Öğrenme hedefleri
- Homo sapiens'in kökenine dair fosil ve arkeolojik kanıtların Afrika'yı neden işaret ettiğini açıklayabileceksin.
- «Anatomik olarak modern insan» ile «modern insan davranışı» arasındaki farkı ve bu iki olgunun ne zaman ortaya çıktığına dair tartışmayı değerlendirebileceksin.
- Tarih öncesi insanlara dair bilgilerimizin hangi kanıt türlerine dayandığını ve bu kanıtların sınırlarını tanıyabileceksin.
Okuma metni
Kanca — «soruların sorusu»
1863'te Londra'da, İngiliz doğa bilimci Thomas Henry Huxley, insanın doğadaki yeri üzerine üç denemeden oluşan küçük bir kitap yayımladı. Darwin'in türlerin kökeni üzerine kitabının üzerinden henüz dört yıl geçmişti ve insanın kökeni, bilimin en tartışmalı sorusuydu. Huxley, bu soruyu kitabının ikinci denemesinin başında, «insanlık için soruların sorusu» olarak tanımladı: ırkımız nereden geldi, doğa üzerindeki gücümüzün sınırları nelerdir ve nereye gidiyoruz?
Kitabın son sayfasında Huxley, dürüst bir itirafta bulundu. İlk insanları nerede aramak gerektiğini bilmiyordu. En eski Homo sapiens hangi jeolojik dönemde yaşamıştı? Daha eski katmanlarda, bilinenlerden daha insansı maymunların ya da daha maymunsu insanların kemikleri, henüz doğmamış bir paleontoloğun kazısını mı bekliyordu? «Zaman gösterecek» diye yazdı. Huxley'in sorusuna, sonraki yüz elli yılda bulunan fosiller, taş aletler ve süs eşyaları cevap vermeye başladı. Bu bölüm o cevapların izini sürüyor: türümüzün bedeni nerede biçimlendi ve düşünce dünyası ne zaman bizimkine benzemeye başladı?
Bağlam — kemikler ve aletler
Tarih öncesi insanlar hakkında bildiklerimiz, üç ana kanıt türüne dayanır. Birincisi fosillerdir: kafatasları, dişler ve iskelet parçaları. Fosiller, bir canlının bedeninin nasıl olduğunu, yani beyninin büyüklüğünü, yüzünün biçimini, nasıl yürüdüğünü gösterir. İkincisi, arkeolojik kalıntılardır: taş aletler, ocaklar, hayvan kemikleri, süs eşyaları ve boyalar. Bunlar, insanların ne yaptığını, nasıl yaşadığını ve nasıl düşündüğünü anlamamızı sağlar. Üçüncüsü, genetik verilerdir; «Tarihin Yardımcı Bilimleri» kursunda gördüğümüz gibi, bugünkü ve eski insanların DNA'sı, nüfusların birbirinden nasıl ayrıldığını ve nasıl karıştığını gösterir.
Bu üç kanıt türü, farklı sorulara cevap verir ve bazen farklı sonuçlara işaret eder. Bir fosil, bir insanın bedeninin bugünkü insanlara benzediğini gösterebilir; ama o insanın bugünkü insanlar gibi düşünüp düşünmediğini göstermez. Bunun için, onun geride bıraktığı eşyalara, yani davranışının izlerine bakmak gerekir.
Gelişme — Afrika'dan gelen kemikler
Homo sapiens'e ait bilinen en eski fosillerin önemli bir kısmı Afrika'da bulundu. 1967'de, Kenyalı paleoantropolog Richard Leakey'nin yönettiği bir ekip, güney Etiyopya'da Omo Nehri kıyısındaki Kibish bölgesinde iki kafatası parçası buldu. Bu fosillerin yaşı uzun süre tartışıldı; 2005'te yayımlanan yeni bir çalışma, onları çevreleyen volkanik katmanları tarihleyerek yaklaşık 195 bin yıllık olduklarını ileri sürdü. Bu, fosil tarihlemenin nasıl işlediğine dair iyi bir örnektir: kemiğin kendisi değil, onun gömülü olduğu katmanlar tarihlenir ve fosilin yaşı bu katmanların arasına yerleştirilir.
1997'de, yine Etiyopya'da, Herto adlı köyün yakınlarında Amerikalı paleoantropolog Tim White'ın yönettiği bir ekip, üç kafatası buldu. Yaklaşık 160 bin yıllık olarak tarihlenen bu kafatasları, bugünkü insanlara çok benzeyen, ama bazı eski özellikler de taşıyan bir yapıya sahipti. Kafataslarından bazılarında, ölümden sonra yapılmış kesik izleri ve cilalanmış yüzeyler vardı; bu, ölülerle ilgili bir törenin işareti olabilirdi. Eğer bu yorum doğruysa, Herto'daki insanlar yalnızca bedenleriyle değil, ölülerine gösterdikleri özenle de bize tanıdık gelen bir davranış sergiliyordu.
Afrika'dan gelen bu fosiller, genetik verilerle birlikte, Homo sapiens'in Afrika'da ortaya çıktığı görüşünü güçlendirdi. Programın «300.000 Yılda İnsanlık» adlı giriş kursunda gördüğümüz gibi, türümüzün Afrika'dan dünyanın geri kalanına yayılması, sonraki on binlerce yıla yayılan uzun bir süreçti. Ama Afrika'daki kökenin kendisi, tek bir noktada değil, kıtanın farklı bölgelerindeki topluluklar arasındaki uzun süreli etkileşimlerle biçimlenmiş olabilir.
Yaygın yanlış«Homo sapiens bir anda, tek bir yerde, bugünkü insanlarla her bakımdan aynı olarak ortaya çıktı» diye düşünülür.
Oysa fosiller, bugünkü insana benzeyen özelliklerin farklı zamanlarda ve farklı yerlerde, parça parça ortaya çıktığını gösteriyor. Türümüzün doğuşu, bir an değil, yüz binlerce yıla yayılan bir süreçti.
Dönüş noktası — modern davranış ne zaman başladı?
Bedeni modern olan insanlar, ne zaman bugünkü insanlar gibi düşünmeye ve davranmaya başladı? Bu soru, tarih öncesi araştırmalarının en tartışmalı sorularından biridir. Amerikalı paleoantropolog Richard Klein, uzun süre, modern insan davranışının yaklaşık elli bin yıl önce, oldukça ani bir biçimde ortaya çıktığını savundu. Ona göre bu dönemde, sanat, süs eşyaları, gelişmiş aletler ve uzak mesafeli ticaret, birden ve birlikte yaygınlaştı; bunun nedeni, beyinde meydana gelen bir değişiklik olabilirdi.
Ama 2000'de, Amerikalı arkeologlar Sally McBrearty ve Alison Brooks, uzun bir makalede bu görüşe itiraz ettiler. Onlara göre, modern davranışın işaretleri Afrika'nın Orta Taş Çağı denen döneminde, yüz binlerce yıl boyunca, parça parça ve kademeli olarak ortaya çıkmıştı. Avrupa'daki buluntulara bakan araştırmacılar, «ani bir devrim» görmüştü; çünkü modern insanlar Avrupa'ya, bu davranışları zaten Afrika'da geliştirmiş olarak gelmişti. Makalenin başlığı, bu görüşü özetliyordu: olmamış bir devrim.
Güney Afrika'daki Blombos Mağarası'nda yapılan kazılar, bu tartışmaya önemli kanıtlar ekledi. Christopher Henshilwood'un yönettiği ekip, mağarada yaklaşık 75 bin yıl öncesine tarihlenen katmanlarda, üzerine düzenli çizgilerden oluşan geometrik desenler kazınmış aşı boyası parçaları ve delinmiş deniz kabuklarından yapılmış boncuklar buldu. Bu buluntular, sembolik düşüncenin, yani bir işaretin başka bir şeyi temsil edebileceği fikrinin, Avrupa'daki ünlü mağara resimlerinden on binlerce yıl önce var olduğunu gösteriyordu.
Bu buluntunun anlamı, yalnızca yaşında değil, ne gösterdiğindedir. Bir desen, onu yapan kişinin zihninde bir fikrin, bir düzenin ya da bir anlamın var olduğunu düşündürür; üstelik bu anlamın başkalarıyla paylaşılabildiğini de. Dil, sanat ve din gibi insan kültürünün temel unsurlarının hepsi, bu tür paylaşılan sembollere dayanır. Blombos'un küçük taş parçaları, bu büyük kapasitenin bilinen en eski izlerinden birini taşıyor olabilir.
Cevap — uzun bir doğuş
Öyleyse Homo sapiens nereden geldi? Fosil, arkeoloji ve genetik kanıtlar, türümüzün Afrika'da, yaklaşık üç yüz bin ile iki yüz bin yıl önce arasında ortaya çıktığını gösteriyor. Ama bu doğuş, tek bir anda ve tek bir yerde gerçekleşmedi; bedenimizin bugünkü biçimi de, düşünce ve davranış biçimimiz de, uzun bir süreç içinde, parça parça oluştu. Huxley'in «zaman gösterecek» dediği soru, bugün büyük ölçüde cevaplanmış görünüyor; ama cevabın ayrıntıları, her yeni buluntuyla yeniden tartışılıyor.
Bu cevabın bir anlamı da var: bugün dünyanın dört bir yanında yaşayan bütün insanlar, Afrika'da yaşamış ortak atalardan geliyor. Aramızdaki görünüş farklılıkları, türümüzün tarihinde görece yakın zamanlarda, farklı iklimlere ve çevrelere uyum sürecinde ortaya çıktı. Genetik açıdan, insanlar arasındaki farklar, pek çok hayvan türünün kendi içindeki farklarından daha azdır. Üstelik bu farkların büyük kısmı, Afrika'daki topluluklar arasında görülür; çünkü türümüz, en uzun süre orada yaşadı ve orada çeşitlendi.
Bugünle bağ — Anadolu'nun yeri
Anadolu, Afrika'dan Avrasya'ya uzanan yolların kavşağında yer alır. Antalya yakınlarındaki Karain Mağarası gibi alanlarda, insanların yüz binlerce yıl boyunca bu topraklarda yaşadığını gösteren taş aletler ve kalıntılar bulundu. Anadolu'nun tarih öncesi mirası, türümüzün ve akrabalarının dünyaya yayılma hikâyesinin bir parçasıdır.
Bir müzede bir taş aletin ya da bir boncuğun önünde durduğunda, onu yapan elin, bugünkü ellerimize çok benzediğini düşünebilirsin. Tarih öncesi, uzak ve yabancı bir dünya değil, bizim en eski geçmişimizdir.
Birincil kaynak
Thomas Henry Huxley, 1863'te yayımladığı kitabında, insanın kökeni sorusunu önce bütün soruların temeli olarak tanımlar, sonra kitabının son sayfasında kendi bilgisinin sınırını şöyle itiraf eder:
The question of questions for mankind—the problem which underlies all others, and is more deeply interesting than any other—is the ascertainment of the place which Man occupies in nature and of his relations to the universe of things. Whence our race has come; what are the limits of our power over nature, and of nature's power over us; to what goal we are tending; are the problems which present themselves anew and with undiminished interest to every man born into the world. […] Where, then, must we look for primaeval Man? Was the oldest Homo sapiens pliocene or miocene, or yet more ancient? […] Time will show.
Türkçesi: İnsanlık için soruların sorusu, yani bütün öbür soruların altında yatan ve hepsinden daha derin bir ilgi uyandıran sorun, insanın doğada işgal ettiği yeri ve varlıkların evreniyle ilişkilerini belirlemektir. Irkımızın nereden geldiği, doğa üzerindeki gücümüzün ve doğanın bizim üzerimizdeki gücünün sınırlarının ne olduğu, hangi hedefe doğru ilerlediğimiz: bunlar, dünyaya gelen her insanın karşısına yeniden ve eksilmeyen bir ilgiyle çıkan sorunlardır. […] Öyleyse ilk insanı nerede aramalıyız? En eski Homo sapiens Pliyosen'de mi, Miyosen'de mi yaşadı, yoksa daha da mı eski? […] Zaman gösterecek.
Kaynak: Thomas Henry Huxley, Evidence as to Man's Place in Nature (London: Williams and Norgate, 1863), II. ve III. denemeler; aynı yılın Amerikan baskısı (New York: D. Appleton, 1863), archive.org. Türkçesi bizim.
- Huxley, insanın kökeni sorusunu neden «soruların sorusu» olarak görüyor?
- Huxley'in en eski Homo sapiens'i Pliyosen'de ya da Miyosen'de araması, bugünkü bilgilerle karşılaştırıldığında ne gösteriyor?
- Huxley'in «zaman gösterecek» demesi, bilimsel bilginin doğası hakkında ne söylüyor?
Tarihçiler Tartışıyor
- Richard Klein (1989) — The Human Career'da ve sonraki çalışmalarında modern insan davranışının yaklaşık elli bin yıl önce görece ani bir biçimde ortaya çıktığını, bunun biyolojik bir değişiklikle ilişkili olabileceğini savundu.
- Sally McBrearty ve Alison Brooks (2000) — Journal of Human Evolution'daki makalelerinde modern davranışın işaretlerinin Afrika'nın Orta Taş Çağı boyunca, yüz binlerce yıla yayılan kademeli bir süreçte ortaya çıktığını gösterdiler; «insan devrimi» fikrine karşı çıktılar.
- Christopher Henshilwood ve meslektaşları (2002) — Science'ta Blombos Mağarası'nda bulunan, yaklaşık 75 bin yıllık geometrik desenli aşı boyası parçalarını yayımladılar; sembolik düşüncenin Afrika'da çok daha erken ortaya çıktığını ileri sürdüler.
- Tim White ve meslektaşları (2003) — Nature'da Herto'da bulunan yaklaşık 160 bin yıllık kafataslarını tanımlayarak Homo sapiens'in Afrika kökenini destekleyen önemli fosil kanıtları sundular.
Bu dört çalışma, insanın kökenine dair tartışmanın iki boyutunu gösteriyor. White ve meslektaşlarının fosilleri, bedenimizin ne zaman ve nerede bugünkü biçimini aldığını; Klein, McBrearty ve Brooks ile Henshilwood'un çalışmaları ise, düşünce ve davranışımızın ne zaman bugünkü biçimini aldığını tartışıyor. Bugün araştırmacıların çoğu, McBrearty ve Brooks'un kademeli gelişim görüşüne daha yakın duruyor; ama elli bin yıl önce bazı bölgelerde yeniliklerin hızlandığı gözlemi de hâlâ açıklanmayı bekliyor. Klein ile McBrearty ve Brooks arasındaki tartışma, kanıtların nereden toplandığının sonucu nasıl etkileyebileceğini de gösteriyor: Avrupa'dan bakanlar bir devrim, Afrika'dan bakanlar uzun bir evrim gördü.
Derine İn
Tarih öncesi araştırmalarında tarihleme, en temel ve en zor sorunlardan biridir. Radyokarbon yönteminin ölçebildiği zaman, Homo sapiens'in kökenine inmeye yetmez; bu yüzden Homo sapiens'in kökenine dair fosiller, başka yöntemlerle tarihlenir. Bunlardan biri, volkanik külleri tarihlemektir: bir fosilin altındaki ve üstündeki volkanik katmanların yaşı biliniyorsa, fosilin yaşı bu iki tarih arasında olmalıdır. Omo ve Herto fosilleri bu yolla tarihlendi. Başka yöntemler, kristallerin ya da dişlerin içinde birikmiş radyasyonu ölçer.
Her tarihleme yöntemi, belirli bir hata payı taşır ve bazen farklı yöntemler farklı sonuçlar verir. Bu yüzden bir fosilin yaşı, genellikle birkaç yöntemin sonuçları karşılaştırılarak belirlenir ve bir aralık olarak ifade edilir. Omo fosillerinin yaşının, bulunmalarından yaklaşık kırk yıl sonra yeniden hesaplanması, tarihlemenin ne kadar tartışmalı ve güncellenebilir olduğunu gösteriyor.
Fosillerin yorumlanması da tartışmalıdır. Bir kafatasının hangi türe ait olduğunu belirlemek, onun özelliklerini başka fosillerle karşılaştırmayı gerektirir; ama türler arasındaki sınırlar her zaman keskin değildir. Bazı araştırmacılar, eski fosillerde görülen karışık özellikleri, türümüzün Afrika'nın farklı bölgelerindeki topluluklar arasında uzun süreli bir etkileşim içinde biçimlendiğinin işareti olarak yorumluyor. Bu görüşe göre, Homo sapiens'in tek bir «beşiği» yoktu; türümüz, kıta çapında birbirine bağlı toplulukların ortak ürünüydü.
Modern davranışın arkeolojik izlerini yorumlamak da benzer zorluklar taşır. Bir aşı boyası parçası üzerindeki çizgiler, bilinçli bir sembol mü, yoksa boyayı toz hâline getirirken oluşmuş rastlantısal izler mi? Bir deniz kabuğundaki delik, bir boncuk için mi açıldı, yoksa doğal bir süreç mi? Arkeologlar bu soruları, izlerin düzenliliğine, aynı türden buluntuların tekrarlanmasına ve mikroskobik incelemelere dayanarak cevaplamaya çalışır. Blombos'taki desenler, aynı mağarada farklı katmanlarda benzer biçimde tekrarlandığı için, rastlantısal izlerden çok bilinçli bir geleneğin ürünü olarak yorumlandı.
Bir de, tarih öncesi araştırmalarının bir takım işi olduğunu hatırlamak gerekir: jeologlar katmanları, kimyacılar tarihleme örneklerini, anatomistler kemikleri, arkeologlar aletleri ve genetikçiler DNA'yı inceler. Tek bir buluntunun anlamı, çoğu zaman bu uzmanların yıllarca süren ortak çalışmasıyla ortaya çıkar.
Son olarak, bu kanıtların eksikliğini hatırlamak gerekir. Tahta, deri, lif ve bitkiden yapılmış eşyalar, yani tarih öncesi insanların muhtemelen en çok kullandığı malzemeler, çoğunlukla günümüze ulaşmadı. Bu yüzden elimizdeki kanıtlar, o insanların yaptıklarının yalnızca taştan, kemikten ve kabuktan yapılmış küçük bir kısmını gösterir. Modern davranışın «ne zaman başladığı» sorusu, belki de kısmen, hangi malzemelerin korunduğuyla ilgilidir.
Bir başka sorun, arkeolojik araştırmanın coğrafi dağılımıdır. Yirminci yüzyılın büyük bölümünde tarih öncesi kazıların çoğu Avrupa'da yapıldı; Afrika'nın geniş bölgeleri ise görece az araştırıldı. Bu dengesizlik, «insan devrimi» fikrinin neden önce Avrupa'daki buluntulara dayanarak doğduğunu da açıklıyor. Afrika'da kazılar arttıkça, modern davranışın erken işaretleri de çoğaldı. Bir bölgede kanıt bulunmaması, orada bir şey olmadığını değil, belki de henüz aranmadığını gösterir. Tarihçiler ve arkeologlar, «kanıtın yokluğu, yokluğun kanıtı değildir» ilkesini bu yüzden sık sık hatırlatır.
Uzman Notu
Temel literatür
- Thomas Henry Huxley, Evidence as to Man's Place in Nature (London: Williams and Norgate, 1863).
- Richard G. Klein, The Human Career: Human Biological and Cultural Origins (Chicago: University of Chicago Press, 1989).
- Sally McBrearty ve Alison S. Brooks, «The revolution that wasn't: a new interpretation of the origin of modern human behavior», Journal of Human Evolution 39 (2000), s. 453–563.
- Christopher S. Henshilwood ve diğerleri, «Emergence of Modern Human Behavior: Middle Stone Age Engravings from South Africa», Science 295 (2002), s. 1278–1280.
- Tim D. White ve diğerleri, «Pleistocene Homo sapiens from Middle Awash, Ethiopia», Nature 423 (2003), s. 742–747.
- Ian McDougall, Francis H. Brown ve John G. Fleagle, «Stratigraphic placement and age of modern humans from Kibish, Ethiopia», Nature 433 (2005), s. 733–736.
Arşiv ve kaynak
Huxley'in üç denemesinin 1863'teki Londra ve New York baskılarının taramaları, çevrim içi kütüphanelerde serbestçe okunabiliyor. Omo ve Herto fosilleri Etiyopya'nın Ulusal Müzesi'nde, Blombos buluntuları ise Güney Afrika'daki araştırma kurumlarında korunuyor. Türkiye'deki Paleolitik buluntuların önemli bir kısmı, Antalya Müzesi ve Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde sergileniyor.
Açık sorular
- Homo sapiens'in kökeni, Afrika'nın tek bir bölgesinde mi, yoksa kıta çapında birbirine bağlı topluluklar arasında mı gerçekleşti?
- Modern davranışın arkeolojik izleri, tarih öncesi insanların düşünce dünyası hakkında ne kadar güvenilir bir bilgi verir?
- Korunmayan organik malzemeler, tarih öncesi insanların yetenekleri hakkındaki yargılarımızı ne ölçüde çarpıtıyor?
Mini sınav
- (Hedef 1) Omo Kibish ve Herto fosilleri hangi ülkede bulundu? A) Güney Afrika B) Fas C) Etiyopya D) Kenya
- (Hedef 2) «Anatomik olarak modern insan» terimi neyi ifade eder? A) Kafatası ve iskelet yapısı bakımından bugünkü insanlara benzeyen insanları B) Yalnızca bugün yaşayan insanları C) Yazıyı kullanan insanları D) Tarım yapan insanları
- (Hedef 2) McBrearty ve Brooks'un temel iddiası nedir? A) Modern davranışın elli bin yıl önce aniden ortaya çıktığı B) Modern davranışın Avrupa'da doğduğu C) Modern davranışın Afrika'nın Orta Taş Çağı boyunca kademeli olarak ortaya çıktığı D) Modern davranışın hiç var olmadığı
- (Hedef 2) Blombos Mağarası'nda bulunan yaklaşık 75 bin yıllık buluntular neyi gösteriyor? A) Tarımın başladığını B) Sembolik düşüncenin çok erken bir dönemde var olduğunu C) Metal kullanımını D) Yazının icadını
- (Hedef 3) Tarih öncesi insanlara dair kanıtların önemli bir sınırı nedir? A) Hiç fosil bulunmamış olması B) Tahta, deri ve lif gibi organik malzemelerin çoğunlukla günümüze ulaşmamış olması C) Bütün kanıtların sahte olması D) Taş aletlerin hiç korunmamış olması
Açık uçlu soru
(Hedef 3) Homo sapiens'in kökenine dair fosil, arkeolojik ve genetik kanıtları karşılaştır. Her kanıt türünün hangi soruya cevap verdiğini ve hangi soruya cevap veremediğini açıkla. Klein ile McBrearty ve Brooks arasındaki tartışmayı bu kanıtlar ışığında değerlendirerek, modern davranışın ortaya çıkışına dair kendi görüşünü gerekçeleriyle yaz.
Cevaplar
- C — Omo Kibish ve Herto fosilleri Etiyopya'da bulundu.
- A — Anatomik olarak modern insan, iskelet yapısı bakımından bugünkü insanlara benzeyen insanlardır.
- C — McBrearty ve Brooks, modern davranışın Afrika'da kademeli olarak ortaya çıktığını savundu.
- B — Blombos buluntuları, sembolik düşüncenin çok erken bir dönemde var olduğunu gösteriyor.
- B — Organik malzemelerin çoğunlukla korunmamış olması, kanıtların önemli bir sınırıdır.
Güçlü bir cevap, fosillerin bedenin biçimini, arkeolojik buluntuların davranışın izlerini, genetik verilerin ise nüfusların ilişkilerini gösterdiğini ayırt eder. Klein'in Avrupa merkezli buluntulara dayanan ani devrim görüşü ile McBrearty ve Brooks'un Afrika'daki kademeli gelişim görüşünü karşılaştırır; Blombos gibi buluntuları ve organik malzemelerin korunmama sorununu hesaba katarak gerekçeli bir sonuca varır.
Sonraki bölüme köprü
Afrika'dan yayılan Homo sapiens toplulukları, Avrasya'da boş topraklara değil, yüz binlerce yıldır orada yaşayan başka insanlara rastladı. Kafatasları alçak alınlı ve kalın kaşlı olan bu insanları ilk tanımlayan on dokuzuncu yüzyıl bilginleri, onları kaba birer mağara adamı olarak hayal etti. Sonraki bölüm, bu insanların gerçekte kim olduğunu ve neden ortadan kalktıklarını soruyor: Neandertallerle ne oldu?