İçeriğe geç

Bölüm DT-101.12 · Seviye 1 — Dünya Tarihi OmurgasıSeviye 1

Tarih öncesinde eşitsizlik nasıl doğdu?

DT-101 Tarih Öncesi

2.767 kelime · yaklaşık 13 dakika okuma · seslendirme 8 dk

Dönem
MÖ 30.000–MÖ 3000
Bölge
Dünya · Anadolu
Tema
Toplum · Ekonomi · Siyaset
Kişiler
Jean-Jacques Rousseau · James Woodburn · Christopher Boehm · Brian Hayden · Kent Flannery · Joyce Marcus · Timothy Kohler · Marcella Frangipane
Yerler
Sungir · Varna · Kuzeybatı Pasifik kıyısı · Arslantepe · Malatya · Çatalhöyük
Sınav
YKS konusu

Yapay zekâ desteğiyle yazıldı; tarih, rakam ve alıntılar kaynağından doğrulandı. Alan uzmanı denetimi henüz yapılmadı. Bir hata görürsen metnin ilgili yerini işaretleyip bildir.

Öğrenme hedefleri

  • Avcı-toplayıcı toplulukların çoğunda eşitliği koruyan toplumsal mekanizmaları açıklayabileceksin.
  • Arkeologların eşitsizliğin izlerini mezarlarda, evlerde ve yerleşimlerde nasıl aradığını, Sungir'den Arslantepe'ye uzanan örneklerle değerlendirebileceksin.
  • Eşitsizliğin ortaya çıkışına dair tarım, şölen, miras ve depolama açıklamalarını karşılaştırabileceksin.

Okuma metni

Kanca — «bu benimdir» diyen ilk insan

1754'te Fransa'daki Dijon Akademisi, bir yarışma sorusu yayımladı: insanlar arasındaki eşitsizliğin kaynağı nedir ve bu eşitsizlik doğa yasasıyla haklı gösterilebilir mi? Cenevreli yazar Jean-Jacques Rousseau, bu soruya uzun bir denemeyle cevap verdi. Denemesinin ikinci bölümü, sonradan çok ünlenecek bir cümleyle başlıyordu: bir parça toprağı çitle çevirip «bu benimdir» demeyi akıl eden ve buna inanacak kadar saf insanlar bulan ilk kişi, uygar toplumun gerçek kurucusuydu.

Rousseau'nun elinde hiçbir arkeolojik kanıt yoktu. O, insanlığın «doğa durumu»nu, yani devletler ve mülkiyet ortaya çıkmadan önceki hâlini, akıl yürüterek ve gezginlerin anlattığı uzak halklara dair hikâyelerden yola çıkarak hayal etti. Ama sorduğu soru, bugün arkeologların ve antropologların kanıtlarla cevaplamaya çalıştığı bir soruya dönüştü. Bu kurs boyunca Sungir'in boncuklu mezarlarını, Çatalhöyük'ün benzer evlerini ve Varna'nın altınla dolu mezarlarını gördük. Bu bölüm, bu örnekleri bir araya getirerek, eşitsizliğin tarih öncesinde nasıl ve neden ortaya çıktığını soruyor.

Bağlam — eşitliği korumak için çalışmak

Bugün yaşayan bazı avcı-toplayıcı topluluklar, antropologların dikkatini, eşitliği korumak için gösterdikleri çabayla çekti. Güney Afrika'daki San, Tanzanya'daki Hadza ve Kongo havzasındaki bazı topluluklar arasında yapılan gözlemler, bu toplulukların eşitliğin kendiliğinden ortaya çıkmadığını, sürekli korunması gerektiğini bildiğini gösterdi.

İngiliz antropolog James Woodburn, bu toplulukların ekonomisini «anında dönüş» ekonomisi olarak tanımladı: avlanan ya da toplanan yiyecek hemen tüketiliyor, uzun süre saklanmıyor ve paylaşılıyordu. Kimse başkalarından çok daha fazla birikim yapamıyordu. Başarılı bir avcı, avını övünmeden paylaşmak zorundaydı; övünen biri alaya alınıyor, kibirli davranan biri dışlanıyordu.

Boehm'e göre insan, başkalarına egemen olma eğilimini atalarından devraldı; ama avcı-toplayıcı toplulukları, bu eğilimi binlerce yıl boyunca bilinçli bir çabayla bastırdı. Öyleyse soru, eşitsizliğin nasıl «icat edildiği» değil, eşitliği koruyan bu mekanizmaların neden ve nasıl zayıfladığıdır.

Burada bir uyarı gerekir. Bugün yaşayan avcı-toplayıcılar, geçmişin «yaşayan fosilleri» değildir. Onlar da binlerce yıllık bir tarihe sahiptir; komşu çiftçi topluluklarla, devletlerle ve pazarlarla ilişkiler içinde yaşarlar. Bu yüzden onların eşitlikçi kurallarını, buzul çağının bütün topluluklarına olduğu gibi aktaramayız. Ama bu gözlemler, eşitliğin insanlar için mümkün ve kalıcı bir düzen olabildiğini gösteren güçlü örneklerdir.

Gelişme — mezarlardaki farklar

Arkeologlar, yazılı belge bırakmayan toplumların eşitsizliğini bulmak için en çok mezarlara bakar. Bir mezara konan eşyalar, gömülen kişinin topluluğundaki yeri hakkında ipucu verir. Ama bu ipuçları dikkatle okunmalıdır: bir mezarın zenginliği, ölen kişinin kendi zenginliğini değil, onu gömenlerin ona duyduğu saygıyı ya da gösterişini yansıtabilir.

Buz Çağı'nda hayatta kalmayı anlattığımız bölümde gördüğümüz Sungir'deki iki çocuk mezarı, bu açıdan ilginçtir. Bu çocuklar, binlerce fildişi boncuk ve mızraklarla gömülmüştü. Çocuklar, bu kadar değerli eşyaları kendi başarılarıyla kazanamazdı. Bazı araştırmacılar bu yüzden Sungir'de, statünün doğuştan gelen, yani kalıtsal bir şey olmaya başladığını düşündü. Başkaları ise bu mezarların, sıradan bir düzenin değil, istisnai bir törenin ya da olağanüstü bir ölümün izleri olabileceğini hatırlattı. Tek tük zengin mezarlar, kalıcı bir eşitsizlik düzeninin kanıtı sayılmaz. Kalıcı bir düzenden söz edebilmek için, aynı farkların kuşaklar boyunca tekrarlandığını, zengin mezarların belirli ailelerde yoğunlaştığını görmek gerekir.

Neolitik dönemde tablo karmaşıklaştı. Çatalhöyük'te, on yüzyılı aşkın bir süre boyunca evler aşağı yukarı aynı büyüklükte kaldı ve açıkça ayrıcalıklı bir kesim görülmedi. Oysa Varna'da, madenlerin yayıldığı dönemde, bazı mezarlarda yüzlerce altın eşya bulunurken, başka mezarlar neredeyse boştu. Yani tarım ve yerleşik hayat, eşitsizliği hemen ve her yerde getirmedi; bazı topluluklar yüzyıllarca görece eşit kaldı.

Yaygın yanlış«Tarım başlar başlamaz zenginler ve yoksullar ortaya çıktı» diye düşünülür.
Doğrusu

Oysa kanıtlar, tarım ile eşitsizlik arasındaki ilişkinin doğrudan olmadığını gösteriyor. Çatalhöyük gibi pek çok erken tarım topluluğu yüzyıllarca görece eşit kaldı; buna karşılık Kuzey Amerika'nın Kuzeybatı Pasifik kıyısındaki bazı avcı-toplayıcılar, tarım yapmadan, köleleri ve soylu aileleri olan derin eşitsiz toplumlar kurdu.

Dönüş noktası — tarımsız eşitsizlik

Kuzeybatı Pasifik kıyısının toplulukları, eşitsizliğin tarımdan bağımsız olarak da ortaya çıkabileceğinin en iyi bilinen örneğidir. Bu bölgede somon balığı, her yıl belirli mevsimlerde, çok büyük miktarlarda nehirlere geliyordu. Bu bol ve öngörülebilir kaynak, kurutulup saklanabiliyordu. Balık tutulan en iyi yerlerin denetimi, belirli ailelerin elinde toplandı. Bu aileler, zenginliklerini büyük şölenlerde armağanlar dağıtarak gösteriyor ve saygınlık kazanıyordu.

Kanadalı arkeolog Brian Hayden, bu tür örneklerden yola çıkarak, eşitsizliğin kökeninde şölenlerin önemli bir yer tuttuğunu savundu. Hayden'a göre, kaynakların bol olduğu ortamlarda, bazı hırslı bireyler, şölenler düzenleyerek başkalarını kendilerine borçlu bırakıyor, bu borçları zamanla kalıcı bir güce dönüştürüyordu. Göbeklitepe'nin dev yapılarının yanında bulunan şölen kalıntıları da, bu tür büyük toplantıların erken dönemlerden beri insanları bir araya getirdiğini gösteriyor.

Cevap — birikebilen servet

Öyleyse eşitsizlik nasıl doğdu? Bugünkü araştırmalar, birkaç etkenin bir araya gelmesini öne çıkarıyor. Birincisi, saklanabilen ve biriktirilebilen kaynaklardır: tahıl, kurutulmuş balık, sürüler ve metaller, bir kuşaktan ötekine aktarılabiliyordu. İkincisi, bu kaynakları üretmek için gereken toprakların ve araçların sahiplenilmesidir. Üçüncüsü, zenginliğin ve saygınlığın çocuklara miras bırakılmasıdır.

Bu etkenlerin ağırlığını ölçmek için bazı araştırmacılar, eşitsizliği sayılarla karşılaştırmayı denedi.

Büyük hayvanlara sahip olanlar, çok daha fazla toprak işleyebiliyor, servetlerini hızla büyütebiliyor ve bu hayvanları çocuklarına bırakabiliyordu. Bir ailenin öküzleri, onun tarlasını genişletiyor; genişleyen tarla, daha fazla öküz beslemeyi mümkün kılıyordu. Böylece küçük bir başlangıç farkı, birkaç kuşak içinde derin bir uçuruma dönüşebiliyordu.

Eşitsizlik, bu yüzden, tek bir anda doğmadı. Binlerce yıl boyunca, bazı topluluklarda ortaya çıkıp kayboldu, bazılarında kalıcı hâle geldi. Kalıcı eşitsizlik, genellikle, saklanabilen servetin, sahiplenilen toprağın ve bu servetin mirasla aktarılmasının bir araya geldiği yerlerde yerleşti.

Bugünle bağ — eşitsizlik doğal mı?

Eşitsizliğin tarih öncesi, bugünkü tartışmalar için de önemlidir. Bazıları, eşitsizliğin insan doğasının kaçınılmaz bir sonucu olduğunu savunur. Oysa avcı-toplayıcı toplulukların çoğunun, binlerce yıl boyunca eşitliği bilinçli bir çabayla koruduğunu gösteren kanıtlar, bu görüşü sorgulatıyor. Eşitsizliğin, belirli koşullarda ve belirli toplumsal kararlarla ortaya çıktığını anlamak, onun değiştirilebilir bir şey olduğunu da düşündürür. Tarih öncesi, bu yüzden, bugünkü siyasi tartışmaların hazır cevaplarını değil, sorulması gereken daha iyi soruları sunar: hangi kaynaklar biriktirilebiliyor, kim onları miras bırakabiliyor ve topluluk, güç toplamaya çalışanları nasıl denetliyor?

Birincil kaynak

Rousseau, Eşitsizliğin Kaynağı Üzerine Söylev'in ikinci bölümüne şöyle başlar:

The first man, who, after enclosing a piece of ground, took it into his head to say, "This is mine," and found people simple enough to believe him, was the true founder of civil society. How many crimes, how many wars, how many murders, how many misfortunes and horrors, would that man have saved the human species, who pulling up the stakes or filling up the ditches should have cried to his fellows: Be sure not to listen to this imposter; you are lost, if you forget that the fruits of the earth belong equally to us all, and the earth itself to nobody! […] this idea of property depends on several prior ideas which could only spring up gradually one after another, it was not formed all at once in the human mind.

Türkçesi: Bir parça toprağı çitle çevirdikten sonra «bu benimdir» demeyi aklına getiren ve buna inanacak kadar saf insanlar bulan ilk kişi, uygar toplumun gerçek kurucusuydu. Kazıkları söküp hendekleri dolduran ve arkadaşlarına «Bu sahtekâra kulak vermemeye dikkat edin; toprağın ürünlerinin hepimize eşit olarak ait olduğunu, toprağın kendisinin ise kimseye ait olmadığını unutursanız mahvolursunuz!» diye haykıran kişi, insan türünü kaç suçtan, kaç savaştan, kaç cinayetten, kaç felaketten ve dehşetten kurtarırdı! […] bu mülkiyet fikri, ancak birbiri ardına yavaş yavaş ortaya çıkabilecek birkaç önceki fikre bağlı olduğundan, insan zihninde bir anda oluşmadı.

Kaynak: Jean-Jacques Rousseau, Discours sur l'origine et les fondements de l'inégalité parmi les hommes (Amsterdam, 1755), II. bölüm; Project Gutenberg'deki İngilizce çeviri (e-kitap 11136). Türkçesi bizim.

  1. Rousseau'ya göre eşitsizliğin başlangıcında hangi olay yatıyor?
  2. Rousseau, mülkiyet fikrinin «bir anda oluşmadığını» söylüyor. Bu görüş, bugünkü arkeolojik kanıtlarla nasıl karşılaştırılabilir?
  3. Rousseau'nun elinde arkeolojik kanıt yoktu. Onun akıl yürütmesini bir tarih kaynağı olarak değil, bir düşünce deneyi olarak okumak neden önemlidir?

Tarihçiler Tartışıyor

  • James Woodburn (1982) — Anında dönüş ekonomisine sahip avcı-toplayıcı toplulukların, yiyecek paylaşımı ve birikimi engelleyen kurallarla eşitliği bilinçli olarak koruduğunu gösterdi.
  • Brian Hayden (1995) — Kaynakların bol olduğu ortamlarda, şölen düzenleyen hırslı bireylerin başkalarını kendilerine borçlu bırakarak kalıcı güç kazandığını ve eşitsizliğin bu yolla doğduğunu savundu.
  • Christopher Boehm (1999) — Eşitlikçi toplulukların, egemen olmaya çalışan bireyleri ortak bir tutumla denetleyen bir «ters egemenlik hiyerarşisi» kurduğunu ileri sürdü.
  • Timothy Kohler ve meslektaşları (2017) — Ev büyüklüklerinden Gini katsayısı hesaplayarak eşitsizliğin tarımla arttığını ve Avrasya'da büyük evcil hayvanlar nedeniyle daha belirgin hâle geldiğini gösterdiler.

Bu dört yaklaşım, eşitsizliğe farklı açılardan bakıyor. Woodburn ve Boehm, eşitliğin nasıl korunduğunu soruyor; onlara göre asıl açıklanması gereken şey, bu koruma mekanizmalarının neden zayıfladığıdır. Hayden, bireylerin hırsına ve şölenlerin toplumsal gücüne dikkat çekiyor; onun açıklamasında eşitsizlik, bireysel stratejilerin bir sonucudur. Kohler ve meslektaşları ise eşitsizliği ölçülebilir bir büyüklük olarak ele alıp farklı bölgeleri karşılaştırıyor; ama ev büyüklüğünün servetin iyi bir göstergesi olup olmadığı tartışılıyor. Bu yaklaşımlar birbirini dışlamıyor: eşitliği koruyan mekanizmalar, saklanabilen servetin ve hırslı bireylerin ortaya çıktığı ortamlarda zayıflamış olabilir. Bu açıklamaların hepsi, bir ölçüde, Rousseau'nun iki yüz yıl önce sezdiği bir noktada birleşiyor: mülkiyet ve eşitsizlik bir anda değil, birbirini izleyen küçük adımlarla ortaya çıktı. Tartışma, eşitsizliğin tek bir nedeni olmadığını, farklı koşulların bir araya gelmesiyle ortaya çıktığını gösteriyor.

Derine İn

Eşitsizliği arkeolojik olarak ölçmek, sanıldığından zordur. Mezar eşyaları, ölen kişinin zenginliğinden çok, ölüm törenlerinin geleneklerini yansıtabilir. Bazı toplumlarda en zengin insanlar sade gömülür, bazılarında ise sıradan insanlar bile değerli eşyalarla toprağa verilir. Ev büyüklükleri de her zaman serveti göstermez; büyük bir ev, zengin bir aileyi değil, kalabalık bir aileyi barındırıyor olabilir. Bu yüzden arkeologlar, eşitsizlik hakkında sonuç çıkarmak için mezarları, evleri, depoları, beslenme izlerini ve iskeletlerdeki sağlık göstergelerini birlikte değerlendirmeye çalışır.

Anadolu, eşitsizliğin ve merkezi yönetimin ortaya çıkışını izlemek için önemli bir bölgedir. Malatya yakınlarındaki Arslantepe'de, İtalyan arkeolog Marcella Frangipane'nin yönettiği kazılar, yaklaşık MÖ dördüncü binyılın ikinci yarısına ait, tapınaklardan saray benzeri bir yönetim merkezine dönüşen büyük bir yapı topluluğu ortaya çıkardı. Burada, kaplara ve kapılara vurulmuş binlerce mühür baskısı bulundu. Bu baskılar, yiyeceklerin toplanıp dağıtıldığını ve bu işin kayıt altına alındığını gösteriyor. Frangipane, Arslantepe'de, toplumsal gücün önce dinsel törenler ve yiyecek dağıtımı yoluyla, sonra da doğrudan siyasi bir yönetim biçiminde yoğunlaştığını ileri sürdü. Burada ayrıca, bugüne kadar bulunan en eski kılıçlardan bazıları ortaya çıktı.

Eşitsizliğin bir başka boyutu, kadınlar ve erkekler arasındaki ilişkidir. Çatalhöyük'te kadınların ve erkeklerin benzer beslenme izleri taşıdığını görmüştük. Ama sonraki dönemlerde, bazı bölgelerde kadınların ve erkeklerin mezar eşyaları ve beslenmeleri arasında farklar belirginleşti. Bazı araştırmacılar, sabanla tarımın ve büyük sürülerin, erkeklerin emeğine ve mülkiyetine daha çok ağırlık veren bir düzene yol açtığını düşünüyor. Bu da eşitsizliğin, yalnızca aileler arasında değil, ailelerin içinde de ortaya çıkabildiğini gösteriyor.

Eşitsizliğin ortaya çıkışında şiddetin payı da tartışılıyor. Neolitik Avrupa'dan bilinen bazı toplu mezarlar, köylerin topluca saldırıya uğradığını gösteriyor. Savaş, bazı toplumlarda güçlü savaşçıların ve liderlerin öne çıkmasına, bazılarında ise toplulukların birbirine daha sıkı bağlanmasına yol açtı. Savaşın eşitsizliğin nedeni mi, yoksa sonucu mu olduğu, hâlâ cevaplanmamış bir sorudur; büyük olasılıkla ikisi birbirini besledi.

Köleliğin tarih öncesindeki kökenleri de tartışılıyor. Yazılı belgelerden önce köleliği arkeolojik olarak kanıtlamak çok zordur; ama Kuzeybatı Pasifik kıyısındaki toplulukların etnografik kayıtları, köleliğin tarımsız toplumlarda bile var olabildiğini gösteriyor. Savaşta ele geçirilen insanların çalıştırılması, pek çok erken toplumda eşitsizliğin en keskin biçimiydi.

Son olarak, eşitsizliğin tarihi, tek yönlü bir ilerleme değildir. Bazı topluluklar, eşitsizliğin arttığı dönemlerden sonra yeniden daha eşit düzenlere döndü; bazı büyük yerleşimler dağıldı, bazı seçkinler iktidarını kaybetti. Arslantepe'deki saray benzeri yapı, MÖ dördüncü binyılın sonunda yıkıldı ve yerini daha küçük, farklı biçimde örgütlenmiş topluluklara bıraktı. Mezopotamya'nın ilk kentlerinde de benzer iniş çıkışlar görülecek. Eşitsizlik, bir kez ortaya çıktıktan sonra kaçınılmaz olarak artan bir şey değil, sürekli tartışılan, direnilen ve yeniden kurulan bir düzendi.

Uzman Notu

Temel literatür

  • Jean-Jacques Rousseau, Discours sur l'origine et les fondements de l'inégalité parmi les hommes (Amsterdam: Marc-Michel Rey, 1755).
  • James Woodburn, «Egalitarian Societies», Man 17 (1982), s. 431–451.
  • Brian Hayden, «Pathways to Power: Principles for Creating Socioeconomic Inequalities», T. Douglas Price ve Gary M. Feinman (yay.), Foundations of Social Inequality (New York: Plenum, 1995), s. 15–86.
  • Christopher Boehm, Hierarchy in the Forest: The Evolution of Egalitarian Behavior (Cambridge, Massachusetts: Harvard University Press, 1999).
  • Kent Flannery ve Joyce Marcus, The Creation of Inequality (Cambridge, Massachusetts: Harvard University Press, 2012).
  • Timothy A. Kohler ve diğerleri, «Greater post-Neolithic wealth disparities in Eurasia than in North America and Mesoamerica», Nature 551 (2017), s. 619–622.

Arşiv ve kaynak

Rousseau'nun söylevinin Fransızca ilk baskısı ve farklı İngilizce çevirileri dijital kütüphanelerde okunabiliyor. Arslantepe'nin buluntuları Malatya Müzesi'nde korunuyor; yerleşim 2021'de UNESCO'nun koruma altındaki alanları arasına girdi. Sungir ve Varna buluntuları, Rusya ve Bulgaristan'daki müzelerde sergileniyor.

Açık sorular

  • Eşitliği koruyan mekanizmalar, avcı-toplayıcıların neredeyse tamamında mı vardı, yoksa bugün gözlemlediğimiz topluluklar geçmişin iyi bir örneği değil mi?
  • Tek tük zengin mezarlar, kalıcı bir eşitsizlik düzeninin mi, yoksa istisnai törenlerin mi işaretidir?
  • Eşitsizliğin artmasında tarımın, büyük evcil hayvanların ve metallerin payları nasıl ayırt edilebilir?

Mini sınav

  1. (Hedef 1) Christopher Boehm'in «ters egemenlik hiyerarşisi» kavramı neyi anlatır? A) Grubun geri kalanının, egemen olmaya çalışan bireyleri birlikte denetlemesini B) Güçlülerin zayıflara egemen olmasını C) Yaşlıların gençlere egemen olmasını D) Bir kralın bütün topluma egemen olmasını
  2. (Hedef 1) James Woodburn'ün «anında dönüş» ekonomisinin temel özelliği nedir? A) Yiyeceğin uzun süre saklanması B) Yiyeceğin hemen tüketilmesi, saklanmaması ve paylaşılması C) Yiyeceğin satılması D) Yiyeceğin yalnızca şeflere verilmesi
  3. (Hedef 3) Kuzeybatı Pasifik kıyısındaki topluluklar eşitsizlik hakkında neyi gösterir? A) Eşitsizliğin yalnızca tarımla ortaya çıktığını B) Avcı-toplayıcıların hep eşit olduğunu C) Somon gibi bol ve saklanabilir bir kaynağın bulunduğu yerlerde, tarım olmadan da eşitsizliğin ortaya çıkabildiğini D) Bu toplulukların tarım yaptığını
  4. (Hedef 3) Kohler ve meslektaşları, Avrasya'daki eşitsizliğin Amerika'dakinden neden daha belirgin olduğunu düşündü? A) Avrasya'da tarımın daha geç başlaması nedeniyle B) Avrasya'da sabanı çeken öküzler ve atlar gibi büyük evcil hayvanların bulunması nedeniyle C) Amerika'da hiç tarım yapılmaması nedeniyle D) Avrasya'da yazının daha erken ortaya çıkması nedeniyle
  5. (Hedef 2) Arslantepe'de bulunan binlerce mühür baskısı neyi gösteriyor? A) Yiyeceklerin toplanıp dağıtıldığını ve bu işin kayıt altına alındığını B) Yazının Arslantepe'de icat edildiğini C) Arslantepe'nin bir liman olduğunu D) Arslantepe'de hiç yönetim olmadığını

Açık uçlu soru

(Hedef 3) Eşitsizliğin ortaya çıkışına dair tarım, şölen ve miras açıklamalarını karşılaştır. Çatalhöyük'ün görece eşit yapısını, Kuzeybatı Pasifik kıyısının tarımsız eşitsizliğini ve Kohler ve meslektaşlarının bulgularını kullanarak, «tarım eşitsizliği doğurdu» cümlesinin ne ölçüde doğru olduğunu gerekçeleriyle tartış.

Cevaplar

  1. A — Ters egemenlik hiyerarşisi, grubun egemen olmaya çalışan bireyleri birlikte denetlemesidir.
  2. B — Anında dönüş ekonomisinde yiyecek hemen tüketilir, saklanmaz ve paylaşılır.
  3. C — Kuzeybatı Pasifik kıyısı, tarım olmadan da eşitsizliğin ortaya çıkabildiğini gösterir.
  4. B — Kohler ve meslektaşları, farkı büyük evcil hayvanların bulunmasına bağladı.
  5. A — Mühür baskıları, yiyeceklerin toplanıp dağıtıldığını ve kayıt altına alındığını gösteriyor.

Güçlü bir cevap, tarımın saklanabilen servet yaratarak eşitsizliğe zemin hazırladığını, ama Çatalhöyük gibi toplulukların yüzyıllarca görece eşit kaldığını belirtir. Kuzeybatı Pasifik örneğiyle, eşitsizliğin tarımdan çok saklanabilen ve sahiplenilebilen kaynaklarla ilişkili olduğunu gösterir. Kohler'in bulgularını, büyük evcil hayvanların ve mirasın rolüyle birlikte tartışır ve «tarım eşitsizliği doğurdu» cümlesinin fazla basit olduğunu, doğru sorunun hangi koşullarda ve hangi mekanizmalarla sorusu olduğunu savunur.

Serinin sonu

Bu bölümle «Tarih Öncesi» kursu sona eriyor. Kurs, Homo sapiens'in Afrika'daki kökenleriyle açıldı; Neandertallerle karşılaşmayı, Amerika'ya uzanan yolculuğu, mağara resimlerini ve buzul çağında hayatta kalmayı izledi; Göbeklitepe'den Çatalhöyük'e, tarımın ve hayvanların evcilleşmesinden madenlere ve Stonehenge'e kadar, insanların yerleşik hayata geçişini ve büyük ortak işler için bir araya gelişini inceledi; burada da, bütün bu değişimlerin sonunda ortaya çıkan eşitsizliğin kökenini sordu. Programda sırada «Mezopotamya» kursu var; onun ilk bölümü, saklanabilen servetin, sulanan tarlaların ve kayıt tutan yöneticilerin bir araya geldiği bir bölgeye bakıyor: İki nehir arası neden uygarlığın beşiği oldu?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Görsel plan ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Görsel plan

  • 0:00–1:10 Kanca: bir tarlanın çevresine kazıklar çakan bir silüet; yanında «bu benimdir» yazan bir konuşma balonu. «1755» kartı.
  • 1:10–3:00 Bağlam: bir kamp ateşinin çevresinde avı paylaşan bir grup; ortada kibirli bir figürü uzaklaştıran eller.
  • 3:00–5:30 Gelişme: iki mezar kesiti yan yana: biri boncuklarla dolu, öbürü sade; ardından aynı büyüklükte evlerden oluşan bir yerleşim.
  • 5:30–7:40 Dönüş noktası: somon balıklarının yükseldiği bir nehir; kıyıda kurutulmuş balık rafları ve bir şölen evi.
  • 7:40–9:40 Kapanış: farklı büyüklükte ev simgelerinden oluşan bir grafik ve yükselen bir Gini eğrisi; sonunda mühür baskılarıyla dolu bir depo.

Kişiler yüzsüz silüet; mezarlar, evler ve grafikler şematik çizimle verilir.