Öğrenme hedefleri
- Anadolu'nun coğrafyasını, dağları, platosu, nehirleri, kıyıları ve boğazlarıyla tanımlayıp bu coğrafyanın insan yerleşimini nasıl biçimlendirdiğini açıklayabileceksin.
- Anadolu'nun doğal kaynaklarının, özellikle obsidiyen ve madenlerin, uzak bölgelerle ilişkileri nasıl başlattığını kanıtlarıyla değerlendirebileceksin.
- «Uygarlıklar köprüsü» benzetmesinin neyi açıkladığını ve neyi gizlediğini tartışabileceksin.
Okuma metni
Kanca — beş günlük bir boyun
Halikarnassoslu, yani bugünkü Bodrumlu tarihçi Herodotos, Lidya kralı Kroisos'un doğuya yürüyüşünü anlatırken, okurlarına bir coğrafya bilgisi verdi. Ona göre, Kızılırmak'ın, yani Yunanların Halys dediği nehrin batısında kalan topraklar, Kıbrıs'ın karşısındaki denizden Karadeniz'e uzanan bir çizgiyle Asya'nın geri kalanından ayrılıyordu. Herodotos, bu dar kara parçasına «bütün yarımadanın boynu» diyordu ve yükü olmayan bir yolcunun onu beş günde geçebileceğini yazıyordu.
Herodotos yanılıyordu. Akdeniz kıyısından Karadeniz'e, Anadolu'nun en dar yerinden bile, beş yüz kilometreyi aşan bir yol vardır; üstelik bu yol, Toros Dağları'nı ve iç Anadolu'nun yüksek platosunu aşar. Hiçbir yaya, bunu beş günde yapamazdı. Ama Herodotos'un yanlışı da bir şey anlatıyor: Ege kıyısından bakan bir Yunanlı için, Anadolu'nun içi uzak, bilinmeyen ve doğuya açılan bir ülkeydi. Nitekim «Anadolu» adı da, Yunanca «güneşin doğduğu yer, doğu» anlamına gelen bir kelimeden türemiştir.
Bugün Anadolu için sık sık «uygarlıklar köprüsü» denir. Bu bölüm, bu benzetmenin arkasındaki soruyu soruyor: Anadolu'yu bir köprü yapan neydi ve bu benzetme onun tarihini ne kadar iyi anlatıyor?
Bağlam — dağlarla çevrili bir yayla
Anadolu'nun ortasında, yüksek bir yayla uzanır. Bu yayla, kuzeyde Karadeniz kıyısına paralel uzanan dağ sıralarıyla, güneyde ise Toroslarla çevrilidir. Dağlar, kıyıyı iç bölgelerden ayırır; kıyıdan yaylaya çıkmak için, dağların arasındaki dar geçitleri ve nehir vadilerini kullanmak gerekir.
Bu coğrafya, birbirinden çok farklı yaşam alanları yarattı. Ege ve Akdeniz kıyılarında, ılık kışları ve bereketli ovalarıyla zeytin ve üzüm yetişir; kıyılar denize açıktır. İç Anadolu'da, geniş bozkırlar tahıl tarımına ve hayvancılığa elverişlidir. Doğu Anadolu'nun yüksek dağları ise, Fırat ve Dicle gibi büyük nehirlerin kaynaklarını barındırır; bu nehirler, güneye, Mezopotamya'ya doğru akar.
Anadolu'nun en uzun nehri Kızılırmak, platonun ortasında büyük bir yay çizerek Karadeniz'e dökülür. Batı Anadolu'nun nehirleri ise, Ege'ye doğru, verimli vadilerin içinden kıvrılarak akar. Bu nehirlerden biri, Büyük Menderes, öylesine kıvrımlıydı ki, Yunanca adı, kıvrımlı yol anlamında bugün pek çok dile geçmiştir.
Bu parçalı coğrafya, tarihin önemli bir kalıbını açıklar: Anadolu'da, çoğu zaman, bütün yarımadayı tek başına yöneten büyük devletlerden çok, dağların ve ovaların ayırdığı çok sayıda küçük krallık ve şehir yan yana yaşadı. Yarımadayı birleştirmeyi başaranlar, Hititler, Persler, Romalılar, dağları aşan yollar kurmak ve korumak zorundaydı. Toroslardaki Gülek Boğazı gibi dar geçitler, Kilikya ovasını iç Anadolu'ya bağlayan ve ordulardan tüccarlara kadar herkesin geçmek zorunda olduğu doğal kapılardı. Bu kapıları elinde tutan, yarımadanın içine giden yolları da denetliyordu.
Gelişme — taşlar ve madenler
Anadolu'yu uzak bölgelere bağlayan ilk bağlardan biri, ne bir yol ne de bir ordu, bir taştı.
Anadolu'nun volkanik bölgeleri, bu taşın en önemli kaynaklarından biriydi. Kapadokya'daki Göllüdağ gibi yanardağ bölgeleri, zengin obsidiyen yatakları barındırıyordu. Bu obsidiyen, binlerce yıl önce, yüzlerce kilometre uzaklara, Suriye ve Filistin kıyılarına kadar ulaştı. Bunu bilmemizin nedeni, arkeologların bir obsidiyen parçasının hangi yanardağdan geldiğini, içindeki eser elementlere bakarak belirleyebilmesidir.
Madenler, bu bağları daha da güçlendirdi. Anadolu'nun dağları bakır, gümüş, kurşun ve altın bakımından zengindi. Güneydoğudaki Ergani yakınlarında, çok erken dönemlerden beri işlenen bakır yatakları vardı. Toroslardaki gümüş yatakları, Tunç Çağı'nda Mezopotamya'nın gümüşe olan açlığını besledi. Maden bölümünde gördüğümüz gibi, tunç yapmak için gereken kalay ise Anadolu'da az bulunuyordu; bu da, Anadolu'yu kalay getiren uzak ticaret yollarına bağladı.
Yaygın yanlış«Anadolu, uygarlıkların yalnızca içinden geçtiği bir yoldu; asıl yenilikler başka yerlerde doğdu» diye düşünülür.
Oysa Göbeklitepe'nin anıtsal yapıları, Çatalhöyük'ün kalabalık yerleşimi, erken madencilik ve dünyanın ilk sikkeleri Anadolu'da ortaya çıktı. Anadolu, yeniliklerin yalnızca geçtiği değil, doğduğu bir yerdi de.
Dönüş noktası — yollar, boğazlar ve göçler
Anadolu'nun köprü olarak görülmesinin en önemli nedeni, konumudur. Yarımada, Balkanlar ile Mezopotamya, Karadeniz ile Akdeniz arasında uzanır. Kuzeybatıda, iki dar boğaz, Anadolu'yu Avrupa'dan ayırır ama aynı zamanda ona bağlar.
Çanakkale Boğazı'nın girişindeki Troya, binlerce yıl boyunca bu kavşağı denetleyen bir yerleşim oldu. Troya'nın üst üste binen tabakaları, Tunç Çağı'nın başından Roma dönemine kadar, aralıklarla da olsa, üç bin yılı aşan bir yerleşim dizisini gösterir. Her yeni yerleşim, bir öncekinin yıkıntıları üzerine kurulmuş; böylece yüksek bir höyük oluşmuştu.
Troya'nın konumu, onu zenginleştirdiği kadar tehlikeye de açık bırakıyordu: boğazı denetleyen, hem ticaretten pay alıyor hem de onu ele geçirmek isteyenlerin hedefi oluyordu. Katmanların bazılarında görülen yangın ve yıkım izleri, bu kavşakta yaşamanın bedelini hatırlatır.
Tarım da, Anadolu üzerinden Avrupa'ya yayıldı. DNA bölümünde gördüğümüz gibi, Avrupa'nın ilk çiftçilerinin önemli bir kısmının atalarının, Anadolu ve Ege'deki Neolitik topluluklardan geldiği anlaşılıyor. Sonraki binyıllarda da, Anadolu'nun içinden sayısız yol geçti: Mezopotamyalı tüccarların kervanları, Hitit ordularının yürüyüşleri, Pers kralının Sardes'ten Susa'ya uzanan yolu ve Büyük İskender'in doğu seferi.
Ama bu yollar yalnızca geçişlere değil, yerleşmelere de yol açtı. Anadolu'ya gelen topluluklar, burada kaldı, karıştı, yerel halklarla birlikte yeni kültürler oluşturdu. Hititler, Frigler, Lidyalılar, Urartular ve daha pek çoğu, hem dışarıdan gelen etkileri hem de Anadolu'nun kendi geleneklerini taşıyordu. Bu kursun sonraki bölümleri, bu toplulukları ve onların Anadolu'ya bıraktığı mirası tek tek ele alacak.
Cevap — köprü mü, merkez mi?
Öyleyse Anadolu neden bir uygarlıklar köprüsü? Çünkü coğrafyası, onu Avrupa ile Asya, Karadeniz ile Akdeniz, bozkır ile Mezopotamya arasında bir geçiş alanı yaptı; zengin kaynakları, uzak bölgelerin insanlarını buraya çekti; boğazları ve dağ geçitleri, ticaretin ve orduların yollarını belirledi.
Ama köprü benzetmesinin bir sınırı var. Bir köprü, üzerinden geçilen bir yapıdır; kendisi bir yer değildir. Anadolu ise, yalnızca geçilen bir yer değil, aynı zamanda binlerce yıl boyunca insanların yaşadığı, yenilikler yarattığı ve kendi kültürlerini geliştirdiği bir merkezdi. Belki de Anadolu'yu anlatmak için, «köprü» yerine «kavşak» ya da «buluşma yeri» demek daha doğrudur: hem yolların kesiştiği, hem de insanların durup yerleştiği bir yer.
Bugünle bağ — bir benzetmenin gücü
«Köprü» benzetmesi, bugün de siyasette, ekonomide ve turizmde sık kullanılıyor: enerji hatları, ticaret yolları ve ulaşım ağları için Anadolu'nun konumu vurgulanıyor. Bu benzetme, bir ülkenin kendini dünyaya nasıl anlattığının bir parçasıdır. Benzetmeler, karmaşık bir tarihi akılda kalır bir imgeye dönüştürdükleri için güçlüdür; ama aynı nedenle, o tarihin bazı yüzlerini görünmez de kılabilirler. Tarihçinin görevi ise, bir benzetmenin neyi aydınlattığını ve neyi gölgede bıraktığını sormaktır. Bir yerin tarihi, yalnızca onun başka yerlere nasıl bağlandığıyla değil, orada yaşayan insanların ne yarattığıyla da anlatılmalıdır.
Birincil kaynak
Herodotos, Lidya kralı Kroisos'un Kapadokya'ya yürüyüşünü anlatırken, Kızılırmak'ı ve Anadolu'nun «boynunu» şöyle tarif eder:
For the boundary between the Median empire and the Lydian was the river Halys; and this flows from the mountain-land of Armenia through the Kilikians, and afterwards, as it flows, it has the Matienians on the right hand and the Phrygians on the other side; then passing by these and flowing up towards the North Wind, it bounds on the one side the Cappadokian Syrians and on the left hand the Paphlagonians. Thus the river Halys cuts off from the rest almost all the lower parts of Asia by a line extending from the sea that is opposite Cyprus to the Euxine. And this tract is the neck of the whole peninsula, the distance of the journey being such that five days are spent on the way by a man without encumbrance.
Türkçesi: Çünkü Med İmparatorluğu ile Lidya arasındaki sınır Halys nehriydi. Bu nehir, Armenia'nın dağlık ülkesinden çıkıp Kilikyalıların arasından akar; sonra akarken sağında Matienler, öbür yanında Frigler kalır; bunları geçip Kuzey Rüzgârı'na doğru yükselerek bir yanda Kapadokyalı Suriyelileri, sol yanda Paflagonyalıları sınırlar. Böylece Halys nehri, Kıbrıs'ın karşısındaki denizden Karadeniz'e uzanan bir çizgiyle, Asya'nın aşağı kısımlarının neredeyse tamamını geri kalanından ayırır. Bu toprak parçası, bütün yarımadanın boynudur; yolun uzunluğu, yükü olmayan bir adamın beş günde alacağı kadardır.
Kaynak: Herodotos, Tarih, I.72; G. C. Macaulay'ın İngilizce çevirisi (1890), Project Gutenberg. «Halys» Kızılırmak'ın, «Euxine» Karadeniz'in Yunanca adıdır. Türkçesi bizim.
- Herodotos'a göre Kızılırmak, hangi iki devletin sınırıydı? Bu bilgi, nehrin Anadolu tarihindeki rolü hakkında ne söylüyor?
- Herodotos, Kızılırmak çevresinde yaşayan hangi halkları sayıyor? Bu liste, Anadolu'nun insan çeşitliliği hakkında ne gösteriyor?
- «Beş günlük yol» bilgisi neden yanlıştır? Bu yanlış, Herodotos'un bilgi kaynakları ve bakış açısı hakkında ne düşündürüyor?
Tarihçiler Tartışıyor
- William Mitchell Ramsay (1890) — Anadolu'nun eski yollarını ve şehirlerini, yazıtları, antik yazarları ve kendi arazi gezilerini birleştirerek haritaya döktü; yarımadanın tarihini, yolların ve geçitlerin tarihi olarak okudu.
- Seton Lloyd (1967) — Anadolu'nun yüksek yaylalarında yaşayan erken toplulukları inceleyerek, onların Mezopotamya'nın bir uzantısı değil, kendine özgü geleneklere sahip topluluklar olduğunu vurguladı.
- Colin Renfrew, J. E. Dixon ve J. R. Cann (1966) — Obsidiyenin kaynaklarını kimyasal analizle belirleyerek, Taş Çağı'nda Anadolu ile Levant arasındaki bağlantıların haritasını çıkardı; kaynaktan uzaklaştıkça azalan buluntuların, adım adım işleyen bir değiş tokuş ağını gösterdiğini ileri sürdü.
- Sharon Steadman ve Gregory McMahon (2011) — Derledikleri kapsamlı el kitabında, Anadolu'yu yalnızca dış güçlerin kesiştiği bir bölge olarak değil, kendi yerel çeşitliliği ve iç dinamikleri olan bir tarihsel alan olarak ele aldılar.
Bu yaklaşımlar, Anadolu'yu farklı ölçeklerde görüyor. Ramsay ve Renfrew, bağlantılara, yollara ve değiş tokuş ağlarına odaklanır; onlar için Anadolu, hareketin ve iletişimin alanıdır. Lloyd, Steadman ve McMahon ise, Anadolu'nun kendi içindeki çeşitliliği ve yerel gelişmeleri öne çıkarır. Tartışma, «köprü» benzetmesinin iki yüzünü yansıtıyor: bağlantıları vurgulamak, Anadolu'nun dünyadaki yerini anlamak için gereklidir; ama yalnızca bağlantılara bakmak, orada yaşayan insanların yaratıcılığını gözden kaçırabilir. Bugün araştırmacıların çoğu, iki bakışı birleştirmeye çalışıyor; yolların haritası ile yerleşimlerin kendi hikâyeleri, birbirini tamamlayan iki kaynak olarak okunuyor.
Derine İn
Anadolu'nun coğrafyası, yalnızca yolları değil, doğal afetleri de belirledi. Yarımada, dünyanın en etkin deprem kuşaklarından birinin üzerinde yer alır. Kuzey Anadolu Fayı ve Doğu Anadolu Fayı, binlerce yıl boyunca şehirleri yıktı, nehirlerin yatağını değiştirdi ve kıyıları yükseltip alçalttı. Antik şehirlerin kalıntılarında, deprem yıkıntılarının ve sonrasında yapılan onarımların izleri sık sık görülür. Deprem kayıtları, yazılı kaynakların en sık tekrarlanan konularından biridir; Roma döneminde depremle yıkılan Anadolu şehirleri için imparatorların vergi bağışladığı bile anlatılır; Sardes de bu şehirler arasındaydı ve yeniden kurulması yıllar sürdü. Yanardağlar da Anadolu'nun yüzünü biçimlendirdi: Kapadokya'nın ünlü peribacaları, eski volkanik küllerin binlerce yıl boyunca rüzgâr, yağmur ve donla aşınmasından oluştu.
Anadolu'nun iklimi de, binlerce yıl içinde değişti. Göl tortuları ve mağara oluşumları üzerine yapılan çalışmalar, bazı dönemlerde Anadolu'nun daha nemli, bazı dönemlerde daha kurak olduğunu gösteriyor. Bu değişimlerin, yerleşimlerin kurulması ve terk edilmesiyle ilişkisi, arkeologların ve iklim bilimcilerin birlikte çalıştığı bir araştırma alanıdır. Ancak iklim değişimlerini tek başına tarihsel olayların nedeni olarak görmek, çoğu zaman aşırı basitleştirmedir.
Anadolu'nun kıyıları da zamanla değişti. Batı Anadolu'nun nehirleri, taşıdıkları alüvyonla denizi doldurdu. Antik çağda liman şehri olan Efes ve Milet, bugün denizden kilometrelerce içeride kalmıştır. Bu, antik haritaları okurken dikkat edilmesi gereken bir noktadır: bugünkü kıyı çizgisi, antik çağın kıyı çizgisi değildir. Troya'nın önündeki koy da zamanla dolmuş; antik çağda denize yakın olan höyük, bugün kıyıdan birkaç kilometre içeride kalmıştır. Jeologlar, kıyıdaki sondajlarla eski deniz tabanını ve limanların olası yerlerini belirlemeye çalışıyor. Bu çalışmalar, antik yazarların anlattığı savaşların ve deniz yolculuklarının hangi coğrafyada geçtiğini anlamak için de önem taşıyor.
Anadolu'da kullanılan diller de, onun kavşak olma özelliğini yansıtır. Tunç Çağı'nda, Anadolu'da Hititçe, Luvice, Palaca gibi Hint-Avrupa dilleri, Hattice ve Hurrice gibi başka dil ailelerinden diller ve Mezopotamya'dan gelen Akadca bir arada kullanılıyordu. Hitit başkentinin arşivlerinde, sekiz farklı dilde yazılmış metinler bulundu. Kâtipler, tanrılara onların anlayacağı dillerde dua etmek için Hattice ve Hurrice metinleri kopyalıyor, uluslararası yazışmalarda ise Akadcayı kullanıyordu. Sonraki yüzyıllarda da yarımadada Frigce, Lidce, Likçe, Karca, Aramice ve Yunanca gibi pek çok dil yan yana yaşadı; bunların bazılarının sözcük dağarcığı ve dilbilgisi bugün hâlâ yalnızca kısmen anlaşılabiliyor. Bu çok dillilik, Anadolu'nun yalnızca yolların değil, dillerin ve kültürlerin de buluşma yeri olduğunu gösteriyor.
Son olarak, Anadolu'nun «köprü» olarak anlatılması, modern dönemde ortaya çıkan bir anlatıdır. Antik yazarlar, Anadolu'yu bir bütün olarak değil, Lidya, Frigya, Kapadokya, Kilikya gibi ayrı bölgeler olarak düşünüyordu. Yarımadayı tek bir coğrafi ve tarihsel bütün olarak görmek, sonraki yüzyılların, özellikle de modern devletlerin ve tarih yazımının bir ürünüdür.
Uzman Notu
Temel literatür
- Herodotos, The History of Herodotus, çev. G. C. Macaulay, 2 cilt (Londra: Macmillan, 1890).
- W. M. Ramsay, The Historical Geography of Asia Minor (Londra: John Murray, 1890).
- Colin Renfrew, J. E. Dixon ve J. R. Cann, «Obsidian and Early Cultural Contact in the Near East», Proceedings of the Prehistoric Society 32 (1966).
- Seton Lloyd, Early Highland Peoples of Anatolia (Londra: Thames and Hudson, 1967).
- K. Aslıhan Yener, The Domestication of Metals: The Rise of Complex Metal Industries in Anatolia (Leiden: Brill, 2000).
- Sharon R. Steadman ve Gregory McMahon (ed.), The Oxford Handbook of Ancient Anatolia (Oxford: Oxford University Press, 2011).
Arşiv ve kaynak
Herodotos'un Macaulay çevirisi ve Ramsay'in kitabı telif süresi dolmuş yayınlardır ve çevrim içi arşivlerde okunabiliyor. Anadolu'nun arkeolojik buluntularının önemli bir kısmı, Ankara'daki Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde ve İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nde sergileniyor.
Açık sorular
- Anadolu'da tarımın ve yerleşik hayatın gelişmesinde, yerel yenilikler ile dışarıdan gelen etkiler nasıl bir arada işledi?
- Tunç Çağı'nda Anadolu'nun kalay ihtiyacı hangi yollardan karşılandı?
- «Köprü» benzetmesinin yerine, Anadolu'nun tarihini daha iyi anlatan bir benzetme önerilebilir mi?
Mini sınav
- (Hedef 1) İç Anadolu platosu için hangisi doğrudur? A) Deniz seviyesindedir B) Çevresine göre yüksekte kalan, yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk bir yayladır C) Yıl boyunca ılık ve yağışlıdır D) Tamamen ormanlarla kaplıdır
- (Hedef 2) Arkeologlar, Levant'ta bulunan bir obsidiyen aletin Anadolu'dan geldiğini nasıl belirleyebilir? A) Aletin rengine bakarak B) Aletin boyutunu ölçerek C) İçindeki eser elementleri kimyasal analizle inceleyerek D) Aletin bulunduğu yerin derinliğine bakarak
- (Hedef 1) Herodotos'un Anadolu'nun «boynu» için verdiği «beş günlük yol» bilgisi neden yanlıştır? A) Aradaki mesafe beş yüz kilometreyi aşar ve dağlık araziyi geçer B) Anadolu'da hiç yol yoktu C) Herodotos yolu hiç tarif etmedi D) Mesafe yalnızca beş kilometredir
- (Hedef 3) «Köprü» benzetmesinin eleştirilen yönü nedir? A) Anadolu'nun hiçbir bağlantısı olmadığını söylemesi B) Anadolu'yu yalnızca bir geçiş yeri gibi gösterip kendi yaratıcılığını gölgede bırakabilmesi C) Anadolu'yu bir ada olarak göstermesi D) Anadolu'nun dağlarını yok sayması
- (Hedef 1) Batı Anadolu'daki Efes ve Milet gibi antik liman şehirlerinin bugün denizden içeride kalmasının nedeni nedir? A) Deniz seviyesinin düşmesi B) Şehirlerin taşınması C) Depremlerin kıyıları yükseltmesi D) Nehirlerin taşıdığı alüvyonun denizi doldurması
Açık uçlu soru
(Hedef 3) Anadolu'nun «uygarlıklar köprüsü» olarak anlatılmasını, coğrafyası, kaynakları ve yolları üzerinden değerlendir. Bu benzetmenin hangi tarihsel olguları iyi açıkladığını belirt. Ardından Göbeklitepe, Çatalhöyük ve Lidya sikkeleri gibi örnekleri kullanarak, benzetmenin neyi gölgede bıraktığını ve Anadolu için daha uygun bir benzetme olup olmadığını gerekçeleriyle tartış.
Cevaplar
- B — İç Anadolu platosu, yüksek, yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk bir yayladır.
- C — Obsidiyenin kaynağı, içindeki eser elementlerin kimyasal analiziyle belirlenebilir.
- A — Aradaki mesafe beş yüz kilometreyi aşar ve dağlık araziyi geçer.
- B — Benzetme, Anadolu'yu yalnızca bir geçiş yeri gibi gösterip kendi yaratıcılığını gölgede bırakabilir.
- D — Nehirlerin taşıdığı alüvyon denizi doldurmuştur.
Güçlü bir cevap, Anadolu'nun konumunun, boğazlarının ve dağ geçitlerinin onu Avrupa ile Asya arasında bir geçiş alanı yaptığını; obsidiyen ve madenlerin uzak bölgelerle erken bağlantılar kurduğunu belirtir. Göbeklitepe, Çatalhöyük ve Lidya sikkeleri gibi örneklerin, Anadolu'nun yalnızca etkilerin geçtiği değil, yeniliklerin doğduğu bir yer olduğunu gösterdiğini açıklar. «Kavşak» ya da «buluşma yeri» gibi bir benzetmenin, hem hareketi hem de yerleşik yaratıcılığı birlikte anlatabileceğini tartışır.
Sonraki bölüme köprü
Anadolu'nun madenleri ve Mezopotamya'nın kalaya olan ihtiyacı, iki bölgeyi birbirine bağlayan ilk büyük ticaret ağlarından birini doğurdu. MÖ ikinci binyılın başlarında, Dicle kıyısındaki bir şehrin tüccarları, eşek kervanlarıyla Anadolu'nun ortasına kadar gelip bir şehrin eteğine yerleşti ve arkalarında binlerce kil mektup bıraktı. Sonraki bölüm, bu tüccarları ve onların arşivini soruyor: Asur ticaret kolonileri ve Kültepe tabletleri bize ne anlatıyor?