Öğrenme hedefleri
- Gilgameş Destanı'nın konusunu, başlıca karakterlerini ve temalarını; dostluğu, ölümü ve ölümsüzlük arayışını açıklayabileceksin.
- Destanın Sümerce şiirlerden Eski Babil ve standart Babil sürümlerine kadar bin yılı aşkın bir sürede nasıl biçimlendiğini değerlendirebileceksin.
- Destandaki tufan anlatısının 1872'deki keşfinin yarattığı tartışmayı ve Mezopotamya ile Kitab-ı Mukaddes anlatıları arasındaki ilişkiyi tartışabileceksin.
Okuma metni
Kanca — British Museum'daki güvercin
1872'de Londra'daki British Museum'da çalışan genç bir Asurbilimci, George Smith, müzenin depolarında duran binlerce kil tablet parçasını sınıflandırıyordu. Parçalar, yirmi yıl kadar önce Ninova'da, MÖ yedinci yüzyılın büyük kitaplık kurucusu Asurbanipal'in sarayının yıkıntıları arasında bulunmuştu. Bir gün Smith, yarısı kırık bir tabletin sütununda, bir geminin Nizir dağına oturduğunu, bir güvercinin salındığını ve konacak yer bulamayınca geri döndüğünü anlatan satırlar okudu. Smith, Kitab-ı Mukaddes'teki Nuh tufanına çok benzeyen bir anlatı bulduğunu hemen fark etti.
Smith, Aralık 1872'de bu keşfi Londra'daki Kitab-ı Mukaddes Arkeolojisi Derneği'nde bir konuşmayla duyurdu; dinleyiciler arasında İngiltere başbakanı William Gladstone da vardı. Keşif büyük heyecan yarattı; bir gazete, Smith'i eksik parçaları bulması için Ninova'ya gönderdi.
Tufan anlatısı, çok daha uzun bir destanın parçasıydı. Smith, destanın kahramanının adını o zamanki bilgilerle «İzdubar» olarak okumuştu; bugün bu ad Gilgameş olarak okunuyor. Bu bölüm, Gilgameş Destanı'nın ne anlattığını ve bu anlatının nasıl oluştuğunu soruyor.
Bağlam — bir kral, birçok hikâye
Gilgameş, Sümer kral listesinde Uruk'un krallarından biri olarak geçer; bazı araştırmacılar onun yaklaşık MÖ 2700 civarında yaşamış gerçek bir hükümdar olabileceğini düşünüyor. Ama onu ünlü yapan, hakkında anlatılan hikâyelerdir. Uruk'un surlarını onun yaptırdığına inanılıyordu; sonraki kralların yazıtlarında da Gilgameş, örnek alınacak büyük bir ata olarak anılır. Tarihsel bir kişi ile efsanevi bir kahraman arasındaki sınır, onun hikâyesinde çoğu zaman bulanıklaşır.
MÖ yirmi birinci yüzyıl civarında, Ur'un kralları, kendilerini Gilgameş'in soyundan sayıyor ve onun hakkındaki Sümerce şiirleri yazıya geçirtiyordu. Bu şiirler, birbirinden bağımsız beş kısa anlatıydı: Gilgameş'in sedir ormanının bekçisi Huvava'ya karşı seferi, Gök Boğası ile mücadelesi, Kiş kralıyla çatışması, dostu Enkidu'nun yeraltı dünyasına inişi ve Gilgameş'in ölümü.
Yaklaşık MÖ on sekizinci yüzyılda, Eski Babil döneminde, bir şair ya da şairler bu dağınık hikâyeleri Akadca olarak tek bir destanda birleştirdi. Yüzyıllar sonra, MÖ ikinci binyılın son çeyreği civarında, geleneğin Sin-leqi-unninni adını verdiği bir kâtip, destanı yeniden düzenledi ve on bir tabletlik bir metne dönüştürdü; sonradan buna on ikinci bir tablet eklendi.
Gelişme — dostluk ve ölüm
Destan, Uruk'un güçlü ama zorba kralı Gilgameş'le başlar. Uruk halkı, kralın bitmek bilmeyen enerjisinden ve baskısından yakınır; tanrılar da ona denk bir rakip yaratır: bozkırda hayvanlarla birlikte yaşayan vahşi adam Enkidu. Enkidu, bir kadınla geçirdiği günler, ekmek ve bira gibi uygar yaşamın simgeleriyle tanışarak «insanlaşır» ve Uruk'a gelir. Gilgameş ile güreşir; ama güreşin sonunda iki rakip, ayrılmaz iki dost olur. Enkidu'nun hikâyesi, Mezopotamyalıların kendi uygarlıklarını nasıl gördüklerini de gösterir: insanı insan yapan, ekmek yemek, giysi giymek ve kentte yaşamaktır. Ama destan, bu dönüşümün bir bedeli olduğunu da saklamaz; ölüm döşeğindeki Enkidu, önce onu uygarlığa getirenleri lanetler, sonra bu lanetini geri alır.
İki dost, uzak sedir ormanına giderek ormanın canavar bekçisi Huvava'yı öldürür ve değerli sedir ağaçlarını keserek Uruk'a getirir. Sonra tanrıça İştar, Gilgameş'e evlenme teklif eder; Gilgameş onu reddedip aşağılar. Öfkelenen İştar, Gök Boğası'nı Uruk'un üzerine gönderir; iki dost boğayı da öldürür.
Ama tanrılar, bu saygısızlıkları cezasız bırakmaz. Enkidu hastalanır ve ölür. Gilgameş, dostunun bedeninin başında günlerce yas tutar ve ancak bedenden bir kurtçuk düştüğünde onun gerçekten öldüğünü kabullenir. Ölüm, destanın merkezine yerleşir: dostunun ölümü, Gilgameş'e kendi ölümlülüğünü gösterir.
Yaygın yanlış«Gilgameş Destanı, tek bir yazarın tek bir seferde yazdığı bir eserdir» diye düşünülür.
Oysa destan, Sümerce şiirlerden Eski Babil sürümüne, oradan standart Babil sürümüne kadar bin yılı aşkın bir sürede, pek çok kâtibin ve şairin elinden geçerek biçimlendi. Bugün okuduğumuz metin, farklı dönemlerden ve farklı kentlerden gelen tabletlerin birleştirilmesiyle kurulmuş bir yeniden yapımdır.
Dönüş noktası — tufan
Gilgameş, güneşin her akşam girdiği dağları, zifiri karanlık bir tüneli ve dokunanı öldüren ölüm sularını aşarak, sonunda Utnapiştim'e ulaşır. Utnapiştim, ona nasıl ölümsüz olduğunu anlatır: tanrılar bir zamanlar insanlığı bir tufanla yok etmeye karar vermişti. Bilgelik tanrısı Ea, Utnapiştim'i gizlice uyarmış; o da büyük bir gemi yapmış, ailesini, ustaları ve hayvanları içine almıştı. Yedi gün süren fırtınanın ardından gemi Nizir dağına oturmuş; Utnapiştim, suların çekilip çekilmediğini anlamak için sırayla bir güvercin, bir kırlangıç ve bir kuzgun salmıştı. Tufandan sonra tanrılar, ona ve karısına ölümsüzlük vermişti.
Utnapiştim, Gilgameş'e bir sınav verir: altı gün yedi gece uyumadan durabilirse, ölümsüzlüğe layık olacaktır. Gilgameş hemen uykuya dalar. Sonra Utnapiştim, ona gençliği geri getiren bir bitkinin yerini söyler. Gilgameş bitkiyi denizin dibinden çıkarır; ama dönüş yolunda, bir havuzda yıkanırken bir yılan bitkiyi çalar. Gilgameş, eli boş, Uruk'a döner. Yılan, eski derisini atarak yenilenir; insan ise yenilenemez. Destan, bu küçük sahneyle, yılanların neden deri değiştirdiğini açıklayan bir halk anlatısını da içine alır.
Cevap — bir kral nasıl insan olur?
Öyleyse Gilgameş Destanı ne anlatır? Yüzeyde, kahramanca serüvenleri anlatan bir hikâyedir. Ama destanın asıl konusu, bir insanın ölümle yüzleşmesidir. Gilgameş, ölümsüzlüğü bulamaz; ama ilk kentleri anlatan bölümde de karşılaştığımız o sahnede, yolculuğun sonunda kayıkçıya Uruk'un surlarını gösterir ve onlara bakmasını ister. Ölümsüzlüğün yerini, insanların ortak eseri olan kent, yani geride kalan iş alır.
Destanın Eski Babil sürümünde, Gilgameş'in yolculuğu sırasında karşılaştığı meyhaneci kadın Siduri, ona tanrıların insanlara ölümü verdiğini, ölümsüzlüğü ise kendilerine sakladığını söyler ve ona hayatın sunduklarının, yani yemeğin, temiz giysilerin, eşinin ve çocuğunun tadını çıkarmasını öğütler. Bu öğüt, destanın ölüm karşısında önerdiği cevaplardan biridir. Gilgameş bu öğüdü dinlemez ve yolculuğuna devam eder; ama destanın sonunda vardığı yer, Siduri'nin söylediğinden çok da uzak değildir: insanın elindeki hayat, bu dünyadaki hayattır.
Destan, bu yüzden, Mezopotamya'nın krallık anlayışına dair de bir şey söyler. Başta zorba olan Gilgameş, dostluğu, kaybı ve başarısızlığı yaşadıktan sonra bilge bir krala dönüşür. Destanın açılış dizeleri, onu «derinliği gören», yani her şeyi görüp bilen ve bu bilgiyi insanlara aktaran biri olarak över. Destan, bu anlamda, bir kralın nasıl bilgeleştiğini anlatan bir eğitim hikâyesidir. Mezopotamya'nın kâtip okullarında öğrencilerin bu metni kopyalaması da, onu yalnızca bir eğlence değil, bir bilgelik kaynağı olarak gördüklerini düşündürüyor.
Destandaki kadın karakterler de dikkat çekicidir. Enkidu'yu uygarlığa taşıyan Şamhat, Gilgameş'e öğüt veren Siduri, Gilgameş'in annesi bilge tanrıça Ninsun ve Utnapiştim'in karısı, kahramanın yolculuğunun belirleyici anlarında ortaya çıkar. Onlar, çoğu zaman erkek kahramanın göremediği bir bilgeliği temsil eder.
Bugünle bağ — yeni bulunan dizeler
Gilgameş Destanı, bugün de tamamlanmış bir metin değildir. Yeni tabletler bulundukça, destana yeni dizeler ekleniyor. 2014'te, Irak'ın Süleymaniye kentindeki müzenin satın aldığı bir tablette, destanın beşinci tabletinin daha önce bilinmeyen dizeleri tespit edildi. Bu dizeler, sedir ormanının kuşlarla, maymunlarla ve cırcır böcekleriyle dolu, canlı bir yer olarak anlatıldığını gösterdi. Dört bin yıllık bir eser, yeni okurlarına hâlâ yeni sayfalar açıyor.
Birincil kaynak
George Smith, 1876'da yayımladığı kitabında tufan anlatısını şöyle çevirdi:
I perceived the shore at the boundary of the sea, / for twelve measures the land rose. / To the country of Nizir went the ship; / the mountain of Nizir stopped the ship, and to pass over it it was not able. […] / On the seventh day in the course of it / I sent forth a dove and it left. The dove went and turned, and / a resting-place it did not find, and it returned. […] / I sent forth a raven and it left. / The raven went, and the decrease of the water it saw, and / it did eat, it swam, and wandered away, and did not return.
Türkçesi: Denizin sınırında kıyıyı gördüm; toprak on iki ölçü yükseldi. Gemi Nizir ülkesine gitti; Nizir dağı gemiyi durdurdu ve gemi onu aşamadı. […] Yedinci günün seyri içinde bir güvercin saldım ve güvercin uçup gitti. Güvercin gitti ve döndü; konacak bir yer bulamadı ve geri geldi. […] Bir kuzgun saldım ve kuzgun uçup gitti. Kuzgun gitti, suların çekildiğini gördü; yedi, suda yüzdü, uzaklara gitti ve geri dönmedi.
Kaynak: George Smith, The Chaldean Account of Genesis (Londra: Sampson Low, 1876), s. 270; archive.org. Türkçesi bizim.
- Utnapiştim, kuşları neden sırayla salıyor? Kuzgunun geri dönmemesi ne anlama geliyor?
- Bu satırları Kitab-ı Mukaddes'teki tufan anlatısıyla karşılaştırdığında hangi benzerlikleri görüyorsun?
- Smith'in 1876 tarihli çevirisi, bugünkü çevirilerden farklı okumalar içeriyor. Eski bir çeviriyi birincil kaynak olarak kullanırken nelere dikkat etmeliyiz?
Tarihçiler Tartışıyor
- George Smith (1876) — Ninova'dan gelen tabletlerdeki tufan anlatısını ve destanın öbür parçalarını yayımlayarak, Mezopotamya edebiyatının Kitab-ı Mukaddes anlatılarıyla ilişkisi üzerine uzun bir tartışmayı başlattı.
- Wilfred Lambert ve Alan Millard (1969) — Atrahasis destanını yayımlayarak, Gilgameş'teki tufan anlatısının daha eski ve bağımsız bir Mezopotamya geleneğinden alındığını gösterdi.
- Jeffrey Tigay (1982) — Destanın Sümerce şiirlerden standart Babil sürümüne kadar nasıl evrildiğini adım adım izleyerek, eski bir metnin yüzyıllar boyunca nasıl yeniden yazıldığını gösterdi.
- Andrew George (2003) — Bütün tablet kopyalarını bir araya getiren eleştirel bir basım yayımlayarak, destanın bilinen en eksiksiz metnini kurdu ve farklı sürümler arasındaki ilişkiyi ayrıntılı olarak inceledi.
Bu dört yaklaşım, destana farklı sorularla yaklaşıyor. Smith'in döneminde asıl soru, Mezopotamya'nın tufan anlatısının Kitab-ı Mukaddes'tekiyle ilişkisiydi; bu soru, on dokuzuncu yüzyıl Avrupa'sında dinsel ve bilimsel tartışmaların tam ortasına düştü. Lambert ve Millard, tufan anlatısının Mezopotamya'nın kendi içinde bir geçmişi olduğunu gösterdi. Tigay, dikkati tek bir metinden, metnin zaman içindeki değişimine çevirdi; destanın, her dönemin kendi kaygılarına göre yeniden yazıldığını gösterdi. George ise, parça parça bulunan yüzlerce tableti bir araya getirerek, destanın bugün okuduğumuz biçimini kurdu. Bu yaklaşımlar birbirini tamamlıyor: Smith soruyu açtı, Lambert ve Millard kökeni gösterdi, Tigay değişimi izledi, George ise metni kurdu. Tartışma, eski bir metnin tek ve değişmez bir «asıl» biçimi olmadığını, her kopyanın ve her sürümün kendi tarihine sahip olduğunu gösteriyor.
Derine İn
Gilgameş Destanı'nın bize nasıl ulaştığı, kendi başına bir hikâyedir. Destanın en eksiksiz kopyaları, MÖ yedinci yüzyılda Asurbanipal'in başkentte topladığı kitaplıktan gelir. Bu kitaplık, MÖ 612'de Ninova'nın yıkılmasıyla toprağın altında kaldı. 1850'lerde İngiliz ve Asur kökenli arkeolog Hormuzd Rassam, Ninova'daki kazılarda bu kitaplığın kalıntılarını buldu ve binlerce tablet parçasını British Museum'a gönderdi. Smith'in 1872'de okuduğu parçalar, bu tabletlerin arasındaydı. Yangın, kil tabletleri pişirerek sertleştirmiş ve onların binlerce yıl korunmasına yardım etmişti. Bir kentin yıkımı, böylece onun edebiyatının kurtuluşu oldu; bugün elimizdeki pek çok Mezopotamya metnini, bu yangına borçluyuz.
Destanın farklı sürümleri, onun bir kültürel mirasın parçası olarak nasıl yaşadığını gösterir. Eski Babil sürümü ile standart Babil sürümü arasında önemli farklar vardır. Örneğin, Siduri'nin Gilgameş'e hayatın küçük zevklerini öğütlediği dizeler, yalnızca Eski Babil sürümünde bulunur; standart sürümde bu konuşma değiştirilmiştir. Bu farklar, her dönemin destanı kendi değerlerine göre yeniden biçimlendirdiğini düşündürüyor.
Destan, Mezopotamya'nın dışına da yayıldı. Anadolu'da, Hitit başkenti Hattuşa'da, destanın Hititçe ve Hurrice parçaları bulundu. Filistin'deki Megiddo'da da bir parça ortaya çıktı. Bu, destanın MÖ ikinci binyılda Yakın Doğu'nun farklı bölgelerinde okunduğunu, çevrildiğini ve yerel zevklere göre kısaltılıp uyarlandığını gösteriyor. Hattuşa'daki parçalar, Anadolu'nun bu edebiyat geleneğinin bir parçası olduğunu hatırlatıyor.
Tufan anlatısı ile Kitab-ı Mukaddes'teki Nuh tufanı arasındaki benzerlikler, bugün de ilgi çekiyor; Smith'in 1872'deki konuşması, on dokuzuncu yüzyıl İngiltere'sinde dinsel metinlerin tarihsel olarak nasıl okunması gerektiğine dair tartışmayı da alevlendirmişti. Her iki anlatıda da tanrısal bir karar, uyarılan bir kişi, büyük bir gemi, bir dağa oturan gemi ve salınan kuşlar vardır. Araştırmacıların çoğu, bu benzerliklerin, bölgede kuşaktan kuşağa dolaşan ortak bir anlatı mirasından kaynaklandığını düşünüyor. Ama iki anlatının tufanı neden ve nasıl açıkladığı farklıdır: Mezopotamya anlatısında tanrılar, insanların gürültüsünden rahatsız olur ve kararlarından sonra pişman olur; Kitab-ı Mukaddes anlatısında ise tufan, insanların kötülüğüne karşı tek bir Tanrı'nın ahlaki bir yargısıdır.
Destanın bugün nasıl okunduğu da ilginçtir. Yirminci yüzyılda Gilgameş, pek çok dile çevrildi ve farklı okurlar onda farklı şeyler buldu: bazıları dostluğun, bazıları ölüm korkusunun, bazıları ise doğa ile uygarlık arasındaki gerilimin hikâyesini gördü. Destanın sedir ormanını yok etmesi, bugün bazı okurlar tarafından insanın doğaya verdiği zararın erken bir anlatısı olarak da yorumlanıyor. Bu farklı okumalar, destanın zamanlar ve kültürler arasında konuşabilen bir metin olduğunu gösteriyor.
Son olarak, Gilgameş Destanı'nın okunması, eski metinlerin nasıl çevrildiğine dair de bir ders verir. Smith'in 1876'daki çevirisinde kahramanın adı «İzdubar» olarak geçiyordu; çünkü çivi yazısı işaretlerinin nasıl okunacağı henüz tam olarak bilinmiyordu. Bugün kullanılan çeviriler, yüz elli yıllık bir araştırmanın ürünüdür; ama onlar da, yeni tabletler bulundukça değişmeye devam edecek.
Uzman Notu
Temel literatür
- George Smith, The Chaldean Account of Genesis (Londra: Sampson Low, 1876).
- Morris Jastrow ve Albert T. Clay, An Old Babylonian Version of the Gilgamesh Epic (New Haven: Yale University Press, 1920).
- W. G. Lambert ve A. R. Millard, Atra-ḫasīs: The Babylonian Story of the Flood (Oxford: Clarendon Press, 1969).
- Jeffrey H. Tigay, The Evolution of the Gilgamesh Epic (Philadelphia: University of Pennsylvania Press, 1982).
- A. R. George, The Babylonian Gilgamesh Epic: Introduction, Critical Edition and Cuneiform Texts, 2 cilt (Oxford: Oxford University Press, 2003).
- Farouk Al-Rawi ve Andrew George, «Back to the Cedar Forest: The Beginning and End of Tablet V of the Standard Babylonian Epic of Gilgameš», Journal of Cuneiform Studies 66 (2014), s. 69–90.
Arşiv ve kaynak
Asurbanipal kitaplığının tabletleri, tufan tableti dahil, Londra'daki British Museum'da korunuyor. Smith'in 1876 tarihli kitabı ile Jastrow ve Clay'in 1920 tarihli çevirisi telifsizdir; ikisinin de taraması internette açık. Destanın Hattuşa'da bulunan Hititçe parçaları Ankara ve İstanbul'daki müzelerin Boğazköy tablet koleksiyonlarında bulunuyor.
Açık sorular
- Gilgameş gerçek bir tarihsel kral mıydı, yoksa tümüyle efsanevi bir figür mü?
- Sin-leqi-unninni, destanın standart sürümünü düzenlerken ne kadar yeni malzeme ekledi?
- Mezopotamya tufan anlatıları, gerçek bir büyük sel felaketinin hatırasını mı taşıyor?
Mini sınav
- (Hedef 3) George Smith, 1872'de British Museum'da hangi keşfi yaptı? A) Hammurabi'nin yasalarını B) Gilgameş Destanı'ndaki tufan anlatısını C) Rosetta Taşı'nı D) Ur'un kraliyet mezarlarını
- (Hedef 1) Gilgameş'i ölümsüzlük arayışına iten olay neydi? A) Tahtını kaybetmesi B) Uruk'un yıkılması C) Dostu Enkidu'nun ölümü D) Bir kehanet
- (Hedef 2) Gilgameş Destanı'nın standart Babil sürümü, gelenekte hangi kâtibe atfedilir? A) Sin-leqi-unninni B) Enheduanna C) Hammurabi D) Asurbanipal
- (Hedef 3) Lambert ve Millard'ın Atrahasis çalışması neyi gösterdi? A) Tufan anlatısının Kitab-ı Mukaddes'ten alındığını B) Gilgameş'in gerçek bir kral olduğunu C) Destanın Mısır'da yazıldığını D) Gilgameş'teki tufan anlatısının daha eski bir Mezopotamya geleneğine dayandığını
- (Hedef 1) Gilgameş, gençliği geri getiren bitkiyi nasıl kaybetti? A) Utnapiştim onu geri aldı B) Bir yılan onu çaldı C) Bitki denizde kayboldu D) Enkidu onu yedi
Açık uçlu soru
(Hedef 2) Gilgameş Destanı'nın Sümerce şiirlerden standart Babil sürümüne kadar nasıl biçimlendiğini açıkla. Siduri'nin öğüdünün yalnızca Eski Babil sürümünde bulunmasını ve tufan anlatısının Atrahasis'ten alınmasını örnek vererek, eski bir metnin tek bir «asıl» biçiminin olup olmadığını gerekçeleriyle tartış.
Cevaplar
- B — Smith, Gilgameş Destanı'ndaki tufan anlatısını buldu.
- C — Dostu Enkidu'nun ölümü, Gilgameş'i ölümsüzlük arayışına itti.
- A — Standart Babil sürümü, gelenekte Sin-leqi-unninni'ye atfedilir.
- D — Lambert ve Millard, tufan anlatısının daha eski bir Mezopotamya geleneğine dayandığını gösterdi.
- B — Gençlik bitkisini bir yılan çaldı.
Güçlü bir cevap, destanın beş ayrı Sümerce şiirden, Eski Babil döneminde tek bir Akadca destana, oradan Sin-leqi-unninni'nin düzenlediği standart sürüme uzanan bir süreçte oluştuğunu belirtir. Siduri'nin öğüdü ve tufan anlatısı gibi örneklerle, her dönemin destana yeni malzeme eklediğini ya da var olan malzemeyi değiştirdiğini gösterir. Bu yüzden destanın tek bir asıl biçiminden değil, birbirini izleyen sürümlerden oluşan bir gelenekten söz etmenin daha doğru olduğunu savunur.
Sonraki bölüme köprü
Gilgameş Destanı'nın en eksiksiz kopyaları, Asur kralı Asurbanipal'in Ninova'daki kitaplığından geliyordu. Bu kitaplığı kuran krallar, yalnızca tabletleri değil, dönemlerinin en güçlü ve en korkulan ordusunu da biriktirmişti. Saray duvarlarındaki kabartmalar, kuşatılan kentleri, sürgün edilen halkları ve cezalandırılan isyancıları ayrıntısıyla gösteriyordu. Sonraki bölüm bu gücün kaynağını soruyor: Asurlular neden korkutucu bir ordu kurdu?