Öğrenme hedefleri
- Sikkeden önce ticaret ve ödemelerin nasıl yapıldığını, Lidya'da ortaya çıkan ilk sikkelerin neyden yapıldığını ve nasıl göründüğünü anlatabileceksin.
- Sikkenin icadına dair «ticaret kolaylığı», «devlet ödemeleri» ve «elektrumun güvencesi» açıklamalarını kanıtlarıyla karşılaştırabileceksin.
- Herodotos'un «ilk sikkeyi Lidyalılar bastı» sözünü arkeolojik buluntularla sınayıp bir antik tanıklığın sınırlarını değerlendirebileceksin.
Okuma metni
Kanca — altın taşıyan nehir
Bugünkü Manisa'nın Salihli ilçesinde, Sart köyünün yanından küçük bir çay akar. Antik çağda bu çayın adı Paktolos'tu ve Yunanlılar arasında ünü büyüktü: Tmolos dağından, yani bugünkü Bozdağ'dan inen suları, içinde parıldayan altın tozları taşıyordu. Çayın kıyısındaki kent, Lidya krallığının başkenti Sardes'ti. Lidya kralı Kroisos'un zenginliği öylesine efsaneleşti ki, İngilizcede çok zengin birine bugün hâlâ «Kroisos kadar zengin» (rich as Croesus) denir.
Yunan tarihçi Herodotos, MÖ beşinci yüzyılda Lidyalılar hakkında şaşırtıcı bir bilgi kaydetti: bildiğimiz kadarıyla altın ve gümüşten sikke basan ve kullanan ilk insanlar onlardı. Bu cümle, iki bin beş yüz yıl sonra da ders kitaplarında tekrarlanıyor. Ama bu bölüm daha zor bir soru soruyor: Lidyalılar sikkeyi neden icat etti ve bu icat gerçekten neyi değiştirdi?
Bağlam — sikkeden önce para
Para, sikkeden çok daha eskidir. Mezopotamya'da, sikkeden iki bin yıl kadar önce, tapınaklar ve saraylar değerleri arpa ve gümüşle ölçüyordu. Gümüş, külçe, halka ya da kesilmiş parçalar hâlinde, her işlemde teraziyle tartılarak kullanılıyordu. «Şekel» sözcüğü, aslında bir ağırlık birimiydi. Borçlar, cezalar, ücretler ve fiyatlar bu ağırlık birimleriyle hesaplanıyordu.
Bu sistemin bir sakıncası vardı: her ödemede metalin hem tartılması hem de saflığının sınanması gerekiyordu. Gümüşün içine daha ucuz bir metal karıştırılmışsa, bunu anlamak kolay değildi. Sikke, bu iki sorunu tek bir hamlede çözmeyi vaat eden bir buluştu: ağırlığı ve saflığı önceden belirlenmiş, üzerine bir damga vurulmuş metal parçası.
Lidya, MÖ yedinci yüzyılda Batı Anadolu'nun en güçlü krallığı hâline geldi. Mermnad hanedanının kralları, Gyges, Alyattes ve Kroisos, Ege kıyısındaki İonya'nın Yunan kentleriyle bazen savaşan, bazen ittifak kuran, doğuda Medlerle sınır komşusu olan zengin bir devleti yönetiyordu. Sardes, Ege ile iç Anadolu arasındaki yolların kavşağındaydı ve krallığın hazinesi, bu yollardan geçen mallardan ve Paktolos'un altınından besleniyordu.
Gelişme — tapınağın temelinden çıkanlar
Herodotos'un söylediğini sınamak için arkeolojiye bakmak gerekir. En önemli kanıt, bugünkü Selçuk yakınlarındaki Efes'te, tanrıça Artemis'in tapınağından, yani Artemision'dan geldi. 1904–1905 yıllarında İngiliz arkeolog David Hogarth, tapınağın en eski yapı evrelerinin altında, bir tür adak birikintisi içinde, çok sayıda küçük metal parçası buldu. Bunların bir kısmı hiç damgasızdı, bir kısmının yalnızca bir yüzünde basit çizgiler ya da çukurlar vardı, bir kısmının üzerinde ise aslan başı gibi figürler görülüyordu.
Bu ilk sikkeler, altın ya da gümüşten değil, elektrumdan yapılmıştı. Elektrum, doğada kendiliğinden bulunan bir altın ve gümüş karışımıdır; Paktolos'un taşıdığı altın tozları da aslında elektrumdu. Aslan başlı sikkeler, genellikle Lidya krallarıyla, özellikle Alyattes dönemiyle ilişkilendirilir. Bunların çoğu, üçte bir stater denen, bir işçinin bir günde kazanabileceğinden çok daha değerli bir birimdi.
Herodotos'un «altın ve gümüş» sözü, ilk bakışta bu buluntularla çelişiyor gibi görünür. Ama Lidya'da, Kroisos'un adıyla anılan dönemde, elektrumun yerini saf altından ve saf gümüşten yapılmış sikkeler aldı. Bu, altını gümüşten ayırabilen bir teknolojiyi gerektiriyordu. Harvard ve Cornell üniversitelerinin Sardes kazılarında, 1960'larda, Paktolos kıyısında altın arıtmak için kullanılmış bir işlik bulundu. Andrew Ramage ve Paul Craddock'un sonradan yayımladığı çalışma, Lidyalı ustaların elektrumu tuzla ısıtarak gümüşü ayırdığını ve neredeyse saf altın elde ettiğini gösterdi.
Bu rafineri, Lidya devletinin metal üzerinde ne kadar sıkı bir denetim kurabildiğini de gösteriyor. Saf altın ve saf gümüş elde edebilen bir devlet, sikkelerinin içeriğini kendisi belirleyebilir, her birini aynı ağırlık standardına göre darp edebilirdi. Sikke basmak, yani darp, böylece yalnızca bir zanaat değil, bir devlet tekeli hâline geldi.
Dönüş noktası — kimin işine yarıyordu?
Buraya kadar hikâye basit görünüyor: tüccarlar her seferinde metal tartmaktan yoruldu, Lidya krallığı da damgalı sikkeyi icat etti. Ama ilk sikkelerin kendisi bu açıklamaya uymuyor. Aslan başlı üçte bir stater, günlük alışverişte kullanılamayacak kadar değerliydi; ekmek, zeytinyağı ya da sebze almak için kimse bu kadar büyük bir değeri harcamazdı. Üstelik ilk sikkelerin çoğu, uzak ticaret yollarında değil, Lidya ve İonya'nın yakın çevresinde bulunuyor.
İngiliz nümismat Colin Kraay, 1964'te bu gözlemden yola çıkarak farklı bir açıklama önerdi. Ona göre sikkeler, ilk olarak ticaret için değil, devletin yaptığı büyük ödemeler için basıldı: paralı askerlere ücret, kamu işlerinde çalışanlara ödeme, vergilerin ve cezaların toplanması. Devlet, damgalı sikkeyle ödeme yapıyor ve aynı sikkeyi vergi olarak geri alıyordu.
Robert W. Wallace ise 1987'de sorunun elektrumun kendisinde yattığını savundu. Elektrumun içindeki altın oranı değiştiği için, her parçanın değerini tartarak anlamak mümkün değildi. Devletin damgası, bu belirsizliği ortadan kaldırıyordu: damgalı bir parça, içindeki altın oranı ne olursa olsun, devletin kabul ettiği sabit bir değerle dolaşıyordu. Bu açıklamaya göre sikke, bir ticaret buluşundan çok, bir güven buluşuydu.
Bu yaklaşımın ilginç bir sonucu var. Eğer devlet, elektrum sikkelere içlerindeki altının gerçek değerinden biraz daha yüksek bir değer biçiyorsa, aradaki fark devletin kazancı olur. Bazı metal çözümlemeleri, Lidya'nın aslan başlı sikkelerinin, Paktolos'un doğal elektrumundan daha düşük ve görece düzenli bir altın oranı taşıdığını düşündürüyor; bu da alaşımın bilinçli olarak ayarlanmış olabileceğine işaret ediyor. Böyle bir durumda sikkenin itibari değeri, yani üzerine yazılı ya da damgayla güvenceye alınmış değeri, içindeki metalin değerinden kopmaya başlar. Bu kopuş, sonraki bütün para tarihinin çekirdeğindeki gerilimdir.
Yaygın yanlış«Lidyalılar parayı icat etti» diye sık söylenir.
Lidyalılar, bugünkü bilgimize göre sikkeyi, yani damgalı metal parayı ilk kullananlar arasındaydı; ama para, yani değer ölçme ve ödeme aracı olarak tartılan gümüş ve arpa, Mezopotamya'da binlerce yıl önce vardı.
Cevap — güvenceyi kim veriyor?
Öyleyse Lidyalılar sikkeyi neden icat etti? Tek bir cevap yok, ama kanıtlar bazı açıklamaları öbürlerinden daha güçlü kılıyor. İlk sikkelerin yüksek değeri, bunların günlük alışverişten çok büyük ödemeler ve devletin mali işleri için basıldığını düşündürüyor. Elektrumun değişken bileşimi, devletin damgasını bir güvence aracı hâline getiriyordu. Ticaret kolaylığı ise belki bir amaç değil, sonuçtu: bir kez damgalı sikke dolaşıma girince, tüccarlar da onu kullanmaya başladı.
Sikkenin asıl yeniliği, değeri metalin kendisinden kısmen ayırmasıydı. Bir sikkenin değeri artık yalnızca içindeki metalin ağırlığına değil, üzerindeki damgaya, yani onu çıkaran otoriteye duyulan güvene de bağlıydı. Bu fikir, kısa sürede İonya'nın Yunan kentlerine, oradan Ege'ye, Pers İmparatorluğu'na ve bütün Akdeniz'e yayıldı. MÖ 546'da Lidya'yı fetheden Pers kralı Kyros'un halefleri, sikkeyi kendi imparatorluklarının parası hâline getirdi.
Bugünle bağ — kâğıdın değeri
Bugün cebimizdeki banknotun ya da banka hesabımızdaki rakamın kendi başına hiçbir maddi değeri yok. Onları değerli kılan, onları çıkaran merkez bankasına ve devlete duyulan güven. Bu fikrin kökleri, Sardes'te elektrum bir parçanın üzerine vurulan aslan başı damgasına kadar uzanır.
Aynı kökler, paranın kırılganlığını da açıklar. Bir devlet sikkelerinin içindeki değerli metali azalttığında ya da çok fazla para bastığında, damgaya duyulan güven sarsılır ve fiyatlar yükselir. Enflasyon dediğimiz olgu, özünde bu güvenin aşınmasıdır; bu yüzden merkez bankaları bugün de en çok güvenilirliklerini korumaya çalışır. Lidya'nın mirası yalnızca bir buluş değil, üzerinde hâlâ tartıştığımız bir sorudur: paranın değerini güvenceye alan kim, ve o güvence ne kadar sağlam?
Birincil kaynak
Yunan tarihçi Herodotos, MÖ beşinci yüzyılda yazdığı Tarih'in birinci kitabında Lidya'yı şöyle anlatır:
Of marvels to be recorded the land of Lydia has no great store as compared with other lands, excepting the gold-dust which is carried down from Tmolos; but one work it has to show which is larger far than any other except only those in Egypt and Babylon: for there is there the sepulchral monument of Alyattes the father of Croesus […] And this was built by contributions of those who practised trade and of the artisans […] Now the Lydians have very nearly the same customs as the Hellenes […] and they were the first of men, so far as we know, who struck and used coin of gold or silver; and also they were the first retail-traders.
Türkçesi: Lidya ülkesinde, başka ülkelere kıyasla kayda değer pek fazla harika yoktur; yalnızca Tmolos'tan aşağı taşınan altın tozu vardır. Ama orada, Mısır ve Babil'dekiler dışında her şeyden çok daha büyük bir yapı bulunur: Kroisos'un babası Alyattes'in mezar anıtı […] Bu anıt, ticaretle uğraşanların ve zanaatkârların katkılarıyla yapılmıştır […] Lidyalıların âdetleri Yunanlılarınkine çok benzer […] ve bildiğimiz kadarıyla altından ya da gümüşten sikke basan ve kullanan ilk insanlar onlardır; ilk perakende satıcılar da onlardır.
Kaynak: Herodotos, Tarih, I.93–94; G. C. Macaulay'ın İngilizce çevirisi, The History of Herodotus (Londra: Macmillan, 1890), Project Gutenberg. Türkçesi bizim.
- Herodotos, Lidya'nın zenginliğini hangi iki şeyle ilişkilendiriyor?
- «Bildiğimiz kadarıyla» ifadesi, Herodotos'un iddiasının gücü hakkında ne söylüyor?
- Herodotos «altın ya da gümüş» diyor; arkeolojik buluntular ise ilk sikkelerin elektrumdan olduğunu gösteriyor. Bu fark nasıl açıklanabilir?
Tarihçiler Tartışıyor
- Colin M. Kraay (1964) — «Hoards, Small Change and the Origin of Coinage» makalesinde, ilk sikkelerin günlük alışveriş için fazla değerli olduğunu gösterdi ve sikkenin ilk olarak devlet ödemeleri, paralı asker ücretleri ve vergiler için basıldığını savundu.
- Robert W. Wallace (1987) — «The Origin of Electrum Coinage» makalesinde, elektrumun değişken altın oranının tartarak değer belirlemeyi imkânsız kıldığını, devletin damgasının bu belirsizliği gidererek sikkeye sabit bir değer verdiğini öne sürdü.
- Richard Seaford (2004) — Money and the Early Greek Mind'da, sikkenin Yunan kent devletlerinde hızla yayılmasının, soyut değer düşüncesini ve felsefenin doğuşunu etkilediğini savundu; sikkeyi ekonomik olduğu kadar düşünsel bir dönüşümün parçası olarak gördü.
- Andrew Ramage ve Paul Craddock (2000) — King Croesus' Gold'da Sardes'teki arıtma işliğinin kazısını yayımlayarak Lidyalıların elektrumdan saf altın ve gümüş elde edebildiğini gösterdiler; bu, Herodotos'un «altın ve gümüş sikke» tanıklığına teknik bir temel sağladı.
Bu yaklaşımların her biri farklı bir kanıt türüne yaslanıyor: Kraay define buluntularına ve sikkelerin değerine, Wallace metalin bileşimine, Seaford edebî ve felsefi metinlere, Ramage ve Craddock kazı buluntularına. Kraay devlet ödemelerini, Wallace elektrumun güvence sorununu, Seaford sikkenin zihniyet üzerindeki etkisini, Ramage ve Craddock ise bu buluşun teknik altyapısını öne çıkarıyor. Tartışma, tek bir nedenden çok, bu etkenlerin nasıl bir araya geldiği üzerinde yoğunlaşıyor.
Derine İn
Sikkenin kökenine dair tartışmanın en büyük güçlüğü, tarihlendirmedir. Sikkelerin kendisi üzerinde tarih yazmaz; onları tarihlendirmek için bulundukları katmanlara, yanlarındaki çanak çömleğe ve yazılı kaynaklardaki dolaylı ipuçlarına bakmak gerekir. Artemision buluntularının tarihi, tapınağın yapı evrelerinin nasıl yorumlandığına bağlıdır ve farklı kazıcılar farklı sonuçlara vardı. Bazı araştırmacılar ilk sikkeleri MÖ yedinci yüzyılın ortalarına, bazıları altıncı yüzyılın başlarına yerleştirir. Bu fark, yalnızca birkaç onyıl gibi görünse de, sikkenin hangi kralın döneminde ortaya çıktığını ve hangi siyasi koşullarla ilişkilendirileceğini değiştirir.
İkinci bir güçlük, sikkeleri basan otoriteyi belirlemektir. İlk sikkelerin çoğu yazıtsızdır; aslan başı Lidya krallarıyla ilişkilendirilir, ama bazı erken sikkeler İonya kentlerine, hatta zengin kişilere ait olabilir. Birkaç erken sikkede, Lidya alfabesiyle yazılmış kısa adlar okunuyor; bunlardan birinin Alyattes'e ait olabileceği düşünülüyor, ama bu okuma da tartışmalıdır. Kimin bastığını kesin olarak bilmeden, neden bastığını söylemek zordur. Bir kralın bastığı sikke ile bir tüccarın ya da bir tapınağın kendi işareti ile damgaladığı metal parçası, çok farklı amaçlara hizmet etmiş olabilir. Artemision buluntularının bir tapınak adağı içinde çıkması da, erken sikkelerin tanrıya sunulan değerli nesneler olarak görüldüğünü düşündürüyor; bu, onların yalnızca bir ödeme aracı olmadığını hatırlatır.
Üçüncü bir konu, Kroisos'a atfedilen altın ve gümüş sikkelerdir. Geleneksel olarak Kroisos'un icadı sayılan bu sikkelerin bir kısmının, MÖ 546'daki Pers fethinden sonra, Sardes'teki Pers yönetimi tarafından basılmaya devam ettiği biliniyor. Bu yüzden «Kroisos sikkeleri» denen sikkelerin ne kadarının gerçekten Kroisos döneminden olduğu, Sardes kazılarında bulunan yeni buluntularla yeniden tartışılıyor. Bu tartışma, bir buluşu tek bir ünlü kişiye bağlama eğiliminin tarih yazımında ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor. Efsanevi zenginliğiyle anılan bir kral, bir buluşun doğal sahibi gibi görünür; ama kanıtlar, bu buluşun bir kişinin değil, birkaç kuşak boyunca çalışan ustaların, kâtiplerin ve yöneticilerin eseri olduğunu düşündürüyor.
Son olarak, sikkenin yayılması üzerine. Lidya'da doğan fikir, İonya kentlerinde hızla benimsendi; MÖ altıncı yüzyılda Aigina'nın kaplumbağalı ve Atina'nın baykuşlu gümüş sikkeleri, Ege'nin en yaygın paraları oldu. Bu gümüş sikkeler, Lidya'nın elektrum sikkelerinden daha küçük birimlere bölünebiliyordu; böylece sikke, yavaş yavaş pazarın ve gündelik alışverişin de aracı hâline geldi. Yunan filozof Aristoteles, Politika'da paranın, değiş tokuşu kolaylaştırmak için ortaya çıktığını, metal parçalarına sonradan her seferinde tartma zahmetinden kurtulmak için damga vurulduğunu yazar. Bu açıklama, Kraay ve Wallace'ın önerdiği açıklamalardan farklı olarak, ticaret kolaylığını öne çıkarır; ama Aristoteles de sikkenin icadından iki yüz yıldan fazla sonra yazıyordu. Onun açıklaması, bir tanıklıktan çok, bir kuramdır; kendi çağının Atina'sında, sikkenin çoktan gündelik hayatın parçası olduğu bir dünyada biçimlenmiştir. Bu yüzden tarihçiler, antik yazarların açıklamalarını da, tıpkı arkeolojik buluntular gibi, kendi bağlamlarında sınamak zorundadır.
Uzman Notu
Temel literatür
- D. G. Hogarth, Excavations at Ephesus: The Archaic Artemisia (Londra: British Museum, 1908).
- Colin M. Kraay, «Hoards, Small Change and the Origin of Coinage», Journal of Hellenic Studies 84 (1964), s. 76–91.
- Robert W. Wallace, «The Origin of Electrum Coinage», American Journal of Archaeology 91 (1987), s. 385–397.
- Andrew Ramage ve Paul Craddock, King Croesus' Gold: Excavations at Sardis and the History of Gold Refining (Cambridge, MA: Harvard University Press, 2000).
- Richard Seaford, Money and the Early Greek Mind: Homer, Philosophy, Tragedy (Cambridge: Cambridge University Press, 2004).
- David M. Schaps, The Invention of Coinage and the Monetization of Ancient Greece (Ann Arbor: University of Michigan Press, 2004).
- Leslie Kurke, Coins, Bodies, Games, and Gold: The Politics of Meaning in Archaic Greece (Princeton: Princeton University Press, 1999).
Arşiv ve kaynak
Artemision buluntularının önemli bir kısmı British Museum'da, Sardes buluntuları ise Manisa ve İstanbul'daki müzelerde korunuyor. Sardes kazılarının raporları, kazı projesinin yayın dizisinde yer alır. Herodotos'un Macaulay çevirisi Project Gutenberg'de ücretsiz okunabilir.
Açık sorular
- Artemision'daki en eski sikkeler tam olarak ne zaman basıldı ve hangi otorite tarafından?
- İlk sikkeler en çok hangi amaçla kullanıldı: devlet ödemeleri, vergiler, tapınak adakları mı, yoksa ticaret mi?
- «Kroisos sikkeleri»nin ne kadarı Lidya krallığı, ne kadarı Pers yönetimi döneminde basıldı?
Mini sınav
- (Hedef 1) Lidya'da bulunan ilk sikkeler hangi malzemeden yapılmıştı? A) Bakır B) Demir C) Elektrum D) Kâğıt
- (Hedef 1) Sikkeden önce Mezopotamya'da değer nasıl ölçülüyordu? A) Hiçbir ölçü yoktu B) Tartılan gümüş ve arpa ile C) Yalnızca banknotla D) Yalnızca takasla, hiçbir ölçü birimi olmadan
- (Hedef 2) Colin Kraay'e göre ilk sikkeler neden basıldı? A) Devlet ödemeleri, paralı asker ücretleri ve vergiler için B) Günlük pazar alışverişi için C) Yalnızca süs için D) Yalnızca tapınak adakları için
- (Hedef 2) Robert W. Wallace'a göre devletin damgası elektrum sikkelerde hangi sorunu çözüyordu? A) Elektrumun çok ağır olmasını B) Elektrumun paslanmasını C) Elektrumun kolayca kırılmasını D) Elektrumun içindeki altın oranının değişken olmasını
- (Hedef 3) Herodotos'un «altın ya da gümüş sikke» ifadesi ile ilk sikkelerin elektrumdan olması arasındaki fark nasıl yorumlanabilir? A) Herodotos'un tamamen yanıldığı B) Herodotos'un, sonraki dönemde basılan saf altın ve gümüş sikkeleri de bilmesi ve olayların iki yüzyıla yakın sonrasından yazması C) Elektrumun hiç var olmadığı D) Lidyalıların hiç sikke basmadığı
Açık uçlu soru
(Hedef 3) Herodotos, Kraay ve Wallace'ın sikkenin kökenine dair açıklamalarını karşılaştır. Hangi kanıtlar hangi açıklamayı destekliyor? Lidyalıların sikkeyi neden icat ettiğine dair kendi dengeli cümleni kur.
Cevaplar
- C — İlk sikkeler, altın ve gümüşün doğal alaşımı olan elektrumdan yapılmıştı.
- B — Mezopotamya'da değerler tartılan gümüş ve arpa ile ölçülüyordu.
- A — Kraay, ilk sikkelerin yüksek değerinden yola çıkarak devlet ödemelerini öne çıkardı.
- D — Damga, elektrumun değişken altın oranının yarattığı belirsizliği ortadan kaldırıyordu.
- B — Herodotos, olaylardan çok sonra yazıyordu ve saf altın ve gümüş sikkelerin basıldığı sonraki dönemi de biliyordu.
Güçlü bir cevap, Herodotos'un tanıklığını olaylardan sonra yazılmış bir kaynak olarak değerlendirir; ilk sikkelerin yüksek değerinin Kraay'i, elektrumun değişken bileşiminin Wallace'ı desteklediğini belirtir. Kendi cümlesinde, sikkenin devlet güvencesi ile değer belirsizliğini çözen bir araç olarak doğduğunu ve ticarete sonradan yayıldığını vurgular.
Sonraki bölüme köprü
Lidya'nın sikkeleri, kısa sürede Ege kıyısındaki komşu şehirlere, İyonya'nın zengin liman kentlerine yayıldı. Bu şehirlerden biri olan Milet'te, aynı yüzyılda, bir grup düşünür, dünyanın neyden yapıldığını tanrılara ve mitlere başvurmadan açıklamaya çalışıyordu; bunlardan biri, bir güneş tutulmasını önceden bildiği söylenen Thales'ti. Sonraki bölüm, bu düşünürlerin kıyısını soruyor: İyonya neden felsefenin doğduğu yer oldu?