Öğrenme hedefleri
- Homeros destanlarının nasıl oluştuğunu ve bir tarih kaynağı olarak hangi sınırları taşıdığını açıklayabileceksin.
- Truva'nın arkeolojik katmanlarını ve Hitit metinlerindeki Vilusa ile Ahhiyava kayıtlarını, Truva Savaşı sorusuyla ilişkilendirebileceksin.
- Truva Savaşı'nın «gerçekliği» üzerine farklı tarihçilerin görüşlerini kanıtlarıyla karşılaştırıp gerekçeli bir yargıya varabileceksin.
Okuma metni
Kanca — ozanın açıklaması
Homeros'un İlyada destanında, Akhalar, Truva önündeki gemilerini korumak için kıyıya büyük bir duvar ve hendek yaparlar. Destanın on ikinci kitabında, ozan anlatısını bir an durdurur ve dinleyicilerine bir açıklama yapar: bu duvar artık yoktur. Savaş bittikten ve Akhalar evlerine döndükten sonra, tanrılar Poseidon ve Apollon, Kaz Dağı'ndan inen bütün ırmakları duvarın üzerine çevirmiş, dokuz gün yağmur yağdırmış ve duvarı temelleriyle birlikte denize sürüklemişti. Sonra da yerini kumla örtmüşlerdi.
Bu küçük pasaj, şaşırtıcı bir soruyu gündeme getiriyor. Ozan, neden anlattığı büyük duvarın izinin kalmadığını açıklama gereği duyuyordu? Belki de destanı dinleyenler arasında, Truva kıyısını gezen ve orada anlatılan savaşın hiçbir izini göremeyen insanlar vardı. Ozan, bu soruyu önceden cevaplıyordu: izler, tanrılar tarafından silinmişti.
Destandaki ırmakların bazıları bugün de oradadır: ozanın Skamandros dediği ırmak, bugünkü Karamenderes Çayı'dır ve Truva ovasından geçerek denize dökülür. Ozan, bölgeyi tanıyor gibi görünüyordu; ama anlattığı savaşın izlerini gösteremiyordu.
Bu, iki bin yedi yüz yıl sonra bile tartışılan soruyu da gündeme getiriyor: Truva Savaşı gerçekten oldu mu?
Bağlam — destanlar ve sözlü gelenek
İlyada ve Odysseia, antik Yunan dünyasının en ünlü destanlarıdır. İlyada, Truva Savaşı'nın onuncu yılında geçen birkaç haftayı anlatır: Akha kahramanı Akhilleus'un öfkesini, Truva prensi Hektor'un ölümünü ve Truva kralı Priamos'un, oğlunun cesedini geri almak için düşman kampına gidişini. Şehrin düşüşü ve ünlü tahta at, İlyada'da değil, başka destanlarda ve sonraki anlatılarda yer alır. Geleneğe göre, bu destanları Homeros adlı kör bir ozan yazmıştı. Ama Homeros'un kim olduğu, ne zaman ve nerede yaşadığı, hatta tek bir kişi olup olmadığı bile tartışmalıdır. Destanların bugünkü biçimine, büyük olasılıkla MÖ sekizinci ya da yedinci yüzyılda kavuştuğu düşünülüyor.
Destanların anlattığı savaş ise, çok daha önceye, Tunç Çağı'nın sonlarına yerleştirilir. Antik Yunan bilgini Eratosthenes, Truva'nın düşüşünü, bugünkü takvimle MÖ 1184 civarına tarihlemişti. Yani destanlar, anlattıkları olaydan yaklaşık dört ya da beş yüz yıl sonra son biçimlerini almıştı.
Amerikalı dil bilimci Milman Parry, 1930'larda, Balkanlar'daki okuma yazma bilmeyen ozanların uzun destanları nasıl ezbere okuduğunu inceledi. Parry, Homeros destanlarındaki tekrar eden kalıpların, örneğin «ayağı hızlı Akhilleus» ya da «gül parmaklı Şafak» gibi ifadelerin, sözlü şiirin tipik araçları olduğunu gösterdi. Bu, destanların uzun bir sözlü gelenekten geldiğini düşündürüyordu. Sözlü gelenek, eski bir anının izlerini taşıyabilir; ama aynı zamanda, her kuşağın kendi dünyasını da anlatıya katar.
Antik Yunanlılar, Truva Savaşı'nın gerçek olduğuna inanıyordu. Herodotos da, Thukydides de, savaşı tarihsel bir olay olarak ele aldı; ama destanın bazı ayrıntılarını, abartılı ya da şiirsel bularak sorguladılar.
Gelişme — toprağın söyledikleri
Çanakkale'nin güneyindeki Hisarlık höyüğünde yapılan kazılar, «Arkeologlar toprağı nasıl okur?» bölümünde gördüğümüz gibi, dokuz ana yerleşim katmanı ortaya çıkardı. Bu katmanlardan hangisinin Homeros'un Truva'sı olabileceği, bir yüzyılı aşkın süredir tartışılıyor.
Amerikalı arkeolog Carl Blegen, 1930'larda yaptığı kazılarda, Truva VIIa'nın, Homeros'un anlattığı savaşa en uygun katman olduğunu ileri sürdü. Ona göre, surların içinde sıkışık biçimde yaşayan insanlar ve yere gömülü erzak küpleri, bir kuşatmaya hazırlanan bir şehri gösteriyordu. Katmanı sona erdiren yangın ise, bir saldırının sonucu olabilirdi.
Ama bu yorum, herkesi ikna etmedi. Başka araştırmacılar, depolama küplerinin bir kuşatmanın değil, sıradan bir ekonomik düzenin işareti olabileceğini, yangının da bir kazayla ya da depremle çıkmış olabileceğini ileri sürdü. Arkeoloji, bir şehrin yıkıldığını gösterebilir; ama onu kimin, neden yıktığını her zaman gösteremez. Truva VIIa'nın ardından gelen yerleşim, Tunç Çağı'nın sonunda Doğu Akdeniz'de yaşanan genel çöküşün dönemine denk gelir; bu dönemde pek çok şehir, farklı nedenlerle yıkıldı ya da terk edildi.
Dönüş noktası — Hitit tabletlerindeki Vilusa
Truva sorusuna yeni bir boyut, beklenmedik bir yerden, Hattuşa'daki Hitit arşivinden geldi. 1920'lerde, İsviçreli dil bilgini Emil Forrer, Hitit metinlerinde geçen bazı adların, Homeros'un dünyasıyla ilişkili olabileceğini ileri sürdü.
Hitit kralı II. Muvatalli'nin, yaklaşık MÖ 1280'de, Vilusa kralı Alaksandu ile yaptığı bir antlaşma korunmuştur. Alaksandu adı, Homeros'ta Truva prensi Paris'in öbür adı olan «Aleksandros» adına şaşırtıcı biçimde benzer. Bu benzerlik bir rastlantı olabilir; ama pek çok araştırmacının dikkatini çekti.
Hitit kralı III. Hattuşili'nin, Ahhiyava kralına yazdığı bir mektupta, iki krallık arasında geçmişte Vilusa yüzünden bir anlaşmazlık olduğu söylenir. Yani Hitit tabletleri, Tunç Çağı'nın sonlarında, Truva olabilecek bir şehir yüzünden, Yunanlılar olabilecek bir halkla bir çatışma yaşandığını düşündüren bir kayıt içeriyor.
Bu kayıtlar, Vilusa'nın Hititlere bağlı küçük bir krallık olduğunu, zaman zaman iç karışıklıklar yaşadığını ve batıdan gelen güçlerin baskısıyla karşı karşıya kaldığını gösteriyor. Destanın anlattığı büyük savaş değil, ama bir sınır bölgesinin sürekli gerilimi.
Yaygın yanlış«Arkeologlar, Truva Savaşı'nın Homeros'un anlattığı gibi gerçekleştiğini kanıtladı» diye düşünülür.
Oysa ne kazılar ne de Hitit metinleri, Akhilleus'u, Hektor'u, Helene'yi ya da on yıllık bir kuşatmayı doğrulayan bir kanıt sunar. Kanıtlar, en fazla, Tunç Çağı'nda Truva bölgesinde çatışmalar yaşandığını ve bu çatışmalarda Anadolulu ve Egeli güçlerin karşı karşıya gelmiş olabileceğini düşündürür.
Cevap — bir anı, bir destan
Öyleyse Truva Savaşı gerçek miydi? Tarihçilerin çoğu bugün şöyle bir cevaba yaklaşıyor: Homeros'un anlattığı biçimiyle, bir kadının kaçırılması yüzünden çıkan, tanrıların katıldığı, on yıl süren bir savaş gerçek değildi. Ama Tunç Çağı'nın sonlarında, Hisarlık'taki zengin ve güçlü şehir, belki birden fazla kez, saldırılara uğramış olabilirdi. Hitit tabletleri, bölgede Anadolulu krallar ile deniz ötesinden gelen Egeli güçler arasında gerilimler yaşandığını gösteriyor. Destan, bu çatışmaların anısını, yüzyıllar boyunca şiirle işleyerek, sonraki kuşakların dünyasıyla karıştırmış olabilir.
Başka bir deyişle, Truva Savaşı bir tarih kaydı değil, bir anının şiirsel biçimidir. Tarihçinin görevi, destanın içinden tarihsel bir çekirdek ayıklamaya çalışırken, destanın kendisinin de bir tarihsel belge olduğunu, onu dinleyen toplumların neye değer verdiğini, neyi hatırlamak istediğini gösterdiğini unutmamaktır.
Bugünle bağ — bir efsanenin gücü
Truva, bugün Çanakkale'nin en çok ziyaret edilen yerlerinden biridir; ören yeri UNESCO Dünya Mirası Listesi'ndedir ve yakınında bir müze açılmıştır. Ziyaretçileri çeken, çoğu zaman taş duvarlar değil, destanın kendisidir. Bir efsane, tarihsel olarak doğrulanmasa bile, bir yerin kimliğini binlerce yıl boyunca biçimlendirebilir. Tarihçi için soru, efsaneyi yıkmak değil, onu kanıtlardan ayırarak anlamaktır.
Birincil kaynak
Homeros, İlyada'nın on ikinci kitabının başında, Akhaların gemilerini korumak için yaptığı duvarın akıbetini şöyle anlatır:
It had been built without the consent of the immortals, and therefore it did not last. […] When the bravest of the Trojans were no more […]—when, moreover, the city was sacked in the tenth year, and the Argives had gone back with their ships to their own country—then Neptune and Apollo took counsel to destroy the wall, and they turned on to it the streams of all the rivers from Mount Ida into the sea […]. […] He made all level by the mighty stream of the Hellespont, and then when he had swept the wall away he spread a great beach of sand over the place where it had been.
Türkçesi: Ölümsüzlerin izni olmadan yapılmıştı, bu yüzden uzun sürmedi. […] Truvalıların en yiğitleri artık yaşamadığında […], dahası şehir onuncu yılda yağmalanıp Argoslular gemileriyle kendi ülkelerine döndüğünde, Poseidon ile Apollon duvarı yıkmak için anlaştılar ve İda Dağı'ndan denize akan bütün ırmakların sularını onun üzerine çevirdiler […]. […] Hellespontos'un güçlü akıntısıyla her yeri düzledi ve duvarı silip süpürdükten sonra, onun durduğu yerin üzerine geniş bir kum kıyısı serdi.
Kaynak: Homeros, İlyada, XII.3–33; Samuel Butler'ın İngilizce çevirisi (1898), Project Gutenberg. Butler, tanrıların Latince adlarını kullanır: Neptune Poseidon'dur; İda Dağı bugünkü Kaz Dağı, Hellespontos ise Çanakkale Boğazı'dır. Türkçesi bizim.
- Ozan, Akhaların duvarının neden yok olduğunu nasıl açıklıyor? Bu açıklama, destanı dinleyenlerin hangi sorusuna cevap veriyor olabilir?
- Pasajda, Truva çevresinin hangi coğrafi özellikleri anılıyor? Bu ayrıntılar, destanı oluşturanların bölgeyi tanıdığını mı düşündürüyor?
- Bu pasaj, bir destanı tarih kaynağı olarak okumanın hangi tuzaklarını ortaya koyuyor?
Tarihçiler Tartışıyor
- Moses Finley (1954) — Homeros destanlarının anlattığı toplumun, Tunç Çağı'nın değil, destanların oluştuğu karanlık çağın, MÖ onuncu ve dokuzuncu yüzyılların dünyası olduğunu savundu; Truva Savaşı'nı tarihsel bir olay olarak görmeye karşı çıktı.
- Carl Blegen (1963) — Hisarlık'taki kazılarına dayanarak, Truva VIIa'nın bir kuşatmayla ve yangınla sona erdiğini ve bunun Homeros'un savaşının tarihsel çekirdeği olabileceğini ileri sürdü.
- Joachim Latacz (2001) — Hitit metinlerindeki Vilusa ve Ahhiyava kayıtlarını, Homeros'taki bazı ayrıntılarla birleştirerek, destanın Tunç Çağı'na ait gerçek bir çatışmanın anısını taşıdığını savundu.
- Frank Kolb (2010) — Truva'nın Tunç Çağı'nda büyük bir ticaret merkezi olduğu düşüncesini eleştirerek, kazı buluntularının abartılı yorumlandığını ve Homeros ile arkeolojinin birbirine fazla bağlandığını ileri sürdü.
Bu tartışma, özellikle 2001'de, Almanya'da, Truva kazılarının yöneticisi Manfred Korfmann ile Frank Kolb arasında, kamuoyunun da ilgiyle izlediği sert bir polemiğe dönüştü. Latacz ve Korfmann, arkeolojik ve yazılı kanıtların birbirini desteklediğini savunurken, Kolb ve Finley'nin izinden gidenler, destanın bir tarih kaynağı olarak kullanılmasına şüpheyle yaklaştı. Polemik, gazetelerin sayfalarına kadar taştı ve Truva'nın Almanya'da ne kadar güçlü bir kültürel simge olduğunu da gösterdi. Tartışma, farklı türden kanıtların, destanın, arkeolojinin ve Hitit belgelerinin, birbirine ne kadar bağlanabileceği sorusu etrafında dönüyor. Bugün pek çok araştırmacı, Truva'nın Tunç Çağı'nda önemli bir yerleşim olduğunu, ama Homeros'un anlatısının doğrudan bir tarih kaydı olarak okunamayacağını kabul ediyor.
Derine İn
Homeros destanlarının içinde, farklı dönemlere ait ayrıntılar bir arada bulunur. Örneğin, İlyada'da anlatılan bazı silahlar ve zırhlar, Tunç Çağı'na aittir: kahramanların taşıdığı büyük gövde kalkanları ve domuz dişlerinden yapılmış miğferler, Miken döneminin buluntularıyla örtüşür. Ama aynı destanda, demirden yapılmış aletler ve sonraki dönemlere ait gömü gelenekleri de geçer. Bu karışım, destanın yüzyıllar boyunca, farklı kuşakların katkılarıyla biçimlendiğini gösterir.
Destanın dili de karışıktır: İlyada, farklı Yunan lehçelerinden gelen kelimeleri bir arada kullanır ve bazı sözcükler, destanın oluştuğu dönemde bile artık kullanılmayan eski biçimlerdir. Dilbilimciler, bu eski kelimelerin, destanın geleneğinin çok gerilere uzandığını gösterdiğini düşünüyor. Destandaki «gemiler kataloğu», yani Truva'ya gelen Yunan kentlerinin ve gemilerinin uzun listesi, özellikle ilgi çekicidir. Bu listede anılan bazı yerleşimlerin, Tunç Çağı'nda önemli olduğu, ama sonraki dönemlerde küçüldüğü ya da terk edildiği biliniyor. Bu, listenin bir kısmının gerçekten eski bir anıyı koruyor olabileceğini düşündürüyor. Ama başka araştırmacılar, bu uyumun rastlantısal olabileceğini ya da abartıldığını savunuyor.
1995'te Truva'da, Truva VIIb katmanında, Anadolu hiyeroglifiyle yazılmış bir mühür bulundu. Bu küçük buluntu, Truva'nın Tunç Çağı'nın sonlarında Hitit ve Luvi yazı dünyasıyla bağlantılı olduğunu gösteren ilk doğrudan yazılı kanıttı. Mühürde, bir erkeğin ve bir kadının adları ile bir kâtip unvanı okunabiliyor; yani şehirde, Anadolu yazısını bilen biri yaşıyordu. Truva'da, Tunç Çağı'na ait başka bir yazılı belge, örneğin bir arşiv, bugüne kadar bulunamadı. Bir Hitit kralıyla antlaşma yapan bir hükümdarın başkentinde bir arşiv olması beklenirdi; belki de bu arşiv, henüz kazılmamış bir alanda ya da tahrip olmuş bir katmanda duruyor. Bu yokluk, Truva'nın yöneticilerinin kendi seslerini duymamızı engelliyor.
Truva'nın konumu da, onun tarihini anlamak için önemlidir. Şehir, Çanakkale Boğazı'nın girişine yakın bir yerdeydi; kuzeyden esen güçlü rüzgârlar, antik gemilerin boğaza girmesini zorlaştırıyordu. Bu rüzgârlar bugün de, özellikle yaz aylarında, boğazın girişinde güçlü biçimde eser. Bazı araştırmacılar, gemilerin uygun rüzgârı beklemek için Truva'nın yakınındaki koyda demirlemek zorunda kaldığını ve bunun şehre ticari bir güç kazandırdığını ileri sürüyor. Truva, böylece hem zengin hem de saldırılara açık bir konumdaydı.
Truva'nın hikâyesi, Homeros'tan sonra da yaşamaya devam etti. Antik çağda Truva'nın yerinde kurulan Yunan ve Roma şehri İlion, destanın hatırasıyla yaşadı; Büyük İskender, Asya seferine başlarken buraya uğrayıp Akhilleus'un mezarı sayılan tümülüse saygısını sundu. Roma'da, Romalıların atası sayılan Aeneas'ın Truva'dan kaçıp İtalya'ya geldiği anlatıldı; Orta Çağ'da pek çok Avrupa hanedanı, soyunu Truvalı kahramanlara bağladı. Truva, böylece farklı toplumların kendi kökenlerini anlatmak için kullandığı ortak bir mite dönüştü. Osmanlı döneminde bile, Truva'nın efsanesi, Batılı gezginlerin Çanakkale kıyılarını ziyaret etmesinin başlıca nedenlerinden biriydi; bu gezginler, destanın yerlerini arazide bulmaya çalışan ilk «Truva arayıcıları» oldu.
Uzman Notu
Temel literatür
- Homeros, The Iliad, çev. Samuel Butler (Londra: Longmans, Green, 1898).
- Moses I. Finley, The World of Odysseus (New York: Viking, 1954).
- Carl W. Blegen, Troy and the Trojans (Londra: Thames and Hudson, 1963).
- Joachim Latacz, Troia und Homer: Der Weg zur Lösung eines alten Rätsels (Münih: Koehler und Amelang, 2001).
- Frank Kolb, Tatort «Troia»: Geschichte, Mythen, Politik (Paderborn: Schöningh, 2010).
- Eric H. Cline, The Trojan War: A Very Short Introduction (Oxford: Oxford University Press, 2013).
Arşiv ve kaynak
Butler'ın 1898 tarihli İlyada çevirisinin tamamı Project Gutenberg arşivinde ücretsiz okunabiliyor. Truva'dan çıkan buluntuların önemli bir kısmı, ören yerinin yakınındaki Troya Müzesi'nde, bir kısmı ise İstanbul, Berlin ve Moskova'daki müzelerde korunuyor. Hitit metinlerinin çevirileri, Hitit diplomasi metinleri üzerine yapılmış derlemelerde yer alıyor.
Açık sorular
- Hitit metinlerindeki Vilusa, gerçekten Hisarlık'taki Truva mıydı?
- Ahhiyava, Miken dünyasının hangi krallığıydı ve merkezi neredeydi?
- Truva VIIa'yı sona erdiren yangının nedeni bir saldırı mıydı, yoksa bir kaza ya da doğal bir felaket mi?
Mini sınav
- (Hedef 1) İlyada'nın bugünkü biçimine büyük olasılıkla ne zaman kavuştuğu düşünülüyor? A) MÖ on üçüncü yüzyılda B) MÖ sekizinci ya da yedinci yüzyılda C) MS birinci yüzyılda D) Orta Çağ'da
- (Hedef 1) Milman Parry'nin çalışmaları neyi gösterdi? A) Homeros'un tek bir yazar olduğunu B) Destanların tamamen uydurma olduğunu C) Destanlardaki tekrar eden kalıpların sözlü şiirin tipik araçları olduğunu D) Destanların Latince yazıldığını
- (Hedef 2) Hitit metinlerindeki «Vilusa» adının hangi şehirle ilişkili olduğu düşünülüyor? A) Truva B) Hattuşa C) Kaniş D) Sardes
- (Hedef 2) Carl Blegen, Truva VIIa'yı neden Homeros'un savaşıyla ilişkilendirdi? A) Orada Akhilleus'un mezarını bulduğu için B) Surların içinde sıkışık evler, yere gömülü erzak küpleri ve yangın izleri bulduğu için C) Orada bir Hitit antlaşması bulduğu için D) Katmanın Roma dönemine ait olduğu için
- (Hedef 3) Bugün tarihçilerin çoğunun Truva Savaşı hakkındaki görüşünü en iyi hangisi anlatır? A) Savaş, Homeros'un anlattığı gibi aynen gerçekleşti B) Truva diye bir şehir hiç var olmadı C) Destan doğrudan bir tarih kaydı değildir; ama Tunç Çağı'nda bölgede yaşanan çatışmaların anısını taşıyor olabilir D) Savaş Orta Çağ'da yaşandı
Açık uçlu soru
(Hedef 3) Truva Savaşı'nın gerçekliğine dair kanıtları, Homeros'un destanı, Hisarlık'taki arkeolojik katmanlar ve Hitit metinlerindeki Vilusa ile Ahhiyava kayıtları olarak üç grupta değerlendir. Her kanıt grubunun neyi gösterdiğini ve neyi gösteremediğini açıkla. Ardından «Truva Savaşı gerçek miydi?» sorusuna, bir destanın hem bir anı hem de bir tarihsel belge olabileceğini göz önüne alarak gerekçeli bir cevap ver.
Cevaplar
- B — İlyada büyük olasılıkla MÖ sekizinci ya da yedinci yüzyılda bugünkü biçimine kavuştu.
- C — Parry, tekrar eden kalıpların sözlü şiirin araçları olduğunu gösterdi.
- A — Vilusa'nın Truva ile ilişkili olduğu düşünülüyor.
- B — Blegen, sıkışık evleri, erzak küplerini ve yangın izlerini bir kuşatmanın işareti olarak yorumladı.
- C — Destan doğrudan bir tarih kaydı değildir; ama çatışmaların anısını taşıyor olabilir.
Güçlü bir cevap, destanın savaşın ayrıntılarını değil, sonraki kuşakların şiirsel anısını yansıttığını; arkeolojinin Truva'nın güçlü bir şehir olduğunu ve yıkımlar yaşadığını gösterdiğini ama bu yıkımların nedenini kesin olarak belirleyemediğini; Hitit metinlerinin ise Vilusa ve Ahhiyava arasında bir anlaşmazlığı kaydettiğini ama bunun Homeros'un savaşı olduğunu kanıtlamadığını belirtir. Destanın, gerçek bir çatışmanın anısını taşıyan ama onu yüzyıllar boyunca dönüştüren bir anlatı olduğunu tartışır.
Sonraki bölüme köprü
Truva VIIa'yı sona erdiren yangın, tek başına bir olay değildi. Aynı yıllarda, Doğu Akdeniz'in dört bir yanında saraylar yandı, liman şehirleri terk edildi ve büyük krallıklar birbiri ardına çözüldü. Mısır'ın tapınak duvarları bu felaketi denizden ve karadan gelen istilacılara yüklüyordu; bugünkü araştırmacılar ise kuraklığa, depremlere ve kopan ticaret bağlarına da bakıyor. Sonraki bölüm, bu büyük çözülmeyi soruyor: Tunç Çağı neden çöktü ve Deniz Kavimleri kimdi?