İçeriğe geç

Bölüm DT-102.05 · Seviye 1 — Dünya Tarihi OmurgasıSeviye 1

Akad: ilk imparatorluk mu?

DT-102 Mezopotamya

2.702 kelime · yaklaşık 12 dakika okuma · seslendirme 8 dk

Dönem
MÖ 2350–MÖ 2150
Bölge
Mezopotamya · Anadolu · İran
Tema
İmparatorluk · Siyaset · Çevre
Kişiler
I. Sargon · Lugalzagesi · Enheduanna · Naram-Sin · Robert W. Rogers · Leonard W. King · Jerrold Cooper · Harvey Weiss · Mario Liverani · Benjamin Foster
Yerler
Akad · Nippur · Ur · Susa · Pir Hüseyin · Diyarbakır · Tell Leilan · Kiş
Sınav
YKS konusu

Yapay zekâ desteğiyle yazıldı; tarih, rakam ve alıntılar kaynağından doğrulandı. Alan uzmanı denetimi henüz yapılmadı. Bir hata görürsen metnin ilgili yerini işaretleyip bildir.

Öğrenme hedefleri

  • Akad Devleti'nin nasıl kurulduğunu, Sargon'dan Naram-Sin'e hangi bölgeleri nasıl yönettiğini açıklayabileceksin.
  • Sargon'un doğum efsanesi ve «Akad'ın Laneti» gibi sonraki dönem metinlerinin, Akad hakkında ne söyleyip neyi gizlediğini değerlendirebileceksin.
  • Akad'ı «ilk imparatorluk» olarak adlandırmanın ölçütlerini ve Akad'ın çöküşüne dair siyasi ve iklimsel açıklamaları tartışabileceksin.

Okuma metni

Kanca — sepetteki bebek

Ninova'daki Asur kraliyet kitaplığından çıkan kil tabletler arasında, bir kralın kendi ağzından anlatılan kısa bir hikâye vardı. Kral, annesinin onu gizlice doğurduğunu, sazdan bir sepete koyup kapağını ziftle kapattığını ve nehre bıraktığını anlatıyordu. Nehir sepeti, bir sulama işçisine taşımış; işçi çocuğu evlat edinmiş ve bahçıvan yapmıştı. Sonra tanrıça İştar genç bahçıvanı sevmiş ve o, «kara başlı insanlar» dediği Sümerlerle Akadların kralı olmuştu. Hikâyenin kahramanı, Akad kralı Sargon'du.

Bu hikâye, Sargon'dan yaklaşık bin beş yüz yıl sonra yazıya geçirilmiş bir efsaneydi. Ama onun kahramanı gerçek bir kişiydi: MÖ yirmi dördüncü yüzyılda, Mezopotamya'nın kuzeyindeki Akad kentinden çıkıp güneyin bütün kentlerini ve onların ötesindeki toprakları tek bir sarayın emrine bağlayan bir hükümdar. Sargon'un kurduğu devlet, sık sık «tarihin ilk imparatorluğu» olarak anılır; ders kitaplarında da, ansiklopedilerde de bu ifadeyle karşılaşırız. Ama «ilk» ve «imparatorluk» kelimelerinin ikisi de açıklama bekliyor. Bu bölüm, bu adlandırmanın ne kadar yerinde olduğunu soruyor.

Bağlam — kuzeyden gelen güç

MÖ üçüncü binyılın ortalarında Mezopotamya'da iki dil konuşuluyordu. Güneyde, Sümer'in kentlerinde, bilinen hiçbir dille akrabalığı olmayan Sümerce yaygındı. Kuzeyde ise, Arapça ve İbraniceyle aynı dil ailesinden gelen Akadca konuşuluyordu. İki topluluk, yüzyıllardır yan yana yaşıyor, aynı tanrılara tapıyor ve aynı çivi yazısını kullanıyordu.

Sargon'un kökenleri belirsizdir. Sümer kral listesine göre, gençliğinde Kiş kralının saki olarak çalışmıştı. Yaklaşık MÖ 2334 civarında kendi yönetimini kurdu ve yeri bugün hâlâ bulunamamış olan Akad kentini başkent yaptı. Sonra güneye yöneldi. Sargon'un yükselişi, Sümer'in kentleri birbiriyle uğraşırken kuzeyde yeni bir gücün toplanmasıyla mümkün oldu; güneyin zengin ama bölünmüş kentleri, birleşik bir ordu karşısında kırılgandı.

Gelişme — Lugalzagesi'nin yenilgisi ve dört yön

Önceki bölümde gördüğümüz gibi, Umma kralı Lugalzagesi, Lagaş'ın yıkımının ardından güneyin kentlerinin çoğunu kendine bağlamıştı; kendisine «ülkenin kralı» diyordu. Sargon, Lugalzagesi'yi yendi ve Sargon'un yazıtlarının sonradan Nippur'da kopyalanan metinlerine göre, onu boynuna bir boyunduruk takarak Enlil tapınağının kapısına getirdi. Ardından Sümer'in kentlerini birer birer ele geçirdi ve yazıtlarında, silahlarını «aşağı denizde», yani Basra Körfezi'nde yıkadığını söyledi.

Sargon'un yazıtları, onun yalnızca Sümer'le yetinmediğini anlatır. Batıda, Fırat boyunca Suriye'ye, «sedir ormanına ve gümüş dağlarına» kadar ilerlediğini, doğuda Elam'ı, yani bugünkü İran'ın güneybatısını yendiğini söyler. Aynı yazıtlarda, her gün beş bin dört yüz adamın onun huzurunda yemek yediği belirtilir; bu, büyük bir sarayın ve sürekli bir ordunun varlığına işaret ediyor.

Sargon, bu geniş toprakları yönetmek için yeni yöntemler geliştirdi. Fethettiği Sümer kentlerinin başına, çoğu zaman kendi adamlarını vali olarak atadı. Kızı Enheduanna'yı, Ur'daki ay tanrısı Nanna'nın başrahibesi yaptı. Enheduanna, tanrıça İnanna'ya yazdığı ilahilerle, adıyla bilinen dünyanın ilk yazarlarından biri olarak anılır. Bu atama, Akad hanedanının Sümer'in dinsel merkezleriyle bağ kurma çabasının bir parçasıydı. Akad kralları, güneyin eski kentlerini yıkmak yerine onların tanrılarını onurlandırarak kendilerini Sümer geleneğinin mirasçısı olarak sunmaya çalıştı; bu, fethedilen halkların yönetimi kabullenmesini kolaylaştırıyordu. Yine de bazı Sümer kentleri, Sargon'un ardılları döneminde defalarca ayaklandı; Akad'ın gücü, sürekli yeniden kurulması gereken bir güçtü.

Yaygın yanlış«Sargon, bütün Yakın Doğu'yu fethetmiş ve kalıcı bir dünya imparatorluğu kurmuştu» diye düşünülür.
Doğrusu

Oysa Akad'ın doğrudan denetimi, çoğunlukla Mezopotamya ile sınırlıydı; uzak bölgelere yapılan seferler, kalıcı yönetimden çok baskın ve haraç toplama niteliğindeydi. Sargon'un fetihlerine dair anlatıların bir kısmı da, sonraki yüzyıllarda büyüyen efsanelerden gelir.

Dönüş noktası — tanrı olan kral

Sargon'un torunu Naram-Sin, yaklaşık MÖ 2254 ile MÖ 2218 arasında hüküm sürdü ve Akad'ı en geniş sınırlarına ulaştırdı. Naram-Sin, kendine «dört yönün kralı», yani dünyanın dört köşesinin kralı unvanını verdi. Bundan da öteye geçti: yazıtlarında adının önüne, tanrıların adlarının önüne konan işareti koydurdu. Mezopotamya'da ilk kez bir kral, yaşarken kendini tanrı olarak sundu. Bir yazıtına göre, büyük bir ayaklanmayı bastırdıktan sonra Akad halkı, kentin tanrılarından onu kentlerinin tanrısı yapmalarını istemişti. Bu anlatı, tanrılaştırmanın kralın kendi kararından çok, halkın ve tanrıların isteği gibi sunulduğunu gösteriyor; ama sonraki kuşaklar bunu çoğu zaman bir kibir olarak hatırladı.

Naram-Sin'in en ünlü anıtı, dağlık bir bölgede kazandığı zaferi gösteren büyük bir taş steldir. Stelde Naram-Sin, boynuzlu bir miğferle, yani tanrılara özgü bir başlıkla, askerlerinin üzerinde, dağın doruğuna doğru tırmanırken gösterilir. Bu stel, yaklaşık bin yıl sonra Elamlı bir kral tarafından ganimet olarak Susa'ya götürüldü ve orada, on dokuzuncu yüzyılın son yıllarında Fransız kazıcılar tarafından bulundu.

Naram-Sin'in izleri Anadolu'da da görülür. Diyarbakır yakınlarındaki Pir Hüseyin'de bulunan ve bugün İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nde korunan bir stel parçası, Naram-Sin'e atfedilen bir yazıt taşır. Sonraki dönemlerin efsaneleri de, Akad krallarının Anadolu'nun içlerine kadar seferler yaptığını anlatır; ama bu efsanelerin ne kadarının tarihsel olduğu tartışmalıdır.

Cevap — çöküş ve miras

Akad'ın gücü, Naram-Sin'den sonra hızla sarsıldı. Oğlu Şar-kali-şarri, «dört yönün kralı» yerine yalnızca «Akad'ın kralı» unvanını kullanmak zorunda kaldı; bu küçük değişiklik, devletin küçüldüğünü açıkça gösteriyordu. Yaklaşık MÖ 2150 civarında devlet dağıldı; Zagros Dağları'ndan gelen Gutiler, Sümer ve Akad kentlerinin bir kısmına egemen oldu. Sümer kral listesi, Akad tahtının el değiştirdiği bu karışık yılları «kim kraldı, kim kral değildi?» diye soran alaycı bir cümleyle anlatır.

Sonraki yüzyıllarda yazılan «Akad'ın Laneti» adlı Sümerce bir şiir, bu çöküşü dinsel bir nedenle açıklar: Naram-Sin, Nippur'daki Enlil tapınağını yıkıp yağmalamış, tanrılar da öfkelenerek Akad'ı lanetlemiş ve dağlardan Gutileri göndermiştir. Bu şiirin anlattıkları, Naram-Sin'in kendi yazıtlarıyla uyuşmaz; o, Enlil tapınağını onarttığını söyler.

Öyleyse Akad ilk imparatorluk muydu? Eğer imparatorluğu, farklı dillerden ve kültürlerden halkları, fetih yoluyla tek bir merkezden yöneten ve bunu bir ideolojiyle meşrulaştıran bir devlet olarak tanımlarsak, Akad bu tanıma uyan bilinen en eski örneklerden biridir. Ama Akad'ın doğrudan yönetimi Mezopotamya ile sınırlıydı; uzak bölgelere uzanan seferleri çoğu zaman kalıcı bir yönetime dönüşmedi. Akad'ın asıl mirası belki de, sonraki bütün Mezopotamya krallarının örnek aldığı bir «dünya krallığı» fikriydi. Sonraki yüzyılların kralları, Sargon'u ve Naram-Sin'i hem büyük birer örnek hem de kibrin bedelini ödeyen birer uyarı olarak anlattı; Akad, tarihin gerçekliğinden çok, hatıranın gücüyle yaşadı.

Bugünle bağ — efsanenin gücü

Sargon'un doğum efsanesi, Sargon'dan çok sonra, belki de adını ondan alan Asur kralı II. Sargon'un döneminde yazıya geçirildi. Kral, kendi meşruiyetini güçlendirmek için efsanevi bir atayı yeniden hatırlatıyordu. Nehre bırakılan ve sonra büyük bir lider olan bebek hikâyesi, farklı kültürlerde de karşımıza çıkar. Bu tür hikâyeler, liderlerin sıradan kökenlerden gelip tanrıların seçimiyle yükseldiğini anlatarak, onların iktidarını hem halka yakın hem de tanrısal gösterir. Bugün de liderlerin «alçakgönüllü kökenlerini» anlatan hikâyeler, siyasi dilin önemli bir parçasıdır.

Birincil kaynak

Sargon efsanesi şöyle başlar:

Sargon, the mighty king, the king of Agade, am I, / My mother was lowly, my father I knew not, […] / My city is Azupiranu, which lies on the bank of the Euphrates. / My lowly mother conceived me, in secret she brought me forth. / She set me in a basket of rushes, with bitumen she closed my door; / She cast me into the river, which rose not over me. / The river bore me up, unto Akki, the irrigator, it carried me. / Akki, the irrigator, with . . . lifted me out, / Akki, the irrigator, as his own son . . . reared me, / Akki, the irrigator, as his gardener appointed me. / While I was a gardener the goddess Ishtar loved me, / And for . . . -four years I ruled the kingdom.

Türkçesi: Ben, güçlü kral, Akad'ın kralı Sargon'um. Annem aşağı konumlu biriydi, babamı tanımadım; […] Kentim, Fırat kıyısındaki Azupiranu'dur. Aşağı konumlu annem bana gebe kaldı, beni gizlice doğurdu. Beni sazdan bir sepete koydu, kapağımı ziftle kapattı; beni nehre bıraktı, nehir üstüme çıkmadı. Nehir beni taşıdı, sulama işçisi Akki'ye götürdü. Sulama işçisi Akki beni […] çıkardı, sulama işçisi Akki beni kendi oğlu gibi […] büyüttü, sulama işçisi Akki beni bahçıvanı yaptı. Ben bahçıvanken tanrıça İştar beni sevdi ve […] dört yıl krallığı yönettim.

Kaynak: «Sargon Efsanesi», I. sütun, 1–13; Robert W. Rogers, Cuneiform Parallels to the Old Testament (New York: Eaton & Mains, 1912), s. 135–136; archive.org. Noktalar, tabletteki bozuk yerleri gösterir. Türkçesi bizim.

  1. Sargon, efsanede kendi kökenini nasıl anlatıyor? Bu anlatının siyasi amacı ne olabilir?
  2. Bu metin, Sargon'dan yaklaşık bin beş yüz yıl sonraya ait tabletlerde korunmuştur. Bu durum, onu Sargon'un hayatına dair bir kaynak olarak kullanmamızı nasıl etkiler?
  3. Efsanede tanrısal seçilmişliği gösteren unsur hangisi?

Tarihçiler Tartışıyor

  • Jerrold Cooper (1983) — «Akad'ın Laneti» şiirini yayımlayıp inceleyerek, Akad'ın çöküşüne dair bu anlatının tarihsel bir kayıt değil, sonraki dönemin dinsel ve siyasi kaygılarını yansıtan bir edebi yorum olduğunu gösterdi.
  • Mario Liverani (1993) — Editörlüğünü yaptığı «ilk dünya imparatorluğu» başlıklı kitapta, Akad'ı imparatorluk kavramı açısından tartışarak, onun gerçek yönetim alanı ile sonraki kuşakların yarattığı efsanevi imaj arasındaki farka dikkat çekti.
  • Harvey Weiss ve meslektaşları (1993) — Tell Leilan'daki bulgulara dayanarak, ani bir kuraklığın kuzey Mezopotamya'nın kentlerini boşalttığını ve Akad'ın çöküşünde belirleyici bir rol oynadığını ileri sürdü.
  • Benjamin Foster (2016) — Akad'ın, sonraki Mezopotamya kültürünün imparatorluk fikrini «icat eden» bir dönem olarak hatırlandığını; bu hatıranın, Akad'ın kendi gerçekliğinden çok daha büyük bir etki yarattığını savundu.

Bu dört yaklaşım, Akad'ı iki farklı düzlemde ele alıyor. Birincisi, Akad'ın gerçekte ne olduğu sorusudur: ne kadar toprağı, ne kadar süreyle ve nasıl yönetti, neden çöktü? Weiss'ın iklim hipotezi, bu düzlemde, siyasi açıklamalara çevresel bir boyut ekledi; ama kuraklığın zamanlaması ve etkisi hâlâ tartışılıyor. İkincisi, Akad'ın nasıl hatırlandığı sorusudur. Cooper, Liverani ve Foster, Akad'ın sonraki kuşakların gözünde bir örnek, bir uyarı ve bir efsane hâline geldiğini gösterdi. Bu iki düzlemi birbirinden ayırmak, Akad hakkında okunan her anlatı için ilk adımdır: bir metin, Akad'ın kendi dönemine mi, yoksa onu yüzyıllar sonra hatırlayanlara mı ait? Tartışma, bir devletin tarihinin, onun yaşadığı dönem kadar, sonradan nasıl anlatıldığıyla da biçimlendiğini hatırlatıyor.

Derine İn

Akad'ın tarihini yazmanın en büyük zorluklarından biri, başkentinin bulunamamış olmasıdır. Akad kenti, bütün Mezopotamya'yı yöneten bir devletin merkeziydi; ama bugün yeri bilinmiyor. Arkeologlar, onun Dicle ya da Fırat boyunca, bugünkü Bağdat'ın yakınlarında bir yerde olduğunu düşünüyor; ama kesin bir kanıt yok. Bu yüzden Akad'ı, çoğunlukla başka kentlerde bulunan yazıtlardan, heykellerden ve tabletlerden tanıyoruz. Başkentin arşivleri ve sarayı bulunmadıkça, Akad'ın iç yönetimi hakkında bildiklerimiz sınırlı kalacak.

Akad'ın tarihçiler tarafından nasıl yorumlandığı da zaman içinde değişti. 1910'da İngiliz Asurbilimci Leonard W. King, Akad hakkında yazdığı kitapta, Sargon'u hanedanın sonraki krallarından Şar-kali-şarri ile aynı kişi sanıyordu; bu karışıklık, ancak yeni yazıtların bulunmasıyla düzeltildi. Bu örnek, eski tarihin, yeni buluntular ortaya çıktıkça nasıl yeniden yazıldığını gösteriyor.

Akad döneminde yönetimde bazı önemli yenilikler yapıldı. Ölçü birimleri standartlaştırıldı; bu, farklı kentlerden toplanan vergilerin ve dağıtılan tayınların karşılaştırılmasını kolaylaştırdı. Yılların adlandırılması, kralın o yıl yaptığı önemli bir olaya göre yapılmaya başlandı. Akadca, Sümerce ile birlikte yönetimin yazı dili oldu. Bu yenilikler, sonraki Mezopotamya devletleri için bir örnek oluşturdu.

Akad'ın ekonomisi de ilginç sorular doğurur. Sargon'un yazıtları, Dilmun, Magan ve Meluhha'dan, yani Körfez'in adalarından, Umman'dan ve İndus Vadisi'nden gelen gemilerin Akad'ın rıhtımlarına yanaştığını söyler. Bu, Akad'ın Körfez üzerinden uzak bölgelerle ticaret yaptığını gösteriyor; imparatorluğun gücü yalnızca ordulardan değil, ticaret yollarının denetiminden de besleniyordu. İndus Vadisi'ne özgü mühürlerin ve boncukların Mezopotamya'da bulunması, bu bağlantıyı destekliyor.

Akad sanatı da dikkat çekicidir. Akad dönemi heykelleri ve silindir mühürleri, önceki Sümer sanatından daha gerçekçi ve daha hareketli figürler içerir. Ninova'da bulunan ve Sargon ya da Naram-Sin'e ait olduğu düşünülen tunç bir kral başı, dönemin ustalığının en ünlü örneklerinden biridir. Naram-Sin'in zafer steli ise, bir kralın zaferini tek bir dinamik sahne içinde anlatan ilk büyük eserlerden biri sayılır.

Kuraklık hipotezi, iklim tarihinin tarih yazımına etkisini gösteren önemli bir örnektir. Weiss'ın 1993'teki makalesinden sonra, Umman Körfezi'nden alınan deniz tortularında, yaklaşık aynı dönemde rüzgârla taşınan tozun arttığını gösteren kanıtlar bulundu. Ama eleştirmenler, kuraklığın her bölgeyi aynı biçimde etkilemediğini, güneyin sulamalı tarımının kuzeyin yağmura bağlı tarımından daha dayanıklı olduğunu ve Akad'ın çöküşünde iç çatışmaların ve Gutilerin rolünün de göz ardı edilmemesi gerektiğini hatırlatıyor. İklim, tarihi belirleyen tek etken değil, toplumların tepkisini sınayan bir koşuldur.

Akad'ın mirası, dil ve yazı alanında özellikle kalıcı oldu. Akadca, Akad Devleti yıkıldıktan sonra da yaşamaya devam etti; Babil ve Asur'un yönetim, hukuk ve edebiyat dili oldu. Yüzyıllar sonra, Mısır firavunları ile Anadolu'nun Hitit kralları bile birbirlerine Akadca mektuplar yazdı. Bir devletin dili, onun siyasi gücünden çok daha uzun yaşayabilir; Akad, bunun en erken örneklerinden biridir.

Uzman Notu

Temel literatür

  • Leonard W. King, A History of Sumer and Akkad (Londra: Chatto & Windus, 1910).
  • Robert W. Rogers, Cuneiform Parallels to the Old Testament (New York: Eaton & Mains, 1912).
  • Jerrold S. Cooper, The Curse of Agade (Baltimore: Johns Hopkins University Press, 1983).
  • Mario Liverani (yay.), Akkad: The First World Empire. Structure, Ideology, Traditions (Padova: Sargon, 1993).
  • Harvey Weiss ve diğerleri, «The Genesis and Collapse of Third Millennium North Mesopotamian Civilization», Science 261 (1993), s. 995–1004.
  • Benjamin R. Foster, The Age of Agade: Inventing Empire in Ancient Mesopotamia (Londra: Routledge, 2016).

Arşiv ve kaynak

Naram-Sin'in zafer steli Louvre koleksiyonunda, Pir Hüseyin stel parçası İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nde, tunç kral başı ise Irak Ulusal Müzesi'nde korunuyor. Sargon efsanesinin Asur dönemi tabletleri British Museum'da bulunuyor; Rogers'ın 1912 tarihli çevirisinin taraması archive.org arşivinde serbestçe erişilebilir.

Açık sorular

  • Akad kentinin yeri neresiydi ve bulunduğunda Akad'ın iç yönetimi hakkında neler öğrenebiliriz?
  • Akad'ın doğrudan yönettiği bölge ile yalnızca baskın yaptığı ve haraç topladığı bölgeler arasındaki sınır nerede çizilmeli?
  • Akad'ın çöküşünde kuraklığın, iç çatışmaların ve dış istilaların payları nasıl ayırt edilebilir?

Mini sınav

  1. (Hedef 1) Sargon, Sümer'in kentlerini ele geçirmeden önce hangi kralı yendi? A) Hammurabi B) Lugalzagesi C) Gılgamış D) Urukagina
  2. (Hedef 1) Naram-Sin'i önceki Mezopotamya krallarından ayıran özellik neydi? A) Yazıyı icat etmesi B) Başkenti Babil'e taşıması C) Yaşarken kendini tanrı olarak sunması D) Hiç savaş yapmaması
  3. (Hedef 2) Sargon'un doğum efsanesi ne zaman yazıya geçirildi? A) Sargon'un doğduğu yıl B) Sargon'dan yaklaşık bin beş yüz yıl sonra, Asur döneminde C) Roma döneminde D) Yirminci yüzyılda
  4. (Hedef 2) «Akad'ın Laneti» şiiri Akad'ın çöküşünü neye bağlar? A) Kuraklığa B) Veba salgınına C) Deniz istilasına D) Naram-Sin'in Nippur'daki Enlil tapınağını yağmalaması üzerine tanrıların öfkesine
  5. (Hedef 3) Harvey Weiss ve meslektaşları Akad'ın çöküşünde hangi etkene dikkat çekti? A) Yaklaşık MÖ 2200 civarında yaşanan ani bir kuraklığa B) Bir depreme C) Bir iç savaşa D) Bir göktaşı çarpmasına

Açık uçlu soru

(Hedef 3) Akad'ı «ilk imparatorluk» olarak adlandırmanın hangi ölçütlere dayandığını ve bu adlandırmanın sınırlarını tartış. Akad'ın doğrudan yönettiği toprakları, sonraki kuşakların yarattığı efsanevi imajı ve çöküşüne dair siyasi, dinsel ve iklimsel açıklamaları karşılaştırarak, gerekçeli bir cevap kur.

Cevaplar

  1. B — Sargon, Umma kralı Lugalzagesi'yi yendi.
  2. C — Naram-Sin, yaşarken kendini tanrı olarak sundu.
  3. B — Sargon'un doğum efsanesi, ondan yaklaşık bin beş yüz yıl sonra, Asur döneminde yazıya geçirildi.
  4. D — «Akad'ın Laneti», çöküşü Naram-Sin'in Enlil tapınağını yağmalamasına ve tanrıların öfkesine bağlar.
  5. A — Weiss ve meslektaşları, MÖ 2200 civarındaki ani bir kuraklığa dikkat çekti.

Güçlü bir cevap, Akad'ın farklı dillerden ve kültürlerden halkları fetih yoluyla tek bir merkezden yönettiğini ve «dört yönün kralı» gibi unvanlarla bir dünya krallığı ideolojisi kurduğunu belirtir. Ama doğrudan yönetimin Mezopotamya ile sınırlı kaldığını, uzak seferlerin çoğunun kalıcı olmadığını gösterir. Çöküş için «Akad'ın Laneti»nin sonraki dönemin dinsel bir yorumu olduğunu, Weiss'ın iklim hipotezinin ise eleştirilerle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini tartışır.

Sonraki bölüme köprü

Akad'ın çöküşünden sonra, Mezopotamya'nın kentleri yeniden birbirleriyle rekabet etti; bir süre Ur'un kralları güneyi yönetti, sonra Amorit kökenli hanedanlar yükseldi. Bu hanedanlardan birinin kralı, Babil'in Hammurabi'si, MÖ on sekizinci yüzyılda Mezopotamya'nın büyük bölümünü yeniden birleştirdi ve adaletini duyurmak için, kendisini tanrı karşısında gösteren bir kabartmanın altına yüzlerce hükümden oluşan bir metin kazıttı. Sonraki bölüm bu metni okuyor: Hammurabi Kanunları gerçekten ne diyordu?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Görsel plan ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Görsel plan

  • 0:00–1:10 Kanca: bir nehirde sürüklenen sazdan bir sepet; kıyıda bekleyen bir sulama işçisinin silüeti.
  • 1:10–3:00 Bağlam: Mezopotamya haritasında kuzeyde Akadca, güneyde Sümerce konuşulan bölgeler iki renkle; ortada bilinmeyen bir nokta olarak Akad kenti.
  • 3:00–5:30 Gelişme: Sümer kentlerini birer birer birleştiren oklar; Basra Körfezi'nde silah yıkayan bir figür; Ur'da bir tapınakta başrahibe silüeti.
  • 5:30–7:40 Dönüş noktası: dağa tırmanan boynuzlu miğferli bir kral figürü; haritada Susa'ya götürülen bir stel.
  • 7:40–9:40 Kapanış: bir kuraklık eğrisi; terk edilen kuzey kentleri; dağlardan inen Gutiler.

Kişiler yüzsüz silüet; stel, sepet ve harita ögeleri yalın çizgilerle anlatılır.