Öğrenme hedefleri
- Mısır kralının unvanlarını, törenlerini ve dinsel görevlerini kullanarak onun tanrılarla ilişkisinin nasıl kurulduğunu açıklayabileceksin.
- Firavunu «yaşayan bir tanrı» olarak gören yaklaşımla, onun tanrısallığını bir makama bağlayan yaklaşımı kanıtlarıyla karşılaştırabileceksin.
- Resmî yazıtlarla, edebî metinler ve mahkeme kayıtları gibi başka türden belgeleri birlikte okuyarak kral imgesinin sınırlarını değerlendirebileceksin.
Okuma metni
Kanca — boğazı kesilmiş bir tanrı
Yaklaşık MÖ 1155 yılında, Mısır'ın en güçlü krallarından biri olan III. Ramses, sarayında bir suikaste kurban gitti. Bunu biliyoruz, çünkü suikastçıların yargılandığı mahkemenin kayıtları bir papirüste korunmuş. Kayıtlara göre komplonun merkezinde kralın ikinci derecedeki eşlerinden biri ve onun oğlu Pentaweret vardı; amaç, Pentaweret'i tahta çıkarmaktı. Saray görevlileri, muhafızlar ve kadınlar yargılandı; bazıları ölüme mahkûm edildi, bazılarına kendi canlarına kıymaları emredildi. Kayıtlarda şaşırtıcı bir ayrıntı daha var: davaya bakan yargıçlardan bazıları, sanık kadınlarla birlikte eğlenirken yakalanmış ve kendileri de cezalandırılmıştı. Saray, bir tanrının evinden çok, çıkarların, kıskançlıkların ve ihanetlerin çarpıştığı sıradan bir insan topluluğuna benziyordu.
Papirüs, kralın öldürülüp öldürülmediğini açıkça söylemez. Cevap, üç bin yıl sonra geldi. 2012'de Zahi Hawass ve arkadaşları, III. Ramses'in mumyasını bilgisayarlı tomografiyle inceledi ve boynunda, sargıların altında gizlenmiş derin bir kesik buldu. Kralın boğazı kesilmişti.
Bu olay bizi zor bir soruyla karşı karşıya bırakıyor. Mısır yazıtları, firavunu güneşe, Nil'e, tanrılara benzetir. Onu «Ra'nın oğlu» diye anar. Ama bu «tanrı», kendi sarayında, kendi ailesinin kurduğu bir komployla öldürülebiliyordu. Öyleyse Mısırlılar krallarını gerçekten tanrı mı sanıyordu, yoksa tanrısallık, bir insanın giydiği bir kaftan gibi, makamın kendisine mi aitti?
Bağlam — kralın beş adı
Mısır'da kral, yalnızca bir kişi değil, bir makamdı. Bugün kullandığımız «firavun» kelimesi bile bunu gösterir. Kelime, Mısırca «büyük ev» anlamına gelen bir ifadeden türemiştir. Başlangıçta kraliyet sarayını, yani kurumu anlatan bu ifade, Yeni Krallık döneminde kralın kendisi için de kullanılmaya başlandı. Kralı, oturduğu binanın adıyla anmak, onun bir kişiden çok bir kurum olarak görüldüğünü düşündürür; bugün bir ülkenin hükümetini başkentindeki bir binanın adıyla anmamıza benzer. Bu makamın dili, kralın adlarında da görülür. Orta Krallık'tan itibaren her kral, tahta çıktığında beş addan oluşan bir unvan dizisi alıyordu.
İlk ve en eski ad, kralı gökyüzünün şahin tanrısı Horus'la özdeşleştirir. Kral, yeryüzündeki Horus'tu. Dördüncü Hanedan'da, Keops'un oğlu Djedefre'nin döneminden itibaren, bir unvan daha yaygınlaştı: «Ra'nın oğlu». Kral artık güneş tanrısının oğlu olarak da anılıyordu.
Bu adlar, kralın insanlar ile tanrılar arasında duran bir varlık olduğunu anlatıyordu. Ama dikkat edelim: kral, Horus'un kendisi değil, Horus'un yeryüzündeki biçimiydi; Ra değil, Ra'nın oğluydu. Unvanlar, kralı tanrılara bağlıyor, ama onları birbirine eşitlemiyordu. Yazıtlarda krala hitap edilirken kullanılan ve genellikle «majesteleri» diye çevrilen Mısırca kelime de ilginçtir: bazı araştırmacılar, onun asıl anlamının «beden» ya da «bürünülen biçim» olduğunu, yani tanrısal gücün içine yerleştiği insan bedenini anlattığını ileri sürer. Bu yorum tartışmalı olsa da, Mısırlıların kişi ile makam arasında bir ayrım yapmış olabileceğini düşündüren ipuçlarından biridir.
Gelişme — maat ve kralın görevi
Kralın asıl görevi, Mısırlıların maat dediği düzeni korumaktı.
Mısır tapınaklarının duvarlarında hep aynı sahne tekrar eder: kral, bir tanrının önünde durur ve ona sunu yapar. Kimi zaman sunduğu şey, küçük bir maat heykelciğidir. Gerçekte tapınaklarda törenleri rahipler yürütüyordu; ama duvarlarda yalnızca kral görünür. Bu, ülkedeki her törenin, kuramsal olarak, kral adına yapıldığı anlamına geliyordu. Kral, tanrılara sunu sunan en yüksek rahipti; tanrılar da karşılığında ülkeye bereket, zafer ve düzen veriyordu.
Bu karşılıklılık, kralın durumunu ilginç kılar. Kral, tanrılara hizmet eden biriydi. Tanrılara ihtiyaç duyuyor, onlardan bir şey istiyordu. Tam anlamıyla bir tanrı olsaydı, bu kadar sunuya ve duaya ihtiyacı olur muydu?
Kralın yıpranabileceği de kabul ediliyordu. Sed bayramı, bunun en açık kanıtıdır.
Bir kralın gücünün törenle yenilenmesi gerekiyorsa, o güç zamanla azalabilen bir şeydi. Ölümsüz bir tanrının yenilenmeye ihtiyacı olmaz.
Yaygın yanlış«Mısırlılar krallarını her yönüyle ölümsüz ve yanılmaz bir tanrı olarak görüyordu» diye düşünülür.
Oysa kral tanrılara sunu yapan, yenilenme törenine ihtiyaç duyan, hastalanan, yaşlanan ve öldürülebilen bir insandı. Tanrısallık, büyük ölçüde onun oturduğu makama ve törenle üstlendiği role aitti.
Dönüş noktası — yazıtlar ve öyküler
Resmî yazıtlar, kralı neredeyse sınırsız bir güç olarak anlatır. Orta Krallık döneminde, III. Amenemhat'ın hizmetindeki bir yüksek memur olan Sehetepibre, Abidos'taki mezar taşına çocuklarına bir öğüt yazdırdı: krala tapın, onu yüreğinizde tahta oturtun. Bu öğüdün dili, kralı güneşe, Nil'e ve yaratıcı tanrılara benzetir.
Ama aynı dönemin ve sonraki dönemlerin edebiyatı, kralı çok daha insani bir biçimde de gösterebiliyordu. Westcar Papirüsü adıyla bilinen bir öykü derlemesinde, Keops, bir büyücüden kesilmiş bir başı yeniden birleştirmesini ister ve bunun bir mahkûm üzerinde denenmesini emreder. Büyücü, bunun bir insan üzerinde yapılmasını reddeder ve krala karşı çıkar. Öyküde kral, hem meraklı hem de acımasız görünür; büyücü ise ondan daha ahlaklıdır.
Mahkeme kayıtları da, III. Ramses örneğinde gördüğümüz gibi, bir kralın ailesi ve sarayı tarafından hedef alınabildiğini gösteriyor. Tanrısal bir varlığa karşı komplo kurulur mu? Kurulmuş ve başarılı olmuş. Üstelik mahkeme kayıtları, kralın ölümünden sonra, onun adına konuşan bir dille yazılmıştır: ölü kral, suçluların yargılanmasını emreden kişi olarak sunulur. Kişi ölmüş, ama makam konuşmaya devam etmiştir.
Cevap — makamın tanrısallığı
Öyleyse firavun bir kral mıydı, bir tanrı mı? Bugün pek çok Mısırbilimcinin vardığı cevap şudur: ikisi birden, ama farklı anlamlarda. Kral, bir insan olarak doğuyor, yaşlanıyor ve ölüyordu. Ama tahta çıktığı anda, tanrılar ile insanlar arasındaki bağı taşıyan bir makama giriyordu. Bu makam tanrısaldı; onu dolduran kişi ise ölümlüydü.
Bu ayrım, Mısır'da bazı kralların yaşarken kendilerini tanrılaştırma çabalarını da açıklar. III. Amenhotep, Nübye'deki Soleb'de, Amon'la birlikte kendi tanrısal biçimine de adanmış bir tapınak yaptırdı. II. Ramses'in Ebu Simbel'deki büyük tapınağında, kralın tanrılarla yan yana oturan heykelleri vardır. Bu tür çabaların gerekli görülmesi, kralın tanrısallığının kendiliğinden verili olmadığını, sürekli inşa edilmesi ve gösterilmesi gerektiğini düşündürüyor. Üstelik bu tapınakların çoğu, Mısır'ın merkezinden uzakta, güneydeki Nübye'de yapılmıştı. Kralın tanrısallığı, belki de en yüksek sesle, onu yakından tanımayan, fethedilmiş toprakların halkına anlatılıyordu. Tanrı-kral imgesi, bir inanç olduğu kadar bir yönetim aracıydı.
Ölümden sonra ise durum değişiyordu. Sakkara'daki geç Eski Krallık piramitlerinin duvarlarına yazılan metinler, kralın ölümle birlikte yıldızlara doğru yol aldığını ve ilahi topluluğun bir üyesi hâline geldiğini anlatıyordu. Kral, en tam anlamıyla, belki de ancak ölünce tanrı oluyordu. Yaşarken yeryüzündeki Horus olan kral, öldükten sonra ölüler dünyasının tanrısı Osiris'le birleşiyor, tahtı ise oğluna, yeni Horus'a geçiyordu. Makam böylece hiç boş kalmıyordu; yalnızca onu dolduran kişi değişiyordu.
Bugünle bağ — makam ve kişi
Mısır'ın makam ile kişi arasındaki bu ayrımı, bize hiç de yabancı değil. Bugün de bir devletin en yüksek makamına saygı gösterilir, o makamı temsil eden simgeler korunur; ama makamı dolduran kişi eleştirilebilir, yargılanabilir, değiştirilebilir. Mısır'da bu ayrım açıkça söylenmezdi; yazıtlar, kişiyi makamla bütünüyle birleştirirdi. Tarihçinin işi, resmî dilin arkasında, insanların kralı gerçekte nasıl gördüğünü gösteren başka belgeleri, mahkeme kayıtlarını, öyküleri, mektupları da okumaktır.
Birincil kaynak
Orta Krallık döneminde, III. Amenemhat'ın hizmetinde çalışan hazine görevlisi Sehetepibre, Abidos'taki mezar taşına çocukları için bir öğüt yazdırdı:
Adore the king, Nematre (Amenemhet III), living forever, in the midst of your bodies; Enthrone his majesty in your hearts. […] He is the Sun, seeing with his rays; He illuminates the Two Lands more than the sun-disk. He makes the Two Lands green more than a great Nile; He hath filled the Two Lands with strength. […] He is Sekhmet toward him who transgresses his command. […] There is no tomb for one hostile to his majesty; But his body shall be thrown to the waters.
Türkçesi: Kral Nimaatra'ya (III. Amenemhat), sonsuza dek yaşayana, bedenlerinizin içinde tapın; majestelerini yüreklerinizde tahta oturtun. […] O, ışınlarıyla gören Güneş'tir; İki Ülke'yi güneş kursundan daha çok aydınlatır. İki Ülke'yi büyük bir Nil'den daha çok yeşertir; İki Ülke'yi güçle doldurmuştur. […] Buyruğunu çiğneyene karşı o, Sekhmet'tir. […] Majestelerine düşman olan için mezar yoktur; bedeni sulara atılacaktır.
Kaynak: Sehetepibre'nin Abidos'taki mezar taşı (Kahire Müzesi, CG 20538); James Henry Breasted, Ancient Records of Egypt, cilt I (Chicago, 1906), §747–748. Türkçesi bizim.
- Metin, kralı hangi doğa güçlerine ve tanrılara benzetiyor? Bu benzetmeler krala hangi nitelikleri yüklüyor?
- Bu öğüdü bir kral değil, bir memur yazdırdı. Bir memurun mezar taşında böyle bir öğüt yer almasının amacı ne olabilir?
- Son satırlar, krala düşman olanı neyle tehdit ediyor? Bu tehdit, Mısırlıların ölümden sonraya dair düşünceleriyle nasıl ilişkili?
Tarihçiler Tartışıyor
- Henri Frankfort (1948) — Mısır kralının, Mezopotamya krallarından farklı olarak, halkının gözünde gerçekten tanrısal bir varlık olduğunu, toplumu ve doğayı birleştiren bir tanrı-kral olarak görüldüğünü savundu.
- Georges Posener (1960) — Edebî metinleri, mektupları ve öyküleri inceleyerek, kralın tanrısallığının büyük ölçüde resmî bir dil olduğunu, gündelik düşüncede kralın hatalı, zayıf ve ölümlü bir insan olarak da görüldüğünü ileri sürdü.
- Jan Assmann (1990) — Maat kavramını merkeze alarak, kralın rolünü tanrılar ile insanlar arasında adaleti ve düzeni sağlayan bir aracı olarak yorumladı.
- David O'Connor ve David Silverman (1995) — Derledikleri çalışmalarda, kralın tanrısallığının dönemden döneme değiştiğini ve kişi ile makam arasındaki ayrımın farklı biçimlerde vurgulandığını gösterdiler.
Bu tartışma, hangi belgelere baktığımıza bağlı olarak farklı sonuçlara varılabileceğini gösteriyor. Frankfort, büyük ölçüde tapınak kabartmalarına, törenlere ve resmî yazıtlara dayandı; bu belgelerde kral gerçekten de tanrılarla iç içedir. Posener ise, aynı toplumun ürettiği öykülere ve mektuplara baktı; bu metinlerde kral, çoğu zaman sıradan bir insan gibi davranır. İki yaklaşım da haklı olabilir: aynı toplum, kralını törenlerde tanrı gibi yüceltirken, öykülerde onu eleştirebilir. Assmann'ın maat vurgusu ise, tartışmayı «kral tanrı mıydı?» sorusundan «kralın işlevi neydi?» sorusuna kaydırıyor. Tartışmanın bir de yöntem dersi var: bir toplumun inançlarını, yalnızca devletin kendisi hakkında yazdıklarından çıkarmak yanıltıcı olabilir. Bugünkü araştırmaların çoğu, bu görüşleri birbirinin karşıtı değil, aynı resmin farklı yüzleri olarak görüyor.
Derine İn
Kralın tanrısallığına dair tartışmanın bir boyutu da, Mısırlıların «ka» dediği kavramla ilgilidir.
Bazı araştırmacılara göre, tahta çıkan her kral, önceki kralların taşıdığı kraliyet ka'sını devralıyordu. Bu düşünce, makam ile kişi arasındaki ayrımı açıklamanın bir yoludur: kraliyet ka'sı ölümsüzdü; onu taşıyan beden ise ölümlü. Bu yorum, özellikle Yeni Krallık dönemindeki bazı tapınak törenleri üzerinden geliştirilmiştir ve bütün dönemlere aynı biçimde uygulanıp uygulanamayacağı tartışmalıdır.
Kralın dinsel rolünün bir başka yönü, kehanetlerle ilgilidir. Yeni Krallık döneminde, özellikle Teb'deki Amon tapınağında, tanrının heykeli bir tören teknesiyle taşınırken, taşıyıcıların hareketleri tanrının cevabı olarak yorumlanıyordu. Bazı krallar, tahta çıkışlarının tanrı tarafından bu yolla onaylandığını yazıtlarında anlatır. Bu, bir kralın tanrısallığının, tanrının kendisi tarafından tanınmasına ihtiyaç duyduğunu da gösterir. Tahta çıkış hakkı tartışmalı olan, örneğin kraliyet ailesinin ana kolundan gelmeyen krallar, bu tür kehanet öykülerine daha çok başvurmuş görünür. Tanrısal onay, en çok, meşruiyetin zayıf olduğu yerde anlatılıyordu; tıpkı bugün de tartışmalı bir iktidarın, kendisini en yüksek sesle haklı göstermeye çalışması gibi.
Kral imgesinin bir başka yüzü, sanattaki temsildir. Mısır sanatında kral, neredeyse her zaman genç, güçlü ve kusursuz bir bedenle gösterilir. Oysa mumyalar, pek çok kralın ileri yaşlarda, diş hastalıkları, eklem sorunları ve başka rahatsızlıklarla öldüğünü gösteriyor. Sanat, kralın bedenini değil, makamın idealini resmediyordu. Orta Krallık'ın bazı kralları, özellikle III. Senusret ve III. Amenemhat, yorgun, çizgili yüzlerle betimlenmiştir; bunun, kralın ülke için katlandığı yükü gösterdiği ileri sürülür, ama bu yorumun kendisi de tartışmalıdır. Başka bir açıklamaya göre bu yüzler, yalnızca dönemin sanat modasını yansıtıyordu.
Son olarak, Mısır dışındaki gözlemcilerin de kral hakkında söyledikleri vardır. Sonraki yüzyıllarda Mısır'ı ziyaret eden Yunan yazarlar, Mısır krallarının gündelik hayatının kurallarla sıkı sıkıya düzenlendiğini, ne zaman yıkanacaklarının, ne yiyeceklerinin ve ne zaman yargılamada bulunacaklarının belirlendiğini anlatır. Bu anlatımlar, kralı sınırsız bir güç olarak değil, törenlerin ve geleneklerin içinde yaşayan, onlara bağlı bir kişi olarak gösterir. Kral listeleri de makam düşüncesini gösterir. Yeni Krallık'ta Abidos'taki bir tapınağın duvarına kazınan uzun bir liste, eski kralların adlarını sırayla sayar ve yaşayan kralı bu zincirin son halkası olarak gösterir. Liste, bütün kralları içermez: meşru sayılmayan bazı yöneticilerin adları atlanmıştır. Yani krallık, yalnızca tahta oturmakla değil, bu zincire kabul edilmekle kazanılan bir kimlikti; bir kral, sonradan zincirin dışına da itilebilirdi.
Tanrısal bir makam, onu dolduran insana sonsuz bir özgürlük değil, ağır bir yük getiriyordu.
Uzman Notu
Temel literatür
- James Henry Breasted, Ancient Records of Egypt, cilt I (Chicago: University of Chicago Press, 1906).
- Henri Frankfort, Kingship and the Gods (Chicago: University of Chicago Press, 1948).
- Georges Posener, De la divinité du pharaon (Paris: Imprimerie nationale, 1960).
- Jan Assmann, Ma'at: Gerechtigkeit und Unsterblichkeit im Alten Ägypten (Münih: C. H. Beck, 1990).
- David O'Connor ve David P. Silverman (ed.), Ancient Egyptian Kingship (Leiden: Brill, 1995).
- Zahi Hawass ve arkadaşları, «Revisiting the Harem Conspiracy and Death of Ramesses III», BMJ 345 (2012), e8268.
Arşiv ve kaynak
Sehetepibre'nin mezar taşı Kahire'de korunuyor; Breasted'ın çevirisi telif süresi dolmuş olduğundan tam metni çevrim içi arşivlerde okunabiliyor. III. Ramses'e karşı komployu anlatan mahkeme papirüsü Torino'dadır. Westcar Papirüsü Berlin'dedir.
Açık sorular
- Sıradan Mısırlılar, resmî yazıtların anlattığı tanrı-kral imgesine ne ölçüde inanıyordu?
- «Ra'nın oğlu» unvanının Dördüncü Hanedan'da yaygınlaşması, krallığın gücünün artmasını mı, yoksa güneş kültünün yükselişini mi yansıtıyor?
- Kraliyet ka'sı düşüncesi, Mısır tarihinin bütün dönemleri için geçerli mi?
Mini sınav
- (Hedef 1) Mısır kralının tahta çıkarken aldığı beş adlık resmî unvan zincirine ne ad verilir? A) Kartuş B) Unvan dizisi C) Maat D) Ka
- (Hedef 1) Kralın Sed bayramını kutlaması, onun tanrısallığı hakkında neyi düşündürür? A) Kralın hiç yaşlanmadığını B) Kralın gücünün zamanla azalabilen ve törenle yenilenmesi gereken bir şey olduğunu C) Kralın tanrılara hiç sunu yapmadığını D) Kralın seçimle belirlendiğini
- (Hedef 3) 2012'de III. Ramses'in mumyası üzerinde yapılan inceleme neyi ortaya koydu? A) Kralın bir savaşta öldüğünü B) Kralın çok genç yaşta öldüğünü C) Kralın boynunda derin bir kesik olduğunu D) Mumyanın başka birine ait olduğunu
- (Hedef 2) Georges Posener'in kralın tanrısallığına dair görüşü nedir? A) Kralın her durumda gerçek bir tanrı olarak görüldüğü B) Kralın hiçbir dinsel rolünün olmadığı C) Kralın yalnızca ölünce kral sayıldığı D) Tanrısallığın büyük ölçüde resmî bir dil olduğu, gündelik düşüncede kralın ölümlü bir insan olarak da görüldüğü
- (Hedef 2) Tapınak duvarlarında kralın tanrılara sunu yaparken gösterilmesi neyi anlatır? A) Kralın, kuramsal olarak ülkedeki her töreni yürüten en yüksek rahip olduğunu B) Kralın tapınaklara hiç gitmediğini C) Tanrıların krala sunu yaptığını D) Rahiplerin hiç olmadığını
Açık uçlu soru
(Hedef 3) Sehetepibre'nin mezar taşındaki öğüdü, Westcar Papirüsü'ndeki Keops öyküsü ve III. Ramses'e karşı komplonun mahkeme kayıtlarıyla karşılaştır. Her belgenin kralı nasıl gösterdiğini ve bu farkın belgenin türüyle nasıl ilişkili olduğunu açıkla. Ardından firavunun tanrısallığının «kişiye mi, makama mı» ait olduğu sorusunu bu üç belge üzerinden tartış.
Cevaplar
- B — Beş adlık resmî unvan zincirine unvan dizisi denir.
- B — Sed bayramı, kralın gücünün zamanla azalabildiğini ve törenle yenilenmesi gerektiğini düşündürür.
- C — İnceleme, kralın boynunda sargıların altında gizlenmiş derin bir kesik buldu.
- D — Posener, tanrısallığın büyük ölçüde resmî bir dil olduğunu ve kralın ölümlü bir insan olarak da görüldüğünü savundu.
- A — Kral, kuramsal olarak her töreni yürüten en yüksek rahip olarak gösterilir.
Güçlü bir cevap, mezar taşının resmî ve dinsel bir metin olarak kralı güneşe ve tanrılara benzettiğini; Westcar öyküsünün edebî bir metin olarak kralı meraklı ve acımasız bir insan olarak gösterebildiğini; mahkeme kayıtlarının ise kralın sarayında öldürülebildiğini belgelediğini belirtir. Bu farkların belgelerin amacından ve okuyucusundan kaynaklandığını, tanrısallığın büyük ölçüde makama ait olduğunu, ama makamın bir insan tarafından doldurulduğunu tartışır.
Sonraki bölüme köprü
Bu bölümde kralların adlarını, oval bir çerçevenin, kartuşun içine yazıldığını gördük. Bu küçük ayrıntı, yüzyıllar sonra büyük bir kapının anahtarı olacaktı. Mısır yazısı, Roma döneminden sonra unutuldu ve kimse onu okuyamaz hâle geldi. 1799'da bulunan, aynı metni üç farklı yazıyla taşıyan bir taş, bu kapıyı açmanın yolunu gösterdi. Bir sonraki bölümün sorusu bu: Hiyeroglif nasıl çözüldü ve Reşit Taşı bu çözümde nasıl bir rol oynadı?