Öğrenme hedefleri
- Asurlu tüccarların Anadolu'da kurduğu ticaret ağını, Asur ile Kaniş arasındaki kervan yolunu ve taşınan malları açıklayabileceksin.
- Kültepe tabletlerinin, Anadolu'nun ilk yazılı belgeleri olarak aile şirketleri, kadınların rolü ve yerel toplum hakkında neler söylediğini değerlendirebileceksin.
- Bir tüccar mektubunu birincil kaynak olarak okuyup, eski bir çevirinin yanlış anlamalarını bugünkü bilgilerle karşılaştırabileceksin.
Okuma metni
Kanca — adresi bilinmeyen tabletler
On dokuzuncu yüzyılın sonlarında, Avrupa'nın müzelerine ve koleksiyonerlerine, Kayseri çarşısından gelen tuhaf kil tabletler ulaşmaya başladı. Tabletler, Mezopotamya'nın çivi yazısıyla yazılmıştı; ama yazı biraz farklıydı, dili de alışılmış Babil dilinden ayrılıyordu. Bilginler bunlara, geldikleri bölgeye bakarak «Kapadokya tabletleri» adını verdi. Ama tabletlerin tam olarak nereden çıktığı bilinmiyordu. Satıcılar, kaynaklarını gizliyordu.
1925'te, Hitit dilini çözmesiyle tanınan Çek dil bilgini Bedřich Hrozný, Kayseri'nin kuzeydoğusundaki Kültepe höyüğünde kazı yaptı. Höyüğün kendisinde beklediği tabletleri bulamadı. Ama köylülerden, tabletlerin aslında höyüğün dibindeki tarlalardan çıktığını öğrendi. Orada kazdığında, yüzlerce tablet buldu. Kapadokya tabletlerinin sırrı çözülmüştü: bunlar, Anadolu'nun ortasında yaşamış Asurlu tüccarların arşivleriydi.
Asıl büyük kazılar ise, 1948'de Türk arkeologlar Tahsin Özgüç ve Nimet Özgüç'ün yönetiminde başladı. Tahsin Özgüç aşağı şehirdeki tüccar evlerini, Nimet Özgüç ise özellikle mühürleri ve mühür baskılarını inceledi. Kazılar, yarım yüzyılı aşan bir süre boyunca her yıl sürdü; bugün de devam ediyor. Kültepe, böylece Türkiye'de en uzun süre kesintisiz kazılan yerlerden biri oldu.
Bugün Kültepe'den çıkan tabletlerin sayısı yirmi bini aşıyor. Bu tabletler, Anadolu'da yazılmış bilinen en eski belgelerdir. Bu bölüm, onların anlattığı dünyayı soruyor: Kuzey Mezopotamya'daki küçük bir şehir devletinin tüccarları, evlerinden bin kilometre uzakta, Anadolu'nun ortasında ne arıyordu ve bu arşivler bize ne anlatıyor?
Bağlam — Asur'dan Kaniş'e
Asur, Dicle nehrinin kıyısında, bugünkü Irak'ın kuzeyinde küçük bir şehir devletiydi. MÖ ikinci binyılın başlarında, bu şehrin tüccarları, Mezopotamya ile Anadolu arasında geniş bir ticaret ağı kurdu. Ağın merkezi, bugünkü Kültepe'deki eski Kaniş şehriydi.
Kaniş, Anadolu'nun yerel krallıklarından birinin başkentiydi. Şehrin tepesinde, yerel kralın sarayı ve tapınakları yükseliyordu. Höyüğün üzerinde bulunan büyük bir sarayın kalıntıları, bu yerel krallığın zenginliğini ve gücünü gösterir. Kaniş, Asurlular gelmeden önce de önemli bir şehirdi; Asurlular, zaten var olan bir yerel ticaret ve siyaset ağına katıldılar. Tepenin eteğindeki aşağı şehirde ise, Asurlu tüccarların evleri, depoları ve büroları vardı.
Kaniş karumunun yanında, Anadolu'nun başka şehirlerinde daha küçük ticaret istasyonları da vardı. Bu ağ, Asur'daki şehir yönetimine bağlıydı; ama Anadolu'nun yerel krallarıyla yapılan anlaşmalarla işliyordu. Asurlu tüccarlar, yerel krallara vergi ödüyor, karşılığında onların topraklarında güvenle ticaret yapma hakkı alıyordu. Bu anlaşmaların bazıları tabletlerde korunmuştur: yerel kral, Asurlu tüccarların güvenliğini sağlamayı, yolları korumayı ve öldürülen bir tüccarın kan bedelini ödetmeyi taahhüt ederken, tüccarlar da belirli vergileri ödemeyi ve kralın öncelikli satın alma hakkını tanımayı kabul ediyordu.
Gelişme — eşekler, kalay ve kumaş
Asur ile Kaniş arasındaki yol, bin kilometreyi aşıyordu. Mallar, eşek kervanlarıyla taşınıyordu. Bir kervanın bu yolu yaklaşık altı haftada aldığı hesaplanıyor. Yol, Kuzey Suriye'nin ovalarından geçip Fırat'ı aşıyor, sonra Toros Dağları'nın geçitlerinden Anadolu platosuna tırmanıyordu. Kervanlar, kışın karlı geçitlerden kaçınmak için genellikle yılın belirli mevsimlerinde yola çıkıyordu; eşekler de, yükleriyle birlikte Anadolu'da satılıyordu.
Kervanlar, Asur'dan Anadolu'ya iki ana mal taşıyordu: kalay ve kumaş.
Kumaşların bir kısmı, Babil'den geliyordu; bir kısmı ise, Asur'daki evlerde, tüccarların eşleri ve kızları tarafından dokunuyordu. Anadolu'da, bu mallar gümüş ve altına çevriliyor; gümüş, yeniden Asur'a gönderiliyordu. Asur'da bu gümüşle yeni kalay ve kumaş alınıyor ve döngü yeniden başlıyordu.
Bu ticaretin ölçeği etkileyicidir. Tabletlerdeki kayıtlara dayanarak yapılan hesaplar, birkaç on yıl içinde onlarca ton kalayın ve on binlerce kumaş topunun Anadolu'ya taşındığını düşündürüyor. Ticaret, Asur'un en önemli gelir kaynağıydı ve Anadolu'nun tunç üretimi için vazgeçilmezdi.
Yaygın yanlış«Asurlular Anadolu'yu fethederek sömürge kurmuştu» diye düşünülür.
Oysa «koloni» sözcüğüne rağmen, Asurlu tüccarlar Anadolu'da askerî bir güç değil, yerel krallara vergi ödeyen, onların izniyle ve onlarla yapılan anlaşmalarla yaşayan bir tüccar topluluğuydu. Anadolu şehirlerini yönetenler, yerel krallardı.
Dönüş noktası — kil zarflardaki hayat
Kültepe tabletleri, yalnızca ticaret kayıtları değildir. Tabletlerin büyük kısmı, mektuplardır: Asur'daki aile üyeleri ile Kaniş'teki tüccarlar arasında gidip gelen yazışmalar. Bu mektuplar, çoğu zaman, kilden yapılmış bir zarfın içine konuyor ve zarfın üzerine gönderenin mührü basılıyordu.
Tabletlerde, ticaretin aile şirketleri tarafından yürütüldüğü görülür. Bir tüccar ailesinin babası ya da büyükleri Asur'da kalır, oğulları ve akrabaları Anadolu'da çalışırdı. Bu ailelerden en iyi tanınanlardan biri, Puşuken adlı bir tüccarın ailesidir. Onun arşivinde, Asur'da yaşayan karısı Lamassi'nin mektupları da vardır.
Lamassi'nin mektupları, Asurlu kadınların bu ticarette oynadığı önemli rolü gösterir. Kadınlar, Asur'da kumaş dokuyor, satışa hazırlıyor, kocalarının ve kardeşlerinin iş ortakları gibi hesap soruyor ve kendi paralarını yatırıyordu. Bazı mektuplarda, kadınlar, kumaşlarının karşılığını zamanında almadıklarından yakınır; bazılarında ise, evin geçimi ve çocukların durumu hakkında haber verir.
Tüccarlar, uzun süre Anadolu'da kaldıkları için, bazıları yerel kadınlarla evlendi. Tabletlerde, bu evliliklere ait sözleşmeler, boşanma belgeleri ve miras anlaşmaları vardır. Böylece Kaniş'te, Asurlu ile Anadolulunun iç içe yaşadığı karma bir toplum oluştu. Bazı sözleşmelerde, bir Asurlu tüccarın hem Asur'da bir eşi hem de Anadolu'da ikinci bir eşi olabileceği, ama iki eşin aynı şehirde yaşamayacağı gibi kurallar yer alır. Evliliklerden doğan çocuklar, iki dili ve iki kültürü birlikte taşıyan yeni bir kuşak oluşturdu. Tüccar evlerinin kazısında, Asur tarzı tabletlerin yanında Anadolu tarzı çömlekler, ocaklar ve eşyalar bulunur; evlerin mimarisi de büyük ölçüde yereldi.
Cevap — Anadolu'nun ilk yazılı tarihi
Öyleyse Asurlu tüccarlar Anadolu'da ne arıyordu? Kâr. Anadolu'nun gümüşü ve altını, Asur'un kalay ve kumaşıyla değiştirildiğinde, iki tarafa da kazanç getiren bir ticaret doğuyordu. Ama bu tüccarların bıraktığı arşivler, ticaretin çok ötesinde bir değer taşıyor; çünkü onlar, kendi işlerini kaydederken, çevrelerindeki dünyayı da kaydettiler.
Kültepe tabletleri, Anadolu'nun yazılı tarihinin başlangıcıdır. Bu tabletlerde, yerel kralların, şehirlerin ve insanların adları geçer. Bu adların bir kısmı, Hint-Avrupa dil ailesine ait bir dilin, sonradan Hititlerin konuşacağı dilin en eski izlerini taşır. Kaniş'in yerel adı Neşa'ydı; Hititler de sonradan kendi dillerine, bu şehrin adından türetilen bir adla, «Neşa dili» diyeceklerdi. Asurlu tüccarların, kendi ticaret belgelerinde geçen yerel adları dikkatle yazması, farkında olmadan, bir dilin ilk yazılı izlerini korumuştu. Tüccarlar yazıyı Anadolu'ya getirdi; ama Anadolulular bu yazıyı uzun süre kendi dillerini yazmak için kullanmadı.
Bugünle bağ — bir ticaret ağının arşivi
Kültepe tabletleri, dört bin yıl önceki bir ticaret ağının günlük işleyişini, bugünün iş dünyasına şaşırtıcı derecede benzeyen ayrıntılarla anlatır: yatırımcılar, ortaklıklar, borçlar, faizler, vergiler, sözleşmeler ve mahkemeler. Ama bu benzerlik, geçmişi bugünün kavramlarıyla okumamız için bir davet değil, bir uyarıdır. Asurlu tüccarların dünyası, aile bağlarının, tanrılara verilen yeminlerin ve yerel kralların iznine dayanan bir dünyaydı. Geçmişte kendi dünyamızı ararken, onu farklı kılan şeyleri gözden kaçırmamak gerekir.
Birincil kaynak
Kültepe'den çıkan bir mektupta, Huzarum adlı bir tüccar, Kaniş'teki ortaklarına bir mal gönderisi hakkında talimat verir. Mektubu, Amerikalı Asurbilimci Ferris J. Stephens 1926'da İngilizceye çevirdi:
To Bushukin and Ena-Ashur speak: thus (says) Huzarum: the lead and the cloth of the invoice of Al-tabu which is a bill of the merchandise, Gimil-Kubum is bearing to you. My father art thou; as soon as the lead and the cloth are free from imposts, there do thou and Ena-Ashur […] and at once send me the silver; even by Gimil-Kubum send it down to me. If you sell the lead and the cloth, the silver seal and send to me. If the price there […] to Burushatim let my merchandise go and one mina of silver let him bring up to me.
Türkçesi: Puşuken'e ve Ena-Aşur'a söyle: Huzarum şöyle diyor: Al-tabu'nun mal listesinde yazılı kurşunu ve kumaşı Gimil-Kubum size getiriyor. Sen benim babamsın; kurşun ve kumaş vergilerden kurtulur kurtulmaz, sen ve Ena-Aşur orada […] ve gümüşü hemen bana gönderin; Gimil-Kubum ile bile bana gönderin. Kurşunu ve kumaşı satarsanız, gümüşü mühürleyip bana gönderin. Eğer oradaki fiyat […], malım Puruşhattum'a gitsin ve bir mina gümüşü bana getirsin.
Kaynak: Ferris J. Stephens, «Studies of the Cuneiform Tablets from Cappadocia», The Culver-Stockton Quarterly 2 (1926), s. 36–37. Stephens'ın «Bushukin» diye okuduğu ad bugün Puşuken, «Burushatim» ise Puruşhattum olarak okunur. Türkçesi bizim.
- Mektup, bir mal gönderisinin hangi aşamalarını anlatıyor? Gümüş, mal ve kişiler nasıl yer değiştiriyor?
- «Vergilerden kurtulur kurtulmaz» ifadesi, Asurlu tüccarlar ile Anadolu'daki yerel yönetimler arasındaki ilişki hakkında ne söylüyor?
- Stephens, taşınan metali «kurşun» diye çevirmiş; bugün bu sözcüğün aslında «kalay» anlamına geldiği biliniyor. Bu çeviri farkı, eski bir çeviriyi kullanırken nelere dikkat etmemiz gerektiğini nasıl gösteriyor?
Tarihçiler Tartışıyor
- Klaas Veenhof (1972) — Eski Asur ticaretinin terimlerini ve işleyişini ayrıntılı olarak inceledi; malların, fiyatların, vergilerin ve taşıma masraflarının kaydını çıkararak, bu ticaretin şaşırtıcı derecede örgütlü ve hesaplı olduğunu gösterdi.
- Mogens Trolle Larsen (1976) — Asur şehir devletinin yönetimi ile Anadolu'daki ticaret toplulukları arasındaki ilişkiyi inceledi; ticaretin, devletin değil, özel tüccar ailelerinin girişimi olduğunu, ama şehir kurumlarının bu girişimi koruduğunu savundu.
- Tahsin Özgüç (2003) — Kültepe'deki yarım asrı aşan kazıların sonuçlarını özetleyerek, Kaniş'i yalnızca bir Asur ticaret istasyonu olarak değil, kendi sarayı, tapınakları ve sanatı olan önemli bir Anadolu başkenti olarak ele aldı.
- Cécile Michel (2020) — Asur ve Kaniş'teki kadınların mektuplarını ve belgelerini inceleyerek, kadınların bu ticaret ağında üretici, yatırımcı ve aile işletmesinin yöneticisi olarak oynadığı rolü ortaya koydu.
Bu tartışma, aynı arşive farklı sorularla bakılabileceğini gösteriyor. Veenhof ve Larsen, ticaretin ekonomik ve kurumsal yapısını inceler; onlar için tabletler, bir ticaret sisteminin işleyişini gösteren belgelerdir. Özgüç, dikkati tüccarların ticaret yaptığı Anadolu şehrinin kendisine çevirir ve Kaniş'in yalnızca Asurluların değil, Anadoluluların da şehri olduğunu hatırlatır. Michel ise, uzun süre görünmez kalan kadınları öne çıkarır. Tabletlerin çokluğu, tek bir araştırmacının hepsini okumasını imkânsız kılıyor; bu yüzden her yaklaşım, arşivin farklı bir parçasını aydınlatıyor. Bugünkü araştırmalar, bu yaklaşımları birleştirerek, ticaretin aile, cinsiyet ve yerel toplumla nasıl iç içe geçtiğini anlamaya çalışıyor.
Derine İn
Eski Asur tüccarları, karmaşık bir yatırım ve ortaklık sistemi geliştirmişti. Bir tüccar, uzun süreli bir ticaret girişimi için, birden fazla yatırımcıdan altın toplayarak bir sermaye oluşturabiliyordu.
Bu sözleşmelerde, sermayenin miktarı, sürenin uzunluğu ve kârın nasıl paylaşılacağı belirtilirdi. Tüccar, kararlaştırılan sürenin sonunda sermayeyi ve kârın bir kısmını yatırımcılara geri ödemek zorundaydı. Borçlar ve faizler de dikkatle kaydedilirdi; bazı borçlar için yıllık faiz oranları oldukça yüksekti.
Tüccarların kendi aralarındaki güveni koruyan başka araçlar da vardı: her ödeme için tanıklı bir belge hazırlanıyor, belgelerin kopyaları hem Asur'da hem Kaniş'te saklanıyordu. Anlaşmazlıklar, Kaniş'teki tüccar topluluğunun meclisinde ya da Asur'daki şehir mahkemesinde çözülüyordu. Tabletlerde, tanıkların ifadeleri, yeminler ve mahkeme kararları yer alır. Bazı davalarda, tanrı Asur'un sembolü önünde yemin edilirdi.
Tüccarlar, yerel kralların sert kurallarıyla da karşı karşıyaydı. Yerel krallar, gelen kalayın ve kumaşın belirli bir kısmını vergi olarak alıyor, bazı değerli malları da öncelikli olarak satın alma hakkına sahipti. Tüccarların hesap tutma alışkanlıkları da dikkat çekicidir. Mektuplarda, malların fiyatları, taşıma masrafları, yol boyunca ödenen geçiş ücretleri ve kervancılara verilen ücretler ayrıntılı olarak hesaplanır. Bir tüccar, bir gönderiden ne kadar kâr ettiğini, masrafları çıkardıktan sonra kuruşu kuruşuna bilmek isterdi. Bu titizlik, tabletlerin tarihçiler için bu kadar değerli olmasının nedenlerinden biridir: fiyatları, ücretleri ve maliyetleri gösteren binlerce sayı, eski bir ekonominin nasıl işlediğini neredeyse bir muhasebe defteri gibi okumamızı sağlar.
Kaçakçılık da vardı: bazı mektuplarda, vergiden kaçmak için malların gizli yollardan taşınmasından söz edilir; ama kaçakçıların yakalanması durumunda ağır cezalar verildiği de görülür.
Kültepe'nin aşağı şehri, yaklaşık MÖ 1835 dolaylarında bir yangınla tahrip oldu. Bu yangın, tüccarların arşivlerini evlerin içinde gömdü ve bir anlamda onları korudu. Şehir yeniden kuruldu ve ticaret bir süre daha sürdü; ama sonraki katta bulunan tabletler çok daha azdır. Yaklaşık MÖ 1700 civarında, Asur ticaret ağı sona erdi. Bunun nedenleri, Mezopotamya'daki siyasi değişimler, Anadolu'daki krallıklar arasındaki savaşlar ve yeni güçlerin yükselişi olabilir.
Kültepe'de bulunan mühür baskıları da ayrı bir arşiv oluşturur. Tüccarlar ve yerel yöneticiler, belgeleri silindir ve damga mühürlerle mühürlüyordu. Bu mühürlerin üzerindeki sahneler, Mezopotamya, Suriye ve Anadolu sanat geleneklerinin bir arada kullanıldığını gösterir. Nimet Özgüç'ün çalışmaları, mühürlerin yalnızca birer imza değil, aynı zamanda bu karma kültürün görsel belgeleri olduğunu ortaya koydu.
Tabletlerin önemli bir kısmı, bugün Türkiye'nin başkentindeki büyük arkeoloji müzesinde saklanıyor. Tabletlerin okunması ve yayımlanması, dünyanın dört bir yanından araştırmacıların katıldığı uzun soluklu bir çalışmadır; binlerce tablet hâlâ yayımlanmayı bekliyor.
Uzman Notu
Temel literatür
- Ferris J. Stephens, «Studies of the Cuneiform Tablets from Cappadocia», The Culver-Stockton Quarterly 2 (1926).
- Klaas R. Veenhof, Aspects of Old Assyrian Trade and Its Terminology (Leiden: Brill, 1972).
- Mogens Trolle Larsen, The Old Assyrian City-State and Its Colonies (Kopenhag: Akademisk Forlag, 1976).
- Tahsin Özgüç, Kültepe-Kaniš/Neša: The Earliest International Trade Center and the Oldest Capital City of the Hittites (Tokyo: Middle Eastern Culture Center in Japan, 2003).
- Mogens Trolle Larsen, Ancient Kanesh: A Merchant Colony in Bronze Age Anatolia (Cambridge: Cambridge University Press, 2015).
- Cécile Michel, Women of Assur and Kanesh: Texts from the Archives of Assyrian Merchants (Atlanta: SBL Press, 2020).
Arşiv ve kaynak
Kültepe tabletlerinin büyük kısmı Ankara'daki Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde, kazılardan önce yurt dışına çıkarılan bir kısmı ise Londra, Paris, Berlin ve New Haven'daki koleksiyonlarda bulunuyor. Stephens'ın 1926 tarihli çalışmasının taranmış kopyası, çevrim içi dijital kütüphanelerde ücretsiz erişime açık.
Açık sorular
- Asurlu tüccarların Anadolu'ya getirdiği kalay tam olarak nereden geliyordu?
- Asur ticaret ağının sona ermesinin başlıca nedeni neydi?
- Kaniş'teki yerel halk, Asurlu tüccarların varlığından ne ölçüde yararlandı?
Mini sınav
- (Hedef 1) Asurlu tüccarların Anadolu'daki ticaret ağının merkezi hangi şehirdi? A) Hattuşa B) Kaniş C) Sardes D) Troya
- (Hedef 1) Asurlu tüccarlar Anadolu'ya başlıca hangi malları getiriyordu? A) Gümüş ve altın B) Tahıl ve zeytinyağı C) Kalay ve kumaş D) Kereste ve taş
- (Hedef 2) Eski Asur mektuplarının kil zarflara konmasının amacı neydi? A) Tabletleri süslemek B) Belgenin içeriğinin değiştirilmesini önlemek ve göndereni mühürle belirtmek C) Tabletleri ısıya karşı korumak D) Tabletleri daha ağır yapmak
- (Hedef 2) Lamassi'nin mektupları neyi gösterir? A) Asurlu kadınların ticarette kumaş üretimi, yatırım ve hesap sorma yoluyla önemli bir rol oynadığını B) Kadınların ticaretle hiç ilgilenmediğini C) Lamassi'nin bir kraliçe olduğunu D) Mektupların hepsinin sahte olduğunu
- (Hedef 3) Stephens'ın 1926 çevirisinde «kurşun» diye çevrilen metalin bugünkü yorumu nedir? A) Bakır B) Demir C) Gümüş D) Kalay
Açık uçlu soru
(Hedef 2) Kültepe tabletlerini, bir ticaret sisteminin kayıtları, bir aile arşivi ve Anadolu'nun ilk yazılı belgeleri olarak üç farklı açıdan değerlendir. Her açıdan tabletlerin hangi bilgileri sunduğunu örneklerle göster. Ardından, «koloni» sözcüğünün bu tüccar toplulukları için neden yanıltıcı olabileceğini gerekçeleriyle tartış.
Cevaplar
- B — Ağın merkezi, bugünkü Kültepe'deki Kaniş'ti.
- C — Asurlu tüccarlar Anadolu'ya başlıca kalay ve kumaş getiriyordu.
- B — Zarf, belgenin değiştirilmesini önlüyor ve gönderenin mührünü taşıyordu.
- A — Lamassi'nin mektupları, kadınların ticaretteki önemli rolünü gösterir.
- D — Bugün bu metalin kalay olduğu biliniyor.
Güçlü bir cevap, tabletlerin mal listeleri, fiyatlar, vergiler ve ortaklık sözleşmeleriyle bir ticaret sisteminin işleyişini; aile mektuplarıyla tüccarların ve kadınların gündelik kaygılarını; yerel kralların ve şehirlerin adlarıyla da Anadolu'nun ilk yazılı tarihini gösterdiğini belirtir. «Koloni» sözcüğünün askerî bir fethi çağrıştırdığını, oysa Asurluların yerel krallara vergi ödeyen ve onların izniyle yaşayan bir tüccar topluluğu olduğunu tartışır.
Sonraki bölüme köprü
Asurlu tüccarların tabletlerinde, Kaniş'in yerel halkının adları ve dili, farkında olunmadan kayda geçmişti. Bu dili konuşanlar, sonraki yüzyıllarda Kızılırmak kıvrımının içinde güçlü bir krallık kuracak, Hattilerin ülkesinin adını devralacak ve binlerce tabletlik bir arşiv bırakacaktı. Ama modern dünya onları, kendi koydukları adla değil, Kutsal Kitap'tan gelen bir adla tanıdı. Sonraki bölüm onları soruyor: Hititler kimdi?