İçeriğe geç

Bölüm DT-101.06 · Seviye 1 — Dünya Tarihi OmurgasıSeviye 1

Göbeklitepe tarihi neden değiştirdi?

DT-101 Tarih Öncesi

2.753 kelime · yaklaşık 13 dakika okuma · seslendirme 8 dk

Dönem
MÖ 9600–MÖ 8000
Bölge
Anadolu · Mezopotamya
Tema
Din · Mimarlık
Kişiler
Klaus Schmidt · Harald Hauptmann · Jacques Cauvin · Edward B. Banning · Oliver Dietrich · Lee Clare · Moritz Kinzel · Necmi Karul
Yerler
Göbeklitepe · Şanlıurfa · Nevalı Çori · Karahantepe · Bereketli Hilal · Fırat
Sınav
YKS konusu

Yapay zekâ desteğiyle yazıldı; tarih, rakam ve alıntılar kaynağından doğrulandı. Alan uzmanı denetimi henüz yapılmadı. Bir hata görürsen metnin ilgili yerini işaretleyip bildir.

Öğrenme hedefleri

  • Göbeklitepe'nin nerede olduğunu, ne zaman inşa edildiğini ve T biçimli dikilitaşlarla çevrili yapılarının temel özelliklerini anlatabileceksin.
  • Göbeklitepe'nin «önce tarım, sonra anıt» sıralamasını neden sarstığını ve Klaus Schmidt'in «tapınak» yorumunu kanıtlarıyla açıklayabileceksin.
  • Schmidt'ten sonraki kazıların ve eleştirilerin bu yorumu nasıl değiştirdiğini değerlendirip bir arkeolojik yorumun nasıl sınandığını tartışabileceksin.

Okuma metni

Kanca — bir mezarlık sanılan tepe

1963'te İstanbul ve Chicago üniversitelerinin ortak bir yüzey araştırması, Şanlıurfa'nın kuzeydoğusundaki bir tepede dolaştı. Araştırmacılar yüzeyde bol miktarda çakmaktaşı parçası ve kırık kireçtaşı bloklar gördüler. Blokların, tepedeki bir Orta Çağ mezarlığına ait mezar taşları olabileceğini düşündüler ve tepeyi kısa bir notla geçtiler. Yerel halk tepeye «göbekli», yani karnı şişkin tepe diyordu; tepenin üstünde, bugün de ziyaret edilen bir dilek ağacı vardı.

Otuz yıl sonra, 1994'te, Alman Arkeoloji Enstitüsü'nden Klaus Schmidt bu eski notları okuyup tepeye geldi ve yüzeydeki blokların bir mezarlığa değil, çok daha eski bir şeye ait olduğunu fark etti. 1995'te başlayan kazılar, toprağın altından beş metreye varan yükseklikte, üzerleri hayvan kabartmalarıyla süslü, T biçimli dev dikilitaşlar çıkardı. Bu dikilitaşlar, yaklaşık on bir bin yıl önce, insanların henüz tarım yapmadığı, çanak çömleği bilmediği bir dönemde dikilmişti. Bu bölüm, bir tepenin altından çıkanların, insanlık tarihinin bilinen sıralamasını neden sarstığını soruyor.

Bağlam — tarım öncesi dünyanın ucu

Göbeklitepe, Şanlıurfa kentinin yaklaşık on beş kilometre kuzeydoğusunda, çevresine göre yüksek bir sırtın üstündedir. Burası, Fırat ile Dicle'nin yukarı havzaları arasında kalan, yabani buğday ve arpanın doğal olarak yetiştiği, ceylan sürülerinin göç yollarının geçtiği bir bölgedir. Yani tepenin çevresi, avcı-toplayıcılar için olağanüstü zengin bir doğal kilerdi. Tepe, binlerce yıl içinde biriken moloz ve yapı kalıntılarıyla on beş metreye yakın yükselmiş, yaklaşık dokuz hektarlık bir alana yayılmış yapay bir höyüktür.

Kazıcılar, alanı iki ana katmana ayırdı. Daha eski olan katman III, MÖ onuncu binyıla tarihlenir. Bu katmanda çapı on ile yirmi metre arasında değişen, yuvarlak ya da oval yapılar bulunur. Her yapının taş örgülü çevre duvarı boyunca on, on iki dikilitaş dizilmiş, ortasına ise daha büyük iki dikilitaş karşılıklı olarak yerleştirilmiştir. Daha genç olan katman II, MÖ dokuzuncu binyıla tarihlenir; bu katmanın yapıları daha küçük ve dikdörtgendir.

Göbeklitepe tek başına değildir. Kazılardan önce, 1980'lerde, Alman arkeolog Harald Hauptmann elli kilometre kadar kuzeydeki Nevalı Çori'de benzer T biçimli dikilitaşlar bulmuştu; bu yerleşim, 1992'de Atatürk Barajı'nın suları altında kaldı. 2019'dan itibaren Türk arkeolog Necmi Karul yönetimindeki kazılarla Karahantepe'de de benzer yapılar gün ışığına çıktı. Bugün bölgede, «Taş Tepeler» adıyla anılan bir dizi çağdaş alan biliniyor. Göbeklitepe, bu geniş dünyanın en iyi tanınan örneğidir.

Gelişme — önce tapınak mı?

Göbeklitepe'yi bu kadar şaşırtıcı kılan şey, dikilitaşların büyüklüğü ve sanatı kadar, onları kimin dikmiş olduğudur. Kazıcıların bulduğu hayvan kemiklerinin neredeyse tamamı yabani hayvanlara aitti: ceylan, yaban sığırı, kızıl geyik, yaban eşeği ve yaban domuzu. Evcil hayvan ya da evcil bitki izine rastlanmadı. Bu, en eski yapıları dikenlerin, hâlâ büyük ölçüde avcılık ve toplayıcılıkla geçinen insanlar olduğunu gösteriyordu. Dikilitaşların üzerindeki kabartmalar da aynı dünyayı yansıtıyordu: tilkiler, yaban domuzları, yılanlar, akbabalar, akrepler ve yaban sığırları. Tarladan, ekinden ya da evcil sürüden tek bir sahne yoktu.

Oysa yirminci yüzyılın büyük bölümünde arkeologlar, anıtsal yapıların ancak tarımın ürettiği artı ürün sayesinde mümkün olduğunu düşünüyordu. Sıralama açıktı: önce tarım, sonra yerleşik köyler, sonra artı ürün, en son da büyük tapınaklar ve anıtlar. Göbeklitepe bu sıralamayı tersine çevirmiş görünüyordu. Her biri birkaç ton, en büyükleri on tona yaklaşan taşları kesmek, taşımak ve dikmek, yüzlerce insanın bir araya gelmesini ve bir süre birlikte çalışmasını gerektiriyordu. Bu insanlar bir araya gelmek için tarımı beklememişti.

Schmidt, buradan cesur bir sonuç çıkardı. Ona göre Göbeklitepe bir köy değil, bölgedeki avcı-toplayıcı toplulukların törenler için bir araya geldiği bir kutsal alandı. Onun sık tekrarlanan formülü, bu yorumu özetliyordu: önce tapınak geldi, sonra kent. Belki de insanlar, bu törenlere katılan kalabalıkları beslemek zorunda kaldıkları için yabani tahılları daha yoğun toplamaya, sonra da ekmeye başlamıştı. Bu, tarımın kökenine dair ekonomik açıklamaların yanına güçlü bir toplumsal ve dinî açıklama ekliyordu.

Dikilitaşların kendisi de bu yoruma destek veriyor gibiydi. Bazı dikilitaşların yan yüzlerine insan kolları ve elleri, önlerine kemerler ve bel örtüleri kazınmıştı. Schmidt, T biçimini stilize bir insan bedeni, üstteki yatay parçayı ise baş olarak okudu. Ortadaki iki büyük dikilitaşın güçlü varlıkları, belki de ataları ya da tanrıları temsil ettiğini düşündü; ama bunun kesin olarak söylenemeyeceğini de ekledi.

Dönüş noktası — tapınakta yaşayanlar

Schmidt, 2014'te öldü. Kazıyı sürdüren Alman Arkeoloji Enstitüsü ekibi, Lee Clare ve Moritz Kinzel gibi araştırmacıların öncülüğünde, onun yorumunun bazı yönlerini yeniden sınadı. Bu sınama, kazının yıllar içinde biriktirdiği ama daha önce ayrıntılı incelenmemiş buluntulara dayanıyordu.

En çarpıcı sonuç, öğütme taşlarından geldi. Laura Dietrich ve arkadaşları, 2019'da yayımladıkları bir çalışmada, alanda bulunan yedi binden fazla öğütme ve ezme aletini incelediler. Bu aletlerin çoğunun tahıl işlemekte kullanıldığını, alanda tahılın yoğun biçimde bulunduğunu gösterdiler. Öğütme aletlerinin bu kadar çok olması, bölgedeki çağdaş alanlar için bile olağandışıydı. Ekip ayrıca yapıların arasında, yağmur suyunu toplamaya yarayabilecek kaya oyukları ve gündelik işlerin yapıldığı alanlar tanımladı.

Bu bulgular, Göbeklitepe'nin yalnızca ara sıra ziyaret edilen bir tapınak değil, en azından bir dönem insanların yaşadığı, yemek hazırladığı, çalıştığı bir yer olabileceğini düşündürdü. Yeni ekip, yapıların bilinçli olarak gömüldüğü yorumunu da sorguladı; dolgunun bir kısmının, yamaçtan kayan moloz ve atıklardan oluşmuş olabileceğini öne sürdü. Göbeklitepe'nin «köy değil, yalnızca tapınak» olduğu fikri böylece zayıfladı.

Yaygın yanlış«Göbeklitepe dünyanın ilk tapınağıdır ve orada kimse yaşamıyordu» diye sık söylenir.
Doğrusu

İlk kazıcı Klaus Schmidt alanı bir kutsal merkez olarak yorumlamıştı; ama sonraki çalışmalar, yoğun tahıl işleme ve gündelik yaşam izleri ortaya koydu. Alanın büyük törenlere sahne olduğu hâlâ kabul görüyor; ama «yalnızca tapınak» yorumu artık tartışmalı.

Cevap — neyi değiştirdi, neyi değiştirmedi?

Öyleyse Göbeklitepe tarihi neden değiştirdi? Birincisi, tarım öncesi insanların, onlardan beklenmeyen ölçekte anıtsal yapılar inşa edebildiğini kesin olarak gösterdi. Bu yapılar, planlamayı, emeğin örgütlenmesini, taş işçiliğinde ustalığı ve karmaşık bir simge dünyasını gerektiriyordu. «Avcı-toplayıcılar küçük, basit topluluklardı» varsayımı artık savunulamaz.

İkincisi, tarıma geçişin yalnızca ekonomik bir zorunlulukla açıklanamayacağını hatırlattı. İnsanların bir araya gelmesi, ortak törenler ve ortak bir inanç dünyası, yerleşik hayata geçişin itici güçlerinden biri olabilirdi. Bu fikir, Fransız arkeolog Jacques Cauvin'in daha önce öne sürdüğü, simgelerde ve inançta yaşanan değişimin tarımdan önce geldiği görüşüyle de örtüşüyordu.

Ama Göbeklitepe, sıralamayı basitçe tersine çevirmedi. Sonraki kazılar, burada tahılın yoğun biçimde işlendiğini ve alanın bir yaşam yeri de olabileceğini gösterdi. Doğru sonuç, belki de şu: tören, yerleşme ve tahılın yoğun kullanımı, birbirini izleyen aşamalar değil, aynı süreç içinde iç içe gelişen şeylerdi. Göbeklitepe'nin asıl değiştirdiği şey, bu sürecin tek bir nedenle açıklanabileceği inancıdır.

Bugünle bağ — bir yorumun ömrü

Göbeklitepe'nin hikâyesi, arkeolojik bir yorumun nasıl doğduğunu, yayıldığını ve sınandığını gösteren iyi bir örnek. Schmidt'in «önce tapınak» yorumu, belgeseller ve popüler kitaplar aracılığıyla dünyaya yayıldı; bazen onun dikkatli ifadelerinden çok daha kesin bir dille. Sonraki kazılar bu yorumu değiştirdiğinde, popüler anlatıların çoğu eski yorumda kaldı. Hatta bazı anlatılar, Göbeklitepe'yi kayıp bir uygarlığın ya da yabancı bir kültürün eseri gibi sunmaya kadar gitti; bu iddiaların hiçbiri kazı buluntularına dayanmıyor.

Bir tarih ya da arkeoloji haberini okurken, bir yorumun kimden geldiğini, hangi kanıta dayandığını ve o tarihten sonra sınanıp sınanmadığını sormak, Göbeklitepe'nin bize öğrettiği bir alışkanlıktır. Bir kazı alanı, yalnızca geçmişi değil, bilginin kendisinin nasıl değiştiğini de gösterir.

Birincil kaynak

Göbeklitepe'nin kazısını 1995'ten 2014'teki ölümüne kadar yöneten Klaus Schmidt, 2010'da yayımladığı bir raporda katman III'teki yapıları şöyle tanımlar:

The age of layer III and the monumental enclosures is impressive: they can be dated to the 10th millennium calBC, a time when people all over the world were still living as hunter-gatherers, except in the region of the Fertile Crescent of the Near East, where people had started to settle in permanent villages and begin activities which led to the domestication of plants and animals. And there is no question that the site of Göbekli Tepe was not a mundane settlement of the period, but a site belonging to the religious sphere, a sacred area, since the excavation has revealed no residential buildings. Göbekli Tepe seems to have been a regional centre where communities met to engage in complex rites.

Türkçesi: Katman III'ün ve anıtsal çevre duvarlarının yaşı etkileyicidir: MÖ onuncu binyıla tarihlenebilirler; bu, Yakın Doğu'nun Bereketli Hilal bölgesi dışında dünyanın her yerinde insanların hâlâ avcı-toplayıcı olarak yaşadığı bir dönemdir. Bu bölgede ise insanlar kalıcı köylere yerleşmeye ve bitkilerin ve hayvanların evcilleştirilmesine yol açan faaliyetlere başlamıştı. Göbeklitepe'nin, dönemin sıradan bir yerleşimi değil, dinî alana ait bir yer, kutsal bir alan olduğu tartışmasızdır; çünkü kazı hiçbir konut yapısı ortaya çıkarmamıştır. Göbeklitepe, toplulukların karmaşık ayinler için bir araya geldiği bölgesel bir merkez gibi görünmektedir.

Kaynak: Klaus Schmidt, «Göbekli Tepe – the Stone Age Sanctuaries», Documenta Praehistorica 37 (2010), s. 240. Türkçesi bizim.

  1. Schmidt, alanın kutsal bir yer olduğu sonucunu hangi kanıta dayandırıyor?
  2. «Tartışmasızdır» ifadesi, sonraki kazıların bulgularıyla birlikte düşünüldüğünde nasıl okunmalı?
  3. Bir şeyin bulunmamasına dayanan bir sonuç, yeni kazılar karşısında ne kadar dayanıklıdır?

Tarihçiler Tartışıyor

  • Klaus Schmidt (2010) — Kazı raporlarında ve kitaplarında Göbeklitepe'yi avcı-toplayıcı toplulukların törenler için bir araya geldiği bölgesel bir kutsal merkez olarak yorumladı; alanda konut bulunmadığını vurguladı ve anıtsal yapıların tarımdan önce geldiğini savundu.
  • Edward B. Banning (2011) — «So Fair a House» makalesinde Yakın Doğu Neolitiği'nde yapıları «tapınak» ve «konut» olarak keskin biçimde ayırmanın sorunlu olduğunu savundu; Göbeklitepe'deki yapıların hem kutsal hem gündelik işlevleri olan, içinde yaşanan binalar olabileceğini öne sürdü.
  • Oliver Dietrich ve arkadaşları (2012) — Antiquity'de yayımladıkları makalede Göbeklitepe'deki büyük toplantıların şölenlerle birlikte düzenlendiğini, tahıldan yapılan içeceklerin bu şölenlerde tüketilmiş olabileceğini ve bu şölenlerin emek örgütlemede önemli bir rol oynadığını savundular.
  • Lee Clare ve Moritz Kinzel (2020) — Schmidt'ten sonraki kazı sonuçlarına dayanarak Göbeklitepe'deki yapıların «anıtsal» olarak nitelenmesini ve alanın yalnızca bir tapınak olduğu fikrini sorguladılar; gündelik yaşam izlerini ve yapıların uzun süre kullanılıp değiştirildiğini vurguladılar.

Tartışma, Göbeklitepe'nin önemini değil, onun nasıl bir yer olduğunu soruyor. Schmidt kutsal merkezi, Banning kutsal ile gündelik olanın iç içeliğini, Dietrich ve arkadaşları şölen ile emek arasındaki bağı, Clare ve Kinzel ise alanın yaşam yeri olabileceğini öne çıkarıyor. Bu görüşlerin hiçbiri ötekini tümüyle dışlamıyor; tartışmanın bugünkü durumu, tören ile gündelik hayatın aynı yerde ne ölçüde iç içe geçtiğine dair bir vurgu farkı olarak da okunabilir.

Derine İn

Göbeklitepe tartışmasının en öğretici yönü, «yokluk kanıtı» sorunudur. Schmidt'in «kutsal alan» sonucu, büyük ölçüde konut yapısı bulunmamasına dayanıyordu. Ama bir şeyin bulunmaması, onun hiç var olmadığını kanıtlamaz; yalnızca o ana kadar kazılan alanda bulunmadığını gösterir. Göbeklitepe'de kazılan alan, höyüğün tamamının küçük bir bölümüdür. Jeofizik taramalar, toprağın altında henüz kazılmamış başka çevre duvarlarının da bulunduğunu gösteriyor. Üstelik «konut» ile «tapınak» ayrımı, bizim kendi toplumlarımızdan taşıdığımız bir ayrımdır; Neolitik insanlar için bir yapı aynı anda hem yaşanan hem kutsal bir yer olabilirdi.

İkinci bir sorun, tarihlendirmedir. Yapıların ne zaman inşa edildiği, ne kadar kullanıldığı ve ne zaman terk edildiği, dolgudaki organik malzemenin radyokarbon tarihlerine dayanır. Dolgu ise farklı zamanlarda, farklı yerlerden gelmiş malzemeyi içerebilir. Bu yüzden bir dolgudan elde edilen tarih, yapının dikildiği zamanı değil, dolgunun oluştuğu zamanı gösterebilir. Yeni ekibin dolgunun yamaç kaymasıyla oluşmuş olabileceği önerisi, bu tarihlerin nasıl yorumlanacağını da etkiliyor.

Üçüncü bir konu, emeğin nasıl örgütlendiğidir. Birkaç ton ağırlığındaki dikilitaşları taş ocağından kesip taşımak ve dikmek, büyük bir iş gücü ve bu iş gücünü besleyecek bir yiyecek kaynağı gerektiriyordu. Şölen hipotezi, bu soruya bir cevap arıyor: bir topluluk, büyük bir şölen düzenleyerek komşularını çalışmaya davet edebilirdi. Bu, dünyanın farklı yerlerindeki geleneksel toplumlarda da görülen bir örüntüdür. Tahıl işleme kanıtları, bu şölenler için yiyecek ve içecek hazırlandığı fikrine de uyuyor.

Son olarak, Göbeklitepe'nin tek başına bir «devrim» olarak sunulması, bölgenin geniş bağlamını gözden kaçırabilir. Nevalı Çori, Karahantepe ve Taş Tepeler adıyla anılan öbür alanlar, bu yapıların tek bir yerin istisnası değil, Yukarı Mezopotamya'da binlerce yıl süren ortak bir kültürün parçası olduğunu gösteriyor. Göbeklitepe'nin asıl değeri, bu geniş kültürün en iyi incelenmiş penceresi olmasında yatıyor olabilir.

Bu bağlam, Schmidt'in de dikkat çektiği bir noktayı öne çıkarıyor: yerleşik hayata geçiş, bitkilerin ve hayvanların evcilleştirilmesinden önce, insanların ortak simgeler ve ortak bir dünya görüşü etrafında büyük topluluklar kurmasıyla başlamış olabilir. Bu görüş, Jacques Cauvin'in 1990'larda savunduğu «simgelerin devrimi» fikrini arkeolojik kanıtla buluşturuyor. Ama simgeler ile tahıl arasındaki ilişkinin hangi yönde işlediği, yani inancın mı tarımı, tarımın mı inancı beslediği, hâlâ açık bir sorudur. Büyük olasılıkla ikisi de birbirini besledi; kalabalık törenler yiyecek ihtiyacını artırdı, artan yiyecek de daha büyük törenleri mümkün kıldı.

Son bir uyarı: Göbeklitepe'ye dair sayıların ve tarihlerin önemli bir kısmı, kazı sürdükçe değişiyor. Kazılan alanın genişlemesi, yeni radyokarbon tarihleri ve eski buluntuların yeniden incelenmesi, bu bölümde anlatılan tabloyu önümüzdeki yıllarda yeniden biçimlendirebilir. Bu, bilginin zayıflığı değil, arkeolojinin olağan işleyişidir. Bir kazı başkanının ölümünden sonra ekibin onun yorumlarını açıkça sınaması, bu işleyişin sağlıklı olduğunun göstergesidir; yorumlar kişilere değil, kanıta bağlıdır.

Uzman Notu

Temel literatür

  • Klaus Schmidt, Sie bauten die ersten Tempel: Das rätselhafte Heiligtum der Steinzeitjäger (Münih: C. H. Beck, 2006).
  • Klaus Schmidt, «Göbekli Tepe – the Stone Age Sanctuaries», Documenta Praehistorica 37 (2010), s. 239–256.
  • Edward B. Banning, «So Fair a House: Göbekli Tepe and the Identification of Temples in the Pre-Pottery Neolithic of the Near East», Current Anthropology 52, no. 5 (2011), s. 619–660.
  • Oliver Dietrich, Manfred Heun, Jens Notroff, Klaus Schmidt ve Martin Zarnkow, «The role of cult and feasting in the emergence of Neolithic communities», Antiquity 86 (2012), s. 674–695.
  • Laura Dietrich ve diğerleri, «Cereal processing at Early Neolithic Göbekli Tepe, southeastern Turkey», PLOS ONE 14, no. 5 (2019).
  • Moritz Kinzel ve Lee Clare, «Monumental – compared to what?», Monumentalising Life in the Neolithic içinde (Oxford: Oxbow, 2020).
  • Jacques Cauvin, Naissance des divinités, naissance de l'agriculture (Paris: CNRS Éditions, 1994).

Arşiv ve kaynak

Kazı raporları ve güncel sonuçlar, Alman Arkeoloji Enstitüsü'nün yayınlarında ve Documenta Praehistorica, Antiquity, PLOS ONE gibi dergilerde yayımlanır; bu makalelerin bir kısmı açık erişimlidir. Buluntuların önemli bir bölümü Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi'nde sergileniyor.

Açık sorular

  • Göbeklitepe'deki yapılar yalnızca törenler için mi kullanıldı, yoksa aynı zamanda bir yaşam yeri miydi?
  • Katman III'teki yapılar kasıtlı olarak mı gömüldü, yoksa dolgu doğal süreçlerle mi oluştu?
  • Taş Tepeler adıyla anılan alanlar arasındaki ilişki nasıldı; aynı toplulukların farklı buluşma yerleri mi, yoksa ayrı topluluklar mı?

Mini sınav

  1. (Hedef 1) Göbeklitepe'nin katman III'teki yapıları hangi döneme tarihlenir? A) MÖ onuncu binyıl B) MÖ üçüncü binyıl C) MÖ birinci binyıl D) MS birinci yüzyıl
  2. (Hedef 1) Göbeklitepe'nin katman III yapılarının en belirgin özelliği nedir? A) Kerpiçten yapılmış kare evler B) Yuvarlak ya da oval planlı, T biçimli dikilitaşlarla çevrili yapılar C) Piramitler D) Surlarla çevrili bir kent
  3. (Hedef 2) Göbeklitepe, tarımın kökenine dair geleneksel sıralamayı neden sarstı? A) Orada çok eski yazılı belgeler bulundu B) Anıtsal yapıların, henüz tarım yapmayan avcı-toplayıcılar tarafından dikildiği anlaşıldı C) Orada ilk kez demir kullanıldı D) Orada hiç hayvan kemiği bulunmadı
  4. (Hedef 3) Schmidt'ten sonra yayımlanan çalışmalarda ortaya konan hangi bulgu, «yalnızca tapınak» yorumunu zayıflattı? A) Alanda binlerce öğütme aleti ve yoğun tahıl işleme izleri bulunması B) Alanda hiç taş alet bulunmaması C) Dikilitaşların modern olduğunun anlaşılması D) Alanın bir mezarlık olduğunun kanıtlanması
  5. (Hedef 3) Schmidt'in «kutsal alan» sonucunun zayıf noktası neydi? A) Hiç kazı yapılmamış olması B) Büyük ölçüde konut bulunmamasına, yani bir yokluk kanıtına dayanması C) Dikilitaşların hiç süslenmemiş olması D) Alanın deniz kıyısında olması

Açık uçlu soru

(Hedef 3) Klaus Schmidt'in «önce tapınak, sonra kent» yorumunu ve sonraki kazıların bulgularını karşılaştır. Bir arkeolojik yorumun sınanmasında yeni buluntuların ve eski buluntuların yeniden incelenmesinin rolünü değerlendir ve Göbeklitepe hakkında bugün söylenebilecek en dengeli cümleyi kur.

Cevaplar

  1. A — Katman III, MÖ onuncu binyıla tarihlenir; katman II ise MÖ dokuzuncu binyıla.
  2. B — Katman III'ün yapıları yuvarlak ya da oval planlıdır ve T biçimli dikilitaşlarla çevrilidir.
  3. B — Anıtsal yapılar, henüz evcil bitki ve hayvan kullanmayan insanlar tarafından dikilmiştir.
  4. A — Yedi binden fazla öğütme aleti ve tahıl kalıntıları, alanda yoğun tahıl işlendiğini gösterdi.
  5. B — Konut bulunmaması, kazılmamış alanlarda da konut olmadığını kanıtlamaz.

Güçlü bir cevap, Göbeklitepe'nin tarım öncesi insanların anıtsal yapılar inşa edebildiğini gösterdiğini kabul eder; ama sonraki buluntuların alanın yalnızca bir tapınak değil, bir yaşam yeri de olabileceğini gösterdiğini belirtir. Dengeli cümle, tören, yerleşme ve tahıl işlemenin iç içe geliştiğini vurgular.

Sonraki bölüme köprü

Göbeklitepe'yi dikenler henüz çiftçi değildi; ama çevrelerindeki tepelerde yabani buğday ve arpa bol yetişiyordu ve bu bölgenin yakınlarındaki Karacadağ, evcil siyez buğdayının atalarının yurduydu. Yakın Doğu'da insanların önce yerleşip mi sonra ektiği, yoksa önce ekip mi sonra yerleştiği uzun süre tartışıldı. Sonraki bölüm bu dönüşümü ele alıyor: Neolitik Devrim — insanlar neden yerleşik hayata geçti?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Görsel plan ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Görsel plan

  • 0:00–1:20 Kanca: bir tepenin üstünde dilek ağacı, yüzeyde dağınık taş blokları; «1963» kartı, ardından «1994–1995» kartı ve toprağın altından yükselen dikilitaşlar.
  • 1:20–3:20 Bağlam: Güneydoğu Anadolu haritası; Şanlıurfa, Göbeklitepe, Nevalı Çori ve Karahantepe noktaları. Katman III ile katman II'nin kesit çizimi.
  • 3:20–5:40 Gelişme: yuvarlak bir yapının kuşbakışı planı; ortadaki iki dikilitaş vurgulu; kol ve el kabartmalarının yakın çizimi. «Önce tapınak mı?» sorusu ekranda.
  • 5:40–7:40 Dönüş noktası: öğütme taşlarının bir sıra hâlinde dizilmesi; «7.000+» kartı; yapıların arasında gündelik iş alanları.
  • 7:40–9:40 Kapanış: iki sıralama yan yana: «tarım → anıt» ve «anıt → tarım»; sonra ikisinin iç içe geçen bir sarmala dönüşmesi.

Dikilitaş görselleri alanın açık erişim fotoğraflarından ya da şematik çizimlerden; insan figürleri yüzsüz silüet.