Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- İnandırıcılık, nicel geçerliliğin birebir karşılığı değildir, nitel araştırmanın kendi mantığıyla kurulan ayrı bir güvendir.
- Olumsuz vaka aranır ve gizlenmez, çünkü temayı inceltmenin ya da sınırını göstermenin tek yolu ona uymayanı da görmektir.
- Üçgenleme, kaynakların birbirini tekrarlamasını değil, farklılıkların da öğretici olabileceğini kabul eder.
- Katılımcı teyidi güçlü bir sınamadır ama katılımcının onayı ya da reddi tek başına son sözü söylemez.
- Denetim izi, araştırmacının kararlarını başkasının izleyebileceği bir kayda dönüştürür ve önyargıyı gizlemek yerine görünür kılar.
- Aktarılabilirlik istatistiksel bir genelleme değildir, kararı okura bırakan ve bağlamın ayrıntılı anlatılmasına dayanan bir taşımadır.
- Türkiye'de nitel tezlerin nicel ölçütlerle sınandığı jüri odaları, bu ölçütlerin neden açıkça öğretilmesi gerektiğini gösterir.
Açılış sahnesi
Danışmanın ofisinde masa, öğrencinin getirdiği döküm sayfaları ve kod listeleriyle tamamen kaplı duruyor. Öğrenci, torun bakan yaşlı kadınlarla yaptığı görüşmelerden yorgunluğun söylenemez olması diye bir tema adayı çıkarmış. Kod listesini danışmanına uzatırken temayı nasıl kurduğunu heyecanla ve ayrıntılı biçimde anlatmaya başlıyor. Danışman dinliyor, sonra dökümlerin arasından tek bir sayfa çekip masanın ortasına koyuyor. Sorusunu doğrudan bir sınav gibi sormak yerine konuşmanın akışına yerleştiriyor ve soruyor: bu temaya uymayan bir kadın var mıydı? Öğrenci bir an duraksıyor, sonra aklına torun bakmayı açıkça seven bir kadının görüşmesi geliyor. O kadın yorulduğunu gülerek anlatmış ve benim hayatım bu diyerek torun bakmaktan duyduğu memnuniyeti saklamamıştı. Öğrenci o görüşmeyi kodlarken kenara ayırmış ve listesine yalnızca istisna diye kısa bir not düşmüştü. Şimdi danışmanın sorusu üzerine o notu yeniden okuyor ve rahatsız oluyor.
Danışman ikinci sorusunu sorarken senin günlüğünde hep yorgunluk görüyorum diye yazdığını biliyorum, öyleyse bu temaya neden inanayım diyor. Öğrenci bir an duruyor, sonra temanın yalnızca görüşmelerden değil başka kaynaklardan da beslendiğini anlatmaya başlıyor. Odak grupta yorgunluk sorulduğunda oluşan kısa sessizliği ve parkta gördüğü, torunuyla oturan bir kadının söze dökmediği hali anlatıyor. Danışman başını sallayıp onaylıyor, ama üçüncü sorusunu soruyor: bu mahalledeki kadınlardan öğrendiğin, başka bir şehirdeki, başka bir sınıftan kadınlara da söylenebilir mi? Öğrenci bu kez duraksıyor ve danışmanının gözlerinin içine bakarak hemen bir cevap bulamıyor.
Toplantı bitmeden önce öğrenci iki karara varıyor ve ikisini de danışmanına söylüyor. İlk karar, istisna diye kenara koyduğu görüşmeye yeniden dönüp onu dikkatle okumak. İkinci karar, temayı birkaç katılımcıya götürüp onların bu yorum hakkında ne düşündüğünü sormak. Birkaç gün sonra ikinci bir ziyaret sırasında temayı ilk katılımcıya anlatıyor. Katılımcılardan biri temayı duyar duymaz hemen onaylıyor ve evet, tam öyle diyor. Bir başkası ise itiraz ediyor ve kendi yorgunluğunu söylediğini, ama kızının onu dinlemediğini anlatıyor. Öğrenci bu ikinci cevabı not ederken temanın çürümediğini, belki de yanlış kurulduğunu düşünüyor. Belki de mesele söylenemezlik değil, duyulmamazlık olabilir mi diye kendi kendine soruyor.
Bu derste ne olacak
Yukarıda okuduğun sahne kurgu, çünkü danışmanın üç sorusu ve torun bakan kadınlar bu dersin konusunu somutlaştırmak için yazıldı. Sahnedeki hiçbir ayrıntı tek bir gerçek danışmanlık görüşmesinin notundan alınmadı ve tamamı bu dersin konusuna göre yazıldı. Danışmanın sorduğu üç soru aslında üç ayrı güven ölçütünün kapısını aralıyor. Bu derste nitel araştırmanın kendi güven ölçütlerini ele alacağız: inandırıcılık, aktarılabilirlik ve olumsuz vakaların analizdeki yeri. Üçgenleme, katılımcı teyidi ve denetim izi gibi araçların bu ölçütlere nasıl hizmet ettiğini de göreceğiz. Amacımız bu ölçütleri soyut ilkeler değil, bir araştırmacının önünde somut kararlar olarak tanımak.
Sıfır noktası — Sayının yerini tutan güven
Nitel araştırma, nicel araştırmanın geçerlilik ve güvenilirlik ölçütlerine hiçbir zaman birebir oturmaz. Tasarım kursunda geçerliliği, ölçülen şeyin gerçekten ölçülmek istenen şey olması diye tanımlamıştık. Güvenilirliği de aynı ölçümün tekrarlandığında hep aynı sonucu vermesi olarak tanımlamıştık. Bu iki ölçüt sayılabilir bir veriye ve tekrarlanabilir bir prosedüre dayanır. Nitel araştırmada veri sayılara indirgenmez, çünkü her görüşme kendi akışı içinde farklı ilerler. Bu fark, nitel araştırmanın istenen her şeyi söyleyebilme özgürlüğü tanıdığı anlamına asla gelmez. Nitel araştırmanın kendi güven ölçütleri vardır: inandırıcılık, aktarılabilirlik ve sürecin izlenebilir olması. Bu ölçütlerin nicel ölçütlerle ilişkisi kendi içinde hâlâ tartışmalı bir konudur. Bazı yöntembilimciler onları nicel ölçütlerin nitel karşılığı sayar ve aradaki çeviriyi kolay bulur. Başkaları ise bu ölçütleri bambaşka bir mantığa ait sayar, çünkü nitel araştırmanın amacı tek bir gerçekliği ölçmek değildir.
Mekanizma — Vakayı ve sesi izlemek
Bu ölçütlerin nasıl sağlandığını görmek için danışmanın sahnedeki üç sorusuna yeniden dönelim. İlk soru doğrudan olumsuz vakayla, yani temaya hiç uymayan bir görüşmeyle ilgiliydi. Temaya uymayan bir vaka bulununca araştırmacının önünde genellikle iki yol açılır. Ya temayı bu vakayı da açıklayacak biçimde inceltir, ya da temanın sınırını okura açıkça yazar. Vakayı görmezden gelip kenara koymak ikisinden de vazgeçmek demektir ve etik kursunda gördüğümüz veri çarpıtmasıyla aynı ailenin bir üyesidir. Olumsuz vaka temaya karşı durmaz, temanın içindedir, çünkü temayı gerçek karmaşıklığıyla göstermenin tek yolu ona uymayanı da hesaba katmaktır.
İkinci soru inandırıcılığın tek bir veri türüne dayanmamasıyla, yani üçgenlemeyle ilgiliydi. Üçgenleme, aynı soruya görüşme, odak grup ve gözlem gibi farklı veri kaynaklarından yaklaşmak demektir. Üçgenlemenin amacı, her veri kaynağının birbirinin tıpatıp aynısını söylemesini beklemek değildir. Bir kadın birebir görüşmede bir şey söylerken, aynı kadın grup ortamında başka bir şey söylüyorsa bu bir çelişki sayılmaz. Bu fark, bağlamın kendisinin etkisine dair başlı başına ayrı bir bulgu sayılır. Bu farklılıklar da öğreticidir, çünkü hangi ortamda neyin söylenebilir olduğunu bize gösterirler. Aynı mantık, birden fazla araştırmacının aynı veriyi ayrı ayrı kodlayıp karşılaştırmasında da işler: farklar orada da yalnızca hata sayılmaz.
Üçüncü soru doğrudan katılımcı teyidiyle, yani yorumu katılımcıya geri götürmekle ilgiliydi. Araştırmacının yorumunu ya da temasını katılımcıya geri götürüp onun bu yorumda kendini tanıyıp tanımadığını sorması güçlü bir sınamadır. Ama katılımcının verdiği cevap araştırmacı için hiçbir zaman son söz sayılmaz. Katılımcı analitik bir yorumu reddedebilir, çünkü kendi deneyimini araştırmacıdan farklı görür. Ya da karşısındaki kişiyi kırmak istemediği için yorumu yalnızca nezaketen kabul edebilir.
Bütün bu sınamaların arkasında ise bir de denetim izi kavramı durur. Bu, araştırmacının hangi kararı neden aldığının kaydıdır: hangi kodun birleştiği, hangi temanın oluştuğu, hangi vakanın dışarıda tutulduğu. Yöntemin mantığı kursunda gördüğümüz tasarım günlüğü, tam olarak bu izin bir parçasıdır. Başkası bu süreci baştan sona izleyebildiğinde bulguya güvenmek çok daha kolaylaşır. Araştırmacı günlüğü kendi önyargılarını görünür kılar: önyargının kendisi değil gizlenmesi asıl sorunu yaratır.
Kuramsal mercekler
İnandırıcılık ve aktarılabilirlik gibi ölçütlere bakışta iki farklı gelenek birbirinden ayrılır. Doğalcı gelenek bu ölçütleri nicel araştırmadan bağımsız, kendi başına yeterli bir mantık olarak görür. Bu geleneğe göre nitel araştırma başka bir gerçeklik anlayışına dayanır, dolayısıyla kendi sınama araçlarını nicel ölçütlerden ödünç almasına gerek yoktur. Post-pozitivist gelenek ise aynı ölçütlere çok daha farklı bir konumdan bakar. Bu gelenek inandırıcılığı iç geçerliliğin, aktarılabilirliği ise dış geçerliliğin bir çevirisi sayar ve iki dünya arasında bir köprü kurmaya çalışır. Tasarım kursunda iç geçerliliği bulgunun çalışmanın kendi içinde tutarlı olması, dış geçerliliği ise bulgunun çalışmanın dışına taşınabilmesi olarak görmüştük. Aktarılabilirlik bu taşımayı istatistiksel değil, okurun kendi kararına bıraktığı bir taşıma olarak yeniden kurar.
Üçüncü bir konum, eleştirel gelenekten gelir ve olumsuz vakaya bambaşka bir önem yükler. Bu geleneğe göre olumsuz vaka yalnız temayı inceltmez, araştırmacının kendi konumunun bulguyu nasıl şekillendirdiğini de gösterir. Temaya uymayan kadının varlığı, araştırmacının hangi sesleri daha kolay duyduğunu da sorgulatır. Danışmanın sahnedeki üç sorusu aslında bu üç konumun izlerini birlikte taşır. Birincisi olumsuz vakayı arar, ikincisi inandırıcılığın kanıtını sorar, üçüncüsü ise aktarılabilirliği sınar.
Ölçek
Aktarılabilirlik, bir bulgunun ne kadar uzağa taşınabileceği sorusuyla ölçülür, ama bu uzaklık tek bir merdiven gibi işlemez. En yakın mesafede aynı mahalledeki başka bir kadın durur ve okur burada hemen bir soru sorar. Bu kadının bakım yükü, koşulları ve ilişkileri anlatılan kadına ne kadar benziyor? En yakın karşılaştırma bile kendiliğinden kurulmaz, benzerlik her zaman okurun kendi bilgisiyle tartılır.
Orta mesafede ise başka bir şehirdeki benzer kadınlar durur ve burada okurun sorusu biraz değişir. Bakımın toplumsal düzeni, aile yapısı ve şehrin olanakları ne kadar örtüşüyor? Bu mesafede araştırmacının anlattığı bağlam artık tek başına yetmez: okurun kendi şehrindeki koşulları da bilmesi gerekir. En uzak mesafede bambaşka bir bakım düzenindeki bir toplum durur, mesela torun bakımının aile içinde değil kurumlar aracılığıyla yürütüldüğü bir yer. Bu mesafede aktarılabilirlik artık tek tek ayrıntılarla değil, kavram düzeyinde kurulur. Söylenemezlik ya da duyulmamazlık gibi bir mekanizmanın başka bir düzenlemede de iş görüp görmediği sorulur. Örnek olay mantığında gördüğümüz gibi, vakadan kavrama taşınan şey somut ayrıntı değil, ayrıntının işaret ettiği ilişkidir.
Türkiye bağlamı ve karşılaştırma
Türkiye'de nitel tezler çoğu zaman jüri karşısında nicel araştırmanın kendi ölçütleriyle sınanır. Örneklem temsili mi, bulgu genellenebilir mi gibi sorular nitel bir çalışmanın mantığına oturmadığı halde sıkça sorulur. Bunun bir nedeni, inandırıcılık ve aktarılabilirlik gibi ölçütlerin yöntem eğitiminde nicel ölçütler kadar öğretilmemesidir. Bir öğrenci bu ölçütleri savunmak zorunda kaldığında kendi cümleleriyle, yöntem yazınına dayanmadan açıklama yapar.
Katılımcı teyidinin sahada nasıl algılandığı da Türkiye'deki saha ilişkilerine özgü bir katman taşır. Araştırmacının bulgusunu bir katılımcıya geri götürmesi bazen saygı gösterisi gibi karşılanır. Bazen de bir sınav gibi algılanır ve katılımcıyı gerdiği için nazik onaylamayı teşvik eder. Bu ikisini birbirinden ayırmak, saha ilişkisinin nasıl sürdürüldüğüyle çok yakından ilgilidir. Denetim izi tutmak da tez yazım pratiğinde oldukça nadir bir alışkanlıktır. Çoğu öğrenci tasarım günlüğünü tezin ekine hiç koymaz, kararlarını yalnız kendi hafızasında tutar. Bu da tezin okuru için bütün süreci izlenemez kılar, oysa bu tabloyu başka ülkelerdeki uygulamalarla karşılaştırmak öğretici olur.
Bazı akademik geleneklerde nitel tez yazımı için ayrı bir metodoloji dersi ve denetim izini zorunlu kılan bir ek beklenir. Dünyada bu uygulamanın ne kadar yaygın olduğu, yöntem eğitiminin ne kadar erken başladığına bağlıdır. Nitel araştırma için kalite ölçütlerinin kurumsallaşma derecesi akademik gelenekten geleneğe değişir. Bu fark, bir öğrencinin kendi tezini savunurken hangi kelimeleri hazır bulacağını da doğrudan belirler.
Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?
Bu ölçütlerin nereden geldiğini sorgulamak da kendi başına öğretici bir sorudur. Yöntem el kitapları onlarca yıldır birbirinden bağımsız olarak benzer bir liste üzerinde birleşir: inandırıcılık, aktarılabilirlik, denetim izi.
Dergi ve tez jürilerinin değerlendirme listelerinde olumsuz vaka ve denetim izi gibi maddelerin yer alması da dikkat çekicidir.
Katılımcı teyidinin ne kadar onay, ne kadar itiraz getirdiği de sistematik kayıtlarla bir kanıt oluşturur. Araştırmacılar bu geri bildirim oturumlarını düzenli biçimde kaydettiğinde katılımcıların yorumu hem onayladığı hem inceltiği görülür.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışNitel araştırmada geçerlilik ve güvenilirlik söz konusu değildir, her yorum eşit ölçüde geçerlidir düşüncesi yaygın bir yanılgıdır.
Nitel araştırmanın kendi güven ölçütleri vardır ve bir yorum diğerinden daha zayıf ya da daha güçlü olabilir. Üstelik bu fark, başka bir okura da açıkça gösterilebilir bir biçimde savunulabilir.
Yaygın yanlışTemaya uymayan vaka bir istisnadır ve analizden çıkarılabilir düşüncesi de oldukça sık görülür.
Olumsuz vaka hiçbir zaman çıkarılmaz, yalnızca dikkatle incelenir, ya temayı daha ayrıntılı bir hale getirir ya da temanın nerede durduğunu gösterir.
Yaygın yanlışÜçgenlemede bütün kaynaklar aynı şeyi söylüyorsa bulgu doğrudur, söylemiyorsa yanlıştır düşüncesi üçgenlemenin amacını gereksiz yere daraltır.
Kaynaklar arasındaki fark bir hata sayılmaz, bağlamın etkisine dair ayrı bir bulgu olabilir ve hiçbir zaman göz ardı edilmemelidir.
Yaygın yanlışKatılımcı yorumu onayladıysa yorum doğrudur, reddettiyse yanlıştır düşüncesi katılımcı teyidini bir hakemlik gibi görür.
Katılımcının onayı nezaketten gelebilir, reddi de kendi konumundan kaynaklanabilir ve ikisi de tek başına son sözü söylemez.
Yaygın yanlışAktarılabilirlik bulgunun bütün nüfusa genellenebilmesi demektir düşüncesi aktarılabilirliği istatistiksel genellemeyle karıştırır.
Aktarılabilirlik okurun kendi bağlamıyla kurduğu bir karşılaştırmadır, araştırmacının bütün bir nüfus adına konuşması değildir.
Aklında kalsın
- İnandırıcılık, nicel geçerliliğin birebir karşılığı değildir, nitel araştırmanın kendi mantığıyla kurulan ayrı bir güvendir.
- Olumsuz vaka aranır ve gizlenmez, çünkü temayı inceltmenin ya da sınırını göstermenin tek yolu ona uymayanı da görmektir.
- Üçgenleme, kaynakların birbirini tekrarlamasını değil, farklılıkların da öğretici olabileceğini kabul eder.
- Katılımcı teyidi güçlü bir sınamadır ama katılımcının onayı ya da reddi tek başına son sözü söylemez.
- Denetim izi, araştırmacının kararlarını başkasının izleyebileceği bir kayda dönüştürür ve önyargıyı gizlemek yerine görünür kılar.
- Aktarılabilirlik istatistiksel bir genelleme değildir, kararı okura bırakan ve bağlamın ayrıntılı anlatılmasına dayanan bir taşımadır.
- Türkiye'de nitel tezlerin nicel ölçütlerle sınandığı jüri odaları, bu ölçütlerin neden açıkça öğretilmesi gerektiğini gösterir.
Sonraki derse köprü
İnandırıcılık, aktarılabilirlik ve olumsuz vakalar en sonunda hep bir metinde okura ulaşır. Hangi alıntının seçileceği, katılımcıların nasıl anlatılacağı, olumsuz vakanın metinde nerede duracağı ve araştırmacının kendi sesinin ne kadar duyulacağı birer yazım kararıdır. Bu kararların her biri, katılımcıların metinde nasıl temsil edildiğini doğrudan belirler. Torun bakan yaşlı kadınları yorgun ve sesi kısılmış diye mi, kendi hayatını kuran diye mi anlatacağız? Aynı görüşme verisinden iki bambaşka portre çıkabilir ve ikisi de aynı veriye dayanabilir. Kursun son dersi tam bu seçimlerin nasıl yapıldığını, katılımcıların metinde nasıl konuştuğunu ve araştırmacının kendi sesinin metne ne kadar karıştığını ele alıyor.