Öğrenme hedefleri
- Yerleşik hayat ile tarımın aynı şey olmadığını ve Yakın Doğu'da hangisinin önce geldiğini Natufi kültürü ve Ohalo gibi kanıtlarla açıklayabileceksin.
- Tarıma ve yerleşik hayata geçişi açıklayan vaha, tepelik yamaçlar, nüfus baskısı ve iklim kuramlarını karşılaştırabileceksin.
- Bitkilerin evcilleşmesinin ani bir buluş değil, binlerce yıla yayılan bir süreç olduğunu gösteren kanıtları değerlendirebileceksin.
Okuma metni
Kanca — bir çölün kıyısındaki tepeler
1904 baharında Amerikalı jeolog Raphael Pumpelly, bugünkü Türkmenistan'ın başkenti Aşkabat yakınlarında, Anav köyünün yanındaki iki büyük toprak tepede kazı yapıyordu. Pumpelly, Orta Asya'nın bir zamanlar bugünkünden daha nemli olduğunu, ama zamanla kuruduğunu düşünüyordu. Tepelerin katmanlarında buğday ve arpa taneleri, evcil hayvan kemikleri ve boyalı çanak çömlek buldu. Bu buluntulardan yola çıkarak cesur bir kuram kurdu: iklim kurudukça yabani hayvan sürüleri azalmış, insanlar suyun bulunduğu vahalara sıkışmış ve orada, zorunluluktan, bitkileri ekmeyi ve hayvanları evcilleştirmeyi öğrenmişti.
Pumpelly'nin tarihleri, sonradan binlerce yıl fazla eski çıktı; Anav'ın katmanları, tarımın başlangıcından çok sonraki bir döneme aitti. Kuramın bazı bölümleri de, dönemin kafatası biçimlerine dayanan ırk sınıflandırmalarıyla iç içeydi ve bugün geçerliliği yoktur. Ama sorduğu soru, yüzyıl sonra hâlâ tartışılıyor: yüz binlerce yıl boyunca avcılık ve toplayıcılıkla yaşayan insanlar, neden bir yerde kalmaya, ekmeye ve hayvan beslemeye başladı? Bu bölüm, bu sorunun peşine düşüyor.
Bağlam — «Neolitik» ve «devrim»
«Neolitik», yani «Yeni Taş Çağı» terimi, 1865'te İngiliz bilgin John Lubbock tarafından, cilalı taş aletlerin kullanıldığı dönemi yontma taş aletlerin kullanıldığı Paleolitik'ten ayırmak için önerildi. Zamanla bu terim, aletlerden çok bir yaşam biçimini anlatmaya başladı. «300.000 Yılda İnsanlık» kursunda, V. Gordon Childe'ın 1930'larda bu dönüşüme «Neolitik devrim» adını verdiğini ve tarımın insanlık için bir ilerleme mi, yoksa bir hata mı olduğu tartışmasını gördük. Bu bölümün sorusu ise başka: dönüşüm nasıl ve neden başladı?
Bu soruyu sorarken iki şeyi birbirinden ayırmak gerekir. Birincisi yerleşik hayattır: bir topluluğun yılın tamamını ya da büyük bir kısmını aynı yerde geçirmesi. İkincisi evcilleştirmedir: bitkilerin ve hayvanların, insanların seçimi ve bakımıyla yabani atalarından farklılaşması.
Uzun süre bu ikisinin birlikte geldiği, yani insanların önce tarımı bulup sonra köylere yerleştiği düşünüldü. Yakın Doğu'dan gelen kanıtlar, bu sıralamanın doğru olmadığını gösterdi.
Gelişme — vahadan tepelik yamaçlara
Pumpelly'nin vaha fikri, yirminci yüzyılın ilk yarısında Childe tarafından geliştirildi. Childe'a göre buzul çağının sonunda Yakın Doğu kurumuş, insanlar ve hayvanlar su kaynaklarının çevresinde bir araya gelmek zorunda kalmıştı. Bu yakınlık, insanların hayvanları evcilleştirmesini ve bitkileri ekmesini kolaylaştırmıştı.
Amerikalı arkeolog Robert Braidwood, bu kuramı sahada sınamak istedi. Ona göre tarım, çölün ortasındaki vahalarda değil, yabani buğdayın, arpanın, koyunun ve keçinin doğal olarak yaşadığı yerlerde, yani Zagros ve Toros dağlarının eteklerindeki tepelik yamaçlarda başlamış olmalıydı. 1948'de Irak'ın kuzeyindeki Jarmo'da kazılara başladı ve burada erken bir köy yerleşimi buldu. Braidwood, iklimin belirleyici olmadığını, insanların bu çevreyi tanıdıkça ve kültürel olarak «hazır» hâle geldikçe tarıma geçtiğini savundu.
1960'larda Amerikalı arkeolog Lewis Binford başka bir açıklama önerdi. Ona göre tarım, zengin bölgelerin merkezinde değil, kenarlarında doğdu. Nüfus arttıkça bazı gruplar, yabani tahılların daha az bulunduğu kenar bölgelere itildi; orada bu bitkileri çoğaltmak için ekmeye başladılar. Kent Flannery de, buzul çağının sonunda insanların beslenmesinin genişlediğini, büyük av hayvanlarının yanında küçük hayvanları, kuşları, balıkları ve tohumları da daha çok kullanmaya başladığını vurguladı ve buna «geniş yelpaze devrimi» dedi.
Yaygın yanlış«İnsanlar bir gün tohum ekmenin mümkün olduğunu keşfetti ve hemen köylere yerleşip çiftçi oldu» diye düşünülür.
Oysa avcı-toplayıcılar bitkilerin tohumdan büyüdüğünü çok önceden biliyordu. Tarım bir keşif değil, binlerce yıl içinde yavaş yavaş ağırlık kazanan bir tercihti ve Yakın Doğu'da yerleşik hayat, tarımdan önce başladı.
Dönüş noktası — tarımdan önce köyler
1928'de İngiliz arkeolog Dorothy Garrod, bugünkü İsrail ve Filistin topraklarında, Vadi en-Natuf'taki bir mağarada daha önce tanınmayan bir kültürün izlerini buldu ve bu kültüre vadinin adını verdi. Sonraki kazılar, Natufilerin yaklaşık on beş bin ile on bir bin beş yüz yıl önce arasında Levant'ta yaşadığını gösterdi.
Natufiler, yerleşik hayatın tarımdan önce geldiğini gösteriyordu. Taş evler, ağır öğütme taşları, ölülerin yerleşimin içine gömülmesi, bir yere bağlanmanın göstergeleriydi. Ama bu insanlar, yabani bitkileri topluyor ve yabani ceylanları avlıyordu. Yerleşimlerinde insanın çevresinde yaşamaya alışan ev faresi gibi hayvanların kemiklerinin çoğalması da, bu yerlerin yılın büyük bölümünde kullanıldığını düşündürüyor. Bazı mezarlarda insanların yanına köpek gömülmüş olması, insanlarla hayvanlar arasındaki yeni bir yakınlığın da işaretiydi.
Daha da eski bir kanıt, 1989'da Taberiye Gölü'nün suları çekildiğinde ortaya çıktı. Gölün kıyısındaki Ohalo adlı yerleşimde, yaklaşık yirmi üç bin yıl önceye ait kulübelerin kalıntıları arasında, yabani arpa ve buğday dahil onlarca bitki türünün tohumları, bir öğütme taşı ve tarla otlarına benzeyen bitkiler bulundu. Buzul çağının en soğuk döneminde bile, bazı insanlar yabani tahılları toplayıp işliyordu.
Cevap — yavaş bir devrim
Öyleyse insanlar neden yerleşik hayata geçti? Bugünkü kanıtlar, tek bir nedenden çok birbirine bağlanan etkenleri gösteriyor. Buzul çağının sonunda Yakın Doğu'nun ılıman ve nemli ortamı, yabani tahılların ve ceylan sürülerinin bol olduğu zengin bir çevre yarattı. Bu çevrede bazı topluluklar, yılın büyük bölümünü aynı yerde geçirebilecek kadar kaynak buldu. Yerleştikçe nüfusları arttı; nüfus arttıkça, çevrelerindeki yabani kaynaklara daha fazla bağımlı hâle geldiler. Genç Dryas'ın soğuması gibi iklim dalgalanmaları, bu toplulukları yabani bitkileri ekerek çoğaltmaya itmiş olabilir. Göbeklitepe'nin gösterdiği gibi, ortak törenler ve şölenler de insanları bir araya getirip besin ihtiyacını artırarak bu süreci hızlandırmış olabilir.
Evcilleştirmenin kendisi de ani değildi. Evcil buğdayın en belirgin özelliği, başağın olgunlaşınca kendiliğinden dağılmamasıdır. Arkeobotanikçiler Ken-ichi Tanno ve George Willcox, 2006'da, Yakın Doğu'daki yerleşimlerden alınan bitki kalıntılarını inceleyerek, bu özelliğin yaygınlaşmasının bin yıldan uzun sürdüğünü gösterdi. İnsanlar, evcil biçimler ortaya çıkmadan önce, uzun süre yabani tahılları ekip biçmişti.
Anadolu, bu sürecin merkezlerinden biriydi. 1997'de yayımlanan bir genetik çalışma, bugünkü evcil siyez buğdayının Şanlıurfa ile Diyarbakır arasındaki Karacadağ'ın yabani siyez buğdaylarına en yakın akraba olduğunu gösterdi; yani Göbeklitepe'den çok uzak olmayan bir bölgeye. Aksaray'daki Aşıklı Höyük'te ise, on bin yıl kadar önce koyun ve keçilerin yerleşimin içindeki ağıllarda tutulduğunu gösteren kanıtlar bulundu. Eriha'da ise, on bin yıldan daha önce, yerleşimin yanına taştan büyük bir kule yapılmıştı.
Yakın Doğu tek merkez de değildi. Tarım, birbirinden bağımsız olarak Çin'de, Yeni Gine'de, Mezoamerika'da, And Dağları'nda ve Afrika'nın bazı bölgelerinde de ortaya çıktı. «Neolitik Devrim», bu anlamda tek bir olay değil, dünyanın farklı yerlerinde farklı zamanlarda yaşanan benzer dönüşümlerin ortak adıdır.
Bugünle bağ — sofradaki miras
Bugün sofralarımızdaki ekmek, bulgur ve mercimek, on binlerce yıl önce Yakın Doğu'nun tepelerinde başlayan bu sürecin mirasıdır. Evcil buğdayın, arpanın, mercimeğin, nohudun, koyunun, keçinin ve sığırın yabani ataları, bugünkü Türkiye'nin güneydoğusunu da kapsayan bölgede yaşıyordu. Yabani akrabalarının hâlâ yaşadığı bu bölgeler, bugün bitki genetiği açısından büyük önem taşıyor; hastalıklara ve kuraklığa dayanıklı yeni çeşitler geliştirmek için araştırmacılar, bu yabani türlerin genlerine başvuruyor.
Birincil kaynak
Raphael Pumpelly, 1908'de yayımlanan kazı raporunda, tarımın kökenine dair vaha kuramını şöyle özetler:
With the gradual shrinking in dimensions of habitable areas and the disappearance of herds of wild animals, man, concentrating on the oases and forced to conquer new means of support, began to utilize the native plants; and from among these he learned to use seeds of different grasses growing on the dry land and in marshes at the mouths of larger streams on the desert. With the increase of population and its necessities, he learned to plant the seeds, thus making, by conscious or unconscious selection, the first step in the evolution of the whole series of cereals. […] Later, experience taught the need, and some simple method, of artificial watering, and with this acquisition began the broader development of agriculture and the conquest of the arid regions of the globe.
Türkçesi: Yaşanabilir alanların giderek daralması ve yabani hayvan sürülerinin ortadan kalkmasıyla, vahalarda toplanan ve yeni geçim yolları bulmak zorunda kalan insan, yerli bitkilerden yararlanmaya başladı; bunlar arasından, kuru topraklarda ve çöldeki büyük derelerin ağızlarındaki bataklıklarda yetişen çeşitli otların tohumlarını kullanmayı öğrendi. Nüfusun ve onun ihtiyaçlarının artmasıyla, tohumları ekmeyi öğrendi ve böylece, bilinçli ya da bilinçsiz bir seçimle, bütün tahıllar dizisinin evriminde ilk adımı attı. […] Daha sonra deneyim, yapay sulamanın gerekliliğini ve bunun basit bir yöntemini öğretti; bu kazanımla birlikte tarımın daha geniş gelişimi ve dünyanın kurak bölgelerinin fethi başladı.
Kaynak: Raphael Pumpelly (yay.), Explorations in Turkestan: Expedition of 1904, cilt 1 (Washington: Carnegie Institution of Washington, 1908), s. 65–66; archive.org. Türkçesi bizim.
- Pumpelly'ye göre insanları bitkileri ekmeye iten iki etken nedir?
- Pumpelly'nin «bilinçli ya da bilinçsiz bir seçim» ifadesi, bugün evcilleştirmenin yavaş bir süreç olduğunu gösteren kanıtlarla nasıl ilişkilendirilebilir?
- Pumpelly'nin açıklamasındaki hangi varsayımlar, Natufi kültürü ve Ohalo buluntularıyla çelişiyor?
Tarihçiler Tartışıyor
- Robert Braidwood (1960) — Tarımın, yabani tahılların ve hayvanların doğal olarak yaşadığı Zagros ve Toros eteklerindeki tepelik yamaçlarda, insanların bu çevreyi yakından tanımasıyla başladığını savundu; iklim değişikliğine belirleyici bir rol vermedi.
- Lewis Binford (1968) — Tarımın zengin bölgelerin merkezinde değil, nüfus baskısıyla kenar bölgelere itilen grupların yabani tahılları çoğaltma çabasıyla doğduğunu öne sürdü.
- Ofer Bar-Yosef (1998) — Natufilerin tarımdan önce yerleşik hayata geçtiğini ve Genç Dryas'ın soğumasının bu toplulukları ekime yönelten bir tetik olabileceğini savundu.
- Ken-ichi Tanno ve George Willcox (2006) — Science'ta yayımladıkları çalışmada, buğdayın evcil biçiminin yaygınlaşmasının bin yıldan uzun sürdüğünü göstererek «devrim» imgesinin ani bir değişimi değil, uzun bir süreci anlattığını ortaya koydular.
Bu dört yaklaşım, aynı soruya farklı ölçeklerden bakıyor. Braidwood, insanların çevreyle kurduğu ilişkiye ve kültürel hazırlığa odaklandı. Binford, nüfusun ve kaynakların dengesini öne çıkardı. Bar-Yosef, iklimin ani değişimlerini ve bunların yerleşik topluluklar üzerindeki etkisini vurguladı. Tanno ve Willcox ise sorunun zaman ölçeğini değiştirdi: evcilleştirmenin yavaşlığı, tek bir nedenin bir anda etkili olduğu açıklamaları zayıflattı. Bugünkü araştırmacıların çoğu, bu etkenlerin farklı bölgelerde farklı ağırlıklarla birlikte işlediğini düşünüyor. Bir öğrenci bu kuramları okurken, her birinin hangi kazı yerinden ve hangi on yıldan çıktığına dikkat etmeli: Braidwood'un sonuçları Jarmo'nun, Bar-Yosef'inkiler Natufi yerleşimlerinin izini taşıyor. Tartışma, tarih öncesinde de «neden» sorusunun çoğu zaman tek bir cevaba indirgenemeyeceğini ve kanıtların zaman ölçeği değiştikçe kuramların da değiştiğini gösteriyor.
Derine İn
Evcilleştirmeyi arkeolojik olarak tanımak, sanıldığından zordur. Bir yerleşimde bulunan buğday tanesinin yabani mi, yoksa evcil mi olduğunu anlamak için araştırmacılar, başağın taneyi taşıyan kısmının kırılma yüzeyine bakar. Yabani buğdayda bu yüzey düzgündür, çünkü başak olgunlaşınca kendiliğinden dağılır; evcil buğdayda ise pürüzlüdür, çünkü insanlar harman yaparken başağı kırar. Ama bu kalıntılar çok küçüktür ve iyi korunmaz. Bu yüzden «tarım ne zaman başladı?» sorusunun cevabı, yalnızca tanelere değil, tarla otlarına, orak bıçaklarındaki parlamaya ve öğütme taşlarının sayısına da bakılarak aranır.
Hayvanların evcilleşmesi de benzer zorluklar taşır. Evcil koyun ve keçiler, başlangıçta yabani akrabalarından biyolojik olarak pek farklı değildi. Araştırmacılar, kemiklerin yaş ve cinsiyet dağılımına bakarak insanların sürüleri yönetip yönetmediğini anlamaya çalışır. Genç erkek hayvanların daha çok kesilmesi, dişilerin ise yaşatılması, bilinçli bir sürü yönetimine işaret eder. Aşıklı Höyük'te, yerleşimin içindeki ağıllardan kalan hayvan dışkısı tabakaları ve bu tabakalardaki kimyasal izler, hayvanların yerleşimde tutulduğunu göstermişti.
Yerleşik hayatın getirdiği değişiklikler, yalnızca ekonomik değildi. Bir yerde kalmak, ölülerin yerleşimin içine ya da yakınına gömülmesini, atalarla ve toprakla güçlü bir bağ kurulmasını mümkün kıldı. Mülkiyet anlayışı değişti: taşınamayan öğütme taşları, depolar ve evler, sahiplenilmesi gereken şeyler hâline geldi. Depolanan tahıl, kötü yıllara karşı bir güvence olduğu kadar, eşitsizliğin de kaynağı olabilirdi; bir ailenin deposu dolu, ötekinin boş olabilirdi.
Neolitik dönüşümün yayılması da ayrı bir tartışma konusudur. Tarım, Yakın Doğu'dan Anadolu'ya, oradan Balkanlar'a ve Avrupa'ya yayıldı. Bu yayılmanın, çiftçilerin kendilerinin göç etmesiyle mi, yoksa yerel avcı-toplayıcıların tarımı benimsemesiyle mi gerçekleştiği uzun süre tartışıldı. DNA'nın tarihi nasıl yeniden yazdığını anlatan bölümde değinildiği üzere, eski DNA çalışmaları, Avrupa'nın ilk çiftçilerinin büyük ölçüde Anadolu kökenli olduğunu gösterdi. Yani tarım, en azından Avrupa'ya, fikir olarak değil, insanlarla birlikte gitti.
Yerleşik hayatın bedelleri de vardı. Köylerde insanlar, hayvanlar ve atıklar bir arada yaşıyordu; bu yakınlık, hayvanlardan insanlara geçen hastalıklar için uygun bir ortam yarattı. Tek tip tahıla dayanan beslenme, bazı vitamin ve mineral eksikliklerine yol açabiliyordu. Kötü bir hasat, yabani kaynaklara yayılmış bir avcı-toplayıcı grubundan çok daha ağır sonuçlar doğurabilirdi. «300.000 Yılda İnsanlık» kursunda gördüğümüz iskelet çalışmaları, bu bedellerin bazı bölgelerde açıkça hissedildiğini gösteriyor. Buna rağmen yerleşik topluluklar genişledi; çünkü birim toprak başına daha çok insan besleyebiliyorlardı ve sayıca üstünlük, uzun vadede avcı-toplayıcı komşularını geriletti.
Son olarak, «devrim» kelimesinin kendisini sorgulamak gerekir. Childe bu kelimeyi, sanayi devrimiyle kıyaslanabilecek kadar köklü bir dönüşümü anlatmak için seçmişti. Dönüşümün sonuçları bakımından bu kelime yerindedir: tarım, nüfusun artmasını, köylerin ve sonunda kentlerin doğmasını mümkün kıldı. Ama süreç bakımından «devrim», binlerce yıla yayılan, çoğu zaman geri dönüşlerle dolu, yavaş bir değişimi anlatmak için yanıltıcı olabilir. Bu süreci yaşayan insanların hiçbiri, bir devrimin içinde olduğunu bilmiyordu; her kuşak, bir öncekinden yalnızca biraz farklı yaşıyordu.
Uzman Notu
Temel literatür
- Raphael Pumpelly (yay.), Explorations in Turkestan: Expedition of 1904, 2 cilt (Washington: Carnegie Institution of Washington, 1908).
- Robert J. Braidwood ve Bruce Howe, Prehistoric Investigations in Iraqi Kurdistan (Chicago: University of Chicago Press, 1960).
- Lewis R. Binford, «Post-Pleistocene Adaptations», Sally R. Binford ve Lewis R. Binford (yay.), New Perspectives in Archeology (Chicago: Aldine, 1968), s. 313–341.
- Ofer Bar-Yosef, «The Natufian Culture in the Levant, Threshold to the Origins of Agriculture», Evolutionary Anthropology 6 (1998), s. 159–177.
- Manfred Heun ve diğerleri, «Site of Einkorn Wheat Domestication Identified by DNA Fingerprinting», Science 278 (1997), s. 1312–1314.
- Ken-ichi Tanno ve George Willcox, «How Fast Was Wild Wheat Domesticated?», Science 311 (2006), s. 1886.
Arşiv ve kaynak
Pumpelly'nin kazı raporu, iki cilt hâlinde çizim ve fotoğraflarıyla archive.org'da okunabiliyor; okurken, dönemin ırk sınıflandırmalarına dayanan bölümlerin bugün bilimsel geçerliliği olmadığını akılda tutmak gerekir. Çayönü ve Aşıklı Höyük buluntuları Diyarbakır ve Aksaray müzelerinde, İstanbul-Chicago ortak projesinin belgeleri ise iki üniversitenin arşivlerinde korunuyor.
Açık sorular
- Yakın Doğu'da yerleşik hayata geçişte iklimin, nüfusun ve toplumsal törenlerin payları nasıl ayırt edilebilir?
- Tarım farklı kıtalarda birbirinden bağımsız olarak ortaya çıktıysa, bu dönüşümlerin hepsini açıklayan ortak bir etken var mı?
- Bazı topluluklar tarımı neden benimsemedi ya da benimsedikten sonra neden yeniden avcılık ve toplayıcılığa döndü?
Mini sınav
- (Hedef 1) Natufi kültürü, yerleşik hayat ve tarım ilişkisi hakkında neyi gösterdi? A) Tarımın yerleşik hayattan önce geldiğini B) Yakın Doğu'da yerleşik hayatın tarımdan önce başladığını C) Natufilerin evcil buğday yetiştirdiğini D) Yerleşik hayatın hiç ortaya çıkmadığını
- (Hedef 2) Pumpelly'nin vaha kuramına göre insanları bitkileri ekmeye iten neydi? A) Tapınak inşaatı B) Ticaret yolları C) Kuraklaşma, vahalara sıkışma ve nüfus artışı D) Yeni aletlerin bulunması
- (Hedef 2) Robert Braidwood tarımın nerede başladığını savundu? A) Yabani tahılların ve hayvanların doğal olarak yaşadığı tepelik yamaçlarda B) Büyük nehirlerin deltalarında C) Çölün ortasındaki vahalarda D) Deniz kıyılarında
- (Hedef 3) Tanno ve Willcox'un 2006 çalışması neyi gösterdi? A) Buğdayın bir yılda evcilleştiğini B) Buğdayın Avrupa'da evcilleştiğini C) Buğdayın hiç evcilleşmediğini D) Buğdayın evcil biçiminin yaygınlaşmasının bin yıldan uzun sürdüğünü
- (Hedef 1) Ohalo buluntularının önemi nedir? A) İlk kentin burada kurulması B) Yaklaşık yirmi üç bin yıl önce, buzul çağında bile yabani tahılların toplanıp işlendiğini göstermesi C) Burada yazının bulunması D) İlk sikkelerin burada basılması
Açık uçlu soru
(Hedef 2) Vaha, tepelik yamaçlar, nüfus baskısı ve Genç Dryas kuramlarını karşılaştır. Her kuramı destekleyen ve zayıflatan buluntuları ayrı ayrı göster. Ardından Natufi kültürünün ve evcilleştirmenin yavaşlığını gösteren bulguların, «Neolitik Devrim» adlandırmasını nasıl etkilediğini gerekçeleriyle tartış.
Cevaplar
- B — Natufi kültürü, Yakın Doğu'da yerleşik hayatın tarımdan önce başladığını gösterdi.
- C — Pumpelly'ye göre kuraklaşma, vahalara sıkışma ve nüfus artışı insanları ekime itti.
- A — Braidwood, tarımın yabani tahılların ve hayvanların doğal olarak yaşadığı tepelik yamaçlarda başladığını savundu.
- D — Tanno ve Willcox, evcil buğdayın yaygınlaşmasının bin yıldan uzun sürdüğünü gösterdi.
- B — Ohalo, yirmi üç bin yıl önce bile yabani tahılların toplanıp işlendiğini gösterdi.
Güçlü bir cevap, vaha kuramının kuraklaşma varsayımına, tepelik yamaçlar kuramının yabani türlerin doğal dağılımına, nüfus baskısı kuramının kenar bölgelere, Genç Dryas kuramının iklim kayıtlarına dayandığını belirtir. Natufilerin tarımdan önce yerleşik hayata geçmesinin ve evcilleştirmenin binlerce yıl sürmesinin, ani bir «devrim» imgesini zayıflattığını, ama dönüşümün sonuçlarının köklü olduğunu tartışır.
Sonraki bölüme köprü
Yerleşen topluluklar yalnızca buğdayı ve arpayı değil, çevrelerindeki hayvanları da değiştirdi. Avcıların yüzyıllardır izlediği keçi ve koyun sürüleri, zamanla köylerin yanındaki ağıllara girdi; tahıl depolarının çevresinde dolaşan yabani kediler ise insanların yoldaşı oldu. Bu ilişkinin kuşaklar boyunca hayvanların bedenini ve davranışını nasıl dönüştürdüğünü, sonraki bölüm soruyor: Hayvanlar nasıl evcilleştirildi?