İçeriğe geç

Bölüm DT-101.09 · Seviye 1 — Dünya Tarihi OmurgasıSeviye 1

Çatalhöyük'te günlük hayat

DT-101 Tarih Öncesi

2.711 kelime · yaklaşık 12 dakika okuma · seslendirme 8 dk

Dönem
MÖ 7100–MÖ 5950
Bölge
Anadolu
Kişiler
James Mellaart · David French · Ian Hodder · Lynn Meskell · Clark Spencer Larsen · Ksenophon
Yerler
Çatalhöyük · Konya Ovası · Çumra · Çarşamba Çayı · Hasan Dağı · Kapadokya · Ankara
Sınav
YKS konusu

Yapay zekâ desteğiyle yazıldı; tarih, rakam ve alıntılar kaynağından doğrulandı. Alan uzmanı denetimi henüz yapılmadı. Bir hata görürsen metnin ilgili yerini işaretleyip bildir.

Öğrenme hedefleri

  • Çatalhöyük'ün nerede, ne zaman ve nasıl bir yerleşim olduğunu; evlerin, damların, gömülerin ve duvar resimlerinin günlük hayat hakkında neler söylediğini açıklayabileceksin.
  • Mellaart'ın «Ana Tanrıça» yorumu ile Hodder ekibinin sonraki yorumlarını karşılaştırarak aynı buluntuların nasıl farklı okunabildiğini değerlendirebileceksin.
  • İskelet ve izotop çalışmalarının, erken çiftçilerin sağlığı, beslenmesi ve kadın-erkek ilişkileri hakkında ne gösterdiğini tartışabileceksin.

Okuma metni

Kanca — sokağı olmayan bir kasaba

1958 Kasım'ında İngiliz arkeolog James Mellaart, meslektaşları David French ve Alan Hall ile birlikte Konya Ovası'nda yüzey araştırması yapıyordu. Çumra yakınlarında, Çarşamba Çayı'nın eski yatağının kıyısında, ovadan yirmi metreyi aşan yükseklikte, iki tepeli bir höyük gördüler. Yamaçlarda obsidyen parçaları, kerpiç kalıntıları ve yanık izleri vardı. Mellaart, 1961'de burada kazılara başladı ve dört mevsim içinde yüzlerce odayı açığa çıkardı.

Buldukları, o güne kadar görülmüş hiçbir şeye benzemiyordu. Evler, aralarında sokak bırakılmadan, bal peteğinin gözleri gibi birbirine yapışık yapılmıştı. Kapı yoktu; insanlar evlerine damdaki bir açıklıktan, tahta merdivenlerle iniyordu. Kasabanın sokakları, düz damların kendisiydi. Duvarlar boyalı sahnelerle, kabartmalarla ve kerpice gömülmüş yaban sığırı boynuzlarıyla süslüydü; ölüler, evlerin içinde, üzerinde uyunan platformların altına gömülüydü. Bu bölüm, dokuz bin yıl önce bu evlerde yaşayanların günlük hayatını ve bu hayatı nasıl bildiğimizi soruyor.

Bağlam — bir höyük nasıl oluşur?

Çatalhöyük'ün doğu höyüğünde, yaklaşık MÖ 7100 ile MÖ 5950 arasında, bin yıldan uzun bir süre yaşandı. Yerleşimin en kalabalık döneminde burada birkaç bin kişinin yaşadığı tahmin ediliyor; tahminler, kaç evin aynı anda kullanıldığına bağlı olarak değişiyor. Bu, önceki bölümlerde gördüğümüz Natufi köylerinden ve Göbeklitepe'nin tören alanlarından çok daha kalabalık, sürekli bir yerleşimdi.

Çatalhöyük'ün sakinleri çiftçiydi: buğday, arpa, bezelye ve mercimek ekiyor, koyun ve keçi besliyorlardı. Ama avcılığı bırakmamışlardı. Yaban sığırı, geyik ve yaban domuzu avlıyor, büyük hayvanları özellikle şölenlerde paylaşıyorlardı. Taş aletlerinin hammaddesi olan obsidyeni, yani volkanik camı, yaklaşık iki yüz kilometre ötedeki Kapadokya'nın volkanik dağlarından getiriyorlardı.

Gelişme — evin içinde bir gün

Çatalhöyük'ün evleri, bugün bize alışılmadık gelen bir düzene sahipti. Her ev genellikle bir ana oda ve birkaç küçük depo odasından oluşuyordu. Merdiven, ana odanın güney tarafına iniyordu; ocak ve fırın da bu tarafta, merdivenin dibindeydi. Böylece damdaki açıklık, hem kapı hem de baca işlevi görüyordu. Odanın kuzey tarafında, kerpiçten yükseltilmiş, özenle sıvanmış platformlar vardı. İnsanlar bu platformlarda oturuyor, çalışıyor ve uyuyordu; ölülerini de bu platformların altına gömüyordu.

Arkeologlar, evlerin iki yarısı arasında bir düzen fark etti: fırının ve ocağın bulunduğu güney kesimi daha dağınık, küllü ve kirliydi; kuzey kesimindeki platformlar ise tertemiz tutulmuştu ve duvar resimlerinin çoğu bu tarafta bulunuyordu. Evin içinde bir «günlük iş» alanı ile bir «kutsal» ya da «atalara ait» alan arasında bir ayrım yapılmış olabilir.

Duvarlar, beyaz kilden bir sıvayla kaplanıyordu ve bu sıva düzenli olarak yenileniyordu. Bazı duvarlarda yüzlerce ince sıva katmanı sayıldı; bu, duvarların belki her yıl, belki her mevsim yeniden sıvandığını gösteriyor. Duvar resimleri de bu katmanların arasında kaldı: bir resim yapılıyor, bir süre sonra üzeri sıvanıyor, sonra belki yeni bir resim yapılıyordu.

Bir ev, birkaç on yıl kullanıldıktan sonra terk ediliyordu. Ama yıkılıp bırakılmıyordu; içindeki eşyalar çıkarılıyor, duvarların üst kısmı yıkılıyor, oda toprakla dolduruluyor ve yeni ev, eski evin tam üzerine, çoğu zaman aynı plana göre yapılıyordu. Bazı evler, bu şekilde kuşaklar boyunca, aynı yerde yeniden kuruldu. Arkeologlar, aynı yerde üst üste kurulan her bir evi ayrı bir yapı evresi olarak kaydeder; Çatalhöyük'te aynı noktada birkaç yapı evresinin üst üste bulunması olağandır.

Dönüş noktası — «Ana Tanrıça» ve sonrası

Mellaart'ın kazılarında bulunan en ünlü eser, bir tahıl deposunun içinde bulunan, iki yanında iki büyük kedigil hayvan bulunan bir tahtta oturan iri bir kadın figürüydü. Bugün Ankara'daki Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde sergilenen bu figür, Mellaart'ın yorumunda Çatalhöyük'ün dinsel dünyasının merkezindeki bir «Ana Tanrıça»yı temsil ediyordu. Mellaart, bazı odaları «tapınak» olarak adlandırdı ve Çatalhöyük'ün kadınların ön planda olduğu, bereket ve doğum etrafında örgütlenen bir toplum olduğunu savundu.

Bu yorum, yirminci yüzyılın ikinci yarısında çok etkili oldu ve Çatalhöyük'ü, tarih öncesinde kadınların yönettiği bir toplum düşüncesinin simgelerinden biri hâline getirdi. Ama Hodder ekibinin 1990'lardan sonraki kazıları, bu tabloyu karmaşıklaştırdı. Kazıcılar, Mellaart'ın «tapınak» dediği odaların, aslında gömüleri, fırınları ve günlük işleriyle sıradan evler olduğunu gösterdi; dinsel ve günlük hayat birbirinden ayrı değildi.

Arkeolog Lynn Meskell ve meslektaşları, yerleşimde bulunan binlerce figürini yeniden inceledi. Figürinlerin büyük çoğunluğunun hayvanları gösterdiğini, insan figürlerinin önemli bir kısmının cinsiyetinin belirsiz olduğunu ve pek çoğunun özenle saklanmak yerine çöp alanlarında bulunduğunu gösterdiler. Bu, figürlerin tapınılan tanrıçalar olmaktan çok, günlük hayatın bir parçası olduğunu düşündürüyordu. Oturan kadın figürü de, bir tanrıçadan çok, yaşlı ve saygın bir kadını temsil ediyor olabilirdi.

Yaygın yanlış«Çatalhöyük, bir Ana Tanrıça'ya tapınan ve kadınların yönettiği bir anaerkil toplumdu» diye düşünülür.
Doğrusu

Oysa sonraki kazılar ve incelemeler, bu yorumun kanıtlardan çok yorumcunun beklentilerine dayandığını gösterdi. Kanıtlar, ne kadınların ne de erkeklerin açıkça egemen olduğu, görece eşit bir toplumu işaret ediyor. Mellaart'ın bazı çizimlerinin ve yayımlanmamış belgelerinin güvenilirliği ise, ölümünden sonra ciddi biçimde sorgulandı.

Cevap — görece eşit, ama kolay olmayan bir hayat

Öyleyse Çatalhöyük'te hayat nasıldı? Hodder ekibinin kararlı izotop analizleri, kadınların ve erkeklerin kemiklerinde benzer beslenme izleri buldu; ikisi de benzer yiyecekleri yiyordu. Kadınlar ve erkekler benzer boylardaydı, benzer biçimde gömülmüştü ve evlerin büyüklüğü arasında büyük farklar yoktu. Sarayı, tapınağı ya da açıkça ayrıcalıklı bir kesimi olmayan bir kasabaydı.

Ama görece eşitlik, hayatın kolay olduğu anlamına gelmiyordu. Amerikalı biyoarkeolog Clark Spencer Larsen ve meslektaşları, yerleşimin iskeletlerini ayrıntılı biçimde inceledi.

Bu yaralanmaların çoğu ölümcül değildi ve çoğu iyileşmişti; yani kasaba bir savaş alanı değildi, ama gerginliklerden de uzak değildi. Evler sıkışık, havasız ve dumanlıydı; ocakların isi, bazı insanların kaburgalarında bile iz bırakmıştı. Kalabalık, avcı-toplayıcıların bilmediği yeni sağlık sorunlarını da beraberinde getirmişti.

Çatalhöyük'ün en ünlü duvar resimlerinden biri, bu dünyanın çevresine dair bir ipucu verir. Bir duvarda, noktalarla dolu dikdörtgen biçimler ve arkasında iki tepeli bir dağ çizilmişti. Mellaart, bunun bir kasaba planı ve arkasında patlayan Hasan Dağı olduğunu düşündü. Bu yorum da tartışıldı; bazı araştırmacılar, resmin bir leopar postunu gösterdiğini ileri sürdü. 2014'te bir araştırma ekibi, Hasan Dağı'nın volkanik kayalarını tarihlendirerek, dağın Çatalhöyük'ün yaşandığı dönemde gerçekten patlamış olduğunu gösterdi; bu, Mellaart'ın yorumunu olası kıldı ama kanıtlamadı.

Bugünle bağ — bir kazının kendini sorgulaması

Hodder'ın Çatalhöyük'teki çalışması, arkeolojinin nasıl yapıldığına dair de bir deneydi. Hodder, kazıcıların buluntuları kazı sırasında yorumladığını ve bu yorumların sonraki bütün çalışmayı etkilediğini kabul ederek, yorumları kaydeden, farklı uzmanları kazının içine alan ve yerel halkla ilişki kuran bir yöntem geliştirdi. Buna «düşünümsel arkeoloji» dedi. Çatalhöyük 2012'de UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne alındı. Bugün yerleşimi ziyaret edenler, kazı alanının yanında yeniden kurulmuş bir ev içinde, dokuz bin yıl önceki bir günün nasıl geçtiğini hayal edebiliyor.

Birincil kaynak

Çatalhöyük'ün evlerini yorumlarken arkeologlar, sonraki dönemlerde Anadolu'da görülen benzer yapılara da bakar. Yunanlı tarihçi Ksenophon, MÖ 401'de on bin paralı askerle Doğu Anadolu'nun karlı yaylalarından geçerken, bir köyün evlerini şöyle anlatır:

The houses were underground structures with an aperture like the mouth of a well by which to enter, but they were broad and spacious below. The entrance for the beasts of burden was dug out, but the human occupants descended by a ladder. In these dwellings were to be found goats and sheep and cattle, and cocks and hens, with their various progeny. The flocks and herds were all reared under cover upon green food. There were stores within of wheat and barley and vegetables, and wine made from barley in great big bowls.

Türkçesi: Evler, bir kuyu ağzına benzeyen bir açıklıktan girilen yeraltı yapılarıydı; ama aşağıda geniş ve ferahtılar. Yük hayvanları için giriş kazılarak açılmıştı; insanlar ise bir merdivenle iniyordu. Bu evlerde keçiler, koyunlar, sığırlar, horozlar ve tavuklar, yavrularıyla birlikte bulunuyordu. Sürülerin hepsi, içeride yeşil yemle besleniyordu. İçeride buğday, arpa ve sebze depoları ile büyük kaplarda arpadan yapılmış şarap vardı.

Kaynak: Ksenophon, Anabasis, IV.5.25–26; H. G. Dakyns'in İngilizce çevirisi (1897), Project Gutenberg. Türkçesi bizim.

  1. Ksenophon'un anlattığı evlerle Çatalhöyük'ün evleri arasında hangi benzerlikler var?
  2. Ksenophon'un anlattığı köy, Çatalhöyük'ten yaklaşık altı bin yıl sonra ve başka bir bölgede yaşıyordu. Bu metni Çatalhöyük'ü anlamak için kullanmanın sınırları nelerdir?
  3. Ksenophon bu evleri hangi gözle, bir yolcu olarak mı, yoksa bir sakin olarak mı anlatıyor? Bu, metnin güvenilirliğini nasıl etkiler?

Tarihçiler Tartışıyor

  • James Mellaart (1967) — Çatalhöyük'ü anlattığı kitabında yerleşimi erken bir «kasaba» olarak tanıttı; bazı odaları tapınak olarak adlandırdı ve toplumun merkezinde bir Ana Tanrıça inancının bulunduğunu savundu.
  • Ian Hodder (2006) — Kazıların sonuçlarını anlattığı kitabında, dinsel ve günlük hayatın ayrılmadığını, evlerin kuşaklar boyunca yeniden kurularak geçmişle bağ kurduğunu ve toplumun görece eşit olduğunu ileri sürdü.
  • Lynn Meskell ve meslektaşları (2008) — Figürinlerin çoğunun hayvanları gösterdiğini ve çöp alanlarında bulunduğunu göstererek, Ana Tanrıça yorumunun kanıtlarla desteklenmediğini savundular.
  • Clark Spencer Larsen ve meslektaşları (2019) — Yüzlerce iskeleti inceleyerek, kalabalıklaşmanın enfeksiyonları, diş çürüklerini, iş yükünü ve şiddet izlerini artırdığını gösterdiler.

Bu dört yaklaşım, aynı yerleşime farklı dönemlerin sorularıyla bakıyor. Mellaart, 1960'larda, büyük sanat eserlerine ve dinsel yapılara odaklanan bir arkeoloji geleneğinin içindeydi; en çarpıcı buluntulardan yola çıkarak geniş bir din tarihi kurdu. Hodder, günlük çöpe, sıva katmanlarına ve evin kullanımına bakarak, büyük anlatılar yerine gündelik pratikleri öne çıkardı. Meskell, figürinlerin nerede ve nasıl bulunduğuna, yani bağlamına dikkat çekti. Larsen ise bedenlere, yani insanların kemiklerinde kalan yaşam izlerine döndü. Bu dört yaklaşım birbirini tamamen yalanlamıyor; Mellaart'ın açtığı alan olmasaydı sonraki çalışmalar mümkün olmazdı. Ama her biri, bir öncekinin gözden kaçırdığı bir kanıt türünü görünür kıldı. Tartışma, bir arkeolojik yerin «ne olduğunun», ona hangi soruların sorulduğuna ve hangi buluntuların önemli sayıldığına bağlı olduğunu gösteriyor.

Derine İn

Çatalhöyük'ün en ilginç sorularından biri, sokaksız bir kasabada insanların nasıl bir arada yaşadığıdır. Evler birbirine yapışık olduğundan, bir evin damı komşunun damıyla birleşiyordu. Bu damlar, hem ulaşım yolu hem de açık hava çalışma alanıydı. İnsanlar, yaz aylarında muhtemelen damlarda çalışıyor, yemek pişiriyor, sohbet ediyor ve belki uyuyordu. Bu düzen, bir yandan yakın bir komşuluk ilişkisi kuruyor, öbür yandan her evin ayrı bir girişe ve belli bir özerkliğe sahip olmasını sağlıyordu.

Çatalhöyük'te merkezi bir otoritenin izlerinin bulunmaması, arkeologları şaşırttı. Birkaç bin kişilik bir yerleşimde, çatışmaları çözmek, ortak işleri düzenlemek ve kaynakları paylaşmak nasıl mümkün oluyordu? Bazı araştırmacılar, tarih evlerinin, farklı aileleri bir araya getiren ortak törenlerin ve şölenlerin bu işlevi gördüğünü düşünüyor. Yaban sığırı gibi büyük hayvanların avlanması ve paylaşılması, topluluğu bir arada tutan önemli olaylardı; bu hayvanların boynuzları, evlerin duvarlarına gömülerek hatırlanıyordu.

Ölülerin evlerin içine gömülmesi de önemli bir sorudur. Bugün pek çok toplumda ölüler, yaşayanlardan ayrı yerlere gömülür. Çatalhöyük'te ise ölüler, yaşayanların uyuduğu platformların altındaydı. DNA çalışmaları, aynı evin altına gömülen insanların her zaman biyolojik akraba olmadığını gösterdi. Bu, «aile» kavramının Çatalhöyük'te bugünkünden farklı olabileceğini, bir evin biyolojik bağdan çok toplumsal bağlarla kurulan bir grubu barındırabileceğini düşündürüyor.

Çatalhöyük'ün sonu da ilgi çekicidir. Yerleşimin son evrelerinde evler daha bağımsız hâle geldi, aralarında boşluklar açıldı ve aileler daha büyük depolar kullanmaya başladı. Bazı araştırmacılar bunu, ortak yaşamdan aile temelli ekonomiye doğru bir değişim olarak yorumluyor. Doğu höyük terk edildiğinde, yerleşim çayın öbür yakasındaki batı höyüğe taşındı ve orada, farklı bir düzenle, birkaç yüzyıl daha sürdü.

Çatalhöyük'te çocukların hayatı da kazıların ilgi alanına girdi. Bebeklerin ve küçük çocukların gömüleri, evlerin içinde, çoğu zaman özenle yapılmış mezarlarda bulundu. Çocukların, sıvama, obsidyen işleme ve hayvanlara bakma gibi işlerde erken yaşta yer aldığı düşünülüyor. Kalabalık, dumanlı evlerde büyüyen çocukların hayatı, bugünkü çocukluk anlayışından çok farklıydı; ama gömülerindeki özen, onların topluluk için değerini gösteriyor.

Obsidyen, Çatalhöyük'te yalnızca alet yapımında kullanılmadı. Bazı mezarlarda, obsidyenin özenle parlatılmasıyla yapılmış küçük aynalar bulundu. Bu aynaların nasıl kullanıldığı bilinmiyor; ama yapımları uzun saatler süren bir emek ve ustalık istiyordu. Uzaktan getirilen bir taşın bu kadar emekle işlenip ölülerle birlikte gömülmesi, bazı eşyaların yalnızca kullanışlı olduğu için değil, taşıdığı anlam için de değerli sayıldığını gösteriyor.

Son olarak, Çatalhöyük'ün modern hikâyesi de bir ders taşıyor. Mellaart'ın kazıları 1965'te durdu ve yerleşim yaklaşık otuz yıl kazılmadan kaldı. Bu sürede Mellaart'ın yorumları ders kitaplarına ve popüler kültüre yerleşti. Hodder ekibinin yeni kazıları, bu yorumların pek çoğunu değiştirdi; ama eski yorumlar, bugün bile yaygın biçimde tekrarlanıyor. Bir arkeolojik yer hakkında okuduğumuz bilgilerin hangi kazıya, hangi yıllara ve hangi yoruma dayandığını sormak, bu yüzden önemlidir.

Uzman Notu

Temel literatür

  • James Mellaart, Çatal Hüyük: A Neolithic Town in Anatolia (Londra: Thames & Hudson, 1967).
  • Ian Hodder (yay.), On the Surface: Çatalhöyük 1993–95 (Cambridge: McDonald Institute for Archaeological Research, 1996).
  • Ian Hodder, The Leopard's Tale: Revealing the Mysteries of Çatalhöyük (Londra: Thames & Hudson, 2006).
  • Lynn Meskell ve diğerleri, «Figured Lifeworlds and Depositional Practices at Çatalhöyük», Cambridge Archaeological Journal 18 (2008), s. 139–161.
  • Axel K. Schmitt ve diğerleri, «Identifying the Volcanic Eruption Depicted in a Neolithic Painting at Çatalhöyük, Central Anatolia, Turkey», PLoS ONE 9 (2014), e84711.
  • Clark Spencer Larsen ve diğerleri, «Bioarchaeology of Neolithic Çatalhöyük Reveals Fundamental Transitions in Health, Mobility, and Lifestyle in Early Farmers», Proceedings of the National Academy of Sciences 116 (2019), s. 12615–12623.

Arşiv ve kaynak

Çatalhöyük Araştırma Projesi'nin yıllık kazı raporları, fotoğrafları ve veri tabanları projenin çevrim içi arşivinde açık olarak yayımlandı. Mellaart kazılarının buluntuları, oturan kadın figürü dahil, Ankara'daki Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde ve Konya'daki müzelerde korunuyor. Ksenophon'un Anabasis'i, Dakyns çevirisiyle Project Gutenberg'de okunabiliyor.

Açık sorular

  • Çatalhöyük'te aynı anda kaç kişi yaşadı ve kaç ev aynı anda kullanıldı?
  • Aynı evin altına gömülen insanları bir araya getiren bağ neydi, biyolojik akrabalık mı, yoksa başka bir toplumsal ilişki mi?
  • Yerleşimin son evrelerindeki değişiklikler, eşitlikçi düzenin çözülmesine mi işaret ediyor?

Mini sınav

  1. (Hedef 1) Çatalhöyük'ün sakinleri evlerine nasıl giriyordu? A) Sokağa açılan kapılardan B) Damdaki bir açıklıktan, merdivenle inerek C) Yeraltı tünellerinden D) Ortak bir avludan
  2. (Hedef 1) Çatalhöyük'ün sakinleri taş aletlerinin hammaddesi olan obsidyeni nereden getiriyordu? A) Karadeniz kıyılarından B) Mısır'dan C) Kapadokya'nın volkanik dağlarından D) Ege adalarından
  3. (Hedef 2) Lynn Meskell ve meslektaşlarının figürin incelemeleri neyi gösterdi? A) Figürlerin tümünün kadınları gösterdiğini B) Figürlerin yalnızca tapınaklarda bulunduğunu C) Figürlerin başka bölgelerden getirildiğini D) Figürinlerin çoğunun hayvanları gösterdiğini ve pek çoğunun çöp alanlarında bulunduğunu
  4. (Hedef 3) Kararlı izotop analizleri Çatalhöyük'te kadınlar ve erkekler hakkında ne gösterdi? A) Benzer beslenme izleri taşıdıklarını B) Kadınların hiç et yemediğini C) Erkeklerin yalnızca avla beslendiğini D) Kadınların başka bir bölgeden geldiğini
  5. (Hedef 3) Larsen ve meslektaşlarının iskelet çalışması neyi gösterdi? A) Çatalhöyük'te hiç hastalık olmadığını B) Kalabalıklaşmanın enfeksiyonları, diş çürüklerini ve iş yükünü artırdığını C) Sakinlerin avcı-toplayıcılardan daha uzun yaşadığını D) Hiç şiddet izi bulunmadığını

Açık uçlu soru

(Hedef 2) Mellaart'ın «Ana Tanrıça» yorumu ile Hodder ve Meskell'in sonraki yorumlarını karşılaştır. İki yorumun dayandığı buluntuları ve bu buluntulara nasıl bakıldığını açıkla. Ardından bir arkeolojik yerin yorumunun, kazının yapıldığı dönemin soruları ve yöntemleriyle nasıl şekillendiğini, Çatalhöyük örneği üzerinden gerekçeleriyle tartış.

Cevaplar

  1. B — Çatalhöyük'ün sakinleri evlerine damdaki bir açıklıktan, merdivenle inerek giriyordu.
  2. C — Obsidyen, Kapadokya'nın volkanik dağlarından getiriliyordu.
  3. D — Figürinlerin çoğu hayvanları gösteriyordu ve pek çoğu çöp alanlarında bulundu.
  4. A — Kadınlar ve erkekler benzer beslenme izleri taşıyordu.
  5. B — Kalabalıklaşma, enfeksiyonları, diş çürüklerini ve iş yükünü artırdı.

Güçlü bir cevap, Mellaart'ın oturan kadın figürü gibi çarpıcı buluntulardan yola çıkarak bir din yorumu kurduğunu, Hodder'ın evlerin günlük kullanımına ve sıva katmanlarına, Meskell'in ise figürinlerin bulunduğu bağlama baktığını belirtir. 1960'ların arkeolojisinin büyük eserlere ve dinsel yapılara, sonraki dönemin ise günlük pratiklere ve bağlama odaklandığını gösterir ve yorumun, sorulan soruyla birlikte değiştiğini tartışır.

Sonraki bölüme köprü

Çatalhöyük'ün ustaları obsidyeni parlatıp ayna yapıyordu; ama aynı dönemlerde Anadolu'nun başka köylerinde, doğada saf hâlde bulunan bakır parçaları dövülerek boncuklara dönüştürülüyordu. Zamanla insanlar bakırı cevherden ergitmeyi, ona kalay katıp tunç yapmayı ve en sonunda demiri işlemeyi öğrendi. Sonraki bölüm, bu metallerin ticareti, eşitsizliği ve savaşı nasıl dönüştürdüğünü soruyor: Bakır, tunç, demir — madenler toplumu nasıl değiştirdi?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Görsel plan ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Görsel plan

  • 0:00–1:10 Kanca: ovada yükselen iki tepeli bir höyük; yamaçta parlayan obsidyen parçaları. «1958» kartı.
  • 1:10–3:00 Bağlam: höyüğün kesiti; üst üste binen ev katmanları yükselerek tepeyi oluşturuyor.
  • 3:00–5:30 Gelişme: birbirine yapışık damlar; bir damdan merdivenle inen bir figür; içeride güneyde ocak, kuzeyde platformlar.
  • 5:30–7:40 Dönüş noktası: oturan kadın figürünün şematik çizimi; yanında hayvan figürinleri ve çöp alanı simgesi.
  • 7:40–9:40 Kapanış: iki tepeli bir dağ ve önünde noktalı dikdörtgenler; ardından bir iskelet şeması üzerinde vurgulanan diş ve kafatası.

Kişiler yüzsüz silüet; figürinler ve duvar resimleri şematik çizimle verilir.