Öğrenme hedefleri
- Deir el-Medina köyünün kuruluşunu, işçilerin çalışma düzenini ve ücret sistemini açıklayabileceksin.
- Ostrakonlar ve papirüsler üzerinden, sıradan Mısırlıların alışverişini, hukukunu, dinini ve aile hayatını değerlendirebileceksin.
- III. Ramses döneminde yaşanan grevi birincil kaynaktan okuyarak, devlet ile işçiler arasındaki ilişkiyi tartışabileceksin.
Okuma metni
Kanca — on sekiz gündür açız
III. Ramses'in hükümdarlığının yirmi dokuzuncu yılında, yaklaşık MÖ 1159'da, Teb'in batı yakasındaki kral mezarlarında çalışan bir grup usta, işlerini bıraktı. Karılarını ve çocuklarını da alıp, mezarlığı çevreleyen duvarları aştılar ve bir tapınağın arkasına oturdular. Kendilerini geri döndürmeye çalışan kâtiplere ve ustabaşılarına şöyle dediler: on sekiz gündür açız.
Ertesi gün daha da ileri gittiler ve II. Ramses'in anıtsal tapınağı Ramesseum'un kapısına kadar yürüdüler; üçüncü gün tapınağın içine girdiler. Seçtikleri yer tesadüf değildi: Ramesseum gibi büyük tapınakların geniş ambarları vardı ve bölgenin tahılı buralarda depolanıyordu. Aç işçiler, yiyeceğin bulunduğu yere yürümüştü. Rahipler ve polis görevlileri onları yatıştırmaya çalıştı. Ustaların cevabı açıktı: giyecekleri yoktu, yağları yoktu, yiyecekleri yoktu; bunun Firavun'a ve vezire yazılmasını istiyorlardı.
Bu olay, tarihte kaydı tutulmuş bilinen en eski grevlerden biri olarak anılır. Onu önemli kılan yalnızca eskiliği değil, ayrıntısıdır: kimin nereye yürüdüğü, kimin ne dediği, hangi gün ne verildiği yazılıdır. Bunu biliyoruz, çünkü bu ustalar ve onların kâtipleri, yaşadıklarını yazmışlardı. Kral mezarlarını yapan bu insanlar, bir köyde yaşıyordu ve o köyden, eski Mısır'ın başka hiçbir yerinden kalmamış kadar çok gündelik belge günümüze ulaştı. Bu bölüm, bu köyü ve onun insanlarını soruyor: kralların mezarlarını yapanlar nasıl yaşıyordu?
Bağlam — Hakikat Yeri'nin hizmetkârları
Deir el-Medina, Teb'in batı yakasında, Krallar Vadisi ile Nil vadisi arasında, çorak tepelerin arasındaki küçük bir vadide kurulmuş bir köydü. Köy, büyük olasılıkla On Sekizinci Hanedan'ın başlarında kuruldu ve yaklaşık dört yüz yıl boyunca, kral mezarlarını kazan, süsleyen ve donatan ustaların ve ailelerinin yurdu oldu.
Köyün yerleşimcileri, köyün kurucusu sayılan I. Amenhotep'e ve annesi kraliçe Ahmose-Nefertari'ye yüzyıllar boyunca tapındı. Bu iki kraliyet üyesi, köyün koruyucu tanrıları hâline geldi.
Köy küçüktü: surla çevrili alan içinde yetmiş kadar ev vardı. Evler yan yana, dar bir ana sokağın iki yanına dizilmişti. Her evde birkaç oda, bir mutfak ve bodrum vardı. Köyde su yoktu; su, eşeklerle Nil vadisinden taşınıyordu. Yiyecek, giyecek, yakacak, hepsi dışarıdan gelmek zorundaydı. Köy, yaşamını tamamen devletin düzenli olarak gönderdiği tayınlara borçluydu. Köye bağlı çalışan bir destek kadrosu da vardı: su taşıyıcılar, oduncular, balıkçılar, çömlekçiler ve çamaşırcılar, köyün dışında yaşar ve ustalara hizmet ederdi. Bu destek kadrosu, köyün sakinlerinin kendi yiyeceklerini üretmek zorunda kalmadan, tüm zamanlarını kral mezarlarına ayırabilmesini sağlıyordu.
İşçiler, ekip hâlinde çalışıyordu. Ekip, «sağ taraf» ve «sol taraf» denen iki gruba ayrılmıştı; her grubun bir ustabaşısı vardı ve bir kâtip, işi, devamsızlıkları ve dağıtılan malzemeleri kayda geçiriyordu. Mısırlıların on günlük haftasında, işçiler genellikle sekiz gün çalışır, iki gün dinlenirdi. Çalışma günlerinde, köyden mezarın bulunduğu vadiye, tepelerin üzerinden yürüyerek gider, orada kurulmuş basit barakalarda kalırlardı.
Gelişme — çömlek kırıklarındaki hayat
Deir el-Medina'yı eşsiz kılan, köyden kalan yazılı belgelerin bolluğudur. Papirüs pahalıydı; ama kırık çömlek parçaları ve düz kireçtaşı yongaları, bedava ve her yerdeydi.
Bu ostrakonlarda, köyün bütün gündelik hayatı yazılıdır: alışveriş kayıtları, borç senetleri, mektuplar, dualar, şiirler, okul alıştırmaları, çamaşırcıya verilen giysilerin listeleri, mahkeme kararları, devamsızlık kayıtları. Bir devamsızlık kaydında, işçilerin neden işe gelmediği gün gün yazılıdır: biri hasta, biri akrep tarafından sokulmuş, biri bira yapıyor, biri ölen kardeşini gömüyor, biri karısının ya da kızının hastalığı nedeniyle evde kalmış.
Bu belgeler, köyde okuryazarlığın alışılmadık derecede yaygın olduğunu gösteriyor. Mezarları süsleyen ustalar, hiyeroglifleri çizmek zorunda olduğu için yazıyı tanıyordu; pek çoğu, gündelik yazıyı da okuyup yazabiliyordu. Bazı araştırmacılar, köydeki bazı kadınların da okuryazar olabileceğini düşünüyor.
Alışverişler, para kullanılmadan yapılıyordu. Ama malların değeri, bir ölçü birimiyle hesaplanıyordu.
Bir usta, bir tabut, bir yatak ya da bir eşek satın alırken, değerini deben cinsinden hesaplar, ödemeyi ise bir miktar tahıl, birkaç giysi ve bir çömlek yağla yapabilirdi. Ustalar, boş zamanlarında, başkaları için tabut ve mezar eşyası yaparak ek gelir elde ediyordu. Bu ek işler, köyün ekonomisinin yalnızca devlet tayınlarına dayanmadığını gösterir: ustalar, becerilerini Teb'in varlıklı aileleri için de kullanıyor, kendi aralarında ve çevre köylerle canlı bir alışveriş ağı kuruyordu. Kayıtlarda, bir eşeğin kiralanması, bir öküzün değeri ya da bir giysinin dikimi için ödenen karşılık, titizlikle not edilmiştir.
Dönüş noktası — kavgalar, mahkemeler ve grev
Köyde hayat her zaman huzurlu değildi. Anlaşmazlıklar, köyün ileri gelenlerinden oluşan bir mahkemede görülüyordu.
Belgeler, borcunu ödemeyen komşuları, çalınan eşyaları, miras kavgalarını ve aile içi anlaşmazlıkları anlatır. Bir papirüs, Paneb adlı bir ustabaşıya yöneltilen uzun bir suçlamalar listesini içerir: kral mezarlarından eşya çalmak, işçileri kendi işlerinde çalıştırmak, köylülere saldırmak ve evli kadınlarla ilişki kurmak. Bu suçlamaların ne kadarının doğru olduğu bilinmiyor; ama belge, köydeki güç ilişkilerinin ve kıskançlıkların ne kadar yoğun olabildiğini gösteriyor.
On Dokuzuncu Hanedan'ın sonlarında ve Yirminci Hanedan'da, Mısır'ın ekonomik durumu kötüleşti. Devletin tayınları gecikmeye başladı. III. Ramses'in yirmi dokuzuncu yılındaki grev, bu kötüleşmenin bir sonucuydu. Grev, tek bir gün sürmedi; aylarca, zaman zaman yeniden başladı. İşçiler, her seferinde tayınlarının bir kısmını alarak işlerine döndüler; ama sorun kökünden çözülmedi.
Yaygın yanlış«Kral mezarlarını ve anıtları, köleler yaptı» diye düşünülür.
Oysa Deir el-Medina'nın ustaları, devletten düzenli ücret alan, ev ve mezar sahibi, okuryazar, kendi mahkemesi olan ve ücretleri ödenmediğinde iş bırakabilen işçilerdi. Onların hayatı zor olabilirdi; ama köle değillerdi.
Cevap — devletin gölgesinde bir topluluk
Öyleyse kralların mezarlarını yapanlar nasıl yaşıyordu? Deir el-Medina'nın ustaları, eski Mısır toplumunda özel bir konumdaydı. Kralın en değerli işlerinden birini yapıyorlardı ve bu yüzden ayrıcalıklıydılar: evleri, mezarları, düzenli tayınları, okuma yazma bilgileri vardı. Ama aynı zamanda, yaşamları tamamen devletin düzenli işleyişine bağlıydı. Tayınlar geldiği sürece hayat sürüyordu; gelmediğinde, açlık kapıdaydı.
Grev kayıtları, bu kırılganlığı açıkça gösterir: bir ay tayın geldiğinde huzur sağlanıyor, ertesi ay gelmediğinde işçiler yeniden duvarları aşıyordu. Devletin ambarları boş değildi aslında; tapınakların ambarları doluydu. Sorun, tahılın doğru yere, doğru zamanda ulaştırılamamasıydı; yani bir yönetim ve dağıtım sorunuydu. Köyün sonu da bu bağımlılığın sonuydu. Yirminci Hanedan'ın sonunda, Krallar Vadisi'nde yeni kral mezarları kazılması durdu; merkezi yönetim zayıfladı ve Teb bölgesi güvensizleşti. Köy terk edildi; işçiler, yakındaki Medinet Habu tapınağının güvenli duvarları içine taşındı.
Bugünle bağ — sıradan insanların arşivi
Tarih kitapları çoğu zaman krallardan, savaşlardan ve anıtlardan söz eder. Deir el-Medina ise, sıradan insanların hayatına bakan eşsiz bir penceredir. Borç kayıtları, devamsızlık listeleri ve çamaşır hesapları, bir savaş yazıtından daha az heybetli görünebilir; ama bir toplumun gerçekte nasıl yaşadığını bu belgelerden öğreniriz. Bugün de, sıradan insanların mektupları, günlükleri, faturaları ve mesajları, geleceğin tarihçileri için değerli bir arşiv olacak.
Birincil kaynak
III. Ramses'in yirmi dokuzuncu yılındaki grevi, Torino'daki papirüsten yararlanarak aktaran Alman Mısırbilimci Adolf Erman'ın 1894'te İngilizceye çevrilen kitabından:
They then lost patience, and on the 10th of Mechir "they crossed the five walls of the necropolis and said: 'We have been starving for 18 days:' they placed themselves behind the temple of Thothmes III." […] The priests also tried to pacify the workmen, but their answer was: "We have been driven here by hunger and thirst; we have no clothes, we have no oil, we have no food. Write to our lord the Pharaoh on the subject, and write to the governor who is over us, that they may give us something for our sustenance." Their efforts were successful: "on that day they received the provision for the month Tybi."
Türkçesi: Sonra sabırları tükendi ve Mehir ayının 10'unda «mezarlığın beş duvarını aştılar ve ‹On sekiz gündür açız› dediler; III. Thutmose'un tapınağının arkasına yerleştiler». […] Rahipler de işçileri yatıştırmaya çalıştı, ama cevapları şuydu: «Buraya açlık ve susuzluk yüzünden geldik; giysimiz yok, yağımız yok, yiyeceğimiz yok. Bu konuda efendimiz Firavun'a yazın, üstümüzdeki yöneticiye yazın ki geçimimiz için bize bir şey versinler.» Çabaları sonuç verdi: «o gün Tybi ayının tayınını aldılar».
Kaynak: Adolf Erman, Life in Ancient Egypt, çev. H. M. Tirard (Londra: Macmillan, 1894), s. 125–126. Erman'ın çift tırnak içindeki ifadeleri, papirüsün kendi sözlerinin çevirisidir. Türkçesi bizim.
- İşçiler hangi eylemlerle taleplerini duyurdu? Bu eylemler bir grevin hangi özelliklerini taşıyor?
- İşçiler taleplerini kime iletmek istiyor? Bu seçim, onların yetkinin nerede olduğuna dair beklentilerini nasıl yansıtıyor?
- Bu kayıt işçilerin mi, yoksa yöneticilerin mi bakış açısından yazılmış olabilir? Metinde buna dair bir ipucu var mı?
Tarihçiler Tartışıyor
- Jaroslav Černý (1973) — Deir el-Medina'nın belgelerini onlarca yıl boyunca inceledi ve köyün ekip yapısını, ustabaşılarını, kâtiplerini ve günlük işleyişini ayrıntılı olarak yeniden kurdu; köyü, eski Mısır'ın en iyi belgelenmiş topluluğu hâline getirdi.
- Jac. J. Janssen (1975) — Ostrakonlardaki fiyat kayıtlarını inceleyerek, Ramses dönemi Mısır'ında malların değerinin nasıl belirlendiğini ve paranın olmadığı bir ekonomide alışverişin nasıl işlediğini gösterdi.
- Leonard Lesko (1994) — Derlediği çalışmada, köyün dinini, hukukunu, ekonomisini ve aile hayatını farklı uzmanların gözünden ele aldı; köyün sıradan bir köy olmadığını, ama sıradan insanların hayatına dair eşsiz bilgiler sunduğunu vurguladı.
- Andrea McDowell (1999) — Köyden kalan belgelerden bir seçkiyi çevirerek, çamaşır listelerinden aşk şiirlerine kadar gündelik yazıların, eski Mısır'ı krallarının dışındaki insanların gözünden görmemizi sağladığını gösterdi.
Bu tartışmada öne çıkan soru, Deir el-Medina'nın ne kadar temsil edici olduğudur. Köyün ustaları, eski Mısır'ın sıradan köylülerinden çok farklıydı: okuryazardılar, devletten düzenli ücret alıyorlardı ve kralın en önemli işlerinden birini yapıyorlardı. Bu yüzden, köyden elde edilen bilgilerin bütün Mısır'a genellenmesi tehlikelidir. Janssen ve Černý, köyün ekonomik ve yönetsel işleyişine odaklanırken, McDowell, sıradan insanların sesini duymaya çalışır. Bu uyarıya rağmen, dikkatle okunduğunda köyün belgeleri, başka hiçbir yerde bulamadığımız sorulara cevap veriyor. Hepsi, bu küçük topluluğun eski Mısır tarihinin anlaşılmasında, büyüklüğüyle orantısız bir yer tuttuğunda birleşir.
Derine İn
Deir el-Medina'nın ustaları, kendi mezarlarını da köyün yakınındaki tepelerde yaptılar. Bu mezarlar, kral mezarlarından çok daha küçüktü; ama ustaların kendi elleriyle süslendiği için, çoğu zaman olağanüstü güzeldi. Bazı mezarlarda, ustaların kendi aileleriyle birlikte, öbür dünyadaki Sazlıklar Tarlası'nda çalışırken ve tanrılara tapınırken resmedildikleri sahneler vardır. Mezarların üzerinde küçük piramitler yükselirdi; firavunların anıtsal biçimi, burada küçük ölçekte ustaların kendi mezarlarına taşınmıştı.
Köyün dini de ilgi çekicidir. Köylüler, büyük devlet tanrılarının yanında, gündelik hayatta kendilerini koruyan küçük tanrılara da tapınıyordu. Evlerin içinde küçük sunaklar, atalara adanmış taş levhalar ve ev tanrılarının heykelcikleri vardı. Bazı taş levhalarda, bir hastalıktan ya da bir hatadan sonra tanrıdan af dileyen işçilerin duaları yazılıdır. Bu dualar, sıradan insanların tanrılarla kişisel bir ilişki kurduğunu gösteriyor.
Köydeki kadınların hayatı da belgelerde izlenebilir. Kadınlar, evleri yönetiyor, çocuk yetiştiriyor, dokuma yapıyor ve zaman zaman alışverişlerde taraf oluyordu. Bazı belgelerde, kadınların mülk sahibi olduğu, miras bıraktığı ve mahkemeye başvurduğu görülür. Ünlü bir vasiyet belgesinde, bir kadın, yaşlılığında kendisine bakmayan çocuklarını mirasından çıkarır. Bu belgeler, eski Mısır'da kadınların hukuki olarak belirli haklara sahip olduğunu gösteriyor. Ama bu haklar, erkeklerle tam bir eşitlik anlamına gelmiyordu; resmî görevlerin ve mezar işinin tamamı erkeklerin elindeydi.
Köydeki okul alıştırmaları da eğitim hakkında bilgi verir. Genç çocuklar, ünlü edebî metinlerin parçalarını ostrakonlara kopyalayarak yazı öğreniyordu. Bu kopyalar, bugün bazı eski Mısır edebiyatı eserlerinin tek ya da en iyi korunmuş nüshalarıdır. Öğrencilerin hataları, öğretmenlerin düzeltmeleri ve kenarlara çizilmiş küçük resimler, eski bir sınıfın havasını bugüne taşır.
Köyün sağlık kayıtları da ilgi çekicidir. Ekibin bir «akrep hekimi» vardı; akrep ve yılan sokmalarına karşı büyü sözleri ve ilaçlar kullanıyordu. Devamsızlık kayıtlarında göz hastalıkları sık geçer; mezarların karanlık ve tozlu ortamında, yağ kandillerinin dumanı altında çalışmanın gözlere zarar verdiği düşünülüyor. Bazı araştırmacılar, hastalık nedeniyle işe gelmeyen işçilerin tayınlarının kesilmediğini gösteren kayıtlara dayanarak, bir tür güvence düzeninin var olduğunu ileri sürüyor; ama bu yorum her dönem için kanıtlanmış değil.
Köyden kalan resimli ostrakonlar da, ustaların mizah anlayışını gösterir. Bu çizimlerde, kedilerin kazları güttüğü, farenin bir soylu gibi tahtta oturduğu ve hayvanların insan gibi davrandığı sahneler vardır. Bu tersine dönmüş dünya resimleri, belki de, ağır işin ve sıkı hiyerarşinin içinde yaşayan insanların, düzenle alay etme biçimiydi.
Aynı çömlek kırıklarında, ustaların mezar duvarlarına çizmeden önce yaptıkları deneme çizimleri, düzeltilmiş figürler ve ölçü çizgileri de görülür. Bu taslaklar, kral mezarlarındaki kusursuz resimlerin arkasındaki uzun çalışmayı ve ustaların birbirinden nasıl öğrendiğini gösterir. Bir usta, bir çırağın çizdiği figürün orantısını kırmızı mürekkeple düzeltmiş; bir başkası aynı yüzü defalarca yeniden çizerek elini alıştırmıştır.
Uzman Notu
Temel literatür
- Adolf Erman, Life in Ancient Egypt, çev. H. M. Tirard (Londra: Macmillan, 1894).
- William F. Edgerton, «The Strikes in Ramses III's Twenty-Ninth Year», Journal of Near Eastern Studies 10 (1951).
- Jaroslav Černý, A Community of Workmen at Thebes in the Ramesside Period (Kahire: Institut français d'archéologie orientale, 1973).
- Jac. J. Janssen, Commodity Prices from the Ramessid Period (Leiden: Brill, 1975).
- Leonard H. Lesko (ed.), Pharaoh's Workers: The Villagers of Deir el Medina (Ithaca: Cornell University Press, 1994).
- A. G. McDowell, Village Life in Ancient Egypt: Laundry Lists and Love Songs (Oxford: Oxford University Press, 1999).
Arşiv ve kaynak
Grev papirüsü Torino'daki Mısır Müzesi'nde bulunuyor. Deir el-Medina'dan çıkan ostrakonların büyük kısmı Kahire'de, Fransız Doğu Arkeolojisi Enstitüsü'nde ve dünyanın çeşitli müzelerinde korunuyor; bir kısmının görüntüleri ve çevirileri, Leiden Üniversitesi'nin çevrim içi veri tabanında taranabiliyor.
Açık sorular
- Deir el-Medina'nın ustalarının yaşam koşulları, eski Mısır'ın sıradan köylüleriyle nasıl karşılaştırılabilir?
- Köydeki okuryazarlık, kadınları ne ölçüde kapsıyordu?
- III. Ramses dönemindeki grevler, merkezi yönetimin genel bir krizinin mi, yoksa yerel bir yönetim sorununun mu işaretiydi?
Mini sınav
- (Hedef 1) Deir el-Medina köyünün sakinleri ne iş yapıyordu? A) Tapınak rahipliği B) Ordu hizmeti C) Kral mezarlarını kazmak, süslemek ve donatmak D) Nil'de balıkçılık
- (Hedef 1) Deir el-Medina'da işçilere ücret nasıl ödenirdi? A) Altın sikkelerle B) Arpa, buğday ve başka mallardan oluşan tayınlarla C) Toprak bağışıyla D) Hiç ödenmezdi
- (Hedef 2) Ostrakonlar neden Deir el-Medina'nın tarihini anlamak için bu kadar önemlidir? A) Köyün gündelik hayatını, alışverişlerini, mahkemelerini ve mektuplarını kaydettikleri için B) Kralların savaşlarını anlattıkları için C) Yalnızca dinî metinler içerdikleri için D) Altından yapıldıkları için
- (Hedef 3) III. Ramses'in yirmi dokuzuncu yılındaki grevin başlıca nedeni neydi? A) Yeni bir kralın tahta çıkması B) Tayınların gecikmesi ve işçilerin aç kalması C) Bir yabancı saldırı D) Köyün su kaynaklarının kuruması
- (Hedef 2) Deir el-Medina'dan elde edilen bilgilerin bütün Mısır'a genellenmesinin neden tehlikeli olduğu söylenir? A) Köyün Mısır dışında olması nedeniyle B) Belgelerin sahte olması nedeniyle C) Köyün ustalarının okuryazar, düzenli ücretli ve ayrıcalıklı olup sıradan köylülerden farklı olması nedeniyle D) Köyde hiç kadın bulunmaması nedeniyle
Açık uçlu soru
(Hedef 3) Birincil kaynaktaki grev anlatısını ve derste anlatılan köy hayatını birlikte değerlendir. Deir el-Medina ustalarının hem ayrıcalıklı hem de kırılgan bir konumda olduğunu kanıtlarıyla göster. Ardından bu köyden elde edilen bilgilerin eski Mısır toplumunun tamamını ne ölçüde temsil ettiğini gerekçeleriyle tartış.
Cevaplar
- C — Köyün sakinleri kral mezarlarını kazıyor, süslüyor ve donatıyordu.
- B — Ücretler, arpa, buğday ve başka mallardan oluşan tayınlarla ödenirdi.
- A — Ostrakonlar, köyün gündelik hayatını ayrıntılı olarak kaydeder.
- B — Grevin nedeni, tayınların gecikmesi ve işçilerin aç kalmasıydı.
- C — Köyün ustaları, sıradan köylülerden farklı olarak okuryazar, düzenli ücretli ve ayrıcalıklıydı.
Güçlü bir cevap, ustaların ev, mezar, düzenli tayın ve okuma yazma bilgisi gibi ayrıcalıklarını; ama aynı zamanda suyu, yiyeceği ve geçimi tamamen devlete bağlı olan bir köyde yaşadıklarını belirtir. Grevin, bu bağımlılığın tayınlar geciktiğinde nasıl bir krize dönüştüğünü gösterdiğini açıklar. Köyün okuryazar ve devlet tarafından beslenen bir topluluk olması nedeniyle, bilgilerin sıradan köylülere dikkatle genellenmesi gerektiğini tartışır.
Sonraki bölüme köprü
Deir el-Medina köyünün terk edilmesi, Yeni Krallık'ın sonunun bir işaretiydi. Sonraki yüzyıllarda, Mısır, Libyalı, Nübyeli, Asurlu, Pers ve sonunda Makedonyalı yöneticilerin elinden geçti. İskender'in ölümünden sonra, onun komutanlarından Ptolemaios'un soyu, üç yüzyıl boyunca Mısır'ı yönetti. Bu soyun son hükümdarı, Kleopatra, Roma'nın gölgesinde Mısır'ı ayakta tutmaya çalıştı. Sonraki bölüm, bu uzun son dönemi soruyor: son firavunlar kimlerdi ve Kleopatra'nın gerçek hikâyesi neydi?