İçeriğe geç

Bölüm DT-104.10 · Seviye 1 — Dünya Tarihi OmurgasıSeviye 1

İyonya: felsefenin doğduğu kıyı

DT-104 Antik Anadolu

2.627 kelime · yaklaşık 12 dakika okuma · seslendirme 8 dk

Dönem
MÖ 650–MÖ 494
Bölge
Anadolu
Kişiler
Thales · Anaksimandros · Anaksimenes · Herakleitos · Ksenofanes · Hekataios · Bias · Aristoteles · John Burnet · Martin West · Geoffrey Lloyd · Walter Burkert
Yerler
Milet · Efes · Samos · Priene · Teos · Mykale
Sınav
YKS konusu

Yapay zekâ desteğiyle yazıldı; tarih, rakam ve alıntılar kaynağından doğrulandı. Alan uzmanı denetimi henüz yapılmadı. Bir hata görürsen metnin ilgili yerini işaretleyip bildir.

Öğrenme hedefleri

  • İyonya'nın coğrafyasını, şehirlerini ve Anadolu'nun iç bölgeleriyle, Mısır'la ve Mezopotamya'yla ilişkilerini açıklayabileceksin.
  • Miletli düşünürlerin dünyayı açıklama çabalarını, tanrılara ve mitlere dayanan eski açıklamalarla karşılaştırabileceksin.
  • Felsefenin İyonya'da doğuşunu açıklayan «Yunan mucizesi» anlayışı ile Doğu'nun etkisini ve toplumsal koşulları vurgulayan yaklaşımları tartışabileceksin.

Okuma metni

Kanca — gün ortasında gece

Herodotos'a göre, Lidyalılar ile Medler beş yıldır savaşıyordu. Altıncı yılda, iki ordu yeniden karşılaştı. Savaşın ortasında, gün birden geceye döndü. Askerler, gökyüzünün kararmasından öylesine korktu ki, savaşmayı bıraktılar ve barış yapmak için hevesle masaya oturdular. Herodotos, bu olayı bir ayrıntıyla tamamlar: Miletli Thales, bu güneş tutulmasının olacağı yılı İyonyalılara önceden söylemişti.

Bugün gökbilimciler, bu tutulmanın büyük olasılıkla MÖ 585 yılının mayıs ayında gerçekleştiğini hesaplıyor.

Thales, antik çağlardan beri «ilk filozof» ve «yedi bilge»den biri olarak anılır. Onun şehri Milet, Anadolu'nun Ege kıyısındaydı. Bu bölüm, bir soruyu soruyor: felsefe neden burada, İyonya'nın kıyılarında doğdu?

Bağlam — İyonya'nın şehirleri

İyonya, Anadolu'nun Ege kıyısının orta bölümüne, bugünkü İzmir ile Aydın arasındaki kıyıya ve karşısındaki adalara verilen addı. Bölgede, MÖ birinci binyılın başlarından itibaren, Yunanca konuşan topluluklar yerleşmişti. Bu toplulukların şehirleri, zamanla zenginleşti ve güçlendi: Milet, Efes, Priene, Teos, Kolofon ve adalarda Samos ile Sakız.

Birliğin şehirleri, her yıl Mykale Dağı'nın, bugünkü Dilek Yarımadası'nın eteğindeki kutsal bir alanda bir araya geliyordu.

İyonya'nın şehirleri, denizle yaşıyordu. Milet, Karadeniz'den İtalya'ya kadar pek çok yerde yeni şehirler kurdu.

Karadeniz kıyısındaki Sinop ve Amisos, yani bugünkü Samsun, Miletlilerin kurduğu şehirler arasındaydı. İyonyalı tüccarlar, Mısır'daki Naukratis'te ticaret yapıyor, Lidya'nın başkenti Sardes'le yakın ilişkiler sürdürüyordu. Önceki bölümlerde gördüğümüz gibi, Lidyalıların basmaya başladığı sikkeler, çok geçmeden İyon şehirlerinde de kullanılmaya başlandı. İyonya, böylece Ege, Anadolu, Mısır ve Mezopotamya arasında bir buluşma noktası oldu. Milet'in limanlarına Mısır'dan tahıl ve papirüs, Karadeniz'den balık ve tahıl, Anadolu'nun içinden yün ve metal geliyor; Milet yünü ve kumaşları ise Akdeniz'in dört bir yanına satılıyordu. Farklı dilleri konuşan tüccarlar, gemiciler ve ustalar, bu şehirlerin sokaklarında karşılaşıyordu. Farklı halkların farklı tanrıları ve farklı dünya açıklamaları olduğunu görmek, belki de, dünyanın nasıl işlediğine dair tek bir anlatının yeterli olmadığı düşüncesini besledi.

Gelişme — Miletli düşünürler

Milet'te, MÖ altıncı yüzyılda, üç düşünür birbirini izledi: Thales, Anaksimandros ve Anaksimenes. Onların sorduğu soru, yeni ve cesurdu: dünya neyden yapılmıştır?

Aristoteles'in sonradan aktardığına göre, Thales, her şeyin sudan geldiğini düşünüyordu. Anaksimandros, her şeyin kaynağının, sınırsız ve belirsiz bir şey, «apeiron» olduğunu ileri sürdü. Anaksimenes ise, havanın yoğunlaşıp seyrelerek bütün varlıkları oluşturduğunu söyledi. Bu cevapların hepsi, bugünkü bilgimize göre yanlıştır. Ama önemli olan, cevapların kendisi değil, sorunun sorulma biçimiydi.

Hesiodos gibi daha önceki Yunan şairleri, dünyanın oluşumunu tanrıların doğumu ve savaşlarıyla anlatıyordu. Miletli düşünürler ise, dünyanın, anlaşılabilir bir düzene göre işleyen doğal süreçlerle oluştuğunu varsaydı. Anaksimandros, güneş saatinin gölge çubuğunu Yunanistan'a tanıttığı söylenen bir gözlemciydi; bilinen ilk dünya haritalarından birini çizdi ve Yeryüzü'nün boşlukta, hiçbir şeye dayanmadan durduğunu ileri sürdü. Bu düşünceler, tartışılabilir, eleştirilebilir ve geliştirilebilir düşüncelerdi. Anaksimandros'un Yeryüzü'nün neden düşmediği sorusuna verdiği cevap buna iyi bir örnektir: Yeryüzü, evrenin tam ortasında durduğu ve hiçbir yöne gitmesi için bir neden olmadığı için yerinde kalıyordu. Bu cevap yanlıştı; ama bir tanrıya ya da bir efsaneye başvurmadan, yalnızca akıl yürütmeyle kurulmuştu.

Yaygın yanlış«İlk filozoflar, bugünkü anlamda bilim insanlarıydı ve deneylerle doğayı araştırdılar» diye düşünülür.
Doğrusu

Oysa İyonyalı düşünürler, sistemli deneyler yapmadı; gözlemlerini akıl yürütmeyle birleştirdiler ve çoğu zaman tanrılardan tamamen de vazgeçmediler. Onların yeniliği, bilimsel yöntem değil, dünyayı açıklanabilir bir düzen olarak görme ve düşünceleri açık tartışmaya sunma alışkanlığıydı.

Dönüş noktası — tartışan bir kültür

Miletli düşünürlerin ardından, İyonya'da başka düşünürler de ortaya çıktı. Efesli Herakleitos, her şeyin sürekli değiştiğini ve bu değişimin kendisinin bir düzeni olduğunu savundu. Kolofonlu Ksenofanes, insanların tanrıları kendilerine benzeterek hayal ettiğini söyleyerek geleneksel dinsel anlatıları eleştirdi: eğer atların elleri olsaydı, tanrılarını at biçiminde çizeceklerdi. Miletli Hekataios ise, Yunanların anlattığı öykülerin çoğunun gülünç olduğunu söyleyerek, gezilerine dayanan bir dünya tasviri ve bir soy kütüğü tarihi yazdı.

Bu düşünürlerin ortak özelliği, birbirlerini eleştirmeleriydi. Anaksimandros, hocası sayılan Thales'in düşüncelerini değiştirdi; Herakleitos, kendinden öncekilerin çoğunu sert bir dille eleştirdi. Bu, bilginin bir ustadan öğrenciye değişmeden aktarıldığı bir gelenek değil, düşüncelerin tartışılıp yeniden kurulduğu bir kültürdü.

Bu tartışma kültürünün bir parçası da, düzyazının doğuşuydu. Daha önceki bilgelik, çoğunlukla şiirle, ezberlenip okunacak biçimde aktarılıyordu. Anaksimandros'un ve Hekataios'un, düşüncelerini şiirle değil, düzyazıyla yazan ilk Yunanlılar arasında oldukları anlatılır; düzyazı, bir düşünceyi adım adım açıklamaya, kanıt göstermeye ve itirazlara cevap vermeye daha uygundu. Yazılı bir metin, okuyanın ona itiraz edebileceği sabit bir hedef de sunuyordu.

Neden burada? Tarihçiler, birkaç etkeni birlikte öne çıkarır. İyon şehirleri, zengin ve bağımsızdı; hiçbiri, düşünceleri denetleyen güçlü bir rahipler sınıfına ya da tek bir krala sahip değildi. Şehirler arasındaki siyasi tartışmalar, meclisler ve mahkemeler, insanların düşüncelerini kamuoyu önünde savunmaya alışmasını sağlamıştı. Ticaret, farklı kültürlerle karşılaşmayı kolaylaştırdı; denizci bir toplum, uzak kıyılardaki gelenekleri kendi gözleriyle görebiliyordu. Ve Fenike'den alınan alfabe, düşüncelerin yazıya geçirilmesini ve karşılaştırılmasını kolaylaştırdı.

Cevap — mucize mi, buluşma mı?

Öyleyse felsefe neden İyonya'da doğdu? Uzun süre, bu soruya «Yunan mucizesi» diye cevap verildi: Yunanlılar, başka hiçbir halkta görülmeyen bir akıl yetisiyle, birden bire felsefeyi keşfetmişti. Bugün tarihçilerin çoğu, bu cevabı yetersiz buluyor.

İyonyalı düşünürler, boşlukta düşünmedi. Mısır'ın geometrisinden, Babil'in gökbilim kayıtlarından ve matematiğinden, Doğu'nun yaratılış öykülerinden haberdardılar. Thales'in tutulmayı önceden bildiği söylentisi bile, Babil'in yüzyıllar süren gözlemlerine dayanıyor olabilir. Ama İyonyalılar, bu bilgileri yeni bir biçimde bir araya getirdi: onları tanrıların iradesi yerine, doğal süreçlerle açıklamaya ve açık tartışmaya sunmaya çalıştılar.

İyonyalı kadınların bu tartışmalardaki yeri hakkında ise kaynaklar neredeyse tamamen susar. Bildiğimiz düşünürlerin hepsi erkektir; bu, kadınların düşünmediğini değil, onların sesinin kaydedilmediğini gösterir. Felsefenin doğuşunu anlatırken, kimlerin bu kamusal tartışmalara katılabildiğini de sormak gerekir: meclislerde ve pazarlarda tartışanlar, çoğunlukla varlıklı ve özgür erkeklerdi.

Felsefenin doğuşu, bir mucize değil, bir buluşmaydı: farklı kültürlerin bilgilerinin, özgür ve rekabetçi şehirlerin tartışma kültürüyle buluştuğu bir kıyıda gerçekleşti.

Bugünle bağ — soru sorma alışkanlığı

İyonyalı düşünürlerin cevapları bugün bize tuhaf gelebilir: her şey sudan mı oluşur, havadan mı? Ama onların bıraktığı asıl miras, cevaplar değil, soru sorma ve başkalarının cevaplarını eleştirme alışkanlığıdır. Bugün bilimde, bir düşüncenin başkaları tarafından sınanması ve eleştirilmesi, bilginin ilerlemesinin temelidir. Bu alışkanlığın kökleri, iki bin beş yüz yıl önce, Ege kıyısındaki tüccar şehirlerinde atılmıştı.

Birincil kaynak

Herodotos, Pers kralı Kyros'un komutanlarının İyonya'yı ele geçirmesinden sonra, iki İyonyalı bilgenin yurttaşlarına verdiği öğütleri şöyle anlatır:

When the Ionians had been thus evilly entreated but were continuing still to hold their gatherings as before at the Panionion, Bias a man of Priene set forth to the Ionians, as I am informed, a most profitable counsel […]. He urged that the Ionians should set forth in one common expedition and sail to Sardinia, and after that found a single city for all the Ionians […]. […] A good counsel too was given before the ruin of Ionia by Thales a man of Miletos […]. He advised the Ionians to have one single seat of government, and that this should be at Teos (for Teos, he said, was in the centre of Ionia), and that the other cities should be inhabited as before, but accounted just as if they were demes.

Türkçesi: İyonyalılar böyle kötü duruma düştükleri hâlde Panionion'daki toplantılarını eskisi gibi sürdürürken, Prieneli Bias, bana söylendiğine göre, İyonyalılara çok yararlı bir öğüt verdi […]. Bias, İyonyalıların ortak bir sefer düzenleyip Sardinya'ya yelken açmalarını ve orada bütün İyonyalılar için tek bir şehir kurmalarını öğütledi […]. […] İyonya'nın yıkımından önce, Miletli Thales de iyi bir öğüt vermişti […]. Thales, İyonyalılara tek bir yönetim merkezi kurmalarını ve bunun Teos'ta olmasını (çünkü Teos, İyonya'nın ortasındaydı), öteki şehirlerin ise eskisi gibi yaşamaya devam etmesini, ama bir şehrin mahalleleri gibi sayılmasını öğütledi.

Kaynak: Herodotos, Tarih, I.170; G. C. Macaulay'ın İngilizce çevirisi (1890), Project Gutenberg. Türkçesi bizim.

  1. Thales ve Bias'ın öğütleri, İyon şehirlerinin hangi zayıflığına çözüm bulmaya çalışıyordu?
  2. Thales'in öğüdü, onun yalnızca doğa hakkında değil, siyaset hakkında da düşündüğünü nasıl gösteriyor?
  3. İyonyalılar bu öğütlere neden uymamış olabilir? Bu, İyon şehirlerinin bağımsızlığa bağlılığı hakkında ne söylüyor?

Tarihçiler Tartışıyor

  • John Burnet (1892) — İlk Yunan filozoflarını, bilimin kurucuları olarak gördü; onların Doğu'dan değil, kendi akıllarıyla, özgün bir biçimde düşündüğünü vurgulayarak «Yunan mucizesi» anlayışının güçlü bir temsilcisi oldu.
  • Martin West (1971) — İlk Yunan filozoflarının düşüncelerindeki Doğu etkilerini, özellikle İran ve Mezopotamya'dan gelen kozmolojik düşünceleri inceleyerek, onların Doğu'dan yalıtılmış olmadığını gösterdi.
  • Geoffrey Lloyd (1979) — Yunan biliminin doğuşunu, Yunan şehirlerindeki siyasi ve hukuki tartışma kültürüyle ilişkilendirdi; düşünceleri kamuoyu önünde savunma alışkanlığının, bilimsel tartışmanın zeminini hazırladığını savundu.
  • Walter Burkert (1992) — Yunan kültürünün Homeros'tan sonraki iki yüzyıl içinde Doğu'dan aldığı etkileri, yazıdan dine, sanattan edebiyata kadar geniş bir alanda inceleyerek, bu döneme bir «Doğululaşma devrimi» adını verdi.

Bu tartışma, «Batı düşüncesinin kökeni» hakkındaki anlatıların nasıl değiştiğini gösteriyor. 1890'larda ve sonraki birkaç on yılda, Burnet gibi bilginler, Yunan düşüncesini Doğu'dan kesin olarak ayırma eğilimindeydi; bu yaklaşım, dönemin Avrupa merkezli bakış açısını da yansıtıyordu. West ve Burkert ise, Yunan kültürünün Doğu'yla yoğun bir alışveriş içinde geliştiğini gösterdi. Lloyd ise, dikkati kültürel etkilerden toplumsal koşullara, özellikle tartışma kültürüne kaydırdı. Bu tartışmanın bir boyutu da, «Batı» ve «Doğu» kavramlarının kendisidir: Anadolu kıyısında, Lidya'nın ve Pers'in komşusu olarak yaşayan İyonyalıları «Batılı» saymak, sonraki yüzyılların kurduğu bir ayrımı geçmişe taşımak anlamına gelebilir. Bugün tarihçilerin çoğu, felsefenin doğuşunu, Doğu'dan gelen bilgilerle Yunan şehirlerinin tartışma kültürünün buluşması olarak açıklıyor.

Derine İn

İyonyalı düşünürler hakkında bildiklerimizin çoğu, onların kendi yazılarından değil, sonraki yazarların aktarımlarından gelir. Thales'ten hiçbir yazı kalmamıştır; Anaksimandros'un kitabından yalnızca tek bir cümle, Herakleitos'un kitabından ise dağınık kısa parçalar, başka yazarların alıntıları sayesinde günümüze ulaşmıştır. Bu yüzden, bu düşünürleri anlamak, büyük ölçüde Aristoteles gibi sonraki filozofların yorumlarına güvenmeyi gerektirir. Aristoteles ise, onları kendi felsefesinin öncüleri olarak, kendi kavramlarıyla okuyordu. Onun «her şeyin ilkesi» sorusu, İyonyalıların gerçekten sorduğu soru muydu, yoksa Aristoteles'in onlara yüklediği bir soru mu? Bu, antik felsefe tarihinin en temel yöntem sorunlarından biridir.

İyonya'nın parlak dönemi, siyasi bağımsızlığın kaybıyla sona erdi. MÖ 546'da Lidya krallığını yıkan Pers kralı Kyros, kısa süre sonra İyon şehirlerini de ele geçirdi. Herodotos'un anlattığı Bias'ın öğüdü, bu yenilginin ardından verilmişti. İyon şehirleri, Pers egemenliği altında yarım yüzyıl yaşadı; sonra, MÖ 499'da, ayaklandılar. İsyan, altı yıl sürdü ve MÖ 494'te Lade deniz savaşında İyon donanmasının yenilmesiyle sona erdi. Milet kuşatılıp alındı; halkının bir kısmı sürgüne gönderildi. Herodotos'a göre, şehrin erkeklerinin çoğu öldürüldü, kadınlar ve çocuklar köle yapıldı ve Didyma'daki Apollon tapınağı yağmalandı. Bu anlatının ne kadarının abartı olduğu tartışmalıdır; ama arkeolojik kazılar, şehrin bu dönemde büyük bir yıkım yaşadığını doğruluyor. Milet, birkaç on yıl sonra, dik açılı sokakları olan yeni bir planla yeniden kuruldu. Atinalı bir oyun yazarının Milet'in düşüşünü anlatan bir oyunu, Atina'da seyircileri öylesine ağlattı ki, yazar para cezasına çarptırıldı ve oyunun bir daha sahnelenmesi yasaklandı.

İyonya'nın düşünce mirası ise, siyasi yenilgiden sonra da yaşadı. İyonyalı düşünürlerin bir kısmı, Samoslu Pythagoras gibi, İtalya'ya göç etti; orada yeni felsefe okulları kurdular. Atina, MÖ beşinci yüzyılda felsefenin yeni merkezi hâline geldi; ama Atina'ya gelen ilk filozoflardan biri, İyonya'nın Klazomenai şehrinden gelen Anaksagoras'tı. Herodotos ise, İyonya'nın komşusu Halikarnassos'ta doğmuş ve eserini İyon lehçesiyle yazmıştı. Onun «Tarih» adını verdiği eserin adı, Yunanca «araştırma» anlamına gelir; bu kelime, İyonyalı düşünürlerin doğayı araştırırken kullandığı kelimeyle aynıdır. Tarih yazıcılığı da, bir anlamda, İyonya'nın araştırma geleneğinin bir mirasıdır.

Son olarak, İyonya şehirlerinin kalıntıları bugün Ege kıyısında görülebilir. Milet'in tiyatrosu, Efes'in sokakları ve Priene'nin düzenli planı, bu şehirlerin sonraki dönemlerdeki zenginliğini de yansıtır. Ama bu kalıntıların çoğu, İyonyalı filozofların yaşadığı dönemden değil, sonraki Helenistik ve Roma dönemlerinden kalmadır. Thales'in yürüdüğü Milet, büyük ölçüde sonraki şehirlerin altında kalmıştır. Büyük Menderes'in taşıdığı alüvyon da, zamanla Milet'in limanlarını doldurdu; bir zamanlar denize açılan bu büyük liman şehri, bugün kıyıdan kilometrelerce içeride, bir ovanın ortasında kalmıştır.

Uzman Notu

Temel literatür

  • Herodotos, The History of Herodotus, çev. G. C. Macaulay, 2 cilt (Londra: Macmillan, 1890).
  • John Burnet, Early Greek Philosophy (Londra: Adam and Charles Black, 1892).
  • G. S. Kirk ve J. E. Raven, The Presocratic Philosophers (Cambridge: Cambridge University Press, 1957).
  • M. L. West, Early Greek Philosophy and the Orient (Oxford: Clarendon Press, 1971).
  • G. E. R. Lloyd, Magic, Reason and Experience (Cambridge: Cambridge University Press, 1979).
  • Walter Burkert, The Orientalizing Revolution (Cambridge, MA: Harvard University Press, 1992).

Arşiv ve kaynak

Macaulay'ın 1890 tarihli Herodotos çevirisine ve Burnet'in kitabının ilk baskısına, dijital kütüphanelerden ücretsiz ulaşılabiliyor. Milet, Efes ve Priene ören yerleri ziyarete açıktır; Milet Müzesi, şehrin tarihine dair buluntuları sergiliyor.

Açık sorular

  • Thales, MÖ 585'teki güneş tutulmasını gerçekten önceden bilmiş miydi, bildiyse nasıl?
  • İyonyalı düşünürler, Babil ve Mısır bilgisinden ne ölçüde ve hangi yollarla yararlandı?
  • Felsefenin doğuşunda, siyasi tartışma kültürünün rolü ne kadar belirleyiciydi?

Mini sınav

  1. (Hedef 1) İyon Birliği'nin ortak toplantı yeri neresiydi? A) Delfi B) Panionion C) Sardes D) Atina
  2. (Hedef 2) Miletli ilk filozofların sorduğu temel soru neydi? A) Tanrılar kaç tanedir? B) Dünya neyden yapılmıştır? C) En iyi yönetim biçimi hangisidir? D) Ölümden sonra ne olur?
  3. (Hedef 2) Anaksimandros'a göre her şeyin kaynağı neydi? A) Su B) Hava C) Sınırsız ve belirsiz bir şey, apeiron D) Ateş
  4. (Hedef 3) Martin West ve Walter Burkert'in çalışmaları neyi göstermiştir? A) Yunan düşüncesinin Doğu'dan tamamen yalıtılmış olduğunu B) Yunan kültürünün Doğu'dan önemli etkiler aldığını C) Felsefenin Mısır'da doğduğunu D) İyonyalıların yazı bilmediğini
  5. (Hedef 1) Herodotos'a göre Thales, İyonyalılara ne öğütledi? A) Sardinya'ya göç etmelerini B) Perslere teslim olmalarını C) Teos'ta tek bir yönetim merkezi kurmalarını D) Lidya'ya katılmalarını

Açık uçlu soru

(Hedef 3) Felsefenin İyonya'da doğuşunu açıklayan «Yunan mucizesi» anlayışını, Doğu'nun etkisini vurgulayan yaklaşımla ve toplumsal koşulları öne çıkaran yaklaşımla karşılaştır. Her yaklaşımın hangi kanıtlara dayandığını belirt. Ardından Herodotos'un anlattığı Thales ve Bias öğütlerini de kullanarak, İyon şehirlerinin siyasi yapısının düşünce hayatını nasıl etkilemiş olabileceğini gerekçeleriyle tartış.

Cevaplar

  1. B — İyon Birliği'nin ortak toplantı yeri Panionion'du.
  2. B — Miletli filozoflar dünyanın neyden yapıldığını sordu.
  3. C — Anaksimandros'a göre her şeyin kaynağı apeiron'du.
  4. B — West ve Burkert, Yunan kültürünün Doğu'dan önemli etkiler aldığını gösterdi.
  5. C — Thales, Teos'ta tek bir yönetim merkezi kurulmasını öğütledi.

Güçlü bir cevap, «Yunan mucizesi» anlayışının Yunan düşüncesini Doğu'dan kopuk ve özgün bir buluş olarak gördüğünü; West ve Burkert'in Doğu'dan gelen etkileri belgelediğini; Lloyd'un ise tartışma kültürünün rolünü vurguladığını belirtir. Thales ve Bias'ın öğütlerinin, bağımsız ve birbiriyle rekabet eden İyon şehirlerinin birlik kurmakta zorlandığını gösterdiğini; ama aynı bağımsızlığın ve rekabetin, düşüncelerin özgürce tartışılmasına da zemin hazırladığını tartışır.

Sonraki bölüme köprü

Pers komutanı Harpagos, İyon şehirlerini ele geçirdikten sonra ordusunu güneye, Karya'ya ve Likya'ya çevirdi. Bu kıyılarda yaşayanlar, İyonyalılar gibi Yunanca değil, Hitit çağından beri Anadolu'da konuşulan dillerin akrabalarını konuşuyor, kendi alfabeleriyle yazıyor ve kayalara ev biçiminde mezarlar oyuyordu. Ama tarih kitapları, onları çoğu zaman yalnızca birkaç satırla anar. Sonraki bölüm, bu halkları soruyor: Likyalılar ve Karyalılar kimdi ve neden bu kadar az hatırlanıyorlar?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Görsel plan ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Görsel plan

  • 0:00–1:20 Kanca: iki ordu silüeti; gökyüzünde güneşin yavaşça kararması; silahların yere bırakılması.
  • 1:20–3:15 Bağlam: Ege kıyısının haritası; on iki şehir noktası; bir dağın eteğinde toplanan temsilciler; denize açılan gemiler.
  • 3:15–5:35 Gelişme: bir su damlası, bir bulut, bir sınırsız boşluk simgesi sırayla beliriyor; boşlukta asılı duran bir Dünya çizimi.
  • 5:35–7:50 Dönüş noktası: birbirine itiraz eden düşünür silüetleri; bir atın çizdiği at biçimli bir tanrı resmi.
  • 7:50–9:40 Kapanış: Babil'den, Mısır'dan ve Fenike'den gelen oklar Ege kıyısında birleşiyor.

Kişiler yüzsüz silüet; yüzler ve bedenler şematik çizimle verilir.