Öğrenci yöntem bölümüne bir paragraf eklemekte tereddüt ediyor. Paragrafta kendi çocukluğunu anlatması gerekecek: annesi bir tekstil atölyesinde çalışırken, ilkokulu bitirene kadar her gün büyükannesinin evinde kaldığını. Konuyu seçmesinin arkasında bu evin, o mutfağın, büyükannesinin akşamları yorgunluktan televizyonun karşısında uyuyakalmasının durduğunu biliyor.
Bir yanı bu paragrafın tezi zayıflatacağını düşünüyor. Okuyan kişi, bulgularının kendi özlemi ya da suçluluğu tarafından boyandığını sanabilir. Öbür yanı ise görüşmelerde kadınların ona neden bu kadar kolay açıldığını hatırlıyor. Kendi büyükannesinden söz ettiğinde konuşmalar değişmiş, kadınlar yorgunluklarını anlatmaya başlamıştı. Aynı deneyim, bir yerde onu kör etmiş olabilir, başka bir yerde ona başkalarının göremediğini göstermiş olabilir. Hangisi olduğunu nasıl bilecek?
Yol haritası
Bu derste ne olacak
Yazılmayı bekleyen paragraf ve büyükannenin televizyon karşısındaki uykusu bu dersin kurgusal zemini. Araştırmacının değerlerinin ve toplumsal konumunun bilgiyi nasıl etkilediği sorusu ise sosyolojinin kuruluşundan bu yana tartışılan ve hâlâ kapanmamış bir sorudur.
Hazırlık kursunda nesnellik, bulguların araştırmacının tercihlerinden bağımsız olarak başkalarınca denetlenebilmesi olarak tanımlanmış, araştırmacının konumunu açıkça yazması da konum beyanı olarak tanıtılmıştı. Bu ders o başlangıcı yöntem tartışmasının içine taşıyor. Değerlerin araştırmanın hangi aşamalarına girebileceği ve hangilerine girmemesi gerektiği, araştırmacının kime inanmaya eğilimli olduğu, konumun bir kör nokta mı yoksa bir bakış noktası mı olduğu ve nesnelliğin tek bir kişinin değil bir topluluğun başarısı olarak nasıl düşünülebileceği dersin konuları.
Sıfır noktası — Değerler nereye girer
Hazırlık kursunda olgu ile değer yargısı ayrılmış, betimlemeden talebe geçerken araya giren değer öncüllerine dikkat çekilmişti. Yöntem tartışmasında soru biraz daha incedir: değerler araştırmanın hangi aşamasında meşrudur?
Bir araştırma birçok karardan oluşur: hangi konunun seçileceği, hangi sorunun sorulacağı, verinin nasıl toplanıp çözümleneceği, bulguların nasıl yorumlanacağı ve kimin için yazılacağı. Değerlerin bu kararların bazılarına girmesi kaçınılmazdır, bazılarına girmesi ise araştırmayı bozar.
Mekanizma — Konum, inanılırlık ve denetim
Araştırmacının değerleri yalnızca açık yargılar biçiminde değil, kime kulak verdiğinde ve kimin anlatısını daha güvenilir bulduğunda da iş görür. Bu etki çoğu zaman araştırmacının kendisi tarafından fark edilmez.
Araştırmacının toplumsal konumu, yani cinsiyeti, yaşı, sınıfı, kökeni ve incelediği toplulukla ilişkisi, onun neyi görebileceğini ve neyi göremeyeceğini etkiler. Araştırma tasarımı kursunda içeriden araştırmacının erişim avantajı ile gözden kaçırma riski birlikte ele alınmıştı. Yöntem tartışmasında bu durum bir epistemoloji sorusuna dönüşür: bilgi her zaman bir yerden mi üretilir?
Konumu kabul etmek, nesnelliği terk etmek anlamına gelmez. Tersine, nesnelliğin tek bir araştırmacının kafasında değil, bir araştırmacılar topluluğunun birbirini denetlemesinde kurulduğu düşünülebilir.
Bu norm, sosyolog Robert Merton'ın bilimin işleyişini düzenleyen kurumsal normları tanımladığı çalışmasında öne çıkan ilkelerden biridir. Hazırlık kursundaki nesnellik tanımı, yani denetlenebilirlik, bu topluluk fikrine dayanır: bir bulgu, başkalarının onu sınayabileceği biçimde yazıldığında nesnelleşir.
Kuramsal mercekler
Nesnellik ile konum arasındaki ilişkiye üç ayrı cevap verilebilir. Birinci cevap klasik nesnelliktir: araştırmacı yöntemiyle kendi konumunu olabildiğince paranteze almalı, değerlerini konu seçimiyle sınırlı tutmalı ve bulguları kişisel bakışından arındırmalıdır.
İkinci cevap göreceliktir: her bilgi bir konumdan üretildiğine göre hiçbir bilgi ötekinden daha nesnel değildir ve farklı konumlardan gelen anlatılar yalnızca yan yana konabilir. Bu cevap nadiren açıkça savunulur, ama eleştirmenler tarafından konum vurgusunun kaçınılmaz sonucu olarak sık sık öne sürülür.
Üçüncü cevap, konumun açıkça yazılmasını ve farklı konumların birbirini denetlemesini nesnelliğin koşulu sayar. Bu bakışa göre nesnellik, konumsuzluk değil, konumun görünür kılınmasıyla kazanılan bir hesap verebilirliktir. Feminist kuram kursunda ele alınacak duruş noktası tartışmaları, bu cevabın en gelişkin biçimlerinden birini sunar.
Ölçek
Değerlerin ve konumun etkisi, araştırmanın ölçeğine göre farklı biçimlerde görünür. Tek bir araştırmacının yürüttüğü küçük bir etnografik çalışmada konumun etkisi doğrudan ve yoğundur. Büyük ekiplerin yürüttüğü ulusal araştırmalarda ise konum, anket sorularının dilinde, kategorilerin seçiminde ve hangi konuların hiç sorulmadığında daha örtük biçimde iş görür.
Türkiye bağlamı ve karşılaştırma
Türkiye'de akrabalık, hemşehrilik ve mahalle ilişkilerinin yoğun olduğu bağlamlarda araştırmacının konumu, sahaya girişi ve alınan cevapları belirgin biçimde etkileyebilir. Aynı yöreden gelmek kapıları açabilir, ama aynı zamanda katılımcıları topluluk içinde nasıl görüneceklerine dair daha temkinli davranmaya da itebilir. Uluslararası yöntem literatüründeki içeriden ve dışarıdan araştırmacı tartışması, bu yoğun ilişki ağlarının olduğu bağlamlarda ayrı bir ağırlık kazanır.
Uluslararası karşılaştırmada, araştırma etiği kurullarının ve dergilerin araştırmacıdan konum beyanı beklentisi de farklılaşır. Bazı nitel araştırma geleneklerinde konum paragrafı yöntem bölümünün olağan bir parçasıdır, bazılarında ise hâlâ alışılmadık ve kişisel bir ekleme gibi karşılanır.
Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?
Araştırmacının konumunun veriyi etkilediği, yalnızca kuramsal bir iddia değildir. Anket araştırmalarında görüşmecinin cinsiyetinin ya da kökeninin belirli sorulara verilen cevapları etkilediği, veri toplama dersinde anılan anketör etkisi çalışmalarıyla gösterilmiştir. Nitel araştırmada ise aynı sahada çalışan farklı araştırmacıların farklı anlatılar topladığı, yöntem literatüründe sık tartışılan bir olgudur.
Yanılgılar
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışNesnelliğin araştırmacının hiçbir değere ve konuma sahip olmaması anlamına geldiği sanılabilir.
Doğrusu
Oysa hiçbir araştırmacı konumsuz değildir. Nesnellik, değerlerin ve konumun görünür kılınıp denetime açılmasıyla kurulur.
Yaygın yanlışKonum beyanının araştırmayı zayıflatan bir itiraf olduğu düşünülebilir.
Doğrusu
Oysa konumunu açıkça yazan bir araştırma, okura bulguları değerlendirmek için gereken bilgiyi verir ve denetlenebilirliği artırır.
Yaygın yanlışDeğerlerin araştırmanın hiçbir aşamasına girmemesi gerektiği sanılabilir.
Doğrusu
Oysa konu seçimi kaçınılmaz olarak değerlere bağlıdır. Sorun, değerlerin veri toplama, çözümleme ve bulguların bildirimine fark edilmeden sızmasıdır.
Yaygın yanlışKonumlu bilginin her bakışı eşit derecede geçerli saydığı düşünülebilir.
Doğrusu
Oysa konumlu bilgi görecelik değildir. Kendi sınırlarını belirten ve başka konumlarla hesaplaşan bilgiyi, her şeyi gördüğünü iddia eden bilgiden daha sorumlu sayar.
Yaygın yanlışYetkililerin anlatısının her zaman sıradan insanlarınkinden daha güvenilir olduğu sanılabilir.
Doğrusu
Oysa bu varsayım, güvenilirlik hiyerarşisinin kendisidir. Her kaynağın güvenilirliği gerekçelendirilmelidir.
Özet
Aklında kalsın
Konu seçimi kaçınılmaz olarak değerlerle ilişkilidir ve bu meşrudur.
Değerden bağımsızlık, değerlerin yokluğu değil, olgu ile değer yargısının açıkça ayrılmasıdır.
Güvenilirlik hiyerarşisi, üst konumdakilerin anlatısını fark ettirmeden olgu gibi kaydettirir.
Her bilgi bir konumdan üretilir, konumlu bilgi görecelik değildir.
Nesnellik tek bir araştırmacının değil, birbirini denetleyen bir topluluğun başarısıdır.
Konum bir kör nokta da bir bakış noktası da olabilir, hangisi olduğu açıkça yazılarak sınanır.
Öğrencinin görüşmeleri tek bir kentin iki ilçesinde yapıldı. Bulgularını okuyan biri, başka bir kentte, başka bir bölgede ya da başka bir ülkede büyükannelerin durumunun da böyle olup olmadığını soracak. Nicel bir araştırmada bu soru, örneklemin hangi evreni temsil ettiğiyle cevaplanır. Ama öğrencinin görüşme bulguları istatistiksel bir örneklemden gelmiyor. Onları başka bir bağlama taşımak mümkün mü? Belki bulgular değil, bulguların ardındaki mekanizma taşınabilir: kızın işinin bakım ihtiyacı yaratması ve bu ihtiyacın kamusal bakım yokluğunda büyükanneye yönelmesi. İstatistiksel genelleme, bağlamdan bağlama aktarım ve mekanizma üzerinden genelleme, bir bulgunun sınırlarını düşünmenin üç ayrı yolunu sunuyor.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.