Öğrenme hedefleri
- Son buzul çağında Avrasya'nın iklimini ve çevresini, mamut bozkırı ve sığınak bölgeleri kavramlarıyla açıklayabileceksin.
- Buzul çağı topluluklarının hayatta kalmak için geliştirdiği giyim, barınma, beslenme ve toplumsal ağ çözümlerini arkeolojik kanıtlarla değerlendirebileceksin.
- Buzul çağının sonunda büyük hayvanların yok oluşuna dair insan avcılığı ve iklim değişikliği açıklamalarını karşılaştırabileceksin.
Okuma metni
Kanca — bir fildişi parçasındaki mamut
Mayıs 1864'te Fransız paleontolog Édouard Lartet, Fransa'nın güneybatısında, Dordogne bölgesindeki La Madeleine kaya sığınağında kazı yapıyordu. Yanında, fil fosilleri üzerine çalışan İskoç paleontolog Hugh Falconer da vardı. İşçiler, toprağın içinden beş parçaya kırılmış ince bir fildişi levha çıkardı. Lartet parçaları birleştirince yüzeyde sığ çizgiler gördü. Falconer'ın deneyimli gözü, bu çizgilerde bir filin başını, hortumunu ve boynundan sarkan uzun kılları hemen tanıdı: bu, buzul çağının tüylü mamutuydu.
Bu küçük levha, önemli bir şeyi kanıtlıyordu. O dönemde bazı bilim insanları, insanın mamutlarla aynı dönemde yaşadığından hâlâ şüphe ediyordu. Oysa bu çizimi yapan kişi, bir mamutu kendi gözleriyle görmüş olmalıydı; fildişinin kendisi de bir mamuttan geliyordu. Bugünkü Fransa'nın ılıman vadilerinde, bir zamanlar tüylü filler dolaşıyor ve insanlar onların yanında yaşıyordu. Peki bu insanlar, Avrupa'nın bugünkü Sibirya'ya benzeyen bu soğuk dünyasında nasıl hayatta kaldı?
Bağlam — buzların dünyası
Dünyanın bir zamanlar çok daha soğuk olduğu fikri, on dokuzuncu yüzyılda kabul gördü. İsviçreli doğa bilimci Louis Agassiz, 1837'de Neuchâtel'de yaptığı bir konuşmada ve 1840'ta yayımladığı buzullar üzerine kitabında, Alplerin eteklerindeki dev kaya bloklarının ve çizik kayaların, bir zamanlar Avrupa'nın büyük bir kısmını örten buzullar tarafından taşındığını savundu. O zamandan beri jeologlar, dünyanın son iki buçuk milyon yılda pek çok soğuk ve sıcak dönem arasında gidip geldiğini gösterdi.
Son buzul maksimumunda Kuzey Avrupa, İskandinavya ve Britanya'nın büyük kısmı kalın bir buz tabakasının altındaydı. Ama buzun güneyinde kalan bölgeler, sanıldığı gibi karla kaplı ıssız bir çöl değildi. Kuru, soğuk ve rüzgârlı, ama otlarla kaplı geniş bozkırlar, Fransa'dan Sibirya'ya ve oradan Alaska'ya kadar uzanıyordu.
Amerikalı paleontolog Dale Guthrie, bu otlağın bugünkü tundradan çok farklı olduğunu savundu: bugün kuzeyde yaygın olan bataklıklar ve yosunlar yerine, kuru ve besleyici otlar büyük hayvan sürülerini besliyordu. Bu sürüler de, onları avlayan insanlar için hem yiyecek, hem giyecek, hem de yakıt ve yapı malzemesi kaynağıydı.
Gelişme — iğneler, kürkler ve mamut kemiğinden evler
Soğukta hayatta kalmanın ilk koşulu, vücut ısısını korumaktı. Buzul çağı toplulukları, kemikten ve ren geyiği boynuzundan yapılmış, deliği açılmış ince iğnelerle hayvan derilerini dikiyor, bedenlerine oturan katmanlı giysiler hazırlıyordu. Lartet, La Madeleine gibi yerlerde bulunan bu iğnelerin, çok daha sonraki dönemlerin bazı kemik iğnelerinden daha özenli yapıldığını fark etmişti. Rusya'da Vladimir kenti yakınlarındaki Sungir'de, yaklaşık otuz bin yıldan eski mezarlarda, gömülenlerin giysilerine dikilmiş olduğu anlaşılan binlerce fildişi boncuk bulundu; boncukların mezarlardaki diziliş biçimi, bu insanların tulum ya da ceket benzeri giysiler giydiğini düşündürüyor.
İkinci koşul barınaktı. Ağaçların az olduğu bozkırda, yapı malzemesi bulmak zordu. 1965'te Ukrayna'nın Mejiriç köyünde bir çiftçi, evinin mahzenini kazarken büyük bir mamut çenesine rastladı. Sonraki yıllarda Sovyet paleontolog İvan Pidopliçko ve başka araştırmacıların yaptığı kazılar, yaklaşık on beş bin yıl öncesine ait, mamut kemiklerinden yapılmış kubbe biçimli barınakları ortaya çıkardı. Çeneler, uzun kemikler ve dişler birbirine kenetlenerek duvarlar örülmüş, üzeri muhtemelen derilerle örtülmüştü.
Üçüncü koşul yakıttı. Odunun kıt olduğu yerlerde, insanlar ateşlerini kemikle ve hayvan yağıyla besledi. Bazı yerleşimlerde bulunan büyük çukurlar, et ve kemiklerin donmuş toprakta saklanmış olabileceğini düşündürüyor; soğuk, bir sorun olduğu kadar doğal bir buzdolabıydı.
Yaygın yanlış«Buz Çağı insanları, soğuğa dayanamadıkları için mağaralarda sıkışıp kalmış, ilkel ve çaresiz topluluklardı» diye düşünülür.
Oysa kanıtlar, bu toplulukların dikişli giysiler, mamut kemiğinden barınaklar, uzak mesafeli değiş tokuş ağları ve mevsimlik göç düzenleri geliştirerek son derece zor bir çevreye ustaca uyum sağladığını gösteriyor. Mağaralar ve kaya sığınakları da sürekli bir yurt değil, yılın belirli zamanlarında kullanılan yerlerdi.
Dönüş noktası — en soğuk zaman ve sığınaklar
İklim en sert hâline, Amerika'nın yerleşimini anlatan bölümde karşılaştığımız son buzul maksimumunda, yani kabaca yirmi beş bin yıl önceden sonraki altı yedi bin yıl içinde ulaştı. Kuzey ve Orta Avrupa'nın büyük kısmı, insanlar için yaşanamaz hâle geldi. Arkeolojik yerleşimlerin dağılımı, insanların bu dönemde güneye çekildiğini gösteriyor: İber Yarımadası'na, Fransa'nın güneybatısına, İtalya'ya, Balkanlar'a ve Ukrayna'nın güneyine.
Bu çekilme, yalnızca coğrafi bir hareket değildi; toplumsal bir sınavdı da. İngiliz arkeolog Clive Gamble, buzul çağı topluluklarının hayatta kalmasında toplumsal ağların belirleyici olduğunu savundu. Küçük gruplar hâlinde yaşayan avcı-toplayıcılar, kötü bir kış ya da başarısız bir av mevsiminde, uzaktaki akrabalarından ve dostlarından yardım isteyebiliyordu. Yüzlerce kilometre öteden gelen deniz kabukları ve taşlar, bu ağların ne kadar geniş olduğunu gösteriyor. Hediyeleşme, ortak törenler ve buluşma yerleri, bir tür sigorta işlevi görüyordu.
Cevap — ısınma ve büyük hayvanların sonu
Yaklaşık on dokuz bin yıl önceden itibaren buzlar çekilmeye başladı. İnsanlar yeniden kuzeye yayıldı ve Mejiriç'teki gibi mamut kemiği barınakları bu dönemde yapıldı. Ama ısınma düzenli değildi. Yaklaşık on iki bin dokuz yüz yıl önce, iklim birden yeniden soğudu ve bu soğuk dönem yaklaşık bin iki yüz yıl sürdü.
Bu dalgalanmalar sırasında, mamut bozkırı parçalandı. Kuru otlaklar, yerini ormanlara, bataklıklara ve tundraya bıraktı. Mamutlar, tüylü gergedanlar, dev geyikler ve mağara aslanları, birkaç bin yıl içinde Avrasya'nın büyük kısmından kayboldu. Mamutların son küçük topluluğu, Sibirya'nın kuzeyindeki Wrangel Adası'nda, yaklaşık dört bin yıl öncesine kadar yaşadı; yani Mısır'da piramitler yapılırken dünyanın bir köşesinde hâlâ mamutlar vardı.
Bu büyük hayvanların neden yok olduğu, uzun süredir tartışılıyor. Amerikalı yerbilimci Paul Martin, 1960'larda ve 1970'lerde, yok oluşların insanların yeni bölgelere gelişiyle zamanlama olarak örtüştüğünü ve avcıların, insanla hiç karşılaşmamış hayvanları kısa sürede tükettiğini savundu. Eleştirmenler ise yok oluşların, iklimin en hızlı değiştiği dönemlerle de örtüştüğünü ve bazı hayvanların insanlarla binlerce yıl yan yana yaşadığını hatırlattı.
Öyleyse Buz Çağı insanları nasıl hayatta kaldı? Tek bir buluşla değil; giysiler, barınaklar, yakıt, besin saklama, mevsimlik göçler ve geniş toplumsal ağlardan oluşan bir çözümler bütünüyle. Bu çözümler, onları en zor dönemden geçirdi. Ama iklim ısınıp mamut bozkırı kaybolduğunda, bu hayat tarzının dayandığı dünya da değişti.
Bugünle bağ — iklim değişince
Buz Çağı'nın sonu, insanlık tarihinin en büyük iklim değişikliklerinden birine topluluklarının nasıl uyum sağladığını gösteriyor. Bazı topluluklar ren geyiği sürülerinin peşinden kuzeye gitti; bazıları, yeni ormanlarda geyik, yaban domuzu ve balık avlamaya yöneldi; bazıları da deniz kıyılarına yerleşti. Bugün yaşanan iklim değişikliği farklı nedenlere ve çok daha hızlı bir tempoya sahip; ama geçmişteki örnekler, iklimin değişmesinin yalnızca doğayı değil, insanların yaşama biçimini, yerleşim yerlerini ve birbirleriyle ilişkilerini de dönüştürdüğünü hatırlatıyor.
Birincil kaynak
Lartet, levhayı 1865'te Bilimler Akademisi'ne bir mektupla duyurdu:
On our arrival the workmen had just discovered five broken pieces of a rather thin plate or slab of ivory, once forming part of a moderate-sized tusk of an Elephant. Having joined the pieces together […], I showed Dr. Falconer the numerous characteristic, though shallow, engraved lines, which seemed to me to indicate some animal forms. The practised eye of the celebrated palaeontologist, who has so well studied the Proboscidians, at once recognized the head of an Elephant; and he soon pointed out other parts of the body, and particularly, in the region of the neck, a bundle of descending lines, which recall the long shaggy hair characteristic of the Mammoth, or Elephant of the Glacial Period.
Türkçesi: Vardığımızda işçiler, orta büyüklükte bir fil dişinin parçası olan, oldukça ince bir fildişi levhanın beş kırık parçasını yeni bulmuşlardı. Parçaları bir araya getirdikten sonra […] Dr. Falconer'a, bana bazı hayvan biçimlerini gösteriyor gibi gelen, sığ ama belirgin çok sayıda kazıma çizgiyi gösterdim. Hortumlular üzerine o kadar iyi çalışmış olan bu ünlü paleontoloğun deneyimli gözü, bir filin başını hemen tanıdı; kısa süre sonra bedenin başka kısımlarını da, özellikle boyun bölgesinde, mamutun, yani Buzul Dönemi filinin karakteristik uzun ve kaba kıllarını hatırlatan bir demet aşağı inen çizgiyi gösterdi.
Kaynak: Édouard Lartet, Comptes rendus de l'Académie des sciences 61 (1865), s. 309–311; İngilizce çevirisi: Édouard Lartet ve Henry Christy, Reliquiae Aquitanicae, yay. T. Rupert Jones (Londra: Williams & Norgate, 1875), s. 206–207; archive.org. Türkçesi bizim.
- Lartet, çizimin bir mamutu gösterdiğine hangi ayrıntıya dayanarak karar veriyor?
- Lartet'in yorumu kendi gözlemine mi, yoksa bir uzmanın tanımasına mı dayanıyor? Bu, bilimsel bir iddianın güvenilirliği açısından ne anlama gelir?
- Bu çizim, buzul çağı insanlarının çevresi hakkında hangi bilgiyi verir ve hangi bilgiyi veremez?
Tarihçiler Tartışıyor
- Paul Martin (1967) — Buzul çağının sonundaki büyük hayvan yok oluşlarının, insanların yeni bölgelere yayılmasıyla aynı zamana denk geldiğini ve bunun başlıca nedeninin aşırı avlanma olduğunu savundu.
- Dale Guthrie (1990) — Mamut bozkırının bugünkü tundradan farklı, ot bakımından zengin bir çevre olduğunu ve bu çevrenin iklimle birlikte ortadan kalkmasının büyük otçulların sonunu hazırladığını vurguladı.
- Clive Gamble (1999) — Avrupa'daki Paleolitik toplulukları incelediği kitabında, buzul çağında hayatta kalmayı mümkün kılan şeyin teknik araçlar kadar geniş toplumsal ağlar olduğunu savundu.
- Eline Lorenzen ve meslektaşları (2011) — Eski DNA ve fosil kayıtlarını birleştirerek her büyük hayvan türünün iklime ve insanlara farklı biçimde tepki verdiğini, tek bir açıklamanın yetmediğini gösterdi.
Bu tartışma, iki soruyu birbirinden ayırmayı öğretiyor: insanlar buzul çağında nasıl hayatta kaldı ve büyük hayvanlar neden yok oldu? Martin, ikinci soruyu insanın gücüyle cevapladı; onun açıklamasında buzul çağı avcıları, doğayı hızla tüketen yırtıcılardı. Guthrie ve Lorenzen, iklimin ve çevrenin dönüşümünü öne çıkardı. Gamble ise dikkati hayvanlardan insanlara, toplulukların birbirleriyle ilişkilerine çevirdi. Bugünkü araştırmalar, bu açıklamaların birbirini dışlamadığını, farklı bölgelerde ve farklı türler için farklı ağırlıklarla birlikte işlediğini düşündürüyor. Tartışma, tarih öncesinde bile «doğa mı, insan mı?» sorusunun çoğu zaman yanlış kurulduğunu, doğru sorunun bu ikisinin nasıl etkileştiği olduğunu gösteriyor. Bir öğrenci için buradan çıkan ders şudur: bir yok oluşu açıklarken önce hangi tür, hangi bölge ve hangi zaman aralığından söz ettiğini belirlemek gerekir.
Derine İn
Buzul çağı iklimini bilmemizi sağlayan kaynakların başında, Grönland ve Antarktika'dan çıkarılan buz karotları gelir. «Yardımcı Bilimler» kursunda gördüğümüz gibi, buz katmanlarındaki hava kabarcıkları ve suyun içindeki farklı oksijen türlerinin oranı, geçmişin sıcaklıkları hakkında bilgi verir. Bu kayıtlar, buzul çağının tek düze bir soğuk dönem olmadığını, iklimin birkaç on yıl içinde sert biçimde ısınıp soğuyabildiğini gösterdi. Bu ani dalgalanmalar, avcı-toplayıcı topluluklar için büyük bir sınavdı: bir kuşağın öğrendiği av yolları, bir sonraki kuşak için geçersiz kalabiliyordu.
Buzul çağı insanlarının ne yediğini bilmek de ayrı bir zorluktur. Bitkiler ve et, kemikler kadar iyi korunmaz. Araştırmacılar, yerleşimlerde bulunan hayvan kemiklerini sayarak, üzerlerindeki kesik izlerini inceleyerek ve insan kemiklerindeki kimyasal izleri ölçerek beslenmeyi yeniden kurmaya çalışıyor. Bu yöntemler, bazı toplulukların ağırlıklı olarak büyük otçulları avladığını, bazılarının ise balık, kuş ve bitkilerden de yararlandığını gösterdi. «Buz Çağı insanı yalnızca mamut avlardı» imgesi, büyük ölçüde abartılıdır; mamutlar tehlikeli ve avlanması zor hayvanlardı ve pek çok yerleşimdeki mamut kemiklerinin bir kısmı, doğal yollarla ölmüş hayvanlardan toplanmış olabilir.
Mejiriç gibi mamut kemiği barınakları da bu tartışmanın bir parçasıdır. Bu barınaklarda kullanılan yüzlerce kemiğin avlanmış hayvanlardan mı, yoksa ölü hayvanların doğal birikintilerinden mi geldiği, tam olarak bilinmiyor. Kemiklerin üzerindeki aşınma izleri ve farklı yaşlarda ölmüş hayvanlara ait olması, bir kısmının toplanmış olabileceğini düşündürüyor. Bu ayrım önemlidir; çünkü avcıların doğayı nasıl kullandığına dair farklı resimler çizer.
Buzul çağı topluluklarının nüfusu da tartışma konusudur. Genetik veriler ve yerleşim sayıları, son buzul maksimumu sırasında Avrupa'daki insan nüfusunun çok küçük olduğunu düşündürüyor; tahminler bölgeye ve yönteme göre değişse de, kıtanın bütününde birkaç bin ile birkaç on bin kişi arasında konuşuluyor. Bu kadar küçük nüfuslar, hastalıklara, kötü yıllara ve akraba evliliğinin getirdiği sorunlara karşı kırılgandı. Toplumsal ağlar, bu kırılganlığa karşı bir koruma sağlıyordu: evlilik ilişkileri, farklı grupların genlerini karıştırıyor ve bilgi ile malzemenin geniş alanlara yayılmasını sağlıyordu.
Buzul çağında hayatta kalmanın bir başka boyutu, bilginin kuşaktan kuşağa aktarılmasıydı. Hangi vadide ren geyiği sürülerinin ilkbaharda geçtiği, hangi taş ocağında en iyi çakmaktaşının bulunduğu, hangi bitkinin yenebileceği ya da zehirli olduğu, yazının olmadığı bir dünyada ancak anlatılarak, gösterilerek ve birlikte yaşanarak öğrenilebilirdi. Bazı araştırmacılar, mağara resimlerinin ve oyma figürlerin bir kısmının bu bilgiyi hatırlamaya ve aktarmaya yardım etmiş olabileceğini düşünüyor. Yaşlıların deneyimi, özellikle ender görülen sert kışlarda, topluluğun hayatta kalması için belirleyici olabilirdi.
Son olarak, Buz Çağı'nın sonu, insanlık tarihinde büyük bir dönüşümün de habercisiydi. Holosen'in görece kararlı ve ılıman iklimi, bazı bölgelerde yabani tahılların ve hayvanların bol olduğu yeni çevreler yarattı. Bu çevrelerde yaşayan bazı topluluklar, zamanla daha uzun süre aynı yerde kalmaya, bitkileri toplayıp saklamaya ve sonunda onları ekmeye başladı. Tarımın ortaya çıkışı, buzul çağının sona ermesiyle doğrudan bağlantılıdır; ama bu bağlantı, basit bir neden-sonuç ilişkisi değil, iklim, çevre ve insan tercihlerinin uzun bir etkileşimidir.
Uzman Notu
Temel literatür
- Louis Agassiz, Études sur les glaciers (Neuchâtel, 1840).
- Édouard Lartet ve Henry Christy, Reliquiae Aquitanicae: Being Contributions to the Archaeology and Palaeontology of Périgord, yay. T. Rupert Jones (Londra: Williams & Norgate, 1875).
- Paul S. Martin, «Prehistoric Overkill», Paul S. Martin ve H. E. Wright (yay.), Pleistocene Extinctions: The Search for a Cause (New Haven: Yale University Press, 1967), s. 75–120.
- R. Dale Guthrie, Frozen Fauna of the Mammoth Steppe: The Story of Blue Babe (Chicago: University of Chicago Press, 1990).
- Clive Gamble, The Palaeolithic Societies of Europe (Cambridge: Cambridge University Press, 1999).
- Eline D. Lorenzen ve diğerleri, «Species-specific responses of Late Quaternary megafauna to climate and humans», Nature 479 (2011), s. 359–364.
Arşiv ve kaynak
Lartet ile Christy'nin Reliquiae Aquitanicae'si, La Madeleine buluntularının çizimleriyle birlikte archive.org'da okunabiliyor; mamut çizimli fildişi levha bugün Fransa'daki müze koleksiyonlarında korunuyor. Agassiz'in kitabı dijital kütüphanelerde, Sungir ve Mejiriç buluntuları ise Rusya ve Ukrayna'daki müzelerde bulunuyor.
Açık sorular
- Mamutun, tüylü gergedanın ve dev geyiğin sonunu aynı nedenle açıklamak mümkün mü, yoksa her tür için ayrı bir hikâye mi yazılmalı?
- Son buzul maksimumunda Avrupa'nın insan nüfusu ne kadardı ve sığınak bölgelerindeki topluluklar birbirleriyle ne kadar bağlantılıydı?
- Mamut kemiği barınaklarında kullanılan kemikler avlanmış hayvanlardan mı, yoksa doğal ölüm birikintilerinden mi geldi?
Mini sınav
- (Hedef 1) Mamut bozkırı nasıl bir çevreydi? A) Soğuk ve kuru, ama ot bakımından zengin, büyük otçulların yaşadığı geniş bir otlak B) Sık ormanlarla kaplı ılıman bir bölge C) Bitki örtüsü olmayan buz çölü D) Sıcak ve nemli bir bataklık
- (Hedef 1) Son buzul maksimumunda Avrupa'daki insan toplulukları ne yaptı? A) Kuzey Avrupa'ya yerleşti B) Tümüyle yok oldu C) Güneydeki görece ılıman sığınak bölgelerine çekildi D) Tarıma başladı
- (Hedef 2) Mejiriç'te bulunan barınaklar neyden yapılmıştı? A) Kerpiçten B) Mamut kemiklerinden C) Kesme taştan D) Tuğladan
- (Hedef 2) Clive Gamble'a göre buzul çağında hayatta kalmayı mümkün kılan önemli etkenlerden biri neydi? A) Tarım B) Metal aletler C) Yazı D) Uzak mesafeli toplumsal ağlar
- (Hedef 3) Lorenzen ve meslektaşlarının 2011 çalışması büyük hayvanların yok oluşu hakkında ne gösterdi? A) Her türün iklime ve insanlara farklı tepki verdiğini ve tek bir açıklamanın yetmediğini B) Yok oluşun yalnızca aşırı avlanmadan kaynaklandığını C) Yok oluşun yalnızca bir göktaşı çarpmasından kaynaklandığını D) Hayvanların hiç yok olmadığını
Açık uçlu soru
(Hedef 3) Buzul çağının sonundaki büyük hayvan yok oluşlarına dair aşırı avlanma ve iklim değişikliği açıklamalarını karşılaştır. İki açıklamanın dayandığı kanıtları ayrı ayrı göster ve Wrangel Adası'ndaki mamutların geç tarihinin bu tartışmaya ne kattığını değerlendir. Ardından buzul çağı topluluklarının hayatta kalmasında teknik çözümlerin ve toplumsal ağların rolünü gerekçeleriyle tartış.
Cevaplar
- A — Mamut bozkırı, soğuk ve kuru ama ot bakımından zengin, büyük otçulların yaşadığı geniş bir otlaktı.
- C — İnsanlar güneydeki sığınak bölgelerine çekildi.
- B — Mejiriç'teki barınaklar mamut kemiklerinden yapılmıştı.
- D — Gamble, uzak mesafeli toplumsal ağların hayatta kalmada belirleyici olduğunu savundu.
- A — Lorenzen ve meslektaşları, her türün farklı tepki verdiğini ve tek bir açıklamanın yetmediğini gösterdi.
Güçlü bir cevap, aşırı avlanma açıklamasının yok oluşlarla insanların gelişi arasındaki zamanlama örtüşmesine, iklim açıklamasının ise buz karotlarındaki dalgalanmalara ve mamut bozkırının dönüşümüne dayandığını belirtir. Wrangel Adası'ndaki mamutların binlerce yıl daha yaşamasının, küçük ve yalıtılmış bir ortamda türün uzun süre dayanabildiğini gösterdiğini, ama bu örneğin tek başına tartışmayı çözmediğini tartışır. Hayatta kalmanın giysi, barınak ve yakıt gibi teknik çözümler kadar, kötü yıllarda yardımlaşmayı sağlayan toplumsal ağlara da dayandığını gösterir.
Sonraki bölüme köprü
Genç Dryas'ın soğuğu sona erip Holosen başladığında, Yukarı Mezopotamya'nın tepelerinde ceylan ve yaban sığırı sürüleri dolaşıyor, yabani tahıllar bol ürün veriyordu. Bu bölgede yaşayan avcı-toplayıcılar, yeni iklimin ilk yüzyıllarında, köy kurmadan ve tarım yapmadan, taştan anıtsal yapılar yükseltti. Sonraki bölüm, bu yapıların en ünlüsünün insanlık tarihinin sıralamasını nasıl sarstığını soruyor: Göbeklitepe tarihi neden değiştirdi?