsizlikleri gösterir: bazı mezarlarda yalnızca birkaç çömlek, bazılarında ise silahlar, takılar ve ithal eşyalar bulunur.
Karanlık Çağ'ın en önemli teknolojik değişimlerinden biri, demirin yaygınlaşmasıydı. Tunç, bakıra eklenen kalaya muhtaçtı ve Ege'de kalay yoktu; bu metal, çok uzak kaynaklardan, zincirleme ticaret yollarıyla geliyordu. Tunç Çağı'nın ticaret ağlarının çökmesi, kalay teminini zorlaştırmış olabilir. Demir cevheri ise daha yaygındı. MÖ on birinci ve onuncu yüzyıllarda, demir, silahlar ve aletler için giderek daha çok kullanılmaya başlandı. Bu, bir yandan zorunluluktan doğan bir değişimdi; öte yandan, uzun vadede, metalin daha geniş kesimlerce kullanılmasını mümkün kıldı.
Homeros'un destanlarında, farklı dönemlere ait unsurlar bir arada bulunur. Kahramanlar tunç silahlar kullanır; ama demir, değerli bir madde olarak sık sık anılır. Ölüler, Miken çağında olduğu gibi gömülmez, yakılır; bu, destanların oluştuğu dönemin geleneğidir. Destanlardaki siyasi düzen de, Miken sarayının merkezî yönetiminden çok, Karanlık Çağ'ın sonundaki küçük toplulukların düzenine benzer. Bu karışım, destanların uzun bir süre boyunca, farklı kuşakların katkısıyla biçimlendiğini gösteriyor. Tarihçi için bu, destanı bir dönemin «fotoğrafı» gibi değil, farklı zamanlardan katmanların üst üste bindiği bir kaynak olarak okumak gerektiği anlamına gelir.
Hesiodos, Homeros'la aşağı yukarı aynı dönemde, MÖ sekizinci yüzyılın sonu ya da yedinci yüzyılın başında yaşamış bir başka şairdi. Onun şiirleri, Homeros'un kahramanlık dünyasından çok farklı bir dünyayı, bir çiftçinin gündelik hayatını, emeğini ve kaygılarını anlatır. Hesiodos, soyluların adaletsiz kararlarından yakınır ve çalışmanın, dürüstlüğün değerini över. Onun şiirlerinde, bir çiftçinin yılı, yıldızların doğuşuna ve batışına göre düzenlenen tarım takvimiyle anlatılır: ne zaman ekileceği, ne zaman biçileceği, ne zaman denize açılmanın güvenli olduğu. Homeros ve Hesiodos, birlikte okunduğunda, bu dönemin hem seçkinlerinin hem de sıradan çiftçilerinin dünyasına bir pencere açar.
Son olarak, bu dönemde Yunanlılar, denizaşırı kıyılarda yeni yerleşimler kurmaya başladı. Pithekoussai, bu yerleşimlerin en eskilerinden biriydi. Sonraki yüzyıllarda, Güney İtalya'da, Sicilya'da, Karadeniz kıyılarında ve Kuzey Afrika'da yüzlerce Yunan şehri kuruldu. Odysseus'un Kykloplar'ın adasına bakarken, onun ne kadar iyi bir yerleşim yeri olabileceğini düşünmesi, bu yayılma çağının zihniyetini yansıtıyor olabilir.
Uzman Notu
Temel literatür
- Homer, The Odyssey Rendered into English Prose, çev. Samuel Butler (Londra, 1900).
- A. M. Snodgrass, The Dark Age of Greece (Edinburgh: Edinburgh University Press, 1971).
- Ian Morris, Burial and Ancient Society: The Rise of the Greek City-State (Cambridge: Cambridge University Press, 1987).
- Barry B. Powell, Homer and the Origin of the Greek Alphabet (Cambridge: Cambridge University Press, 1991).
- M. R. Popham, P. G. Calligas ve L. H. Sackett (ed.), Lefkandi II: The Protogeometric Building at Toumba (Londra: British School at Athens, 1993).
- Robin Osborne, Greece in the Making, 1200–479 BC (Londra: Routledge, 1996).
Arşiv ve kaynak
Lefkandi buluntuları Eğriboz'daki Eretria Müzesi'nde, Nestor'un kupası ise İskia adasındaki Pithekoussai Arkeoloji Müzesi'nde sergileniyor. Butler'ın Odysseia'yı düzyazıya aktaran 1900 çevirisi, çevrim içi kamu malı kitaplar arasında yer alıyor.
Açık sorular
- Lefkandi'deki büyük yapı bir ev miydi, yoksa bir kahraman tapınağı mı?
- Yunan alfabesi tam olarak ne zaman, nerede ve kimin tarafından uyarlandı?
- Polis, Karanlık Çağ'ın sonunda nasıl ve neden ortaya çıktı?
Mini sınav
- (Hedef 1) Yunan tarihinde «Karanlık Çağ» adı neden verilmiştir? A) Bu dönemde güneş tutulmaları yaşandığı için B) Bu dönemden kalma yazılı kaynak bulunmadığı ve yerleşimlerin küçüldüğü için C) Bu dönemde hiç insan yaşamadığı için D) Bu dönemde yalnızca gece savaşları yapıldığı için
- (Hedef 2) Lefkandi'deki buluntuların önemi nedir? A) Karanlık Çağ'ın ortasında bile uzak bağlantıları olan zengin bir topluluğun var olduğunu göstermesi B) Miken saraylarının hiç yıkılmadığını göstermesi C) Lineer B'nin bu dönemde kullanıldığını göstermesi D) Homeros'un mezarını ortaya çıkarması
- (Hedef 1) Yunan alfabesini Fenike alfabesinden ayıran önemli bir özellik nedir? A) Hiç ünsüz içermemesi B) Resimli işaretlerden oluşması C) Ünlüler için de işaretler içermesi D) Sağdan sola ve yukarıdan aşağıya yazılması
- (Hedef 3) Odysseia'da Kykloplar'ın «yasalarının ve meclislerinin olmaması» neyi gösterir? A) Destanı dinleyen Yunanlıların uygarlığı yasalar, meclisler ve yerleşik tarımla ilişkilendirdiğini B) Kykloplar'ın gerçek bir halk olduğunu C) Yunanlıların meclisleri sevmediğini D) Kykloplar'ın Yunanlılardan daha gelişmiş olduğunu
- (Hedef 3) Homeros destanlarında «basileus» sözcüğü büyük olasılıkla neyi anlatır? A) Güçlü bir Miken saray hükümdarını B) Bir Mısır firavununu C) Yerel bir topluluğun önde gelen soylusunu D) Bir tapınak rahibini
Açık uçlu soru
(Hedef 3) Homeros'un Odysseia'sındaki Nausithoos'un şehri ile Kykloplar'ın ülkesi arasındaki karşıtlığı, Karanlık Çağ'ın sonunda ortaya çıkan polis düzeniyle ilişkilendir. Destanın, anlattığı geçmişten çok, anlatıldığı dönemin toplumunu nasıl yansıttığını örneklerle açıkla. Ardından Lefkandi buluntularını da kullanarak, «Karanlık Çağ» adının bu dönemi ne kadar doğru anlattığını gerekçeleriyle tartış.
Cevaplar
- B — Bu dönemden kalma yazılı kaynak yoktur ve yerleşimler küçülmüştür.
- A — Lefkandi, Karanlık Çağ'ın ortasında zengin ve uzak bağlantıları olan bir topluluğu gösterir.
- C — Yunan alfabesi, ünlüler için de işaretler içerir.
- A — Bu tanım, Yunanlıların uygarlığı yasalar, meclisler ve tarımla ilişkilendirdiğini gösterir.
- C — Basileus, büyük olasılıkla yerel bir topluluğun önde gelen soylusunu anlatır.
Güçlü bir cevap, Nausithoos'un surlu, tapınaklı ve toprakları paylaştırılmış şehrinin polisin idealini, meclissiz ve yasasız Kykloplar'ın ise onun karşıtını temsil ettiğini; destanın, Miken sarayından çok, dinleyicilerinin kendi toplumunun değerlerini yansıttığını belirtir. Lefkandi'nin, bu dönemin tamamen karanlık olmadığını gösterdiğini; ama yazılı kaynakların yokluğu nedeniyle dönemin bizim için hâlâ büyük ölçüde karanlık kaldığını tartışır.
Sonraki bölüme köprü
Homeros'un şiirlerinde toplanan meclisler ve basileuslar, Karanlık Çağ'ın sonunda yeni bir kurumun habercisiydi. Birkaç kuşak sonra Girit'teki küçük bir şehrin tapınak duvarına kazınan bir yasa, kararı bir kralın değil, «şehrin» verdiğini yazacaktı. Sonraki bölüm bu kurumu soruyor: şehir merkezi, kırsal toprakları, meydanı ve yurttaşlarıyla polis, neden Yunan dünyasının kalbi oldu?