İçeriğe geç

Bölüm DT-102.04 · Seviye 1 — Dünya Tarihi OmurgasıSeviye 1

Sümer şehir devletleri nasıl yönetiliyordu?

DT-102 Mezopotamya

2.635 kelime · yaklaşık 12 dakika okuma · seslendirme 8 dk

Dönem
MÖ 2600–MÖ 2300
Bölge
Mezopotamya
Tema
Siyaset · Hukuk ve devlet · Ekonomi
Kişiler
Ernest de Sarzec · François Thureau-Dangin · Eannatum · Entemena · Urukagina · Lugalzagesi · Anton Deimel · Thorkild Jacobsen · Igor Diakonoff · Benjamin Foster
Yerler
Girsu · Tello · Lagaş · Umma · Guedena · Nippur · Kiş
Sınav
YKS konusu

Yapay zekâ desteğiyle yazıldı; tarih, rakam ve alıntılar kaynağından doğrulandı. Alan uzmanı denetimi henüz yapılmadı. Bir hata görürsen metnin ilgili yerini işaretleyip bildir.

Öğrenme hedefleri

  • MÖ üçüncü binyılda Güney Mezopotamya'daki şehir devletlerinin yapısını; kent tanrısının, tapınağın, sarayın ve yöneticinin yerini açıklayabileceksin.
  • Lagaş ile Umma arasındaki sınır savaşını ve Urukagina'nın reformlarını, şehir devletlerinin iç ve dış sorunlarını anlamak için kaynak olarak kullanabileceksin.
  • «Tapınak devleti» ve «ilkel demokrasi» gibi modern kuramları, dayandıkları kanıtlar ve sınırları açısından değerlendirebileceksin.

Okuma metni

Kanca — bir konsolosun kazısı

1877'de Fransa'nın Basra'daki konsolos yardımcısı Ernest de Sarzec, Irak'ın güneyinde, yerlilerin Tello dediği bir höyükte kazmaya başladı. Diplomatik görevinin yanında antik eserlere meraklıydı ve kısa sürede büyük bulgular elde etti: diyorit taşından oyulmuş, elleri kavuşuk oturan yöneticilerin heykelleri, üzerinde savaş sahneleri bulunan kırık bir stelin parçaları ve üzerine sıkışık çivi yazısı işaretleri kazınmış kil koniler. Tello, eski adıyla Girsu, Lagaş adlı bir şehir devletinin başlıca kentlerinden biriydi.

Bu buluntular, Sümer şehir devletlerinin siyasi tarihine dair elimizdeki en eski ve en zengin kaynaklardan bazılarını oluşturdu. Konilerden birinde, Lagaş'ın bir yöneticisi, kendinden öncekilerin halka nasıl zulmettiğini, kendisinin ise bu zulme nasıl son verdiğini anlatıyordu. Bu bölüm, Sümer şehir devletlerinin nasıl yönetildiğini, yöneticilerin gücünün nereden geldiğini ve halkla ilişkilerini soruyor.

Bağlam — tanrıların kentleri

MÖ üçüncü binyılın ilk yarısında Güney Mezopotamya, birbirine yakın, her biri kendi toprağını, kanallarını ve tanrısını koruyan otuz kadar şehir devletine bölünmüştü. Ur, Uruk, Kiş, Lagaş, Umma ve Nippur, bunların en tanınmışlarıydı.

Sümerlerin inancına göre her kent, bir tanrıya aitti. Lagaş'ın tanrısı Ningirsu, Ur'un tanrısı ay tanrısı Nanna, Uruk'unki ise İnanna'ydı. Kentin toprakları, bir anlamda tanrının tarlasıydı; yönetici ise, tanrının bu mülkünü onun adına yöneten bir vekil sayılıyordu. Bu inanç, yöneticinin gücüne hem meşruiyet veriyor hem de onu sınırlıyordu: tanrının mülkünü kötü yöneten bir yönetici, tanrının öfkesini üzerine çekmiş sayılabilirdi. Yöneticiler bu yüzden yazıtlarında sık sık tanrılar için yaptırdıkları tapınakları, kazdırdıkları kanalları ve sundukları adakları sayar; iyi bir yönetici, her şeyden önce tanrının evine ve tarlasına iyi bakan kişiydi.

Yöneticiler farklı unvanlar taşıyordu. Bazı kentlerde yönetici «ensi», bazılarında «lugal» olarak anılıyordu.

Nippur kenti ise özeldi: burada Sümerlerin baş tanrısı Enlil'in tapınağı bulunuyordu. Nippur, hiçbir zaman büyük bir siyasi güç olmadı; ama bir yöneticinin «Sümer'in kralı» sayılabilmesi için Enlil'in, yani Nippur'un onayını alması gerektiğine inanılıyordu.

Gelişme — sınırdaki tarla

Şehir devletleri birbirleriyle sürekli rekabet içindeydi. Bu rekabetin en iyi belgelenmiş örneği, Lagaş ile komşusu Umma arasındaki, yaklaşık yüz elli yıl süren sınır çatışmasıdır. İki kent, aralarındaki Guedena adlı verimli ovanın ve onu sulayan kanalların denetimi için defalarca savaştı.

Lagaş'ın yöneticisi Eannatum, yaklaşık MÖ 2450'de Umma'ya karşı kazandığı zaferi, bugün «Akbabalar Steli» olarak anılan büyük bir taş anıtla kutladı. Stelin bir yüzünde, Lagaş'ın tanrısı Ningirsu, düşmanları bir ağın içinde tutarken gösterilir; öbür yüzünde Eannatum, mızraklı askerlerinin başında ilerler, akbabalar ise savaş alanındaki cesetlerin başında uçar. Stel, savaşı bir tanrının zaferi olarak sunuyordu.

Bu çatışma, şehir devletlerinin temel sorununu gösteriyor: su ve toprak kıttı, kanallar birbirine bağlıydı ve bir kentin yukarı havzada yaptığı her değişiklik, aşağıdaki kenti etkileyebiliyordu. Sınırlar, tanrıların iradesi olarak sunulsa da, sürekli pazarlığa ve savaşa konu oluyordu. Entemena'nın anlatısına göre Umma'nın yöneticileri, sınırı belirleyen taş dikiti defalarca yerinden söküp Lagaş'ın tarlalarına girdi; Lagaş ise bunu her seferinde tanrı Ningirsu'ya karşı bir saygısızlık olarak sundu. Toprak anlaşmazlığı, böylece bir tanrılar kavgasına dönüşüyordu.

Yaygın yanlış«Sümer, tek bir kralın yönettiği birleşik bir ülkeydi» diye düşünülür.
Doğrusu

Oysa MÖ üçüncü binyılın büyük bölümünde Sümer, ortak bir dili, dini ve kültürü paylaşan, ama siyasi olarak birbirinden bağımsız ve çoğu zaman birbiriyle savaşan şehir devletlerinden oluşuyordu. Bu kentleri tek bir yönetim altında birleştirme girişimleri, ancak üçüncü binyılın ortalarından sonra başarılı olmaya başladı.

Dönüş noktası — Urukagina'nın reformları

Yaklaşık MÖ 2350'de Lagaş'ın başına, Urukagina adlı bir yönetici geçti. Urukagina, kendinden önceki yöneticilerin soyundan gelmiyordu; yazıtlarında babasının adını bile anmıyordu. Büyük olasılıkla, önceki yönetime karşı duyulan bir hoşnutsuzluk dalgasıyla iktidara gelmişti.

Urukagina'nın yazıtları, onun yaptığı reformları olağanüstü bir biçimde anlatır. Metinler önce, «eski günlerden beri» süregelen kötülükleri sıralar: yöneticiler tanrının tarlalarını ve öküzlerini kendi mülkleri gibi kullanmış, her yere vergi toplayıcılar yerleştirmiş, rahipler yoksulların bahçelerine girip ağaçlarını kesmiş, cenaze törenleri için fahiş ücretler istemişti. Sonra, Urukagina'nın bu kötülüklere nasıl son verdiği anlatılır: tanrının mülkü tanrıya geri verildi, gereksiz görevliler kaldırıldı, ücretler düşürüldü, güçlülerin zayıflara zulmetmesi yasaklandı.

Bu kadar ayrıntılı ücret listeleri, reformların bir yandan dinsel bir söylemle, öbür yandan çok pratik bir hesapla yürütüldüğünü gösteriyor. Urukagina, kendini tanrı Ningirsu'nun koruyucusu olarak sunarken, halkın her gün hissettiği yükleri tek tek sayıyordu. Metin, vergi toplayıcıların «denize kadar» her yere yerleştirildiğini söyleyerek, kötü yönetimin ülkenin en uzak köşelerine kadar uzandığını anlatıyordu.

Urukagina'nın reformları kısa ömürlü oldu. Birkaç yıl sonra, Lagaş'ın eski rakibi Umma'nın kralı Lugalzagesi, Lagaş'ı yağmaladı. Lagaş'tan kalan bir ağıt metni, Lugalzagesi'nin tapınakları yaktığını ve tanrıların mallarını yağmaladığını anlatır ve günahın Lugalzagesi'nin boynunda olduğunu, Urukagina'nın ise suçsuz olduğunu söyler. Lugalzagesi, bir süre Sümer'in büyük bölümüne egemen oldu.

Cevap — tanrının vekili, halkın meclisi

Öyleyse Sümer şehir devletleri nasıl yönetiliyordu? Yönetici, tanrının vekili olarak geniş yetkilere sahipti: orduları yönetiyor, kanalları kazdırıyor, tapınakları yaptırıyor, vergileri topluyordu. Tapınaklar ve saray, toprakların büyük bir kısmını yöneten, kalabalık işçi ve zanaatkâr topluluklarına iş veren büyük ekonomik kurumlardı. Ama yöneticinin gücü sınırsız değildi. Tanrıya karşı sorumlu sayılıyordu; kötü yönetim, tanrısal meşruiyetini sarsabiliyordu. Urukagina'nın reformları, bir yöneticinin halkın hoşnutsuzluğunu tanrının adına düzeltme iddiasıyla iktidara gelebileceğini gösteriyor.

Bazı araştırmacılar, Sümer kentlerinde halkın da yönetime katıldığı meclisler bulunduğunu ileri sürdü. Danimarkalı Asurbilimci Thorkild Jacobsen, 1943'te yayımladığı bir makalede, Sümer destanlarında ve mitlerinde geçen yaşlılar meclisi ve silah taşıyan erkeklerin meclisinden yola çıkarak, en erken dönemde bir tür «ilkel demokrasi» bulunduğunu savundu. Bu görüş tartışmalıdır; ama yönetimin tek bir kişinin iradesinden ibaret olmadığını düşündürüyor. Sümer destanlarından birinde, Uruk'un kralı, Kiş'ten gelen bir tehdit karşısında önce yaşlılar meclisine, sonra kentin gençlerinin meclisine danışır; yaşlılar boyun eğmeyi, gençler savaşmayı önerir ve kral gençlerin kararına uyar. Bu anlatı, sonradan yazıya geçirilmiş olsa da, Sümerlerin iyi yönetimi nasıl hayal ettiğine dair bir ipucu veriyor.

Kısacası, Sümer şehir devletlerinde yönetim, tanrı, yönetici, büyük kurumlar ve kent halkı arasında sürekli yeniden kurulan bir dengeydi. Bu denge bozulduğunda, Urukagina gibi yöneticiler «eski adaleti» geri getirme iddiasıyla ortaya çıkabiliyor; komşu kentlerle çatışmalar ise bu dengeyi dışarıdan sarsabiliyordu.

Bugünle bağ — güçlüye karşı zayıf

Urukagina'nın «yetime ve dula güçlü adam zarar vermeyecek» sözü, Mezopotamya'nın sonraki yüzyıllarındaki yasalarda, Hammurabi'nin yasa metninde de yankılanan bir ilkenin erken bir ifadesidir: iyi bir yönetici, kendini koruyamayanları korumakla yükümlüdür. Bu ilke, bugünkü hukuk devleti ve sosyal adalet tartışmalarına doğrudan aktarılamaz; ama iktidarın meşruiyetini, zayıfları koruma iddiasına dayandırmanın ne kadar eski olduğunu gösteriyor.

Birincil kaynak

Urukagina'nın kil konilerine yazdırdığı reform metni, Fransız Asurbilimci François Thureau-Dangin'in 1905'teki çevirisinde şöyledir:

Le prêtre d'aucun endroit dans le jardin de la mère du pauvre ne pénétra. Supposé qu'à un sujet du Roi un bon âne naisse et que son chef lui dise « je veux l'acheter », dans le cas où il achètera, qu'il lui dise « paie en bon argent… », et dans le cas où il n'achètera pas, le chef ne (doit) pas […]. […] Il établit la liberté. À l'orphelin et à la veuve l'homme puissant ne causa aucun tort. Avec Nin-gir-su, Uru-ka-gi-na fit ce pacte.

Türkçesi: Hiçbir yerin rahibi, yoksul annenin bahçesine girmedi. Kralın bir tebaasının iyi bir eşeği doğduğunu ve amirinin ona «bunu satın almak istiyorum» dediğini varsayalım: satın alacaksa, «bana iyi gümüşle öde» desin; satın almayacaksa, amiri ona […] yapmamalıdır. […] Özgürlüğü kurdu. Yetime ve dula güçlü adam hiçbir zarar vermedi. Urukagina, Ningirsu ile bu antlaşmayı yaptı.

Kaynak: Urukagina, B ve C konileri, XI.17–XII.11 ve XII.21–28; François Thureau-Dangin, Les inscriptions de Sumer et d'Akkad (Paris: Ernest Leroux, 1905), s. 85–87; archive.org. Thureau-Dangin'in çözemediği bozuk yerler […] ile gösterildi. Türkçesi bizim.

  1. Urukagina, reformlarını hangi yetkiye dayandırıyor?
  2. Eşek örneği, güçlüler ile zayıflar arasındaki hangi sorunu çözmeye çalışıyor?
  3. Bu metin, bir yöneticinin kendi eylemlerini anlatan bir yazıttır. Onu okurken hangi soruları sormalıyız?

Tarihçiler Tartışıyor

  • Anton Deimel (1931) — Lagaş'ın tapınak arşivlerine dayanarak, Sümer kentlerinde bütün toprakların ve ekonominin tapınaklara ait olduğu bir «tapınak devleti» bulunduğunu savundu.
  • Thorkild Jacobsen (1943) — Destanlarda ve mitlerde geçen meclislerden yola çıkarak, en erken Sümer kentlerinde yaşlılar ve silahlı erkekler meclislerine dayanan bir «ilkel demokrasi» bulunduğunu ileri sürdü.
  • Igor Diakonoff (1974) — Tapınak ekonomisinin kentin yalnızca bir kesimini kapsadığını, toprakların önemli bir kısmının köy toplulukları ve aileler tarafından tutulduğunu gösterdi.
  • Benjamin Foster (1981) — Deimel'in dayandığı arşivin tapınağa değil, yöneticinin eşinin yönettiği bir kuruma ait olduğunu ve «tapınak devleti» modelinin kanıtlarca desteklenmediğini savundu.

Bu tartışma, tek bir arşivin bütün bir toplumu anlatmak için nasıl kullanılabildiğini ve bunun tehlikelerini gösteriyor. Deimel, Girsu'da bulunan binlerce tabletin çoğunun bir tapınağın ekonomisini anlattığını görerek, bütün Sümer ekonomisinin tapınaklara ait olduğu sonucuna vardı. Diakonoff ve Foster ise bu tabletlerin yalnızca bir kurumu yansıttığını, onun dışında kalan toplulukların ve ailelerin kayıt bırakmadığı için görünmez olduğunu hatırlattı. Jacobsen'in «ilkel demokrasi» kuramı da, sonraki dönemlerde yazıya geçirilmiş destanlardan erken döneme dair sonuç çıkardığı için eleştirildi. Bugün çoğu araştırmacı, Sümer kentlerinde tapınakların, sarayın ve ailelerin topraklarının yan yana bulunduğu karma bir düzeni kabul ediyor. Tartışma, kaynakların kimin tarafından ve hangi amaçla üretildiğini sormanın, bir toplumun yapısını anlamak için ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.

Derine İn

Sümer şehir devletlerinin yönetimini anlamanın en büyük zorluğu, kaynakların dağılımıdır. Elimizdeki belgelerin büyük çoğunluğu, tapınaklar ve saraylar gibi büyük kurumların arşivlerinden gelir. Bu kurumlar, kendi işlerini kaydediyordu: kime ne kadar tahıl verildiği, hangi tarlanın kime ayrıldığı, hangi işçilerin hangi işte çalıştığı. Kurumların dışında yaşayan çiftçilerin, zanaatkârların ve tüccarların hayatı ise çok daha az kayıt bıraktı. Bu yüzden Sümer toplumunu, çoğu zaman büyük kurumların gözünden görürüz.

Yöneticilerin yazıtları da dikkatle okunmalıdır. Eannatum'un zafer steli, Entemena'nın sınır konisi ve Urukagina'nın reform metinleri, hepsi yöneticilerin kendilerini nasıl sunmak istediklerini gösterir. Urukagina'nın, kendinden önceki yöneticileri zalim, kendisini ise adil gösteren anlatısı, onun iktidarını meşrulaştırma çabasının bir parçasıdır. Bu, anlattıklarının tümüyle uydurma olduğu anlamına gelmez; ama bu metinleri bir tarafın anlatısı olarak okumamız gerekir. Aynı dönemden kalan ekonomik belgeler, Urukagina'nın bazı reformlarının gerçekten uygulandığını, bazılarının ise daha çok bir söylem olarak kaldığını düşündürüyor.

Kadınların yönetimdeki yeri de ilginç bir konudur. Lagaş'ta, yöneticinin eşi, kendi adına büyük bir kurumu, binlerce kişinin çalıştığı bir ekonomik birimi yönetiyordu. Urukagina döneminde bu kurum, tanrıça Bau'nun tapınağına dönüştürüldü. Bu, Sümer'de bazı seçkin kadınların önemli ekonomik ve siyasi roller üstlendiğini gösteriyor. Ama bu, sıradan kadınların durumu hakkında bize fazla bir şey söylemez; kaynaklar, yine seçkinlerin dünyasını yansıtır.

Şehir devletleri arasındaki ilişkiler, yalnızca savaştan ibaret değildi. Kentler, ticaret yapıyor, anlaşmalar imzalıyor, evlilikler yoluyla ittifaklar kuruyordu. Kiş kralının, yazıtlara göre, Lagaş ile Umma arasında bir sınır çizmesi ve bu sınırı bir taş dikitle işaretlemesi, bir tür arabuluculuk ya da üst otorite düşüncesinin çok erken dönemde var olduğunu gösteriyor. Nippur'daki Enlil tapınağının önemi de, siyasi olarak bölünmüş bir dünyada ortak bir dinsel merkezin nasıl bir birlik duygusu yaratabildiğini gösteriyor.

Yazının yönetimdeki yeri de dikkat çekicidir. Önceki bölümde gördüğümüz gibi, yazı ilk olarak kayıt tutmak için gelişmişti. MÖ üçüncü binyılın ortalarında ise yöneticiler, yazıyı kendi eylemlerini anlatmak, sınır anlaşmalarını kaydetmek ve tanrılara adaklarını duyurmak için de kullanmaya başladı. Entemena'nın konisi ve Urukagina'nın reform metinleri, yazının bir yönetim aracından bir siyasi anlatı aracına dönüştüğünü gösteriyor. Bu metinler, yöneticilerin halka ve tanrılara kendilerini nasıl açıkladıklarını anlamak için eşsiz kaynaklardır; ama aynı zamanda, yazılı tarihin daha en başından beri iktidarın sesiyle konuştuğunu da hatırlatır.

Son olarak, Sümer şehir devletlerinin çağı, bir dönüşümle sona erdi. Lugalzagesi'nin Sümer'in büyük bölümünü kendi egemenliği altında birleştirmesi, kent temelli siyasetin sınırlarını zorluyordu. Ama onun egemenliği de kısa sürdü; kuzeyden, Akad'dan gelen yeni bir güç, bütün Mezopotamya'yı tek bir yönetim altında toplamaya girişti. Şehir devletleri tamamen ortadan kalkmadı; ama artık daha büyük bir düzenin parçaları hâline gelmeye başladılar.

Uzman Notu

Temel literatür

  • François Thureau-Dangin, Les inscriptions de Sumer et d'Akkad (Paris: Ernest Leroux, 1905).
  • Leonard W. King, A History of Sumer and Akkad (Londra: Chatto & Windus, 1910).
  • Anton Deimel, Sumerische Tempelwirtschaft zur Zeit Urukaginas und seiner Vorgänger (Roma: Pontificium Institutum Biblicum, 1931).
  • Thorkild Jacobsen, «Primitive Democracy in Ancient Mesopotamia», Journal of Near Eastern Studies 2 (1943), s. 159–172.
  • Benjamin R. Foster, «A New Look at the Sumerian Temple State», Journal of the Economic and Social History of the Orient 24 (1981), s. 225–241.
  • Jerrold S. Cooper, Reconstructing History from Ancient Inscriptions: The Lagash-Umma Border Conflict (Malibu: Undena, 1983).

Arşiv ve kaynak

De Sarzec'in Tello kazılarında bulduğu Akbabalar Steli'nin parçaları ve Urukagina'nın konileri Paris'teki Louvre Müzesi'nde korunuyor. Thureau-Dangin'in 1905 tarihli çevirisi ve King'in 1910 tarihli kitabı telif dışıdır ve archive.org'da okunabiliyor. Girsu'nun binlerce ekonomik tableti, dünyanın farklı müzelerine dağılmış durumda; büyük bölümünün fotoğrafları ve çeviri yazıları internette açık erişimli arşivlerde bulunuyor.

Açık sorular

  • Urukagina'nın reformları gerçekten ne ölçüde uygulandı, ne ölçüde bir söylem olarak kaldı?
  • Sümer kentlerinde halk meclisleri gerçekten var mıydı; varsa ne kadar yetkiye sahipti?
  • «Ensi» ve «lugal» unvanları arasındaki fark, farklı kentlerde nasıl anlaşılıyordu?

Mini sınav

  1. (Hedef 1) Sümerlerin inancına göre bir şehir devletinin toprakları kime aitti? A) Yöneticiye B) Tüccarlara C) Kentin tanrısına D) Halka
  2. (Hedef 2) Lagaş ile Umma arasındaki çatışmanın temel nedeni neydi? A) Aralarındaki verimli ovanın ve kanalların denetimi B) Dinsel farklılıklar C) Dil farklılıkları D) Deniz ticareti
  3. (Hedef 2) Urukagina'nın yazıtlarında geçen «amagi» kelimesi neyi anlatır? A) Vergiyi B) Savaşı C) Tapınağı D) Borç köleliğinden ya da haksız yüklerden kurtulup özgür duruma dönmeyi
  4. (Hedef 3) Anton Deimel'in «tapınak devleti» kuramı neyi savunuyordu? A) Sümer'de hiç tapınak olmadığını B) Sümer kentlerinde bütün toprakların ve ekonominin tapınaklara ait olduğunu C) Tapınakların yalnızca dinsel işlev taşıdığını D) Kralların tapınakları yıktığını
  5. (Hedef 3) Benjamin Foster, Deimel'in kuramını neden eleştirdi? A) Deimel'in dayandığı arşivin, yöneticinin eşinin yönettiği bir kuruma ait olduğunu ve modelin kanıtlarca desteklenmediğini gösterdiği için B) Deimel'in çivi yazısı okuyamadığı için C) Girsu'da hiç tablet bulunmadığı için D) Tapınakların hiç toprağı olmadığı için

Açık uçlu soru

(Hedef 3) Sümer şehir devletlerinin yönetimine dair «tapınak devleti» ve «ilkel demokrasi» kuramlarını karşılaştır. Her kuramın dayandığı kaynakları ve bu kaynakların sınırlarını belirt. Ardından Urukagina'nın reform metnini bir tarihsel kaynak olarak nasıl kullanabileceğimizi, onun bir yöneticinin kendi eylemlerini anlatan bir metin olduğunu dikkate alarak gerekçeleriyle tartış.

Cevaplar

  1. C — Sümerlerin inancına göre toprak, kentin tanrısına aitti.
  2. A — Çatışmanın temel nedeni, Guedena ovasının ve kanalların denetimiydi.
  3. D — Amagi, borç köleliğinden ya da haksız yüklerden kurtulup özgür duruma dönmeyi anlatır.
  4. B — Deimel, bütün toprakların ve ekonominin tapınaklara ait olduğunu savundu.
  5. A — Foster, Deimel'in arşivinin yöneticinin eşinin kurumuna ait olduğunu ve modelin kanıtlarca desteklenmediğini gösterdi.

Güçlü bir cevap, tapınak devleti kuramının Girsu'daki tek bir büyük arşive, ilkel demokrasi kuramının ise sonradan yazıya geçirilmiş destanlara dayandığını belirtir. Diakonoff ve Foster'ın eleştirileriyle, büyük kurumların arşivlerinin toplumun tamamını yansıtmadığını gösterir. Urukagina'nın metnini, bir yöneticinin iktidarını meşrulaştırma çabası olarak okumakla birlikte, aynı dönemin ekonomik belgeleriyle karşılaştırarak hangi reformların gerçekten uygulandığını sınamak gerektiğini tartışır.

Sonraki bölüme köprü

Lugalzagesi, Lagaş'ı yağmaladıktan sonra Sümer kentlerinin büyük bölümünü kendi yönetimi altında topladı; ama onun egemenliği de kısa sürdü. Kuzeyden, Akad adlı bir kentten çıkan Sargon adlı bir hükümdar, Lugalzagesi'yi yenerek Sümer'in kentlerini ve çevresindeki bölgeleri tek bir yönetim altında birleştirdi. Kent devletlerinin dünyası, çok daha büyük bir siyasi yapının parçası oldu. Sonraki bölüm bu yapıya bakıyor: Akad, ilk imparatorluk muydu?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Görsel plan ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Görsel plan

  • 0:00–1:10 Kanca: bir höyükte kazı yapan işçiler; topraktan çıkan diyorit bir heykel ve üzeri yazılı kil koniler. «1877» kartı.
  • 1:10–3:00 Bağlam: Güney Mezopotamya haritasında her biri kendi tanrı simgesiyle işaretlenmiş şehir devletleri; ortada Nippur'un Enlil tapınağı.
  • 3:00–5:30 Gelişme: komşu iki kentin arasındaki bir ova ve kanallar; ardından Akbabalar Steli'nin şematik çizimi: ağın içindeki düşmanlar ve uçan akbabalar.
  • 5:30–7:40 Dönüş noktası: yazıtın iki yarısı: solda «eski günlerden beri» süren kötülükler, sağda reformlar; ortada «amagi» kelimesinin çivi yazısıyla yazılışı.
  • 7:40–9:40 Kapanış: bir tapınak arşivinden taşan tabletler; yanında, arşivde görünmeyen köy topluluklarının soluk silüetleri.

Kişiler yüzsüz silüet; eserler ve yazıtlar şematik çizimle verilir.