İçeriğe geç

Bölüm DT-104.06 · Seviye 1 — Dünya Tarihi OmurgasıSeviye 1

Tunç Çağı Çöküşü: Deniz Kavimleri kimdi?

DT-104 Antik Anadolu

2.697 kelime · yaklaşık 12 dakika okuma · seslendirme 8 dk

Dönem
MÖ 1250–MÖ 1100
Bölge
Akdeniz
Tema
Göç · Çevre
Kişiler
III. Ramses · Merneptah · Ammurapi · II. Şuppiluliuma · Gaston Maspero · Nancy Sandars · Robert Drews · Eric Cline · David Kaniewski · Amos Nur · Jürgen Seeher
Yerler
Ugarit · Hattuşa · Medinet Habu · Alaşiya · Amurru · Pilos
Sınav
YKS konusu

Yapay zekâ desteğiyle yazıldı; tarih, rakam ve alıntılar kaynağından doğrulandı. Alan uzmanı denetimi henüz yapılmadı. Bir hata görürsen metnin ilgili yerini işaretleyip bildir.

Öğrenme hedefleri

  • Tunç Çağı'nın kapanışında Mısır, Anadolu, Suriye ve Ege'deki büyük krallıkların nasıl ve hangi sırayla çöktüğünü açıklayabileceksin.
  • Mısır kaynaklarındaki «Deniz Kavimleri»nin kim olabileceğine dair görüşleri, yazılı ve arkeolojik kanıtlarla karşılaştırabileceksin.
  • Çöküşü tek bir nedene bağlayan açıklamalarla, birbirini besleyen pek çok nedeni birlikte ele alan «sistem çöküşü» yaklaşımını tartışabileceksin.

Okuma metni

Kanca — son mektuplar

Suriye kıyısındaki zengin liman şehri Ugarit'in kazılarında, şehrin son günlerine ait olduğu düşünülen mektuplar bulundu. Bu mektuplardan birinde, Ugarit kralı Ammurapi, Kıbrıs'taki Alaşiya krallığının hükümdarına çaresizlik içinde yazıyordu: düşman gemileri gelmiş, şehirlerini yakmış, ülkesine kötülükler yapmıştı. Kral, kendi askerlerinin Hitit topraklarında, gemilerinin ise uzakta, Likya kıyılarında olduğunu, ülkesinin savunmasız kaldığını anlatıyordu.

Ugarit, kısa bir süre sonra yıkıldı ve bir daha hiç kurulmadı. Aynı dönemde, Yunanistan'dan Filistin'e uzanan kıyılarda ve iç bölgelerde, benzer bir yıkım yaşanıyordu. Hitit başkenti Hattuşa terk edildi. Yunanistan'daki Miken saraylarının çoğu, Pilos'taki büyük saray da dahil, yakıldı. Kıbrıs'ın ve Suriye'nin kıyı şehirleri tahrip edildi. Birkaç on yıl içinde, yüzyıllardır birbiriyle ticaret yapan, mektuplaşan ve antlaşmalar imzalayan büyük krallıklar dünyası dağıldı.

Mısır, bu yıkımdan kurtulan birkaç devletten biriydi. Ve Mısır'ın tapınak duvarlarında, bu felaketin suçlusu olarak bir grup yabancı gösteriliyordu: denizden ve karadan gelen istilacılar. Bugün onlara «Deniz Kavimleri» diyoruz. Bu bölüm, onların kim olduğunu ve Tunç Çağı'nın büyük dünyasının neden çöktüğünü soruyor.

Bağlam — birbirine bağlı bir dünya

Tunç Çağı'nın son yüzyıllarında, Doğu Akdeniz ve Yakın Doğu, birbirine sıkı sıkıya bağlı bir krallıklar ağıydı. Mısır, Hitit İmparatorluğu, Babil, Asur, Mitanni, Kıbrıs'taki Alaşiya ve Yunanistan'daki Miken krallıkları, birbirlerine mektuplar yazıyor, armağanlar gönderiyor, prensesler evlendiriyor ve antlaşmalar imzalıyordu. Kadeş Barışı bölümünde gördüğümüz Mısır–Hitit antlaşması, bu dünyanın bir ürünüydü.

Bu krallıklar, ticarete de bağımlıydı. Tunç yapmak için gereken bakır büyük ölçüde Kıbrıs'tan, kalay ise çok uzak kaynaklardan geliyordu. Tahıl, zeytinyağı, şarap, kumaş ve lüks eşyalar, deniz ve kara yollarıyla bir yerden öbürüne taşınıyordu. Bu bağlantılar, krallıkları zenginleştiriyordu; ama aynı zamanda, bir halkada meydana gelen bir kopukluğun bütün zinciri etkileyebileceği anlamına geliyordu.

Çöküşten önceki on yıllarda, bazı işaretler görülmeye başlamıştı. Mısır firavunu Merneptah, bir yazıtında, Hitit ülkesini hayatta tutmak için gemilerle tahıl gönderdiğini anlatır. Hitit krallarının yazışmalarında da, tahıl sevkiyatlarının ne kadar acil olduğu vurgulanır. Güçlü Hitit İmparatorluğu, yiyecek için dışarıya bağımlı hâle gelmişti. Ugarit'ten bulunan bir başka mektupta, bir Hitit görevlisi, Ugarit kralından tahıl gemisini acilen göndermesini ister ve bunun «bir ölüm kalım meselesi» olduğunu vurgular. Bu tür belgeler, çöküşten önce bile büyük krallıkların zor günler geçirdiğini gösteriyor.

Gelişme — Mısır'ın duvarlarındaki istilacılar

«Deniz Kavimleri» adı, eski bir kaynaktan değil, on dokuzuncu yüzyılın Avrupalı Mısırbilimcilerinden gelir. Fransız Mısırbilimci Gaston Maspero, Mısır yazıtlarında adı geçen ve bazılarının «denizlerin ortasındaki adalardan» geldiği söylenen bu halkları bu adla anarak, adın yaygınlaşmasını sağladı.

Deniz Kavimleri, Mısır kaynaklarında iki büyük dalga hâlinde görünür. İlk dalgada, Merneptah döneminde, Libyalılarla birlikte Mısır'a saldıran birkaç halkın adı sayılır. İkinci ve daha büyük dalga, III. Ramses'in saltanatının sekizinci yılında, yaklaşık MÖ 1177'de gelir. III. Ramses, Teb'in batı yakasındaki Medinet Habu tapınağının duvarlarına, bu saldırıyı ve kazandığı zaferi anlatan uzun yazıtlar ve büyük kabartmalar kazıttı.

Kabartmalar, iki farklı savaşı gösterir. Birinde, Mısır donanması, Nil deltasının ağızlarında, istilacıların gemileriyle çarpışır. Öbüründe, kara savaşında, istilacıların arasında öküz arabalarıyla taşınan kadınlar ve çocuklar görülür. Bu ayrıntı çok önemlidir: bu insanlar yalnızca savaşçılar değil, yeni topraklara yerleşmek için yola çıkmış aileler olabilir.

Yaygın yanlış«Mısır'dan Yunanistan'a kadar bütün krallıkları, Deniz Kavimleri adlı tek bir istilacı ordu yıktı» diye düşünülür.
Doğrusu

Oysa «Deniz Kavimleri» farklı kökenlerden gelen pek çok topluluğun modern ortak adıdır; çöküşün kurbanları, belki de nedenleri kadar sonuçlarıydı. Kuraklık, kıtlık, depremler, iç karışıklıklar ve ticaret yollarının bozulması da çöküşte rol oynadı.

Dönüş noktası — tek neden mi, pek çok neden mi?

Tarihçiler, uzun süre, çöküşü Deniz Kavimleri'nin istilasıyla açıkladı. Ama yeni araştırmalar, tablonun çok daha karmaşık olduğunu gösteriyor.

İklim araştırmaları, bu dönemde Doğu Akdeniz'de uzun süreli bir kuraklık yaşandığını düşündürüyor. Göl tortularından ve kıyı çökellerinden alınan polen örnekleri, yüzyıllar süren bir kuru dönemin, tarım ürünlerini azalttığını ve kıtlıklara yol açmış olabileceğini gösteriyor.

Ama kuraklık, bütün toplumları aynı biçimde etkilemedi. Nil'in taşkınlarına dayanan Mısır, yağmura dayanan Anadolu'dan ve Suriye'den daha dayanıklıydı. Bir iklim değişiminin sonuçları, o toplumun ne kadar esnek olduğuna, ne kadar yiyecek depoladığına ve komşularıyla ilişkilerine bağlıydı.

Depremler de bir rol oynamış olabilir. Bazı araştırmacılar, bu dönemde Doğu Akdeniz'de, birkaç on yıl içinde birbirini izleyen bir dizi büyük depremin, pek çok şehri yıktığını ileri sürüyor.

Hattuşa'nın sonu da şaşırtıcıdır. Uzun süre, Hitit başkentinin istilacılar tarafından yakılıp yıkıldığı düşünüldü. Ama Hattuşa kazılarını uzun süre yöneten Alman arkeolog Jürgen Seeher'in çalışmaları, şehrin önemli bir bölümünün yıkımdan önce boşaltıldığını, değerli eşyaların ve belgelerin taşındığını gösteriyor. Hitit sarayı, belki de başkenti terk edip başka bir yere taşınmıştı. Son Hitit kralı II. Şuppiluliuma'dan sonra, Hitit İmparatorluğu yazılı kaynaklardan kayboldu.

Cevap — sebep mi, sonuç mu?

Öyleyse Deniz Kavimleri kimdi ve Tunç Çağı neden çöktü? Bugün pek çok tarihçi, Deniz Kavimleri'nin, Ege'den, Anadolu'nun batı ve güney kıyılarından ve belki başka yerlerden gelen, farklı kökenlere sahip topluluklar olduğunu düşünüyor. Bunların bir kısmı, kıtlık ve karışıklıklar yüzünden yurtlarını terk eden göçmenler, bir kısmı paralı askerler, bir kısmı ise korsanlardı.

Çöküş ise tek bir nedenle açıklanamıyor. Kuraklık ve kıtlık, krallıkları zayıflattı; depremler, bazı şehirleri yıktı; ticaret yolları bozulunca, krallıkların ihtiyaç duyduğu metaller ve tahıl akışı kesildi; iç isyanlar ve saray entrikaları, merkezî yönetimleri sarstı; göç eden ve saldıran topluluklar da bu zayıflamış dünyaya son darbeyi vurdu. Birbirine sıkı bağlı bir sistemde, bu sorunlar birbirini besledi ve bütün sistemi çözdü.

Bugünle bağ — birbirine bağlı dünyaların kırılganlığı

Tunç Çağı'nın çöküşü, birbirine sıkı bağlı toplumların hem güçlü hem kırılgan olduğunu gösteren bir örnek olarak sık sık anılıyor. Bir krallığın başka bir krallığın tahılına, bir başkasının bakırına bağımlı olması, iyi zamanlarda zenginlik getiriyordu; ama kötü zamanlarda, bir yerdeki sorun hızla her yere yayılabiliyordu. Ama bu benzetmeyi dikkatle kullanmak gerekir: Tunç Çağı'nın dünyası, bugünün dünyasından çok farklıydı ve tarihten doğrudan dersler çıkarmak, çoğu zaman geçmişi basitleştirmek anlamına gelir.

Birincil kaynak

III. Ramses, saltanatının sekizinci yılında Medinet Habu tapınağının duvarına kazıttığı yazıtta, istilacıların geçtiği yolu şöyle anlatır:

The countries […], the Northerners in their isles were disturbed, taken away in the fray at one time. Not one stood before their hands, from Kheta, Kode, Carchemish, Arvad, Alasa, they were wasted. They set up a camp in one place in Amor. They desolated its people and its land like that which is not. They came with fire prepared before them, forward to Egypt. Their main support was Peleset, Thekel, Shekelesh, Denyen, and Weshesh. These lands were united, and they laid their hands upon the land as far as the Circle of the Earth. Their hearts were confident, full of their plans.

Türkçesi: Ülkeler […], adalarındaki Kuzeyliler karışıklığa düştü, savaş içinde bir anda sürüklendi. Hatti'den, Kode'den, Karkamış'tan, Arvad'dan, Alaşiya'dan başlayarak hiçbiri onların elleri önünde duramadı; hepsi harap edildi. Amurru'da bir yerde ordugâh kurdular. Oranın halkını ve toprağını, hiç var olmamış gibi yok ettiler. Önlerinde hazırlanmış bir ateşle, Mısır'a doğru ilerlediler. Başlıca dayanakları Peleset, Tjekker, Şekeleş, Denyen ve Veşeş'ti. Bu ülkeler birleşmişti ve ellerini Dünya'nın Çemberi'ne kadar olan topraklara uzattılar. Yürekleri kendinden emin, planlarla doluydu.

Kaynak: III. Ramses'in Medinet Habu'daki sekizinci yıl yazıtı; James Henry Breasted, Ancient Records of Egypt, cilt IV (Chicago, 1906), §64. Breasted'ın köşeli ayraçla tamamladığı ve belirsiz olarak işaretlediği sözcükler sadeleştirilmiştir. «Kheta» Hatti'yi, «Kode» Güneydoğu Anadolu kıyısını, «Alasa» Kıbrıs'ı, «Amor» Amurru'yu anlatır. Türkçesi bizim.

  1. Yazıt, istilacıların hangi ülkeleri yıktığını söylüyor? Bu listeyi bir haritada izlediğinde nasıl bir yol ortaya çıkıyor?
  2. Yazıt, istilacıları nasıl tanımlıyor? Bu tanım, onların kim olduğu hakkında ne söylüyor, neyi söylemiyor?
  3. Bu metni bir zafer yazıtı olarak okuduğunda, III. Ramses'in istilacıların gücünü neden büyük göstermek istemiş olabileceğini düşün.

Tarihçiler Tartışıyor

  • Nancy Sandars (1978) — Deniz Kavimleri'ni, MÖ on üçüncü ve on ikinci yüzyıllarda Ege ile Levant arasında hareket hâlindeki farklı toplulukların karmaşık bir karışımı olarak ele aldı; onların hem çöküşün nedeni hem de sonucu olduğunu vurguladı.
  • Robert Drews (1993) — Çöküşü, savaş tekniklerindeki bir değişimle açıkladı; savaş arabalarına dayanan orduların, hafif silahlı ve kalabalık piyadeler karşısında üstünlüğünü yitirdiğini ve bunun eski krallıkları savunmasız bıraktığını ileri sürdü.
  • David Kaniewski ve arkadaşları (2013) — Kıyı çökellerinden alınan polen örneklerine dayanarak, bu dönemde uzun süreli bir kuraklığın yaşandığını ve bunun çöküşün çevresel temelini oluşturduğunu savundu.
  • Eric Cline (2014) — Çöküşü, kuraklık, depremler, kıtlık, iç isyanlar, ticaretin bozulması ve göçlerin birbirini beslediği bir «mükemmel fırtına» olarak yorumladı; tek bir nedene dayanan açıklamaları eleştirdi.

Bu tartışma, büyük tarihsel olayların nasıl açıklanacağına dair önemli bir soruyu gündeme getiriyor. Drews gibi tek bir etkeni öne çıkaran açıklamalar, açık ve çarpıcıdır; ama karmaşık bir tabloyu basitleştirme tehlikesi taşır. Kaniewski ve meslektaşlarının iklim verileri, tartışmaya yeni ve güçlü bir kanıt türü ekledi; ama iklim değişiminin hangi toplumu, nasıl etkilediği, yerel koşullara göre değişiyordu. Sandars ve Cline ise, pek çok etkenin birlikte işlediğini vurgular. Bugün tarihçilerin çoğu, çöküşü tek bir nedene bağlamaktan kaçınıyor; ama farklı etkenlerin ağırlığı üzerine tartışma sürüyor. Çok nedenli açıklamaların da bir zayıflığı var: her etkeni saymak kolaydır, ama hangisinin ne kadar önemli olduğunu göstermek zordur.

Derine İn

Deniz Kavimleri'nin kökeni, uzun süredir tartışma konusudur. Mısır yazıtlarında adları geçen halkların bir kısmı, sonraki dönemlerin yer adlarıyla karşılaştırılarak tanımlanmaya çalışılmıştır. Örneğin, «Şekeleş» adı Sicilya ile, «Şerden» adı Sardinya ile, «Denyen» adı Homeros'taki Danaoslarla ilişkilendirilmiştir. Ama bu benzerliklerin çoğu, yalnızca adlara dayanır ve kesin değildir. Bu halkların bir kısmının Sicilya ya da Sardinya'dan geldiği mi, yoksa oralara sonradan mı yerleştiği de tartışmalıdır.

Arkeolojik kanıtlar da karmaşık bir tablo çizer. Bazı yerlerde, yıkım katmanlarının üstünde, Ege tarzı çömlekler ve yeni yapı biçimleri ortaya çıkar; bu, yeni toplulukların yerleştiğini düşündürür. Ama başka yerlerde, yıkımın ardından yerel halkın aynı yerde yaşamaya devam ettiği görülür. Göç, bazı bölgelerde büyük, bazı bölgelerde ise sınırlı bir etki bıraktı. Son yıllarda, eski DNA çalışmaları da bu tartışmaya katıldı: güney Levant'taki bazı mezarlıklarda, Tunç Çağı'nın sonunda Ege ve Güney Avrupa kökenli insanların geldiğini düşündüren izler bulundu; ama bu izler, birkaç kuşak içinde yerel nüfusla karışarak azaldı. Genetik veriler, bir topluluğun gelişini gösterebilir; ama o topluluğun kendini nasıl tanımladığını göstermez.

Anadolu'da, Hitit İmparatorluğu'nun çöküşünden sonra, farklı gelişmeler yaşandı. Orta Anadolu'da, yazılı kaynaklar birkaç yüzyıl boyunca neredeyse tamamen susar. Ama güneydoğuda, Kuzey Suriye'de ve Toroslar'ın eteklerinde, Hitit geleneğini sürdüren küçük krallıklar ortaya çıktı. Bu krallıklarda, Luvi dili ve Anadolu hiyeroglifi kullanılmaya devam etti. Batıda ise, yeni halklar ve krallıklar, Frigler ve daha sonra Lidyalılar, sahneye çıkacaktı. Kıbrıs, çöküşten görece hızlı toparlanan bölgelerden biriydi; adanın limanları, Ege'den gelen yeni yerleşimcileri de kabul etti; adanın bakır üretimi ve ticareti, çöküşten sonra da bir süre devam etti.

Çöküşün en uzun süreli sonuçlarından biri, yazının bazı bölgelerde kaybolmasıydı. Yunanistan'da, Miken saraylarının kullandığı Lineer B yazısı tamamen unutuldu; Yunanlılar, birkaç yüzyıl sonra, Fenike alfabesinden türettikleri yeni bir alfabeyle yeniden yazmaya başladı. Bu, bir yazı sisteminin, onu kullanan kurumlarla birlikte ne kadar kolay kaybolabileceğini gösteriyor. Lineer B'nin kendisi, 1952'de çözüldü ve Miken saraylarının Yunanca konuştuğunu gösterdi. Lineer B tabletleri, bugün okunabilmelerini biraz da çöküşe borçludur: saraylar yandığında, kurumaya bırakılmış kil tabletler ateşte pişerek sertleşti ve korundu. Pilos'taki saray arşivinin son tabletlerinde, kıyıların gözetlenmesi için gözcülerin yerleştirildiğini anlatan kayıtlar vardır; bazı araştırmacılar, bunları sarayın son günlerindeki bir tehlike beklentisinin izleri olarak okur, ama bu yorum tartışmalıdır.

Son olarak, çöküşün ardından gelen dönem, yalnızca bir kayıp dönemi değildi. Demir işçiliği bu dönemde yaygınlaştı; Fenike şehirleri, alfabeyi ve deniz ticaretini yeni bir düzeyde geliştirdi; yeni topluluklar ve kimlikler ortaya çıktı. Bir dünyanın sonu, başka bir dünyanın başlangıcıydı. «Karanlık Çağ» adı, bu yaratıcılığı gözden kaçırdığı için bugün giderek daha az kullanılıyor.

Uzman Notu

Temel literatür

  • James Henry Breasted, Ancient Records of Egypt, cilt III ve IV (Chicago: University of Chicago Press, 1906).
  • N. K. Sandars, The Sea Peoples: Warriors of the Ancient Mediterranean (Londra: Thames and Hudson, 1978).
  • Robert Drews, The End of the Bronze Age (Princeton: Princeton University Press, 1993).
  • Amos Nur ve Eric H. Cline, «Poseidon's Horses: Plate Tectonics and Earthquake Storms in the Late Bronze Age Aegean and Eastern Mediterranean», Journal of Archaeological Science 27 (2000).
  • David Kaniewski ve arkadaşları, «Environmental Roots of the Late Bronze Age Crisis», PLOS ONE 8 (2013).
  • Eric H. Cline, 1177 B.C.: The Year Civilization Collapsed (Princeton: Princeton University Press, 2014).

Arşiv ve kaynak

Medinet Habu'daki kabartmalar ve yazıtlar, Teb'in batı yakasında yerinde görülebiliyor; Chicago Üniversitesi'nin Epigrafi Projesi, bu duvarların ayrıntılı çizimlerini yayımladı. Ugarit tabletleri Suriye'deki müzelerde ve Paris'te korunuyor. Breasted'ın 1906 tarihli çeviri ciltlerinin taranmış kopyaları çevrim içi arşivlerden indirilebiliyor.

Açık sorular

  • Deniz Kavimleri'nin farklı grupları nereden geldi ve çöküşten sonra nerelere yerleşti?
  • Hattuşa neden ve nasıl terk edildi?
  • Kuraklığın, depremlerin, göçlerin ve iç karışıklıkların çöküşteki ağırlığı nasıl ölçülebilir?

Mini sınav

  1. (Hedef 2) «Deniz Kavimleri» adı nereden gelir? A) Tunç Çağı'ndan kalma bir antlaşmadan B) On dokuzuncu yüzyılın Avrupalı Mısırbilimcilerinin kullandığı modern bir addan C) Hitit krallarının yazıtlarından D) Homeros'un destanlarından
  2. (Hedef 2) Medinet Habu kabartmalarında istilacılar arasında öküz arabalarıyla taşınan kadınların ve çocukların görülmesi neyi düşündürür? A) İstilacıların yalnızca paralı askerler olduğunu B) Mısır'ın bu insanları esir aldığını C) İstilacıların yeni topraklara yerleşmek için yola çıkmış aileler olabileceğini D) Kabartmaların hayal ürünü olduğunu
  3. (Hedef 1) Merneptah'ın Hitit ülkesine gemilerle tahıl göndermesi neyi gösterir? A) Hititlerin Mısır'ı fethettiğini B) Hitit ülkesinin yiyecek için dışarıya bağımlı hâle geldiğini C) Mısır'da kıtlık olduğunu D) Tahıl ticaretinin yasaklandığını
  4. (Hedef 3) «Sistem çöküşü» yaklaşımı neyi savunur? A) Çöküşün tek bir istilayla açıklanabileceğini B) Hiçbir çöküşün yaşanmadığını C) Birbirine bağlı toplumlarda birden fazla sorunun birbirini tetikleyerek bütün sistemi çözülmeye götürdüğünü D) Çöküşün yalnızca Mısır'da yaşandığını
  5. (Hedef 3) Robert Drews'un çöküş açıklaması hangi etkene odaklanır? A) Savaş tekniklerindeki değişime B) Kuraklığa C) Depremlere D) Salgın hastalıklara

Açık uçlu soru

(Hedef 3) Tunç Çağı'nın çöküşünü açıklayan etkenleri, istilacılar, kuraklık ve kıtlık, depremler, iç karışıklıklar ve ticaretin bozulması başlıkları altında değerlendir. Her etkeni destekleyen kanıtları ve sınırlarını belirt. Ardından Medinet Habu yazıtının, çöküşü neden yalnızca dış düşmanlara bağladığını tartış ve «Deniz Kavimleri çöküşün nedeni miydi, sonucu mu?» sorusuna gerekçeli bir cevap ver.

Cevaplar

  1. B — «Deniz Kavimleri», on dokuzuncu yüzyılın Avrupalı Mısırbilimcilerinin kullandığı modern bir addır.
  2. C — Kadınlar ve çocuklar, istilacıların yerleşmek için yola çıkmış aileler olabileceğini düşündürür.
  3. B — Hitit ülkesi, yiyecek için dışarıya bağımlı hâle gelmişti.
  4. C — Sistem çöküşü, birden fazla sorunun birbirini tetiklemesini vurgular.
  5. A — Drews, savaş tekniklerindeki değişime odaklanır.

Güçlü bir cevap, polen verilerinin kuraklığı, Merneptah'ın tahıl göndermesinin kıtlığı, bazı şehirlerdeki yıkım izlerinin depremleri ya da saldırıları gösterebileceğini; Hattuşa'nın boşaltılmasının iç sorunlara işaret ettiğini belirtir. Medinet Habu yazıtının bir zafer yazıtı olduğunu, firavunun gücünü göstermek için tehlikeyi dış düşmanlarda topladığını açıklar. Deniz Kavimleri'nin, zayıflamış bir dünyada hem göçe zorlanan kurbanlar hem de yıkıma katılan güçler olduğunu tartışır.

Sonraki bölüme köprü

Hattuşa'nın boşaltılmasından sonra Orta Anadolu'da yazılı kaynaklar bir süre sustu. Bu sessizliğin içinden, Sakarya kıyısında yeni bir krallık yükseldi. Asur kralları onun hükümdarını «Mita» diye andı; Yunanlılar ise onu, dokunduğu her şeyi altına çeviren bir masal kralına dönüştürdü. Sonraki bölüm, bu krallığı ve efsanenin arkasındaki gerçek kralı soruyor: Frigler kimdi ve Midas efsanesi bize ne anlatıyor?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Görsel plan ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Görsel plan

  • 0:00–1:20 Kanca: bir kil tablet üzerine yazılan mektup; ufukta beliren gemi silüetleri; bir şehrin üzerinde yükselen duman.
  • 1:20–3:15 Bağlam: Doğu Akdeniz haritası; krallıklar arasında gidip gelen gemiler ve kervanlar; birbirine bağlı bir ağ.
  • 3:15–5:20 Gelişme: bir tapınak duvarında deniz savaşı kabartmasının şematik çizimi; öküz arabalarında aileler.
  • 5:20–7:55 Dönüş noktası: kuruyan bir tarla, sallanan şehir duvarları, boşaltılan bir başkent; ağdaki bağlantıların tek tek kopması.
  • 7:55–9:40 Kapanış: kararan harita üzerinde, yavaş yavaş yeni küçük ışıkların belirmesi.

Kişiler yüzsüz silüet; yangın ve çarpışma anları, kurban göstermeden, yalnızca renk ve hareketle anlatılır.