Öğrenme hedefleri
- «Hitit» adının nereden geldiğini ve Hititlerin kendilerini nasıl adlandırdığını açıklayabileceksin.
- Hitit devletinin Hattuşa'da kuruluşunu ve Anadolu'nun eski halkları, özellikle Hattiler ve Luvilerle ilişkisini değerlendirebileceksin.
- Boğazköy arşivinin bulunuşunu ve Hitit dilinin çözülmesini, bir halkın «yeniden keşfinin» nasıl yapıldığını gösteren bir örnek olarak tartışabileceksin.
Okuma metni
Kanca — ekmek yiyeceksiniz, su içeceksiniz
1915 yılının kasım ayında, Birinci Dünya Savaşı'nın ortasında, Viyana'da, otuz altı yaşındaki Bedřich Hrozný adlı Prag doğumlu bir Doğu dilleri uzmanı, bir dilbilim derneğinin toplantısında konuştu. Konusu, Anadolu'da bulunan ve yıllardır okunamayan bir dilin tabletleriydi. Hrozný, bu tabletlerdeki bir cümleyi ele aldı. Cümlede, Sümer yazısından bilinen «ekmek» işareti vardı; yanında ise, «vatar» diye okunabilecek bir kelime duruyordu. Hrozný, İngilizce «water», Almanca «Wasser» kelimelerini düşündü. Cümlenin geri kalanındaki fiilleri de Latince ve Almanca fiillere benzetti. Sonunda cümleyi şöyle çevirdi: «Şimdi ekmek yiyeceksiniz ve su içeceksiniz.»
Bu çeviri, bir devrimdi. Çünkü Hrozný, bu dilin, Yunanca, Latince, Sanskritçe ve Almancayla aynı büyük dil ailesine, Hint-Avrupa dil ailesine ait olduğunu gösteriyordu. Anadolu'nun ortasında, üç bin yıldan daha önce, bilinen en eski Hint-Avrupa dillerinden biri konuşulmuştu. Bu dil, Hititlerin diliydi.
Ama «Hititler» kimdi? Bu bölüm, bu sorunun şaşırtıcı derecede karmaşık cevabını arıyor.
Bağlam — Kutsal Kitap'tan gelen bir ad
«Hitit» adı, Hititlerin kendilerine verdiği bir ad değildir. Bu ad, Kutsal Kitap'tan gelir. Kutsal Kitap'ta, İbrahim'e mezar yeri satan Efron ya da Kral Davut'un ordusundaki Uriya gibi kişiler «Hititli» olarak anılır. On dokuzuncu yüzyılda, Avrupalı bilginler, Mısır ve Asur yazıtlarında Suriye ve Anadolu'da güçlü bir krallık olarak geçen «Heta» ya da «Hatti» ülkesinin, Kutsal Kitap'taki Hititlerle aynı olduğunu düşündü.
Bu düşünceyi en çok savunan kişi, İngiliz Asurbilimci Archibald Henry Sayce'dı. Sayce, 1880'de verdiği bir konferansta, Suriye ve Anadolu'da bulunan, tuhaf hiyerogliflerle süslü kabartmaların ve anıtların, bu kayıp Hitit İmparatorluğu'na ait olduğunu ileri sürdü. Aynı yıllarda İskoç misyoner William Wright da, «Hititlerin İmparatorluğu» adlı bir kitap yayımladı. Hititler, böylece «unutulmuş bir imparatorluk» olarak modern dünyaya yeniden tanıtıldı.
Bu ilginin arkasında, yalnızca bilimsel merak değil, dinsel bir beklenti de vardı. Pek çok Viktorya dönemi bilgini, arkeolojik buluntuların Kutsal Kitap'ın tarihsel doğruluğunu kanıtlayacağını umuyordu. Hititlerin «bulunması», onlar için Kutsal Kitap'taki bir adın gerçek bir imparatorlukla eşleşmesi demekti. Bu beklenti, Hititlerin ilk yorumlanış biçimini derinden etkiledi.
Ama Sayce'ın ve Wright'ın bildikleri, büyük ölçüde başkalarının, Mısırlıların ve Asurluların kayıtlarından geliyordu. Hititlerin kendi yazdıkları henüz bulunmamıştı. Hititler hakkındaki en önemli kaynak, yirminci yüzyılın başında, Anadolu'nun ortasında gün ışığına çıkacaktı.
Gelişme — Boğazköy'deki arşiv
1834'te, Fransız gezgin Charles Texier, Çorum'un güneyindeki Boğazköy köyünün yakınında, devasa surlar, kapılar ve tapınak kalıntılarıyla çevrili bir antik şehir gördü. Texier, bu şehrin ne olduğunu bilmiyordu. Sonraki on yıllarda pek çok gezgin buraya geldi; ama şehrin kimliği bir sır olarak kaldı.
1906'da, Alman Asurbilimci Hugo Winckler ile Osmanlı Müzesi adına çalışan Theodor Makridi, Boğazköy'de kazıya başladı. Kısa sürede, binlerce kil tablet buldular. Kazı, Almanya ile Osmanlı İmparatorluğu arasındaki bir anlaşmayla yürütülüyordu; bulunan tabletlerin bir kısmı İstanbul'daki Osmanlı Müzesi'ne, bir kısmı ise inceleme için Berlin'e gönderildi. Tabletlerin bir kısmı, dönemin diplomasi dili olan Akadcayla yazılmıştı ve Winckler bunları okuyabiliyordu. Bu tabletlerden biri, Mısır bölümünde gördüğümüz, Hitit kralı Hattuşili ile II. Ramses arasındaki barış antlaşmasının Akadca nüshasıydı. Boğazköy'ün, Hitit krallığının başkenti Hattuşa olduğu anlaşılmıştı.
Ama tabletlerin büyük kısmı, bilinmeyen bir dilde yazılmıştı. Aynı dilde yazılmış iki mektup, aslında daha önce, Mısır'daki Amarna arşivinde bulunmuştu; Norveçli bir bilgin, 1902'de bu mektupların dilinin Hint-Avrupa dillerine benzediğini öne sürmüş, ama pek ciddiye alınmamıştı. Çivi yazısıyla yazıldığı için okunabiliyor, ama anlaşılamıyordu. Hrozný'nin 1915'teki çözümü, işte bu tabletlerin kapısını açtı.
Dönüş noktası — Hattiler, Nesililer ve Hattuşa
Tabletler okunmaya başlandığında, şaşırtıcı bir tablo ortaya çıktı. Hititler, kendilerine «Hitit» demiyordu. Kendi dillerine, önceki bölümde gördüğümüz Kaniş şehrinin yerel adından türeyen bir adla, «Neşa dili» diyorlardı.
Peki «Hatti» adı nereden geliyordu? Bu ad, Hititlerden önce, Orta Anadolu'da yaşayan başka bir halka, Hattilere aitti.
Hitit tabletlerinden biri, bu dönüşümün erken bir anını anlatır. Kuşşara şehrinin kralı Anitta, MÖ on sekizinci yüzyılda, Kaniş'i ele geçirdiğini ve Hattilerin şehri Hattuşa'yı yıktığını anlatır. Anitta, Hattuşa'nın yerine yabani ot ektiğini ve bu şehri yeniden kuracak kişiyi tanrıların cezalandırmasını dilediğini söyler. Ama yaklaşık bir yüzyıl sonra, bir başka kral, tam da bu şehri yeniden kurdu ve başkenti yaptı. Bu kral, kendine şehrin adından türetilen bir ad aldı: I. Hattuşili, yani «Hattuşalı».
Hattuşili'nin torunu I. Murşili, MÖ on altıncı yüzyılda, uzun bir seferle güneye indi ve Babil'i yağmaladı. Hitit krallığı, böylece Yakın Doğu'nun büyük güçleri arasına katıldı. Ama bu erken başarıları, saray içi kavgalar ve suikastler izledi. Sonraki bir kral, Telipinu, tahtın kime geçeceğini düzenleyen bir ferman yayımlayarak bu kargaşaya son vermeye çalıştı. Hitit krallığı, iniş ve çıkışlarla, yaklaşık MÖ 1180'lere kadar ayakta kaldı; o tarihlerde, Doğu Akdeniz'deki pek çok devletle birlikte çöktü ve Hattuşa terk edildi.
Yaygın yanlış«Hititler, Anadolu'ya dışarıdan gelip yerli halkı ortadan kaldıran tek ve saf bir halktı» diye düşünülür.
Oysa Hitit krallığı, Nesice konuşan bir yönetici çevrenin, Hattiler, Luviler, Hurriler ve başka halklarla birlikte yaşadığı birçok dilin ve kültürün iç içe geçtiği bir devletti. Hititler, Hattilerin ülke adını, tanrılarını ve törenlerini benimsemişti.
Cevap — bir halk mı, bir devlet mi?
Öyleyse Hititler kimdi? Bu sorunun en doğru cevabı belki şudur: «Hititler», bir devletin, Hattuşa'dan yönetilen ve Hatti ülkesi olarak bilinen bir krallığın adıdır. Bu krallığın yönetici sınıfı Nesice konuşuyordu; ama krallık, farklı dilleri konuşan, farklı tanrılara tapan pek çok topluluğu bir araya getiriyordu.
Kutsal Kitap'taki «Hititler» ise, büyük olasılıkla, Hattuşa'daki krallıktan çok, onun çöküşünden sonra Suriye'de kalan küçük krallıkların ya da Kenan'daki yerel toplulukların anısıydı. Yani modern dünyanın kullandığı «Hitit» adı, üç farklı tarihsel gerçekliği bir arada taşıyan bir etikettir: Hattuşa'daki Tunç Çağı krallığı, onun çöküşünden sonra Suriye'de yaşayan küçük krallıklar ve Kutsal Kitap'taki bir topluluk. Bilim insanları, karışıklığı azaltmak için bazen ikinci gruba «Geç Hitit» ya da «Suriye-Hitit» krallıkları adını veriyor.
Bugünle bağ — bir adın hikâyesi
Hititler, bugün Türkiye'de de sık sık anılan bir addır. Ama bu adın arkasındaki karmaşıklık çoğu zaman gözden kaçar. Örneğin, uzun yıllar Ankara'nın simgesi olarak kullanılan ve halk arasında «Hitit güneşi» diye bilinen motif, aslında Hititlerden yüzyıllarca önceye tarihlenen Alacahöyük'teki mezarlardan çıkmış bir eserden esinlenmiştir. Tarihsel adlar, zamanla kendi hayatlarını yaşar; tarihçinin görevi, bu adların arkasındaki gerçek insanları, dilleri ve toplumları aramaktır.
Birincil kaynak
İngiliz Asurbilimci A. H. Sayce, 1888'de yayımladığı kitabının önsözünde, Hititlerin «yeniden keşfini» şöyle anlatıyordu:
The discovery of the important place once occupied by the Hittites has been termed 'the romance of ancient history.' Nothing can be more interesting than the resurrection of a forgotten people, more especially when that people is so intimately connected with Old Testament story, and with the fortunes of the Chosen Race. […] It is marvellous to think that only ten years ago 'the romance' could not have been written, and that the part played by the Hittite nations in the history of the world was still unsuspected. […] It cannot be long before the inscriptions left to us by the Hittites, in their peculiar form of hieroglyphic writing, are also made to reveal their secrets.
Türkçesi: Hititlerin bir zamanlar tuttuğu önemli yerin keşfi, «eski tarihin romansı» olarak adlandırıldı. Unutulmuş bir halkın dirilişinden daha ilginç bir şey olamaz; özellikle de bu halk, Eski Ahit'in öyküsüyle ve Seçilmiş Irk'ın yazgısıyla bu kadar yakından bağlantılıysa. […] Yalnızca on yıl önce bu «romansın» yazılamayacağını ve Hitit halklarının dünya tarihinde oynadığı rolün henüz akla bile gelmediğini düşünmek şaşırtıcıdır. […] Hititlerin kendilerine özgü hiyeroglif yazılarıyla bize bıraktıkları yazıtların da sırlarını açığa vurması uzun sürmeyecektir.
Kaynak: A. H. Sayce, The Hittites: The Story of a Forgotten Empire (Londra: The Religious Tract Society, 1888), Önsöz. Türkçesi bizim.
- Sayce, Hititlerin keşfini neden bu kadar heyecan verici buluyor? Onun ilgisinin kaynağı neydi?
- Sayce, «on yıl önce» bu hikâyenin yazılamayacağını söylüyor. Bu, Hititler hakkındaki bilginin 1888'de ne kadar yeni ve ne kadar dolaylı olduğunu nasıl gösteriyor?
- Sayce, hiyerogliflerin kısa sürede çözüleceğini umuyordu. Sonradan ortaya çıkan gerçek, onun beklentisinden nasıl farklıydı?
Tarihçiler Tartışıyor
- Archibald Henry Sayce (1888) — Hititleri, Kutsal Kitap'taki Hititlerle özdeşleştirerek, Mısır ve Asur kaynaklarında geçen büyük bir imparatorluk olarak yeniden tanıttı; Hititlerin «yeniden keşfi»nin öncülerinden biri oldu.
- Bedřich Hrozný (1917) — Boğazköy tabletlerinin dilini çözerek, Hititçenin Hint-Avrupa ailesinden olduğunu gösterdi; Hititleri, başkalarının anlattığı bir halk olmaktan çıkarıp kendi sesleriyle konuşan bir topluluk hâline getirdi.
- Kurt Bittel (1970) — Hattuşa'daki uzun süreli kazıları yöneterek, Hitit başkentinin surlarını, sur sistemini, tapınak ve saray yapılarını gün ışığına çıkardı; Hititleri, metinlerin yanında arkeolojik kanıtlarla da anlamayı mümkün kıldı.
- Billie Jean Collins (2007) — Hititlerin Kutsal Kitap'taki Hititlerle ilişkisini yeniden ele alarak, iki grubun büyük olasılıkla farklı olduğunu ve modern «Hitit» kavramının farklı tarihsel topluluklar arasında kurulmuş bir köprü olduğunu vurguladı.
Bu tartışma, bir halkın tarihinin nasıl yazıldığına dair önemli bir ders veriyor. Sayce'ın döneminde, Hititler neredeyse tamamen başkalarının kayıtları ve Kutsal Kitap aracılığıyla biliniyordu; bu yüzden onların hikâyesi, büyük ölçüde başkalarının bakış açısından ve dinsel beklentilerle kuruldu. Hrozný'nin çözümü, Hititlerin kendi metinlerini okumayı mümkün kıldı ve tabloyu kökten değiştirdi. Bittel, metinlerin yanında taşın, toprağın ve mimarinin anlattıklarını ekledi. Collins ise, modern adın kendisini sorgulayarak, bir etiketin geçmişi nasıl biçimlendirebileceğini gösteriyor. Bu dört adım birlikte, bir halkın başkalarının anlatısından çıkıp kendi belgeleriyle konuşmaya başlamasının ne kadar uzun bir yol olduğunu gösteriyor.
Derine İn
Hitit dilinin çözülmesinden sonra, Boğazköy arşivindeki tabletler, Hitit tarihinin ana kaynağı oldu. Bu arşivde, farklı dillerde yazılmış metinler bir arada bulunur: Hititçe, Akadca, Sümerce, Hattice, Hurrice, Luvice ve Palaca. Bu çok dillilik, Hitit krallığının ne kadar farklı kültürleri bir araya getirdiğini gösteriyor. Hitit kâtipleri, eski Hatti törenlerini yürütmek için Hattice dualar kopyalıyor, Hurri tanrıları için Hurrice ilahiler yazıyor, dış dünyayla yazışırken ise Mezopotamya'nın ortak diline başvuruyordu.
Hititçenin çözülmesi, dilbilim için de bir dönüm noktası oldu. Hint-Avrupa dil ailesinin eski biçimi hakkındaki pek çok düşünce, Hititçenin keşfiyle yeniden değerlendirildi. Hattuşa'nın kâtiplik geleneği de dikkat çekicidir: kâtipler, Mezopotamya'dan gelen çivi yazısını öğrenmek için Sümerce ve Akadca sözlükler ve alıştırma metinleri kopyalıyordu. Hitit metinleri, dilbilimciler için olduğu kadar hukuk ve din tarihçileri için de bir hazine oldu: yasalar, antlaşmalar, dualar, kehanet kayıtları ve krallık yıllıkları, bir Tunç Çağı devletinin iç işleyişini ayrıntılı olarak gösterir. Özellikle, Hititçede korunan bazı sesler, dilbilimcilerin daha önce yalnızca kuramsal olarak varsaydığı seslerin gerçekten var olduğunu gösterdi.
Anadolu hiyeroglifinin çözülmesi ise, Sayce'ın umduğundan çok daha uzun sürdü. Çözüm, 1930'lardan itibaren farklı bilginlerin katkılarıyla adım adım ilerledi. Önemli bir ilerleme, 1940'larda Adana yakınlarındaki Karatepe'de bulunan ve aynı metni hem Fenike alfabesiyle hem de Anadolu hiyeroglifiyle taşıyan iki dilli yazıtlarla sağlandı. Karatepe kazılarını, Türk arkeolog Halet Çambel ile Alman asıllı bilgin Helmuth Theodor Bossert birlikte yürüttü; kazı, Çambel'in onlarca yıl süren koruma çalışmalarıyla bir açık hava müzesine dönüştü. Bu yazıtlar, Mısır bölümünde gördüğümüz Reşit Taşı gibi, bir yazıyı çözmek için bir anahtar işlevi gördü.
Hititlerin kökeni de uzun süredir tartışılıyor. Hint-Avrupa dillerinin Anadolu'ya nasıl ve ne zaman geldiği sorusuna farklı cevaplar veriliyor. Bazı araştırmacılar, bu dillerin kuzeyden, Balkanlar ya da Kafkasya üzerinden geldiğini düşünürken, başkaları farklı yollar ve zamanlar öneriyor. Bu tartışma, dilbilim, arkeoloji ve genetik araştırmalarının birlikte değerlendirilmesini gerektiren açık bir sorudur. Dil ile soy arasında doğrudan bir eşitlik kurulamayacağını da unutmamak gerekir: bir dili konuşmak, belirli bir soydan gelmek anlamına gelmez.
Son olarak, Hattuşa'nın kendisi de etkileyici bir yerdir. Şehir, sarp kayalıklara ve vadilere yayılmış, kilometrelerce uzunlukta surlarla çevrilmişti. Surların kapılarında aslanlar, sfenksler ve bir savaşçı tanrı kabartması yer alıyordu. Şehrin yakınındaki Yazılıkaya'da, kayalara oyulmuş bir açık hava tapınağında, Hitit tanrılarının uzun bir alayı resmedilmiştir. Hattuşa, 1986'da UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne alındı. Şehirdeki kazılar, Alman Arkeoloji Enstitüsü tarafından, kısa aralar dışında, yirminci yüzyılın başından beri sürdürülüyor. Her yıl yeni tabletler, mühür baskıları ve yapı kalıntıları bulunuyor; son yıllarda şehrin tahıl depoları, su yönetimi ve barajları üzerine yapılan çalışmalar, başkentin nasıl beslendiğini ve kuraklık dönemlerine nasıl hazırlandığını göstermeye başladı.
Uzman Notu
Temel literatür
- A. H. Sayce, The Hittites: The Story of a Forgotten Empire (Londra: The Religious Tract Society, 1888).
- Bedřich Hrozný, Die Sprache der Hethiter (Leipzig: Hinrichs, 1917).
- O. R. Gurney, The Hittites (Harmondsworth: Penguin, 1952).
- Kurt Bittel, Hattusha: The Capital of the Hittites (New York: Oxford University Press, 1970).
- Trevor Bryce, The Kingdom of the Hittites, yeni baskı (Oxford: Oxford University Press, 2005).
- Billie Jean Collins, The Hittites and Their World (Atlanta: Society of Biblical Literature, 2007).
Arşiv ve kaynak
Boğazköy'den çıkan tabletler bugün üç şehre dağılmış durumda: çoğu Türkiye'deki müzelerde, özellikle Ankara'da ve İstanbul'da; bir bölümü de Berlin'deki koleksiyonlarda. Mainz'daki Hitit metinleri projesi, tabletlerin kataloğunu ve görüntülerini çevrim içi olarak sunuyor. Sayce'ın 1888 tarihli kitabının taranmış kopyası, çevrim içi arşivlerde serbestçe incelenebiliyor.
Açık sorular
- Hint-Avrupa dilleri Anadolu'ya ne zaman ve hangi yoldan geldi?
- Kutsal Kitap'taki «Hititler» ile Hattuşa'daki krallık arasında nasıl bir tarihsel bağ vardı?
- Hattiler ile Hitit yönetici çevresi arasındaki ilişki, bir fetih mi, bir kaynaşma mı, yoksa ikisi birden mi idi?
Mini sınav
- (Hedef 1) «Hitit» adı nereden gelir? A) Hititlerin kendilerine verdiği addan B) Kutsal Kitap'taki adlandırmadan C) Hattuşa şehrinin Latince adından D) Mısır firavunlarının unvanından
- (Hedef 1) Hititler kendi dillerine ne diyordu? A) Hattice B) Luvice C) Neşa dili (Nesice) D) Akadca
- (Hedef 3) Hrozný'nin 1915'teki çözümünün önemi neydi? A) Hitit dilinin Sami diller ailesine ait olduğunu göstermesi B) Hitit dilinin Hint-Avrupa ailesinden olduğunu göstermesi C) Hitit hiyerogliflerini çözmesi D) Hattuşa'nın yerini bulması
- (Hedef 2) Hattiler kimdi? A) Hititlerden önce Orta Anadolu'da yaşayan, bilinen hiçbir dil ailesine bağlanamayan Hattice konuşan halk B) Asurlu tüccarlar C) Mısırlı askerler D) Hititlerin Babil'deki müttefikleri
- (Hedef 2) Hitit krallığının yapısını en iyi hangisi anlatır? A) Yalnızca tek bir halktan oluşan kapalı bir toplum B) Nesice konuşan bir yönetici çevrenin, farklı dilleri konuşan pek çok toplulukla birlikte yaşadığı çok dilli bir devlet C) Asur'a bağlı bir eyalet D) Mısır'ın bir sömürgesi
Açık uçlu soru
(Hedef 3) Hititlerin modern dünyada «yeniden keşfini», Sayce'ın 1888'deki önsözü, Boğazköy arşivinin bulunuşu ve Hrozný'nin çözümü üzerinden değerlendir. Her aşamada Hititler hakkındaki bilginin hangi kaynaklara dayandığını ve bunun Hititlerin nasıl görüldüğünü nasıl etkilediğini açıkla. Ardından «Hititler kimdi?» sorusuna, bir halk ve bir devlet ayrımını kullanarak gerekçeli bir cevap ver.
Cevaplar
- B — «Hitit» adı Kutsal Kitap'taki adlandırmadan gelir.
- C — Hititler kendi dillerine Neşa dili, yani Nesice diyordu.
- B — Hrozný, Hitit dilinin Hint-Avrupa ailesinden olduğunu gösterdi.
- A — Hattiler, Hititlerden önce Orta Anadolu'da yaşayan, Hattice konuşan halktı.
- B — Hitit krallığı, birçok dilin ve kültürün iç içe geçtiği bir devletti.
Güçlü bir cevap, Sayce'ın döneminde Hititlerin yalnızca Mısır ve Asur kayıtlarından ve Kutsal Kitap'tan tanındığını, bu yüzden dinsel beklentilerle anlatıldığını; Boğazköy arşivinin Hititlerin kendi metinlerini ortaya çıkardığını; Hrozný'nin çözümünün ise bu metinleri okunur kıldığını belirtir. «Hitit» adının bir devleti ve onun yönetici çevresini anlattığını, ama bu devletin Hattiler, Luviler ve Hurriler gibi pek çok topluluğu kapsadığını tartışır.
Sonraki bölüme köprü
Boğazköy arşivinde, antlaşmaların ve kral yıllıklarının yanında, iki büyük tablete yazılmış bir yasa derlemesi ve yüzlerce tören metni de vardı. Bu yasalarda cezaların zamanla değiştirildiği açıkça yazılıydı; tören metinlerinde ise, Hattilerden, Hurrilerden ve Luvilerden devralınmış kalabalık bir tanrılar topluluğu yaşıyordu. Sonraki bölüm, Hitit krallığının düzenini bu iki yönden soruyor: Hitit hukuku nasıl işliyordu ve «bin tanrılı» bir din neye benziyordu?