Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Dört mekanizma da aynı işi yapıyor: yan yana durmayan iki şeyi yan yana getirip bağı seyirciye kurduruyor. Bağı sen kurarsan açıklama, seyirci kurarsa şaka olur.
Benzetme uzak bir alandan ilişki yapısı taşır; taşınan şey görüntü değil, fiildir. Karşılaştırma aynı dünyanın iki ögesini yan yana koyup muamele farkını gösterir ve haksızlık duygusu üretir. Kişileştirme nesneye niyet vererek bir şaka değil, bir şaka kaynağı yaratır.
Özgüllük ise diğerleriyle aynı türden değildir. Bir şaka biçimi değil, bütün şaka biçimlerinin çarpanıdır: mekanizmayı değiştirmez, çözünürlüğü değiştirir.
Ve hepsinin tek ölçüsü var — seyirci köprüyü yarım saniyede kurabiliyor mu?
Açılış sahnesi
Seyirci güldüğünde ne olduğunu düşün.
Bir şey söyledin. Onlar bir şey anladı. Ve o anlama işini sen yapmadın — onlar yaptı.
Bu, komedideki en az konuşulan gerçek. Gülme, senin verdiğin bilgiden gelmez. Senin bıraktığın boşluğu seyircinin kendi kafasında kapatmasından gelir.
"E-posta kutum küçük bir şehir belediyesi gibi."
Bu cümleyi duyan kişi yarım saniye içinde bir iş yaptı. E-posta kutusunu düşündü, belediyeyi düşündü, ikisi arasında bir bağ aradı ve buldu: biriken başvurular, çözülmeyen talepler, kimsenin sorumlu olmadığı bir yığın.
Sen o bağı söylemedin. Söyleseydin gülmezlerdi.
İşte bu dersin dört mekanizması aynı işi yapıyor: seyircinin zihninde daha önce yan yana durmayan iki şeyi yan yana getiriyor ve aradaki bağı seyirciye kurduruyor.
Kurma işini sen yaparsan açıklama olur. Seyirci yaparsa şaka olur.
Bu derste ne olacak
Önce bağ kurmanın neden gülme ürettiğini konuşacağız; tanıma anı kavramını buraya oturtacağız. Sonra dört mekanizmayı açacağız — benzetme, karşılaştırma, özgüllük ve kişileştirme. Benzetme ile karşılaştırmanın farkını ayrı bir başlıkta netleştireceğiz, çünkü en çok karıştırılan çift bu. Ardından yirmi bir özgün örnekle bağların nerede kurulduğunu izleyeceğiz. Ders bittiğinde özgüllüğün neden ayrı bir mekanizma değil, hepsinin çarpanı olduğunu görüyor olacaksın.
Sıfır noktası
İki nokta çiz. Aralarına çizgi çizme.
Bakan kişi çizgiyi kendi kafasında çizer. Bu, insan zihninin kapatılamayan bir alışkanlığı: iki şey yan yana durduğunda aralarında ilişki arar.
Komedi bu alışkanlığın üstünde yaşar.
Şimdi noktaları birbirinden uzaklaştır. Uzaklaştıkça çizgiyi çizmek zorlaşır. Bir noktadan sonra bakan kişi çizemez ve vazgeçer.
Ama tam vazgeçmeden önceki mesafe var ya — orası komedinin çalıştığı yer.
Çok yakın iki nokta arasında bağ kurmak iş değildir; kimse gülmez, çünkü zaten görülüyordu. Çok uzak iki nokta arasında bağ kurulamaz; kimse gülmez, çünkü bulunacak bir şey yok. Aradaki dar şeritte, bulunması güç ama bulunabilir bağlarda gülme oluşur.
Bu yüzden benzetme yazarken sorulacak soru "ne kadar yaratıcı" değildir. Soru şudur: seyirci bunu yarım saniyede bulabilir mi?
Yarım saniye, tanıma anının bütçesidir. Daha uzun sürerse seyirci düşünmeye başlar ve düşünen seyirci gülmez.
Ve bir şey daha: bağ kurulduğunda seyirci yalnızca gülmez, aynı zamanda kendini zeki hisseder. Bulan kişi odur. Komedyenin en cömert davranışı budur — buluşu seyirciye bırakmak.
Mekanizma
Dördü de bağ kuruyor ama bağladıkları şeyler farklı.
Bu ayrım çok önemli. "E-posta kutum belediye gibi" derken e-posta kutusunun belediyeye benzediğini söylemiyorsun. Her ikisinde de aynı ilişki yapısının bulunduğunu söylüyorsun: talep gelir, birikir, çözülmez, kimse sorumlu değildir.
Yani benzetmenin gövdesi isim değil, fiildir. İki alan arasında taşıdığın şey nesneler değil, nesneler arasındaki hareket.
İyi bir benzetmenin sınaması şu: benzetilen alanı değiştirdiğinde cümlenin geri kalanı da değişmek zorunda mı? Zorunda değilse ilişki taşınmamış, sadece süs eklenmiş demektir.
Karşılaştırma benzetmeyle sürekli karıştırılır, ayıralım.
Benzetme uzak bir alandan yapı ödünç alır: e-posta kutusu ile belediye ayrı dünyalardır. Karşılaştırma ise aynı dünyanın iki ögesini yan yana koyar ve aralarındaki muamele farkını gösterir: kedi yatıyor, sen yatıyorsun, ikinize farklı davranılıyor.
Yani benzetme "bu, şuna benziyor" der. Karşılaştırma "bu ile şu aynı, ama davranış farklı" der.
İkisinin ürettiği duygu da farklıdır. Benzetme keşif duygusu verir. Karşılaştırma haksızlık duygusu verir ve bu yüzden toplumsal malzemede daha güçlüdür.
Şimdi bir şey söyleyeceğim ve bu dersin en işe yarar cümlesi olabilir: özgüllük diğerleriyle aynı türden bir mekanizma değildir.
Yanıltma bir şaka biçimidir. Abartı bir şaka biçimidir. Özgüllük bir şaka biçimi değil, bütün şaka biçimlerinin çarpanıdır.
"Babam telefon kullanamıyor" bir gözlemdir ve komik değildir. "Babam mesaj yazarken her kelimeden sonra nokta koyuyor; 'Eve. Gel.' yazınca davet değil, polis tutanağı geliyor" aynı gözlemdir ve komiktir. Arada mekanizma değişmedi. Çözünürlük değişti.
Bu yüzden özgüllük bu dersin içinde, tek başına değil, diğer üçünün yanında duruyor. Bir benzetmeyi güçlendiren şey özgüllüktür. Bir abartıyı ayakta tutan şey özgüllüktür. Bir kişileştirmeyi görünür kılan şey özgüllüktür.
Ölçüt hep aynı: cümleyi duyan kişinin kafasında bir görüntü beliriyor mu?
Kişileştirme, bağ mekanizmalarının en cömerti, çünkü tek hamlede bir karakter yaratır. Yazıcıya niyet verdiğinde artık sahnede iki kişi var.
Ve buradan bir zenginlik açılır: karakteri olan bir nesne ile ilişki kurulabilir, tartışılabilir, ondan şikâyet edilebilir, ona hak verilebilir. Yani kişileştirme bir şaka üretmez, bir şaka kaynağı üretir.
En güçlü hâli, verilen insani özelliğin nesnenin gerçek davranışını açıklamasıdır. Bitki pencereye eğilir — bu gerçek. "Evde benden önce kaçış planı yapan bir canlı var" — bu, o gerçeğin insani okuması. Gözlem sahici olduğu için kişileştirme yapışıyor.
Örneklerden okuma
Usta katmanı
Birinci katman, benzetmenin sonuna kadar yürütülmesi.
Acemi benzetme tek cümlede biter. Usta benzetme, kurulan alanın içinde yürümeye devam eder. Açık büfe havaalanı güvenliğine benzetildiğinde iş bitmez; o alanda kontrol noktası, tarama, el konulan eşya, gizli bölme vardır ve hepsi açık büfeye çevrilebilir.
Bunu bir önceki modülde ödünç alınan alan diye adlandırmıştık. Benzetme, ödünç alınan alanın en açık biçimidir: alanı sen ilan edersin.
Sınır şu: alan tutarlı kalmalı. Havaalanından girip hastaneden çıkarsan seyirci nerede olduğunu kaybeder.
İkinci katman, karşılaştırmanın toplumsal yükü.
Karşılaştırma haksızlık duygusu ürettiği için toplumsal malzemede en güçlü mekanizmadır. Ama aynı nedenle en riskli olanıdır. İki şeyi yan yana koyduğunda kimin lehine, kimin aleyhine koyduğun bir konum bildirir.
Bu, on dördüncü modülün konusu ve orada ayrıntısıyla çalışacağız. Şimdilik tek kural yeter: karşılaştırmada aşağı bakan taraf sen olmalısın ya da karşılaştırdığın şey bir kişi değil bir sistem olmalı. Kedi ile kendini karşılaştırmak güvenlidir. Bir gruba karşı bir grup koymak değildir.
Üçüncü katman, özgüllüğün nereye konacağı.
Özgüllük her yere serpilmez. Bir şakada genellikle tek bir özgül ayrıntı yeter ve o ayrıntı vuruşa mümkün olduğunca yakın durmalıdır.
Neden? Çünkü özgüllük dikkat çeker. Kurulumun ortasına konan çok parlak bir ayrıntı, seyircinin zihnini oraya çeker ve vuruş geldiğinde dikkat başka yerdedir. Ayrıntıyı vuruşun içine ya da hemen önüne koy.
Dördüncü katman, kişileştirmenin persona ile ilişkisi.
Bir nesneye niyet verdiğinde aslında iki şey söylüyorsun. Birincisi nesne hakkında, ikincisi kendin hakkında. Yazıcının grev yaptığını düşünen kişi, dünyayı niyetlerle okuyan kişidir.
Sürekli kişileştiren bir komedyen belli bir karakter kurar: yalnız, evle konuşan, cihazlarla ilişkisi olan biri. Bu iyi ya da kötü değil, sadece bir seçim. Ama farkında olmadan yapılırsa persona kendiliğinden oluşur ve sen onu yönetemezsin.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlışBirinci yanlış: benzetme ne kadar uzak alandan gelirse o kadar iyidir.
Uzaklık tek başına bir değer değil. Seyircinin yarım saniyede köprüyü kurabilmesi gerekir; kuramazsa uzaklık zekâ değil, kopukluk üretir. Ölçüt uzaklık değil, taşınan ilişkinin netliğidir. En iyi benzetmeler genellikle orta mesafededir: alan uzaktır ama ilişki herkesin tanıdığı bir ilişkidir.
Yaygın yanlışİkinci yanlış: benzetme ile karşılaştırma aynı şeydir.
Değildir ve ayrımı bilmemek yazımda pahalıya mal olur. Benzetme uzak bir alandan yapı ödünç alır ve keşif duygusu üretir. Karşılaştırma aynı dünyadan iki ögeyi yan yana koyar ve haksızlık duygusu üretir. Elindeki fikir bir tutarsızlık gösteriyorsa onu benzetmeye çevirmeye çalışmak gücünü azaltır.
Yaygın yanlışÜçüncü yanlış: özgüllük demek bol ayrıntı demektir.
Bol ayrıntı özgüllük değil, yavaşlıktır. Özgüllük tek bir doğru seçilmiş ayrıntıdır. Üç ayrıntı verdiğinde seyirci hangisine bakacağını bilemez ve resim netleşeceğine bulanır. Bir cümlede bir görüntü; kural bu kadar basit.
Yaygın yanlışDördüncü yanlış: kişileştirme çocukça bir tekniktir.
Bu kanı, kişileştirmenin çocuk hikâyelerinde çok kullanılmasından geliyor. Ama stand-up'ta kişileştirmenin işlevi tamamen farklıdır: bir nesneye niyet vermek, o nesneyle ilişki kurulabilmesini sağlar ve ilişki, gözlemin en verimli kaynağıdır. Yazıcıya karakter verdiğinde elinde bir cümle değil, bir sahne olur.
Yaygın yanlışBeşinci yanlış: benzetmeyi açıklamak seyirciye yardım eder.
Etmez, şakayı öldürür. "E-posta kutum belediye gibi, yani ikisinde de işler yavaş ilerliyor" cümlesindeki ikinci kısım, seyircinin yapacağı işi elinden alır. Bağ kurma işini seyirciye bırak. Kuramayacağını düşünüyorsan sorun açıklamada değil, benzetmenin kendisindedir.
Uygulama — kendin dene
Kilit özet
Dört mekanizma da aynı işi yapıyor: yan yana durmayan iki şeyi yan yana getirip bağı seyirciye kurduruyor. Bağı sen kurarsan açıklama, seyirci kurarsa şaka olur.
Benzetme uzak bir alandan ilişki yapısı taşır; taşınan şey görüntü değil, fiildir. Karşılaştırma aynı dünyanın iki ögesini yan yana koyup muamele farkını gösterir ve haksızlık duygusu üretir. Kişileştirme nesneye niyet vererek bir şaka değil, bir şaka kaynağı yaratır.
Özgüllük ise diğerleriyle aynı türden değildir. Bir şaka biçimi değil, bütün şaka biçimlerinin çarpanıdır: mekanizmayı değiştirmez, çözünürlüğü değiştirir.
Ve hepsinin tek ölçüsü var — seyirci köprüyü yarım saniyede kurabiliyor mu?
Sonraki derse köprü
Buraya kadar tahminle, boyla ve bağla oynadık. Bir sonraki derste malzemenin kendisine, yani dile ve mantığa gireceğiz.
Kelimesi kelimesine yorumlama, çifte anlam, yanlış mantık, gerekçelendirme ve kuralın sonucunu izleme. Beşi de dilin ya da mantığın kendi kurallarını sonuna kadar uygulayınca ortaya çıkan saçmalığı kullanır.