Öğrenme hedefleri
- Mezopotamya'daki en eski yazılı belgelerin çoğunun neden hesap ve kayıt belgesi olduğunu açıklayabileceksin.
- Jeton, zarf, sayı tableti ve proto-çiviyazısı arasındaki ilişkiyi ve bu zincire yöneltilen eleştirileri anlatabileceksin.
- Yazının «muhasebeden doğduğu» iddiasının neyi iyi açıkladığını ve neyi açıklamadığını kanıtlara dayanarak değerlendirebileceksin.
Okuma metni
Kanca — bir kralın yorgun habercisi
Sümerlerin kendi anlattığı bir hikâyeye göre yazıyı bir kral icat etti. Uruk'un efsanevi hükümdarı Enmerkar, uzak ve zengin Aratta kentinin efendisine uzun, ağır bir mesaj göndermek istiyordu. Mesaj o kadar uzundu ki habercinin ağzı ağırlaştı ve sözleri tekrar edemedi. Bunun üzerine kral bir parça kili sıvazladı ve sözleri bir tablete yazar gibi kilin üstüne koydu. Destana göre o güne kadar sözleri kile koymak diye bir şey yoktu.
Hikâye güzel, ama arkeologların Uruk'ta bulduğu binlerce tablet başka bir şey anlatıyor. O tabletlerde krallara giden mektuplar ya da uzun konuşmalar yok. Onlarda arpa, bira, koyun, işçi ve tarla var; yanlarında sayılar. Yani insanlığın en eski yazısı bir mektuptan çok bir fişe benziyor. Bu bölümün sorusu buradan doğuyor: yazı gerçekten muhasebeden mi doğdu, ve öyleyse bu bize yazının ne olduğu hakkında ne söyler?
Bağlam — Uruk ve tapınağın ambarları
MÖ dördüncü binyılın ikinci yarısında Güney Mezopotamya'daki Uruk, çağının en büyük yerleşimiydi. Kentin merkezinde Eanna denen büyük bir tapınak bölgesi vardı. Burası yalnızca bir ibadet yeri değildi; tarlaların ürünü buraya geliyor, buradan işçilere, zanaatkârlara ve görevlilere tayın olarak dağıtılıyordu. Binlerce kişinin emeğini, binlerce ölçek tahılı ve binlerce hayvanı takip etmek, bir köy ambarının hafızasıyla yapılabilecek bir iş değildi.
Alman kazıları 1928'den itibaren Eanna bölgesinde yaklaşık beş bin erken tablet ve tablet parçası çıkardı. Tabletleri inceleyen ilk bilgin Adam Falkenstein 1936'da bir yayın dizisi başlattı. Bugün bu en eski yazı biçimine proto-çiviyazısı deniyor ve tabletler iki evreye ayrılıyor: yaklaşık MÖ 3350–3200 arasına tarihlenen Uruk IV ile MÖ 3200–3000 arasındaki Uruk III.
Bu tabletlerin çoğu, yazıldıkları yerde bulunmadı. Onları kazıcılar eski duvarların dolgusunda, çöp yığınlarında, yeniden kullanılan toprakta buldu. İşi biten bir fiş gibi atılmışlardı. Bu küçük ayrıntı tabletlerin kendi çağında nasıl görüldüğünü anlatıyor: onlar saklanacak eserler değil, işi bitince çöpe giden çalışma kâğıtlarıydı.
Gelişme — kil jetonlardan tablete
Yazıdan önce de insanlar hesap tutuyordu. Yakın Doğu'da MÖ sekizinci binyıldan itibaren pişmiş kilden yapılmış küçük nesneler bulunuyor: koniler, küreler, diskler, silindirler. Amerikalı arkeolog Denise Schmandt-Besserat 1970'lerden başlayarak bu nesnelerin oyuncak ya da süs olmadığını, sayı ve mal kaydı için kullanılan jetonlar olduğunu savundu. Her biçim belli bir malın belli bir ölçüsünü temsil ediyordu; bir koni küçük bir ölçek tahılı, bir küre büyük bir ölçeği gösterebiliyordu.
MÖ dördüncü binyılın ikinci yarısında zincire yeni bir halka eklendi. Jetonlar içi boş kil toplara, yani zarflara kapatılmaya başlandı. Zarf kapatılınca içindeki jetonlar görünmüyordu; bu yüzden bazı zarfların dışına, içerideki jetonlar bastırılarak izleri çıkarıldı. İran'daki Susa'da ve Mezopotamya'da bulunan bu zarflar, hesabın hem içeride hem dışarıda iki kez yazıldığını gösteriyor.
Schmandt-Besserat'nın akıl yürütmesi burada bir adım daha atıyor. Dışarıdaki izler içerideki jetonların söylediğini zaten söylüyorsa, jetonlara gerek kalmaz. Sonraki aşamada zarfın yerini düz kil tabletler aldı ve üzerine yalnızca sayısal işaretler bastırıldı. Ardından bu sayı işaretlerinin yanına, sayılan şeyi gösteren resimsel işaretler çizilmeye başlandı: bir koyun başı, bir başak, bir kap. Proto-çiviyazısı böyle bir sayı ve mal kaydı sistemi olarak ortaya çıktı.
Dönüş noktası — sayıyor ama konuşmuyor
Buraya kadar hikâye düzgün bir merdivene benziyor: jeton, zarf, sayı tableti, yazı. Asıl şaşırtıcı nokta bu merdivenin tepesinde duran şeyin, bugün «yazı» dediğimiz şeye henüz tam benzememesi. Proto-çiviyazısı dilin cümlelerini yazmıyordu. Tabletlerde fiil yok, dilbilgisi yok, kimin kime ne söylediği yok. Hans Nissen, Peter Damerow ve Robert Englund'un Berlin'de yürüttüğü uzun çalışma bu sistemi «arkaik muhasebe» olarak tanımladı: miktarları, malları, kişileri ve kurumları birbirine bağlayan bir kayıt tekniği.
Muhasebe kökeninin belki en ikna edici kanıtı sayıların kendisinde. Uruk kâtipleri tek bir sayı dizisi kullanmıyordu. Koyun, köle ya da kap gibi tek tek sayılan şeyler için bir sistem, tahıl hacmi için başka bir sistem, tayın olarak dağıtılan ekmek ve bira için yine başka bir sistem vardı. Aynı daire biçimli işaret, hangi malın yanında durduğuna göre farklı bir miktar gösterebiliyordu. Bir dili yazmak için böyle bir düzen gerekmez; ama bir ambarın içindeki farklı malları ayrı ayrı ölçmek için tam da bu gerekir. Berlin ekibi bu sistemleri tabletlerdeki toplamları birbirine karşı hesaplayarak çözdü.
Bu sistemin içinde yalnızca hesap yok. Tabletlerin önemli bir bölümü, meslek adlarını, kap türlerini, hayvanları ve yer adlarını sıralayan sözcük listeleri. Katipler bu listeleri kuşaklar boyunca kopyaladı. Bir meslekler listesi, yazının icadından yüzyıllar sonra, dili değişmiş kâtipler tarafından hâlâ neredeyse aynı sırayla çoğaltılıyordu. Yani yazının ilk yüzyıllarında muhasebenin yanında bir okul da vardı: işaretlerin öğretildiği ve standartlaştırıldığı bir kâtiplik geleneği.
Dil ile yazının asıl buluşması daha sonra, adım adım geldi. Kâtipler bir işaretin anlamını değil sesini kullanmaya başladılar. Sümercede «ok» ile «hayat» kelimeleri aynı sesle, ti ile söyleniyordu; ok resmi «hayat» sözcüğünü yazmak için de kullanılabildi. Bu rebus ilkesi, özel adları, dilbilgisi eklerini ve sonunda tam cümleleri yazmayı mümkün kıldı. Uzun edebî metinlerin ve yazıtların yazılı olarak karşımıza çıkması MÖ üçüncü binyılın ortalarını buldu. İşaretler de bu süreçte çizimden, kil üstüne kamış kalemle bastırılan kama biçimli çizgilere dönüştü; çiviyazısı adı bu kama biçiminden geliyor.
Yaygın yanlış«Sümerler yazıyı edebiyat ve tarih yazmak için icat etti» diye düşünülür.
Bilinen en eski tabletler idari kayıt ve sözcük listesidir. Destan, ilahi ve kral yazıtları yazının ancak birkaç yüzyıllık kullanımından sonra yazıya geçti.
Yaygın yanlış«Jetondan yazıya geçiş kesinleşmiş bir gerçektir» sanılır.
Zarf ve sayı tableti arasındaki bağ güçlü kanıtlara dayanıyor; ama Neolitik jetonların hepsinin sayma aracı olduğu ve resimsel işaretlerin doğrudan jeton biçimlerinden türediği tartışmalıdır.
Cevap — evet, ama yarısı
Öyleyse sorunun cevabı iki parçalı. Birinci parça güçlü: Mezopotamya'da yazıya dönüşecek işaret sistemi, kurumların mal ve emek hesabını tutma ihtiyacından doğdu. En eski belgelerin çoğunun idari olması, sayı işaretlerinin yazının en eski katmanında bulunması ve zarflarla sayı tabletleri arasındaki süreklilik bunu destekliyor.
İkinci parça daha dikkatli bir cümle istiyor: muhasebe tek başına bugünkü anlamıyla yazıyı üretmedi. Konuşulan dili kayda geçirebilen bir sistem, kâtiplerin işaretleri sesle ilişkilendirmesiyle, sözcük listeleriyle ve yüzyıllar süren bir eğitim geleneğiyle geldi. Yazı muhasebenin içinde filizlendi, ama dilin aracı hâline gelmesi ayrı bir hikâyeydi. Enmerkar destanı bu ikinci hikâyenin, yazının bir iletişim aracı olarak hatırlandığı dönemin ürünü; yazıldığı sırada, yani MÖ üçüncü binyılın sonlarında, yazının neden icat edildiği çoktan unutulmuştu.
Bu yüzden «yazı muhasebeden doğdu» cümlesi kaynakların izin verdiği ölçüde doğru ama eksik. Daha isabetli bir cümle şu olur: Mezopotamya'da yazı, bir hesap tutma teknolojisi olarak doğdu ve birkaç yüzyıl içinde dilin teknolojisine dönüştü.
Bugünle bağ — fişin dili
Bir marketten aldığın fişe bak. Üzerinde fiil yok; mal adı, miktar, fiyat, tarih ve bir kurumun adı var. Beş bin yıl önce Uruk'ta bir kâtibin kile bastırdığı şey de buna benziyordu. Bugün dünyada üretilen yazının büyük kısmı hâlâ roman ya da mektup değil: faturalar, stok kayıtları, banka hareketleri, veri tabanı satırları.
Bu benzerlik tarihçinin işini de etkiliyor. Mezopotamya'nın sıradan insanlarını, yani tayın alan işçileri, çobanları, dokumacıları büyük ölçüde bu kayıtlar sayesinde tanıyoruz; krallar kendilerini yazıtlarda anlatırken, onlar ancak bir hesabın satırlarında görünüyor. Aynı soru Anadolu'nun ilk yazılı belgelerinde de karşımıza çıkacak: Kültepe'de bulunan binlerce tablet de tüccarların hesaplarından ve mektuplarından oluşuyor (DT-104.02). Yazının ilk işi, kimin kime ne borçlu olduğunu hatırlamaktı ve bu iş hâlâ bitmedi.
Bu kökenin bir bedeli de var. Kayıt, kaydı tutan kurumun gözüyle yazılır. Uruk tabletlerinde bir işçi adıyla değil, çoğu zaman bir kategoriyle ve aldığı tayının miktarıyla görünür. Bugün devletlerin ve şirketlerin tuttuğu kayıtlar da insanları benzer biçimde sayılara çeviriyor. Bir kaydı okurken kimin kaydı tuttuğunu ve kimin yalnızca bir satır olarak yer aldığını sormak, beş bin yıllık bir soru.
Birincil kaynak
Sümer destanı Enmerkar ve Aratta Efendisi, yazının nasıl icat edildiğini Sümerlerin kendi ağzından anlatan tek metin. Destan MÖ üçüncü binyılın sonlarında, Ur III döneminde oluşturulmuş olmalı; elimizdeki kopyaların çoğu daha geç, Eski Babil dönemi okullarından geliyor. Enmerkar'ın habercisi Uruk ile Aratta arasında birçok kez gidip gelmiştir; bu kez mesaj çok uzundur:
Sözü ağır, içeriği genişti. Ağzı ağırlaşan haberci onu tekrar edemedi. Ağzı yorulan haberci onu tekrar edemediği için Kulaba'nın efendisi bir parça kil sıvazladı ve mesajı bir tablete yazar gibi yazdı. Daha önce mesajları kile yazmak yerleşmiş bir şey değildi. Şimdi, o güneşin altında ve o günde, gerçekten öyle oldu.
Kaynak: Enmerkar and the Lord of Aratta, satır 500–506; The Electronic Text Corpus of Sumerian Literature (ETCSL) 1.8.2.3, Oxford. Çeviri bizim, ETCSL İngilizce çevirisinden. «Kulaba'nın efendisi» Enmerkar'dır.
- Destan yazının amacını ne olarak gösteriyor? Bu amaç, Uruk'ta bulunan en eski tabletlerin içeriğiyle nasıl karşılaştırılabilir?
- Metin icadın «o gün» bir anda olduğunu söylüyor. Arkeolojik kanıt hangi zaman ölçeğini gösteriyor?
- Yazıyı bir krala atfeden bir anlatının, bu anlatıyı kopyalayan kâtip okulları için anlamı ne olabilir?
Tarihçiler Tartışıyor
- Denise Schmandt-Besserat (1992) — Before Writing'de Neolitik'ten itibaren kullanılan kil jetonların bir sayma sistemi olduğunu, zarflar ve sayı tabletleri üzerinden doğrudan yazıya dönüştüğünü savundu. Ona göre yazı, bir muhasebe aracının kendi mantığıyla gelişmesinin sonucudur.
- Hans Nissen, Peter Damerow ve Robert Englund (1993) — Archaic Bookkeeping'te Uruk tabletlerini ayrıntılı biçimde çözümleyerek proto-çiviyazısının dili değil, idari ilişkileri kaydeden bir sistem olduğunu gösterdiler. İdari köken tezini güçlendirdiler, ama jetonlardan doğrudan türeyiş fikrine daha temkinli yaklaştılar.
- Paul Zimansky ve Piotr Michalowski (1993) — Schmandt-Besserat'nın kitabı üzerine yazdıkları eleştirilerde jetonların çok farklı yer ve dönemlerden toplandığını, bazılarının çocuk mezarları gibi muhasebeyle bağdaşması zor bağlamlarda bulunduğunu ve biçim–anlam eşleştirmelerinin tartışmalı olduğunu vurguladılar.
- Jean-Jacques Glassner (2000) — Écrire à Sumer'de yazının bir muhasebe aracından kendiliğinden evrilmediğini, baştan dilsel ilkeleri kullanan bilinçli bir icat olduğunu öne sürdü; ona göre ses değeri taşıyan işaretler en eski tabletlerde de vardır.
Tartışmanın merkezinde «muhasebe mi, dil mi» ikiliğinden çok, iki şeyin ne zaman birleştiği sorusu duruyor. Uzmanların çoğu idari kökeni kabul ediyor; ayrıldıkları yer jetonların payı ve ses değerlerinin yazıya ne kadar erken girdiği. Schmandt-Besserat'nın kuramı ders kitaplarına hızla girdi, ama uzman literatüründe bugün daha çok parçalı bir hâliyle, yani zarf ve sayı tableti halkaları güçlü, Neolitik başlangıç ise tartışmalı biçimde kabul görüyor.
Derine İn
Bu tartışmanın bu kadar uzun sürmesinin bir nedeni, elimizdeki kanıtın kendi yapısında yatıyor. Uruk tabletlerinin büyük çoğunluğu, yazıldıkları odada ya da arşivde değil, yapı dolgularında ve çöp katmanlarında bulundu. Bu, bir tabletin hangi binaya ait olduğunu, hangi yıl yazıldığını ve yanında başka hangi belgelerin durduğunu bilmeyi zorlaştırıyor. Tabletlerin Uruk IV ve Uruk III evrelerine ayrılması da kısmen bu karışık bağlamlara, kısmen de işaretlerin biçim özelliklerine dayanıyor. Tarihlerin «yaklaşık» diye verilmesi bir üslup tercihi değil, kanıtın doğasının sonucu.
İkinci bir güçlük, erken tabletlerin hangi dilde okunacağı sorusu. Proto-çiviyazısı sesleri değil kavramları yazdığı için, bir tablette «koyun» işareti gördüğümüzde bunu yazan kâtibin hangi dili konuştuğunu kesin olarak bilemeyiz. Tabletlerin Sümerce düşünülerek yazıldığı yaygın bir kabul, ama bazı araştırmacılar bunun ancak ses değerlerinin ortaya çıktığı evrede kanıtlanabildiğini hatırlatıyor. Glassner'in «baştan dilsel» tezi tam bu noktada, erken tabletlerde ses değeri taşıdığını düşündüğü işaretlere dayanıyor; karşı görüş aynı işaretlerin başka türlü okunabileceğini söylüyor.
Jeton tartışmasında ise asıl yöntem sorusu, bir nesnenin işlevinin biçiminden çıkarılıp çıkarılamayacağı. Schmandt-Besserat binlerce jetonu biçimlerine göre sınıflandırdı ve bazı biçimleri erken yazı işaretleriyle eşleştirdi. Eleştirmenler, aynı biçimin binlerce yıl ve yüzlerce kilometre boyunca aynı anlamı taşıdığını varsaymanın zor olduğunu söyledi. Son yıllarda bazı arkeologlar bu küçük kil nesnelerin bir kısmının oyun taşı, ağırlık ya da başka gündelik işlevler görmüş olabileceğini tartışıyor. Buna karşılık zarflar ve dışlarına bastırılmış izler, jeton kullanımının en azından MÖ dördüncü binyılın sonunda bir kayıt pratiği olduğunu gösteren sağlam bir halka olarak duruyor.
Bu tartışma, tarihçinin bir «köken» sorusunu nasıl ele alması gerektiğine dair genel bir ders de içeriyor. Kökenler genellikle tek bir buluş anına sığmaz; birbirinden ayrı pratiklerin, yani sayma, mühürleme, eğitim ve ses oyunlarının, yüzyıllar içinde birbirine eklenmesiyle oluşur. Enmerkar destanı yazıyı bir günde doğmuş gibi anlatıyor; arkeolojik kanıt ise yavaş, parça parça bir süreç gösteriyor. İki anlatıyı karşılaştırmak, bir toplumun kendi geçmişini nasıl hatırladığını da gösteren bir yöntemdir.
Bir de yakın komşu var. İran'daki Susa'da, Uruk III evresiyle hemen hemen aynı zamanlarda, proto-Elam yazısı denen ayrı bir işaret sistemi ortaya çıktı. Bu yazı da sayılarla ve idari kayıtlarla başlıyor; ama işaretlerinin çoğu bugün hâlâ okunamıyor. İki sistemin bir ortak hesap pratiğinden mi ayrıldığı, yoksa birbirini mi etkilediği açık bir soru. Susa zarflarıyla birlikte düşünüldüğünde, kayıt tekniğinin tek bir kentin buluşu değil, bölgesel bir yönetim kültürünün parçası olduğu görülüyor.
Son olarak karşılaştırmalı bir not. Yazının dünyada birkaç kez bağımsız olarak icat edildiği kabul ediliyor ve her icadın ilk işi aynı değil. Mısır'da erken işaretler kraliyet mallarının etiketlerinde görünüyor, Çin'de bilinen en eski yazı kehanet kemiklerinde. Mezopotamya'nın muhasebe kökeni bu yüzden yazının evrensel kökeni sayılamaz; yalnızca en iyi belgelenmiş olanıdır. Bu karşılaştırma TM-224'te ayrıca ele alınıyor.
Uzman Notu
Temel literatür
- Denise Schmandt-Besserat, Before Writing, 2 cilt (Austin: University of Texas Press, 1992); kısaltılmış hâli How Writing Came About (Austin: University of Texas Press, 1996).
- Hans J. Nissen, Peter Damerow ve Robert K. Englund, Archaic Bookkeeping: Early Writing and Techniques of Economic Administration in the Ancient Near East (Chicago: University of Chicago Press, 1993).
- Robert K. Englund, «Texts from the Late Uruk Period», J. Bauer, R. K. Englund ve M. Krebernik, Mesopotamien: Späturuk-Zeit und Frühdynastische Zeit, OBO 160/1 (Fribourg–Göttingen, 1998).
- Jean-Jacques Glassner, Écrire à Sumer: L'invention du cunéiforme (Paris: Seuil, 2000); İngilizcesi The Invention of Cuneiform (Baltimore: Johns Hopkins University Press, 2003).
- Paul Zimansky, «Review of D. Schmandt-Besserat, Before Writing», Journal of Field Archaeology 20 (1993), s. 513–517.
- Piotr Michalowski, «Review of D. Schmandt-Besserat, Before Writing», American Anthropologist 95 (1993), s. 996–999.
- Adam Falkenstein, Archaische Texte aus Uruk (Berlin, 1936).
Arşiv ve kaynak
Proto-çiviyazılı tabletlerin fotoğraf ve transliterasyonları Cuneiform Digital Library Initiative (cdli.mpiwg-berlin.mpg.de) üzerinden açık erişimlidir. Enmerkar destanının transliterasyonu ve İngilizce çevirisi ETCSL 1.8.2.3'tedir. Metropolitan Müzesi tableti 1988.433.1 numarasıyla koleksiyon sayfasında yayımlanmıştır.
Açık sorular
- Proto-çiviyazılı işaretlerin hangilerinin daha Uruk IV evresinde ses değeri taşıdığı kanıtlanabilir mi?
- Neolitik «jeton» buluntularının bağlamsal yeniden incelenmesi, sayma işlevini hangi yer ve dönemlerle sınırlıyor?
- Uruk'taki idari kayıt ile İran'daki proto-Elam yazısı arasındaki ilişki bir etkileşim mi, paralel bir gelişme mi?
Mini sınav
- (Hedef 1) Uruk'ta bulunan proto-çiviyazılı metinlerin yaklaşık yüzde kaçı idari kayıttır? A) Yüzde 15 B) Yüzde 50 C) Yüzde 85 D) Yüzde 100
- (Hedef 1) Uruk tabletlerinin büyük kısmının dolgu ve çöp katmanlarında bulunması neyi düşündürür? A) Tabletlerin kutsal sayıldığını B) İşi biten kayıtların atıldığını C) Tabletlerin savaşta yakıldığını D) Kazıların yanlış yapıldığını
- (Hedef 2) Schmandt-Besserat'nın zincirinde jetonlar ile sayı tabletleri arasındaki ara halka hangisidir? A) Silindir mühür B) Dışına jeton izi bastırılmış kil zarf C) Sözcük listesi D) Kral yazıtı
- (Hedef 2) Ok resminin «hayat» sözcüğünü yazmak için kullanılması hangi ilkeye örnektir? A) Rebus B) Muhasebe C) Mühürleme D) Jeton
- (Hedef 3) Aşağıdakilerden hangisi «yazı muhasebeden doğdu» tezine yöneltilen en yerinde eleştiridir? A) En eski tabletler edebî metindir. B) Muhasebe kökeni, yazının dili kaydeden bir sisteme dönüşmesini tek başına açıklamaz. C) Uruk'ta hiç tablet bulunmamıştır. D) Sümerler sayı kullanmıyordu.
Açık uçlu soru
(Hedef 3) Enmerkar destanı ile Uruk'un en eski tabletlerini karşılaştır. İki kaynak yazının kökeni hakkında neden farklı şeyler söylüyor ve bir tarihçi hangisine hangi soru için güvenmeli?
Cevaplar
- C — Proto-çiviyazılı metinlerin yaklaşık yüzde 85'i idari kayıttır; geri kalanı sözcük ve işaret listeleridir.
- B — Tabletler saklanacak eserler değil, işi bitince atılan çalışma belgeleri gibi muamele görmüştür.
- B — Zarfın dışına bastırılan jeton izleri, jetonsuz sayı tabletlerine geçişin ara halkası sayılır.
- A — Aynı sesle söylenen iki sözcükten birinin resmi öbürünü yazmak için kullanılır.
- B — İdari köken güçlü biçimde belgelenmiştir; ama dilin yazıya geçmesi ses ilkesiyle ve kâtip eğitimiyle gelen ayrı bir süreçtir.
Açık uçlu sorunun değerlendirmesi: Güçlü bir cevap, destanın yazının icadından yüzyıllar sonra yazıldığını ve yazıyı iletişim aracı olarak hatırladığını, tabletlerin ise icadın kendi zamanından kalan doğrudan kanıt olduğunu belirtir. Destan Sümerlerin yazıyı nasıl gördüğünü anlamak için, tabletler yazının nasıl başladığını anlamak için güvenilir kaynaktır. Destanı olgu anlatısı gibi okuyan cevap eksiktir.
Sonraki bölüme köprü
Uruk tabletleri kimin kime ne verdiğini kaydediyordu: tapınağın ambarları, işçilerin tayınları, görevlilerin payları. Bu kayıtlar bir yönetimin varlığını gösteriyor ama onun nasıl işlediğini tek başına söylemiyor. Sıradaki bölüm Sümer şehir devletlerinin nasıl yönetildiğini, tapınağın, sarayın ve şehrin gücünü nasıl paylaştığını soruyor.