Öğrenme hedefleri
- Yeni Krallık'tan sonra Mısır'ı yöneten Libyalı, Nübyeli, Pers ve Makedon hükümdarların birbirini nasıl izlediğini açıklayabileceksin.
- Ptolemaioslar hanedanının Yunan ve Mısır geleneklerini nasıl bir arada kullandığını ve VII. Kleopatra'nın bu düzen içindeki yerini değerlendirebileceksin.
- Kleopatra hakkındaki bilgilerin çoğunun Romalı ve düşman kaynaklardan geldiğini göz önüne alarak, onun imgesinin nasıl biçimlendiğini tartışabileceksin.
Okuma metni
Kanca — kimsenin bilmediği bir ölüm
MÖ 30 yılının ağustos ayında, Roma'nın yeni güçlü adamı Octavianus, ordusuyla İskenderiye'ye girdi. Mısır kraliçesi VII. Kleopatra, kendini sarayın yakınındaki mezarına kapatmıştı. Birkaç gün sonra, iki hizmetçisiyle birlikte ölü bulundu.
Kleopatra'nın bir yılanın sokmasıyla öldüğü, en bilinen anlatıdır. Ama ölümünden yaklaşık yüz elli yıl sonra onun hayatını yazan Yunan yazar Plutarkhos, bu konuda şaşırtıcı derecede dürüsttür. Bazılarının, yılanın bir incir sepetinde getirildiğini, bazılarının bir kavanozda saklandığını, bazılarının ise kraliçenin saçına sakladığı bir iğnede zehir taşıdığını anlattığını yazar. Ve ekler: gerçekte ne olduğunu kimse bilmiyor. Octavianus'un Roma'daki zafer alayında, kolunda bir yılan olan bir Kleopatra heykelinin taşındığını da not eder.
Kleopatra'nın ölümü, Mısır'ın üç bin yıllık bağımsız krallık tarihinin sonu oldu. Mısır, bir Roma eyaletine dönüştü. Ama bu son, bir anda gelmemişti. Bu bölüm, Yeni Krallık'tan sonraki bin yılı ve bu uzun dönemin son hükümdarını soruyor: son firavunlar kimlerdi ve Kleopatra'yı nasıl tanıyoruz?
Bağlam — bin yıllık bir son dönem
Yeni Krallık'ın sonunda, yaklaşık MÖ 1070'te, Mısır'ın birliği dağıldı. Kuzeyde krallar, güneyde Teb'deki Amon rahipleri hüküm sürüyordu. Sonraki yüzyıllarda, Mısır'ı sırasıyla farklı kökenlerden gelen hükümdarlar yönetti.
Önce, Mısır'a yerleşmiş Libya kökenli ailelerden gelen krallar tahta çıktı. Ardından, güneyden, Nübye'deki Kuş krallığının hükümdarları kuzeye inerek Mısır'ı ele geçirdi ve kendilerini eski Mısır geleneklerinin koruyucusu olarak sundu. MÖ yedinci yüzyılda Asur orduları Mısır'a girdi ve Teb'i yağmaladı. Asur'un çekilmesinden sonra, Nil deltasındaki Sais şehrinden gelen yerli bir hanedan ülkeyi yeniden birleştirdi.
MÖ 525'te, Pers kralı Kambyses Mısır'ı fethetti. Mısır, iki yüzyıla yakın bir süre, arada kısa bir bağımsızlık dönemiyle, Pers İmparatorluğu'nun bir eyaleti oldu. Mısır'ın yerli soydan son firavunu sayılan II. Nektanebo, MÖ 343'te Perslerin yeniden gelişi üzerine ülkeden kaçtı.
Pers egemenliği, MÖ 332'de, Pers İmparatorluğu'nu baştan başa yenen Büyük İskender'in Mısır'a gelişiyle sona erdi. Mısırlılar, Perslerden kurtulmayı sevinçle karşıladı. İskender, çölün ortasındaki Siwa vahasında Amon'un kehanet tapınağını ziyaret etti ve Akdeniz kıyısında kendi adını taşıyan yeni bir şehir kurdu: İskenderiye.
Gelişme — Yunanca konuşan firavunlar
İskender'in MÖ 323'teki ölümünden sonra, imparatorluğu komutanları arasında paylaşıldı. Mısır'ı, İskender'in en yakın arkadaşlarından biri olan Ptolemaios aldı. I. Ptolemaios, MÖ 305'te kendini kral ilan etti ve yaklaşık üç yüzyıl sürecek bir hanedan kurdu.
Ptolemaioslar, iki farklı dünyada birden yaşıyordu. İskenderiye'deki saraylarında Yunanca konuşuyor, Yunan kültürünün ve biliminin koruyucusu olarak hareket ediyorlardı. İskenderiye, Akdeniz dünyasının en büyük şehirlerinden ve kültür merkezlerinden biri hâline geldi.
Ama aynı krallar, Mısır'ın tapınaklarında, eski firavunlar gibi resmediliyordu. Tapınak duvarlarında, Mısır tanrılarına sunu yapan, çift taçlı, geleneksel giysili firavunlar olarak görünüyorlardı. Edfu ve Dendera'daki büyük tapınaklar, bu dönemde yapıldı. Ptolemaios kralları, eski başkent Memfis'te, Mısır rahiplerinin yönettiği törenlerle taç giyiyor; Memfis'in kutsal Apis boğasının cenazelerine ve yeni boğanın seçimine önem veriyorlardı. Rahiplerle iyi ilişkiler kurmak, ülkenin geniş kırsal kesimini yönetmenin bir yoluydu; tapınaklar, hem dinsel hem de ekonomik merkezlerdi. Hiyeroglif bölümünde gördüğümüz Reşit Taşı'ndaki karar da, bir Ptolemaios kralını, V. Ptolemaios'u, Mısır rahiplerinin gözünde meşru bir firavun olarak onurlandırıyordu.
Bu ikili yapının bir bedeli de vardı. Yönetimde ve orduda Yunanca konuşanlar ayrıcalıklıydı; Mısırlı köylüler ağır vergiler ödüyordu. Hanedanın son iki yüzyılında, iç savaşlar, saray entrikaları ve ayaklanmalar sıklaştı. Aynı dönemde, Akdeniz'de yeni bir güç yükseliyordu: Roma.
Dönüş noktası — Kleopatra ve Roma
VII. Kleopatra, MÖ 69'da doğdu ve MÖ 51'de, on sekiz yaşlarında, küçük kardeşi XIII. Ptolemaios ile birlikte tahta çıktı. Kısa sürede kardeşiyle arasında bir iktidar mücadelesi başladı ve Kleopatra, İskenderiye'den kaçmak zorunda kaldı. Onun yetiştiği saray, entrikalarla doluydu: babası XII. Ptolemaios tahtını korumak için Roma'ya büyük borçlar ödemiş, bir ara tahttan indirilmiş ve Roma'nın desteğiyle geri dönebilmişti. Kleopatra, Roma'nın gücünü çocukluğundan beri yakından tanıyordu.
MÖ 48'de, Romalı komutan Julius Caesar, Roma'daki iç savaşın bir parçası olarak İskenderiye'ye geldi. Kleopatra, Caesar'ın desteğini kazandı; kardeşi, çıkan savaşta öldü. Kleopatra tahta geri döndü ve Caesar'dan bir oğlu oldu: Kaisarion, yani «küçük Caesar». Caesar'ın MÖ 44'te Roma'da öldürülmesinden sonra, Kleopatra, Caesar'ın yandaşlarından Marcus Antonius ile ittifak kurdu. Antonius, Roma'nın doğu eyaletlerini yönetiyordu ve Mısır'ın zenginliğine ihtiyacı vardı; Kleopatra ise, Mısır'ın bağımsızlığını korumak ve kaybedilen toprakları geri kazanmak için Roma'nın gücüne ihtiyaç duyuyordu.
Bu ittifak, Roma'da Octavianus'a karşı bir silaha dönüştü. Octavianus, Antonius'u Doğulu bir kraliçenin büyüsüne kapılmış, Roma'ya ihanet eden biri olarak gösterdi. Savaş, Antonius'a değil, Kleopatra'ya ilan edildi. MÖ 31'de, Yunanistan kıyısındaki Aktion'da yapılan deniz savaşında, Antonius ile Kleopatra'nın donanması yenildi. Bir yıl sonra, Octavianus İskenderiye'ye girdi; önce Antonius, sonra Kleopatra kendi canlarına kıydı. Kaisarion, Octavianus'un emriyle öldürüldü. Plutarkhos'a göre, Octavianus'a, «Çok sayıda Caesar olması iyi değildir» denmişti; Caesar'ın oğlu olduğu söylenen bir genç, Caesar'ın evlatlığı olarak iktidara yükselen Octavianus için tehlikeli bir rakipti.
Yaygın yanlış«Kleopatra, eşsiz güzelliğiyle Romalı komutanları baştan çıkaran bir kadındı ve siyasi başarısını buna borçluydu» diye düşünülür.
Oysa kaynaklar, onun güzelliğinden çok zekâsını, dil bilgisini ve konuşma yeteneğini öne çıkarır; Plutarkhos, güzelliğinin «kendi başına olağanüstü olmadığını» açıkça yazar. Onun ilişkileri, Mısır'ın bağımsızlığını korumak için yapılmış siyasi ittifaklardı.
Cevap — Kleopatra'yı kim anlattı?
Öyleyse Kleopatra'yı nasıl tanıyoruz? Sorunun cevabı, onun hakkındaki kaynakların kimden geldiğinde yatıyor. Kleopatra'nın kendi yazdığı hiçbir metin günümüze ulaşmadı. Onun hakkında bildiklerimizin çoğu, onu yenen Roma'nın yazarlarından geliyor. Roma şairi Horatius, Aktion zaferinden sonra, onu Roma'ya yıkım getirmek isteyen çılgın bir kraliçe olarak anlattı. Plutarkhos, ondan yüz elli yıl sonra, Antonius'un hayatını yazarken onu da anlattı; ama Plutarkhos'un asıl ilgisi, büyük bir Romalının nasıl mahvolduğuydu.
Bu yüzden Kleopatra'nın imgesi, büyük ölçüde onu yenen tarafın çizdiği bir imgedir. Ama öteki kaynaklara, Mısır tapınaklarına, papirüslere ve sikkelere baktığımızda, farklı bir Kleopatra görüyoruz: Dendera tapınağının duvarında oğlu Kaisarion ile birlikte tanrılara sunu yapan bir firavun; Mısır dilini öğrenen, Mısır tanrılarını onurlandıran, ülkesinin ekonomisini ve yönetimini ciddi olarak yöneten bir hükümdar. Onun döneminden kalan bir papirüste, bir vergi ayrıcalığı kararının altına, kraliçenin eliyle eklendiği düşünülen tek bir Yunanca kelime vardır: «olsun». Bu küçük iz, masa başında belge okuyup onaylayan bir yöneticinin varlığını hatırlatır.
Bugünle bağ — kazananların anlattığı kadınlar
Kleopatra'nın hikâyesi, kazananların yazdığı tarihin bir örneğidir. «Tarihçi Gibi Düşünmek» kursunda, tarihte şansın rolünü tartışırken «Kleopatra'nın burnu» üzerine bir düşünürün sözünü tartışmıştık; o söz de, Kleopatra'yı bir bireyin görünüşü üzerinden anlatma geleneğinin bir parçasıydı. Bugün de, siyasette güçlü kadınlar, çoğu zaman politikalarından çok görünüşleri ve kişisel ilişkileri üzerinden konuşuluyor. Kleopatra'yı yeniden değerlendirmek, bu alışkanlığı sorgulamanın da bir yoludur.
Birincil kaynak
Plutarkhos, MS ikinci yüzyılın başında yazdığı Antonius biyografisinde, Kleopatra'yı şöyle anlatır:
For her actual beauty, it is said, was not in itself so remarkable that none could be compared with her, but the contact of her presence, if you lived with her, was irresistible […]. It was a pleasure merely to hear the sound of her voice, with which, like an instrument of many strings, she could pass from one language to another; so that there were few of the barbarian nations that she answered by an interpreter; to most of them she spoke herself […]; which was all the more surprising, because most of the kings her predecessors scarcely gave themselves the trouble to acquire the Egyptian tongue, and several of them quite abandoned the Macedonian.
Türkçesi: Söylendiğine göre onun asıl güzelliği, kendi başına, hiç kimsenin onunla karşılaştırılamayacağı olağanüstü değildi; ama onunla birlikte yaşayanlar için varlığının teması karşı konulmazdı […]. Sesini duymak bile bir zevkti; bu sesle, çok telli bir çalgı gibi bir dilden öbürüne geçebiliyordu. Öyle ki, cevap vermek için tercümana ihtiyaç duyduğu yabancı halk çok azdı; çoğuyla kendisi konuşuyordu […]. Bu daha da şaşırtıcıydı, çünkü ondan önceki kralların çoğu Mısır dilini öğrenmeye bile zahmet etmemiş, bazıları Makedoncayı bile tamamen bırakmıştı.
Kaynak: Plutarkhos, Antonius, 27; John Dryden'ın çevirisi, Arthur Hugh Clough'un düzeltmeleriyle (1864), Project Gutenberg. Türkçesi bizim.
- Plutarkhos, Kleopatra'nın çekiciliğini neye bağlıyor? Bu, yaygın «güzel Kleopatra» imgesiyle nasıl karşılaştırılabilir?
- Kleopatra'nın Mısır dilini bilmesi, onu önceki Ptolemaios hükümdarlarından nasıl ayırıyor? Bu, onun Mısır'daki meşruiyeti için neden önemli olabilir?
- Plutarkhos, Kleopatra'dan yaklaşık yüz elli yıl sonra ve Romalıların bakış açısına yakın bir yerden yazıyor. Bu, metni okurken nelere dikkat etmemizi gerektirir?
Tarihçiler Tartışıyor
- Michael Grant (1972) — Kleopatra'yı, Roma'nın yükselişine karşı Mısır'ın bağımsızlığını ve Ptolemaioslar mirasını korumaya çalışan yetenekli bir hükümdar olarak ele aldı; Roma kaynaklarının düşmanca tutumunu ayıklamaya çalıştı.
- Mary Hamer (1993) — Kleopatra'nın imgesinin, Roma'dan günümüze, farklı dönemlerde nasıl yeniden kurulduğunu inceledi; her çağın, kendi kaygılarını ve kadınlara dair önyargılarını Kleopatra'ya yansıttığını gösterdi.
- Sally-Ann Ashton (2008) — Mısır kaynaklarına, heykellere ve tapınak kabartmalarına odaklanarak, Kleopatra'nın Mısırlı tebaasının gözünde nasıl bir firavun olarak sunulduğunu inceledi; Roma merkezli bakışı dengelemeye çalıştı.
- Duane Roller (2010) — Kleopatra'yı, eğitimli, çok dilli ve ekonomiyi yakından yöneten bir Helenistik hükümdar olarak anlattı; onun kültürel ve bilimsel ilgilerine dikkat çekti.
Bu tartışma, bir tarihsel figürün yeniden değerlendirilmesinin nasıl yapıldığını gösteriyor. Grant ve Roller, Roma kaynaklarını eleştirel bir gözle okuyarak Kleopatra'nın siyasi becerisini ortaya çıkarmaya çalışır. Hamer, Kleopatra'nın kendisinden çok, onun hakkında anlatılanların tarihine bakar. Ashton ise, farklı türden kaynaklara, Mısır'ın kendi görsel diline başvurarak, Roma'nın sesine karşı bir denge kurmaya çalışır. Tartışmanın en hassas noktalarından biri de, eksik bilgilerin nasıl doldurulacağıdır: kaynakların sustuğu yerde, her kuşak kendi varsayımlarını konuşturma eğilimindedir. Hepsinin ortak noktası, Kleopatra'nın ünlü imgesinin, büyük ölçüde onu yenenlerin ve sonraki yüzyılların hayal gücünün ürünü olduğudur. Tarihçinin görevi, bu imgenin katmanlarını birer birer soymak ve altında kalan kadına ulaşmaya çalışmaktır.
Derine İn
Ptolemaioslar döneminde, Mısır'ın ekonomisi büyük ölçüde devletin denetimindeydi. Tahıl, zeytinyağı, papirüs ve başka önemli mallar, devlet tekelleri aracılığıyla üretiliyor ve satılıyordu. Mısır'dan çıkan tahıl, Akdeniz dünyasının en önemli ticaret mallarından biriydi. Roma'nın Mısır'a olan ilgisinin önemli bir nedeni de buydu: Mısır'ın tahılı, Roma şehrini besleyebilirdi.
Bu ekonomi, ayrıntılı bir bürokrasiyle yönetiliyordu. Fayum bölgesinden ve başka yerlerden bulunan binlerce Yunanca papirüs, vergi kayıtlarını, arazi ölçümlerini, dilekçeleri ve mahkeme belgelerini içerir. Bu papirüsler sayesinde, Ptolemaioslar dönemi Mısır'ı, antik dünyanın en iyi belgelenmiş toplumlarından biri sayılır. Köylülerin vergi memurlarından yakındığı, askerlerin toprak istediği, kadınların miras davası açtığı dilekçeler, kralların saraylarından çok uzakta süren hayatı gösterir.
Ptolemaioslar dönemindeki bilimsel çalışmalar da dikkat çekicidir. İskenderiye'deki Museion'da, Eratosthenes Dünya'nın çevresini hesapladı; Öklid geometri üzerine temel eserini yazdı; hekimler, insan bedenini incelemek için önemli çalışmalar yaptı. İskenderiye'nin deniz feneri, antik dünyanın yedi harikasından biri sayıldı. Kütüphanenin, limana gelen gemilerdeki kitapları kopyalattığı ve asıllarını alıkoyduğu anlatılır. Bu bilimsel ve kültürel zenginlik, Kleopatra'nın dünyasının bir parçasıydı.
Kleopatra'nın ailesi hakkında da tartışmalar vardır; bunlar, kaynakların sessiz kaldığı yerlerde tarihçinin nasıl davranması gerektiğine dair iyi bir örnektir. Babası XII. Ptolemaios'tur; ama annesinin kim olduğu kesin olarak bilinmiyor. Bu belirsizlik, onun soyu hakkında pek çok spekülasyona yol açtı; ancak eldeki kanıtlar, kesin bir sonuca varmaya yetmiyor. Tarihçiler, bu tür boşlukları doldururken, kanıtın izin verdiğinden fazlasını söylememeye dikkat etmek zorundadır.
Mısır, Roma eyaleti olduktan sonra da, eski dinini ve tapınaklarını uzun süre korudu. Roma imparatorları, Ptolemaioslar gibi, tapınak duvarlarında Mısır firavunları olarak resmedildi. Ama Mısır, artık kendi kralları olan bir ülke değildi; Roma'nın, doğrudan imparatora bağlı, özel bir eyaletiydi. Senatörlerin, imparatorun izni olmadan Mısır'a girmesi bile yasaklanmıştı. Mısır'ın tahılı ve zenginliği, bir rakibin eline geçtiğinde Roma'yı tehdit edebilecek kadar büyüktü. Mısır dininin ve yazısının asıl çöküşü ise, siyasi bağımsızlığın kaybından değil, yüzyıllar sonra Hristiyanlığın yayılmasından sonra geldi. Hiyeroglif bölümünde gördüğümüz gibi, bilinen son hiyeroglif yazıt, Kleopatra'nın ölümünden dört yüz yıldan fazla sonra kazındı.
Son olarak, Kleopatra'nın mezarı hâlâ bulunamadı. Plutarkhos'a göre, Octavianus onun Antonius'un yanına, kraliyet törenleriyle gömülmesine izin vermişti. Mezarın, İskenderiye'nin bugün denizin altında kalan eski saray bölgesinde olduğu düşünülüyor. Depremler ve deniz seviyesindeki değişimler, antik İskenderiye'nin kıyı kesimini sular altında bıraktı. 1990'lardan itibaren yapılan sualtı araştırmaları, limanın ve saray bölgesinin kalıntılarından heykeller, sütunlar ve yapı parçaları çıkardı; ama Kleopatra'nın mezarına ait kesin bir iz bulunamadı. Bazı araştırmacılar ise başka yerlerde aramaya devam ediyor. Kleopatra, ölümünden iki bin yıl sonra bile, yeri bilinmeyen bir mezar ve kesin olarak çözülemeyen bir ölümle, sırlarını korumaya devam ediyor.
Uzman Notu
Temel literatür
- Plutarkhos, Plutarch's Lives, çev. John Dryden, ed. Arthur Hugh Clough (Boston: Little, Brown, 1864).
- Michael Grant, Cleopatra (Londra: Weidenfeld and Nicolson, 1972).
- Dorothy J. Thompson, Memphis under the Ptolemies (Princeton: Princeton University Press, 1988).
- Mary Hamer, Signs of Cleopatra: History, Politics, Representation (Londra: Routledge, 1993).
- Sally-Ann Ashton, Cleopatra and Egypt (Oxford: Blackwell, 2008).
- Duane W. Roller, Cleopatra: A Biography (Oxford: Oxford University Press, 2010).
Arşiv ve kaynak
Plutarkhos'un Dryden–Clough çevirisi Project Gutenberg'de tam metin olarak okunabiliyor. Kleopatra'nın sikkeleri dünyanın pek çok müzesinde bulunuyor; Dendera'daki tapınak kabartması yerinde görülebiliyor. Kleopatra'nın el yazısıyla eklenmiş olabileceği düşünülen bir kelimeyi taşıyan bir papirüs, Berlin'deki bir koleksiyonda korunuyor.
Açık sorular
- Kleopatra'nın annesi kimdi?
- Kleopatra gerçekte nasıl öldü?
- Kleopatra'nın ve Antonius'un mezarı nerede?
Mini sınav
- (Hedef 1) Mısır'ın yerli soydan son firavunu sayılan ve MÖ 343'te Perslerin yeniden gelişi üzerine ülkeden kaçan hükümdar kimdir? A) I. Ptolemaios B) II. Nektanebo C) Kambyses D) Büyük İskender
- (Hedef 2) Ptolemaioslar hanedanının Mısır'daki konumunu en iyi hangisi anlatır? A) Yalnızca Yunan tanrılarına tapınıp Mısır tapınaklarını kapattılar B) Mısır dilini benimseyip Yunancayı yasakladılar C) Sarayda Yunanca konuşurken tapınaklarda geleneksel Mısır firavunları olarak resmedildiler D) Mısır'ı Roma adına yönettiler
- (Hedef 3) Plutarkhos'a göre Kleopatra'yı önceki Ptolemaios hükümdarlarından ayıran özellik neydi? A) Mısır dilini öğrenmiş olması B) Hiç savaşmamış olması C) Roma'da doğmuş olması D) Yalnızca Yunanca konuşması
- (Hedef 3) Kleopatra hakkındaki bilgilerimizin büyük kısmı neden tartışmalıdır? A) Kleopatra'nın hiç var olmamış olması nedeniyle B) Bilgilerin çoğunun onu yenen Roma tarafının yazarlarından gelmesi nedeniyle C) Kleopatra'nın kendi anılarının sahte olması nedeniyle D) Mısır'da hiç kaynak bulunmaması nedeniyle
- (Hedef 1) MÖ 31'deki Aktion deniz savaşının sonucu ne oldu? A) Kleopatra Roma'yı fethetti B) Antonius ile Kleopatra'nın donanması yenildi C) Mısır bağımsızlığını kazandı D) Octavianus öldürüldü
Açık uçlu soru
(Hedef 3) Kleopatra'nın imgesini, Roma kaynakları, Plutarkhos'un anlatısı ve Mısır tapınaklarındaki kabartmalar üzerinden karşılaştır. Her kaynağın Kleopatra'yı nasıl gösterdiğini ve bunun nedenlerini açıkla. Ardından «Kleopatra'yı kim anlattı?» sorusunun, onun hakkındaki yaygın düşünceleri nasıl etkilediğini gerekçeleriyle tartış.
Cevaplar
- B — II. Nektanebo, yerli soydan son firavun olarak kabul edilir.
- C — Ptolemaioslar sarayda Yunanca konuşurken tapınaklarda geleneksel firavunlar olarak resmedildiler.
- A — Plutarkhos, Kleopatra'nın Mısır dilini öğrendiğini, öncüllerinin ise buna zahmet etmediğini yazar.
- B — Bilgilerin çoğu, onu yenen Roma tarafının yazarlarından gelir.
- B — Aktion'da Antonius ile Kleopatra'nın donanması yenildi.
Güçlü bir cevap, Roma şairlerinin Kleopatra'yı tehlikeli bir düşman olarak çizdiğini; Plutarkhos'un ise onun zekâsını ve dil bilgisini vurgularken asıl ilgisini Antonius'un çöküşüne verdiğini; Mısır tapınaklarının ise onu geleneksel bir firavun olarak sunduğunu belirtir. Kazananların anlatısının, Kleopatra'yı güzelliği ve ilişkileri üzerinden tanımlayan yaygın imgeyi nasıl beslediğini ve farklı kaynakların birlikte okunmasının neden gerekli olduğunu tartışır.
Serinin sonu
Bu bölümle «Antik Mısır» kursu sona eriyor. Kurs, Nil olmasaydı Mısır'ın olup olamayacağı sorusuyla açıldı; ülkenin birleşmesini, piramitlerin yapımını, firavunun kral mı tanrı mı olduğunu, hiyeroglifin çözülmesini, ölümden sonraki hayata dair inançları, Hatshepsut'u, Akhenaton'un devrimini, Kadeş'i ve barışı, Tutankamon'un ününü ve Deir el-Medina'nın işçilerini izledi; burada da bu uzun tarihin son hükümdarlarına baktı. Programda sırada «Antik Anadolu» kursu var; onun ilk bölümü, Mısır'la savaşıp barışan Hititlerin topraklarına dönüyor ve şunu soruyor: Anadolu neden uygarlıklar köprüsü?