Öğrenme hedefleri
- Girit'teki Minos uygarlığı ile Yunanistan anakarasındaki Miken uygarlığını, sarayları, yazıları ve ekonomileriyle karşılaştırabileceksin.
- Lineer B yazısının çözülmesinin, Miken dünyası hakkındaki bilgimizi nasıl değiştirdiğini açıklayabileceksin.
- Arthur Evans'ın Knossos'u yeniden kurma biçimini örnek alarak, arkeologların geçmişi yorumlarken kendi dönemlerinin düşüncelerini nasıl yansıtabildiğini tartışabileceksin.
Okuma metni
Kanca — efsanenin sarayı
1900 yılının mart ayında, İngiliz arkeolog Arthur Evans, Girit adasının kuzeyinde, Knossos denen bir tepede kazıya başladı. Birkaç hafta içinde, yüzlerce odası, koridorları, merdivenleri, depoları ve renkli duvar resimleriyle devasa bir yapı ortaya çıktı. Evans, bu yapının, Yunan efsanelerindeki Girit kralı Minos'un sarayı olduğunu düşündü. Efsaneye göre, Minos'un sarayında, yarı insan yarı boğa bir yaratığın, Minotauros'un kapatıldığı bir labirent vardı. Evans'ın bulduğu karmaşık yapı, bu efsaneye şaşırtıcı biçimde uyuyordu.
Evans, bu uygarlığa efsanevi kralın adını verdi: Minos uygarlığı. Ama bu ad, bir sorunu da gizliyordu. Knossos'u yapanların kendilerine ne dediğini, hangi dili konuştuklarını bilmiyoruz. Onların yazısı, bugün hâlâ çözülemedi. Onlara verdiğimiz ad, binlerce yıl sonra, bir efsaneden ödünç alınmış bir addır.
Bu bölüm, klasik Yunan şehirlerinden yüzyıllar önce Ege'de yaşayan iki uygarlığı, Girit'in Minos uygarlığını ve Yunanistan anakarasının Miken uygarlığını soruyor: klasik Yunanlılardan yüzyıllar önce, bu toprakların sahipleri kimdi ve nasıl yaşıyordu?
Bağlam — Ege'de Tunç Çağı
MÖ ikinci binyılın başlarında, yaklaşık MÖ 2000 civarında, Girit'te büyük saraylar ortaya çıktı: Knossos, Phaistos, Malia. Bu saraylar, yalnızca kralların evleri değil, aynı zamanda büyük depolar, atölyeler ve dinsel merkezlerdi. Girit, denizle yaşayan bir adaydı; Minos uygarlığının gemileri, Ege adalarına, Mısır'a ve Levant'a kadar gidiyordu. Mısır mezarlarındaki bazı duvar resimlerinde, armağan taşıyan ve Girit'ten geldiği düşünülen yabancılar görülür; Mısırlılar, bu insanlara «Keftiu» diyordu. Girit'in sarayları, kendi aralarında da farklılık gösteriyordu; her birinin kendi çevresindeki ovayı ve limanları yönettiği, Knossos'un zamanla aralarında en güçlüsü olduğu düşünülüyor.
Minos uygarlığı, bir yazı sistemi de geliştirdi.
Minos sarayları en parlak dönemlerini yaşarken, Girit'in yaklaşık yüz kilometre kuzeyindeki Santorini adasında büyük bir yanardağ patlaması oldu. Patlama, adanın büyük bir bölümünü yok etti. 1967'de, Yunan arkeolog Spyridon Marinatos, adanın güneyindeki Akrotiri'de, volkanik küllerin altında korunmuş bir şehri ortaya çıkarmaya başladı. Evlerin duvarlarında, gemileri, balıkçıları, kuşları ve çiçekleri gösteren renkli resimler vardı. Akrotiri, Ege'nin Tunç Çağı'ndaki gündelik hayatına açılan eşsiz bir pencere oldu.
Patlamanın tarihi de tartışmalıdır: arkeolojik karşılaştırmalar onu MÖ on altıncı yüzyıla, radyokarbon tarihlemeleri ise MÖ on yedinci yüzyıla yerleştiriyor. Bu tartışma, Ege'nin Tunç Çağı kronolojisinin bütününü etkiliyor.
Gelişme — Miken'in altın maskeleri
Yunanistan anakarasında, MÖ on yedinci yüzyıldan itibaren, başka bir uygarlık yükseldi. Bu uygarlığın en ünlü merkezi, Peloponnes yarımadasındaki Miken'di.
1876'da, Truva'yı kazmasıyla ünlenen Alman iş insanı Heinrich Schliemann, Miken'de, şehrin surlarının içinde, derin mezarlar buldu. Mezarlarda, altın maskeler, altın kupalar, kılıçlar ve mücevherler vardı. Schliemann, altın maskelerden birinin, Homeros'un anlattığı Truva seferinin komutanı Agamemnon'a ait olduğunu düşündü. Ama sonraki araştırmalar, bu mezarların, Truva Savaşı'nın efsanevi tarihinden birkaç yüzyıl önceye ait olduğunu gösterdi.
Miken şehirleri, dev taş bloklarla örülmüş surlarla çevriliydi. Miken'in giriş kapısının üzerinde, iki aslanın kabartması hâlâ durur. Şehrin dışında ise, yüksek kubbeli, yerin altına gömülmüş büyük mezarlar vardı; bunların en ünlüsü, yanlış bir adla «Atreus'un Hazinesi» olarak anılan tholos mezarıdır. Bu mezarlar, Miken seçkinlerinin gücünü ve zenginliğini, ölümden sonra da göstermeyi amaçlıyordu.
MÖ on beşinci yüzyılda, Miken uygarlığı Girit'e de yayıldı. Knossos'taki bazı tabletler, Minos uygarlığının Lineer A yazısından değil, Mikenlilerin kullandığı başka bir yazıdan, Lineer B'den yapılmıştı. Bu, Mikenlilerin bir noktada Knossos'u denetimleri altına aldığını düşündürüyor.
Yaygın yanlış«Minos ve Miken uygarlıkları aynı halkın farklı adlarıdır ve ikisi de Yunanca konuşuyordu» diye düşünülür.
Oysa Minos uygarlığının Lineer A yazısıyla kaydettiği dil bilinmiyor ve Yunanca olmadığı düşünülüyor; Mikenliler ise, Lineer B tabletlerinin gösterdiği gibi, Yunancanın erken bir biçimini konuşuyordu. İki uygarlık birbirini etkiledi, ama farklı halklardı.
Dönüş noktası — bir mimarın çözümü
Lineer B tabletleri, yarım yüzyıl boyunca okunamadı. Evans, bu yazının Yunanca olamayacağına inanıyordu; onun büyük otoritesi, pek çok araştırmacıyı bu görüşe bağladı.
1939'da, Amerikalı arkeolog Carl Blegen, Yunanistan'ın güneybatısındaki Pilos'ta, kazının daha ilk gününde, yüzlerce Lineer B tableti buldu. Tabletler artık hem Girit'ten hem de anakaradan geliyordu. Amerikalı dil bilimci Alice Kober, 1940'larda, tabletlerdeki işaretlerin ve kelime sonlarının düzenli değişimlerini inceleyerek, yazının çekimli bir dili kaydettiğini gösterdi.
Sonunda, 1952'de, İngiliz mimar Michael Ventris, yazıyı çözdü. Ventris, bir dil bilimci değildi; ama işaretleri sabırla bir tablo hâlinde düzenlemiş, bazı yer adlarının Girit'teki şehirlerin adları olabileceğini tahmin etmişti. Bu tahmin doğru çıktığında, ortaya çıkan dil, Ventris'in kendisini de şaşırttı: Yunancaydı. Cambridge'li dil bilimci John Chadwick ile birlikte, Ventris bu çözümü kanıtladı. Bir tablette, üç ayaklı kazanların resmi yanında, «tripod» anlamına gelen Yunanca kelimenin okunması, çözümün doğruluğunu gösteren en ünlü kanıt oldu.
Cevap — saraylar ve listeler
Lineer B'nin çözülmesi, Miken dünyası hakkında büyük bir beklentiyi hem gerçekleştirdi hem de hayal kırıklığına uğrattı. Tabletler Yunancaydı; ama destanlar, kral öyküleri ya da yasalar içermiyordu. Hemen hepsi, listelerdi: koyun sürüleri, tahıl miktarları, işçilere verilen tayınlar, bronz dağıtımları, tanrılara sunulan armağanlar.
Bu listeler, Miken saraylarının ne kadar ayrıntılı bir yönetim düzenine sahip olduğunu gösteriyor. Saraylar, dokumacıları, bronz işçilerini, parfüm yapımcılarını ve çobanları sıkı bir denetim altında tutuyordu. Tabletlerde, sonraki Yunan dininin tanrılarının adları da geçer: Zeus, Hera, Poseidon, hatta Dionysos. Klasik Yunan dininin kökleri, Miken çağına kadar uzanıyordu.
Öyleyse, klasik Yunan şehirleri doğmadan önce, Ege'nin iki kıyısında nasıl bir dünya vardı? Girit'te, dilini hâlâ bilmediğimiz, denizle yaşayan, saraylar kuran bir uygarlık; anakarada ise, surlarla çevrili saraylarda, Yunancanın erken bir biçimini konuşan ve her şeyi titizlikle kayda geçiren savaşçı seçkinlerin yönettiği bir uygarlık. Bu dünya, Deniz Kavimleri bölümünde gördüğümüz büyük çöküşle birlikte, MÖ on ikinci yüzyılda yıkıldı. Sonraki Yunanlılar, onu yalnızca efsanelerle, Minos'un labirentiyle ve Agamemnon'un seferiyle hatırladı.
Bugünle bağ — beton sütunlar
Knossos'u bugün ziyaret edenler, kırmızı sütunları, renkli duvar resimlerini ve yeniden kurulmuş katları görür. Ama bunların bir kısmı, Evans'ın 1920'lerde, betonla yeniden inşa ettiği bölümlerdir. Evans, sarayı hayal ettiği gibi yeniden kurmuş, duvar resimlerinin küçük parçalarından büyük sahneler tamamlamıştı. Bugün arkeologlar, bu yeniden kurmaların hangi bölümünün kanıta, hangi bölümünün Evans'ın hayal gücüne dayandığını tartışıyor. Geçmişi görünür kılmak için yapılan her yeniden kurma, o geçmişi yeniden yorumlar.
Birincil kaynak
Atinalı tarihçi Thukydides, MÖ beşinci yüzyılın sonlarında yazdığı eserin başında, Yunanistan'ın en eski dönemlerini anlatırken Minos'tan söz eder:
And the first person known to us by tradition as having established a navy is Minos. He made himself master of what is now called the Hellenic sea, and ruled over the Cyclades, into most of which he sent the first colonies, expelling the Carians and appointing his own sons governors […]. The islanders, too, were great pirates. These islanders were Carians and Phoenicians, by whom most of the islands were colonized, as was proved by the following fact. During the purification of Delos by Athens in this war all the graves in the island were taken up, and it was found that above half their inmates were Carians: they were identified by the fashion of the arms buried with them, and by the method of interment […].
Türkçesi: Gelenekten bildiğimiz kadarıyla, bir donanma kuran ilk kişi Minos'tur. Bugün Yunan denizi denen denizin efendisi oldu ve Kiklad adalarına hükmetti; bu adaların çoğuna ilk kolonileri gönderdi, Karyalıları kovdu ve oğullarını valiler olarak atadı […]. Adalılar da büyük korsanlardı. Bu adalılar, adaların çoğunu kolonileştiren Karyalılar ve Fenikelilerdi; bu, şu olguyla kanıtlanmıştır: bu savaş sırasında Atinalılar Delos'u arındırırken adadaki bütün mezarlar açıldı ve içlerindekilerin yarısından fazlasının Karyalı olduğu görüldü; bunlar, yanlarına gömülen silahların biçiminden ve gömülme yönteminden tanındılar […].
Kaynak: Thukydides, Peloponnesos Savaşı'nın Tarihi, I.4 ve I.8; Richard Crawley'nin İngilizce çevirisi (1874), Project Gutenberg. Türkçesi bizim.
- Thukydides, Minos'u nasıl bir hükümdar olarak anlatıyor? Bu anlatı, Thukydides'in kendi dönemindeki Atina deniz gücünü nasıl çağrıştırıyor olabilir?
- Thukydides, adalıların Karyalı olduğunu kanıtlamak için hangi tür bir kanıta başvuruyor? Bu yöntem, bugünkü arkeolojiye nasıl benziyor?
- Thukydides'in Minos hakkındaki bilgileri «gelenekten» geliyor. Bu, onun anlatısının güvenilirliği hakkında ne söylüyor?
Tarihçiler Tartışıyor
- Arthur Evans (1921) — Knossos'taki kazılarını ve yorumlarını büyük bir eserde yayımladı; Minos uygarlığını barışçıl, sanatsever ve deniz egemenliğine dayanan bir uygarlık olarak tanımladı ve bu imgeyi, yaptığı yeniden kurmalarla somutlaştırdı.
- Michael Ventris ve John Chadwick (1956) — Lineer B'nin çözümünü ve tabletlerin çevirilerini ayrıntılı olarak yayımladılar; Miken dünyasını, sarayların titiz yönetim kayıtları üzerinden yeniden kurmayı mümkün kıldılar.
- Colin Renfrew (1972) — Ege'de uygarlığın doğuşunu, dışarıdan gelen etkilerle değil, yerel tarım, zanaat ve ticaret sistemlerinin birbirini besleyerek gelişmesiyle açıkladı.
- Cathy Gere (2009) — Evans'ın Knossos yorumunu, yirminci yüzyılın başındaki Avrupa'nın modernist düşünceleri ve barışçıl bir geçmiş özlemiyle ilişkilendirerek, arkeolojik yorumun kendi döneminden ne kadar etkilendiğini gösterdi.
Evans'tan bu yana yapılan kazılar, onun bazı yorumlarını açıkça düzeltti, bazılarını ise hâlâ tartışmaya açık bıraktı. Bu tartışma, bir uygarlığın imgesinin nasıl kurulduğunu gösteriyor. Evans'ın barışçıl ve sanatsever Minoslular imgesi, uzun süre ders kitaplarını ve müzeleri biçimlendirdi. Ventris ve Chadwick, yazılı kaynaklarla Miken dünyasının somut ekonomik düzenini ortaya koydu. Renfrew, uygarlığın doğuşunu yerel süreçlerle açıklayarak, Ege'yi Doğu'nun bir uzantısı olarak görme alışkanlığını sorguladı. Gere ise, Evans'ın yorumunun, Birinci Dünya Savaşı'nın yıkımını yaşayan bir Avrupa'nın, geçmişte barışçıl bir cennet arama isteğiyle nasıl biçimlendiğini gösterdi. Tartışma, geçmişin her yeniden kuruluşunun, onu kuranın zamanından izler taşıdığını hatırlatıyor.
Derine İn
Minos uygarlığının dini, duvar resimlerinde ve küçük heykelciklerde izlenebilir. Kadın figürlerinin öne çıktığı sahneler, yılanlar tutan kadın heykelcikleri ve boğa üzerinden atlama sahneleri, bu dinin önemli unsurlarıydı. Evans ve sonraki bazı araştırmacılar, Minos toplumunda kadınların ve bir ana tanrıçanın merkezi bir yere sahip olduğunu ileri sürdü. Ama bu yorumların bir kısmı, sınırlı ve belirsiz kanıtlara dayanır; bazı ünlü heykelciklerin sahte olduğu, ya da büyük ölçüde yeniden kurulduğu da anlaşıldı.
Evans'ın Minoslular hakkındaki barışçıl imgesi de sorgulanmıştır. Sonraki kazılarda, bazı Minos yerleşimlerinde savunma yapıları, silahlar ve şiddet izleri bulundu. Girit'teki bazı sarayların çevresinde surlar olmaması, uzun süre barışçıl bir toplumun kanıtı olarak görüldü; ama bu, adanın deniz gücüyle korunmasından ya da başka nedenlerden kaynaklanıyor olabilir. Geçmişteki bir toplumun «barışçıl» olup olmadığını, eksik kanıtlarla belirlemek zordur.
Miken sarayları, MÖ on üçüncü yüzyılın sonlarında ve on ikinci yüzyılın başlarında, birbiri ardına yıkıldı. Pilos'taki saray, bir yangınla yok oldu; bu yangın, sarayın kil tabletlerini pişirerek bugüne kadar korunmalarını sağladı. Tabletlerin son kayıtları, sarayın son günlerine dair ipuçları veriyor olabilir; bazıları, kıyıya gözcüler yerleştirildiğini anlatır. Deniz Kavimleri bölümünde gördüğümüz gibi, bu yıkım, Doğu Akdeniz'in bütün Tunç Çağı dünyasını sarsan büyük bir çöküşün parçasıydı.
Miken dünyasının çöküşünden sonra, Yunanistan'da yazı birkaç yüzyıl boyunca kullanılmadı. Lineer B unutuldu. Yunanlılar, MÖ sekizinci yüzyılda, Fenikelilerden öğrendikleri harflere ünlüleri de ekleyerek bambaşka bir yazı düzeni kurduklarında, Miken çağından yalnızca efsaneler, kalıntılar ve bazı adlar kalmıştı. Homeros'un destanları, bu uzak geçmişin şiirsel bir anısını taşıyordu; ama Miken saraylarının titiz listelerinden, hiçbir iz yoktu.
Miken dünyasının sosyal yapısı da tabletlerden izlenebilir. Tabletlerde, sarayın başında «wanaka» denen bir kral, onun altında çeşitli yöneticiler, rahipler, zanaatkârlar ve köleler görülür. Bu unvanlardan bazıları, sonraki Yunancada da yaşamaya devam etti; örneğin Homeros'ta krallar için kullanılan «anaks» sözcüğü, Miken çağındaki «wanaka»nın devamıdır. Tabletlerde, kadın dokumacıların ve onların çocuklarının aldığı tayınlar da ayrıntılı olarak kaydedilmiştir; bu kayıtlar, sarayın kadın emeğine ne kadar bağlı olduğunu gösterir.
Lineer A'nın çözülmesi ise, bugün de Ege arkeolojisinin en büyük açık sorularından biri olmaya devam ediyor. Girit'te bulunan ve üzerinde damgalanmış işaretlerin sarmal biçiminde dizildiği Phaistos Diski de, benzersiz ve çözülememiş bir başka yazılı belgedir; hatta bazı araştırmacılar, onun Girit'te yapılıp yapılmadığından bile emin değildir. Lineer B'nin işaretlerinin çoğu Lineer A'dan alındığı için, pek çok Lineer A işaretinin ses değeri tahmin edilebiliyor; ama ortaya çıkan kelimeler, bilinen hiçbir dile uymuyor. Metinlerin kısa ve az sayıda olması da çözümü zorlaştırıyor. Belki bir gün, iki dilli bir yazıt ya da daha uzun metinler, bu kapıyı da açacak.
Uzman Notu
Temel literatür
- Thukydides, The History of the Peloponnesian War, çev. Richard Crawley (Londra: Longmans, Green, 1874).
- Arthur Evans, The Palace of Minos at Knossos, cilt I (Londra: Macmillan, 1921).
- Michael Ventris ve John Chadwick, Documents in Mycenaean Greek (Cambridge: Cambridge University Press, 1956).
- John Chadwick, The Decipherment of Linear B (Cambridge: Cambridge University Press, 1958).
- Colin Renfrew, The Emergence of Civilisation: The Cyclades and the Aegean in the Third Millennium B.C. (Londra: Methuen, 1972).
- Cathy Gere, Knossos and the Prophets of Modernism (Chicago: University of Chicago Press, 2009).
Arşiv ve kaynak
Knossos'tan çıkan buluntuların çoğu Heraklion Arkeoloji Müzesi'nde, Miken'in altın maskeleri Atina Ulusal Arkeoloji Müzesi'nde sergileniyor. Crawley'nin 1874 tarihli Thukydides çevirisine Gutenberg arşivinden ücretsiz ulaşılabiliyor. Lineer B tabletlerinin görüntüleri ve transkripsiyonları, çeşitli çevrim içi veri tabanlarında bulunuyor.
Açık sorular
- Lineer A hangi dili kaydediyordu?
- Santorini patlaması tam olarak ne zaman oldu ve Minos uygarlığının gerilemesiyle nasıl bir ilişkisi vardı?
- Mikenliler Knossos'u barışçıl yollarla mı, yoksa bir fetihle mi denetim altına aldı?
Mini sınav
- (Hedef 1) «Minos uygarlığı» adını kim, neye dayanarak verdi? A) Thukydides, bir yazıta dayanarak B) Arthur Evans, efsanevi Kral Minos'tan esinlenerek C) Minoslular kendilerine bu adı veriyordu D) Schliemann, bir altın maskeye dayanarak
- (Hedef 2) Lineer B'nin çözülmesi neyi gösterdi? A) Mikenlilerin Mısırca konuştuğunu B) Mikenlilerin Yunancanın erken bir biçimini konuştuğunu C) Lineer A'nın Yunanca olduğunu D) Tabletlerin destanlar içerdiğini
- (Hedef 1) Lineer B tabletlerinin büyük çoğunluğu ne içerir? A) Destanlar B) Yasalar C) Koyun, tahıl, tayın ve bronz gibi kayıtları tutan listeler D) Kral öyküleri
- (Hedef 3) Cathy Gere'ye göre Evans'ın Knossos yorumu nasıl biçimlendi? A) Yalnızca kesin arkeolojik kanıtlarla B) Kendi döneminin modernist düşünceleri ve barışçıl bir geçmiş özlemiyle C) Lineer A tabletlerinin okunmasıyla D) Thukydides'in anlatısını birebir izleyerek
- (Hedef 1) Miken şehirlerini çevreleyen, harçsız ve dev taş bloklardan yapılmış duvarlara ne ad verilir? A) Kiklop duvarı B) Labirent C) Tholos D) Akropolis
Açık uçlu soru
(Hedef 3) Arthur Evans'ın Knossos'u yeniden kurma biçimini, Lineer B tabletlerinin çözülmesiyle ortaya çıkan Miken dünyasıyla karşılaştır. Her ikisinin de Ege'nin Tunç Çağı hakkında hangi bilgileri ve hangi yorumları sunduğunu açıkla. Ardından Thukydides'in Minos anlatısını da kullanarak, her kuşağın Ege'nin Tunç Çağı'nı kendi sorularıyla nasıl yeniden inşa ettiğini ve bu yeniden kurmaların kendi dönemlerinden hangi izleri taşıdığını gerekçeleriyle tartış.
Cevaplar
- B — Arthur Evans, efsanevi Kral Minos'tan esinlenerek bu adı verdi.
- B — Lineer B, Mikenlilerin Yunancanın erken bir biçimini konuştuğunu gösterdi.
- C — Tabletlerin büyük çoğunluğu, sarayın ekonomik kayıtlarını tutan listelerdir.
- B — Gere'ye göre Evans'ın yorumu, döneminin modernist düşünceleri ve barışçıl bir geçmiş özlemiyle biçimlendi.
- A — Bu duvarlara Kiklop duvarı denir.
Güçlü bir cevap, Evans'ın Knossos'u barışçıl ve sanatsever bir uygarlık olarak yeniden kurduğunu, ama bu yeniden kurmanın bir kısmının kanıttan çok yoruma dayandığını; Lineer B tabletlerinin ise Miken saraylarının somut ekonomik düzenini, tayın listelerini ve yönetim kayıtlarını gösterdiğini belirtir. Thukydides'in Minos'u, kendi dönemindeki Atina'nın deniz gücüne benzer bir deniz imparatorluğunun kurucusu olarak anlattığını; her yeniden kurmanın, kendi döneminin kaygılarını ve özlemlerini taşıdığını tartışır.
Sonraki bölüme köprü
Miken saraylarının yıkılmasıyla, Yunanistan'da yazı birkaç yüzyıl boyunca sustu. Bu sessizliğin içinde yaşayanlar, yine de ticaret yaptı, ölülerini gömdü ve eski sarayların anısını şarkılarla yaşattı. Yazı geri döndüğünde, Fenike harflerinden uyarlanmış yeni bir alfabeyle geri döndü; bu alfabenin kaydettiği ilk büyük eserler, Truva'nın ve Odysseus'un destanları oldu. Sonraki bölüm, bu sessiz yüzyılları ve destanların doğduğu dünyayı soruyor: Karanlık Çağ gerçekten karanlık mıydı ve Homeros nasıl bir dünyadan doğdu?