İçeriğe geç

YON-305-04·Nitel Araştırma Tasarımı

Derinlemesine görüşme ve odak grup

temel2.540 kelime≈ 17 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Derinlemesine görüşme ve odak grup aynı konuyu farklı veri türlerine dönüştürür, biri öbürünün ucuz versiyonu değildir.
  2. Yarı yapılandırılmış görüşme, sabit soruların olduğu anketle serbest sohbet arasında bir orta yoldur.
  3. Odak grubun asıl verisi kimin ne söylediği değil, katılımcıların birbirine nasıl tepki verdiğidir.
  4. Uyum baskısı ve grup düşüncesi bireysel görüşü bastırabilir, ama aynı süreçler topluluğun normlarını da görünür kılar.
  5. Bir cevabın grup içinde başka, yalnızken başka olması yalan değil, iki farklı söylenebilirlik sınırıdır.
  6. Araştırmacı kendi gizliliğini garanti edebilir, ama odadaki öbür katılımcıların sessizliğini garanti edemez.
  7. Hangi yöntemin seçileceği konunun ne kadar hassas olduğuna ve hangi birimde konuşulmak istendiğine bağlıdır.

Açılış sahnesi

Önceki derste aynı öğrenci, torunlarına bakan bir kadınla yalnız başına iki kez oturup konuşmuştu. İlkinde araştırma sorusunu doğrudan sorup tıkanmış, ikincisinde kadının gününü sorarak konuşmayı açmıştı. Danışmanı bu kez aynı konuyu bir odak grupla çalışmasını öneriyor. Öğrenci, aynı mahalleden torun bakan beş-altı yaşlı kadını bir derneğin toplantı odasında bir araya getiriyor. Uzun masanın üstünde çay bardakları, kenarda küçük bir ses kayıt cihazı duruyor. İlk yarım saat konuşma kendiliğinden akıyor, kadınlar birbirinin cümlesini tamamlıyor, bebek arabasını merdivenden taşımanın yorgunluğunu gülerek anlatıyorlar. Öğrenci, birebir görüşmelerde hiç duymadığı ortak bir dili ve paylaşılan bir şakayı burada ilk kez duyuyor. Sonra kadınlardan biri — mahallede sözü dinlenen, derneğin kurucularından biri — masaya dönüp "biz şikâyet etmeyiz, bu bizim görevimiz" diyor. Oda birden sessizleşiyor. Birebir görüşmede "bazen çok yoruluyorum ama bunu kimseye söyleyemiyorum" diyen kadın bu kez ağzını açmıyor. Görüşme bittikten sonra, kapının eşiğinde, o kadın öğrenciye alçak sesle "orada bunu söyleyemezdim" diyor. Öğrenci aynı soruyu iki ayrı ortamda sorduğunu ve iki ayrı cevap aldığını fark ediyor. Hangisi doğruydu?

Bu derste ne olacak

Açılıştaki toplantı odası bir kurgu: bu derste derinlemesine görüşmeyle odak grubun aynı konuyu nasıl başka biçimlerde konuşturduğunu karşılaştırmak için yazıldı. Bu derste derinlemesine görüşmeyle odak grubun ürettiği farklı veri türlerini ve görüşmenin yapılandırılma derecesini ele alacağız. Grup etkileşiminin kendisinin nasıl bir veri olduğuna ve odak gruba özgü etik sorunlara bakacağız. Kuramsal mercekler bölümünde bu farkı iki ayrı bakış açısından okuyacağız. Ölçek bölümünde konuşmanın birim değiştirdikçe neyin söylenebilir kaldığını karşılaştıracağız. Türkiye bağlamında odak grubun hangi alanlarda yaygınlaştığına ve bu kullanımın sosyolojik amaçlı odak gruptan nasıl ayrıldığına bakacağız. Torun bakımı gibi bakım emeği konularında da görüleceği üzere, kiminle ve hangi ortamda konuştuğun neyin anlatılabilir olduğunu doğrudan değiştiriyor.

Sıfır noktası — aynı soruyu çoğaltmak

Yöntem seçerken sık düşülen bir sezgi şu: odak grup, birebir görüşmenin daha hızlı bir biçimidir, birkaç kişiyi aynı anda dinleyip aynı verileri daha kısa sürede toplarsın. Bu sezgi, görüşmeyi bir soru-cevap alışverişi olarak görür; kimin, kime, hangi ortamda cevap verdiğinin veriyi değiştirmediğini varsayar. Oysa bir kişiyle baş başa konuşmakla, o kişiyi kendi topluluğunun önünde konuşturmak aynı şeyi ölçmez. Birinde kişinin kendi anlatısına, ikincisinde o anlatının başkalarının önünde nasıl şekillendiğine erişirsin.

Mekanizma — konuşmanın biçimi neyi değiştirir

Görüşmenin ne kadar önceden belirlenmiş sorularla yürüyeceği bir uçtan öbürüne uzanan bir eksendir. Bir uçta tamamen yapılandırılmış görüşme durur: sorular önceden sabitlenmiş, sırası değişmeyen, bir ankete yakın bir biçim. Öbür uçta neredeyse hiç önceden belirlenmiş sorusu olmayan tamamen serbest görüşme durur.

Önceki derste gördüğümüz görüşme kılavuzu, soru sıralaması, yönlendirici soru ve sonda soru kavramları buradan geliyordu. Huni sıralaması da genel sorudan özele inen bir sıra öneriyordu. Bu araçlar bir kişiyle konuşurken kurulduğu gibi bir grupla konuşurken de kurulur, ama işleyişleri değişir. Sonda soru artık yalnız araştırmacının sorduğu değil, bir katılımcının ötekine sorduğu bir şey de olabilir.

Odak grubun katılımcıları seçilirken de amaçlı örnekleme ve kartopu örnekleme mantığı işler, ama grup için bir ek ölçüt daha eklenir. Katılımcıların birbirine yeterince yakın bir deneyimi paylaşması gerekir, aksi hâlde ortak bir dil hiç kurulmaz. Doygunluk ve bilgi zenginliği burada da geçerlidir. Tek bir oturumun kendisi zaten birden çok bakış açısını barındırdığı için doygunluğa daha az oturumla ulaşılabilir.

Kuramsal mercekler

Sosyal psikolojinin grup süreçlerine odaklanan bakışı, temel kursta gördüğümüz kavramları buraya taşır. Uyum baskısı, kişinin görüşünü grubun görünen çoğunluğuna doğru kaydırmasıdır. Odak grupta bir katılımcı, ötekilerin ortak bir görüşte birleştiğini hissettiğinde kendi farklı deneyimini geri çekebilir. Çoğunluk yanılsaması, herkesin kendini azınlıkta sandığı durumdur. Bir odak grupta "böyle düşünen yalnız ben miyim" diye susan katılımcılar, aslında salondaki çoğunluğu oluşturuyor olabilir. Sıkı bağlı bir grubun uyumu korumak uğruna eleştiriyi bastırması olan grup düşüncesi de burada işler. Mahalledeki dernek gibi önceden birbirini tanıyan bir grup, kendi içindeki anlaşmazlığı dışarıya göstermek istemeyebilir. Bu üç süreç bireysel görüşleri bastırma riski taşır, ama aynı zamanda bir araştırmacıya bir topluluğun normlarını doğrudan gözlemleme fırsatı da sunar. "Biz şikâyet etmeyiz" cümlesi bir bireyin görüşü değil, grubun neyin söylenebilir olduğunu çizen bir kuralıdır.

Söylemi ve etkileşimi merkeze alan bir başka yaklaşımsa asıl ilgiyi cümlelerin içeriğinden konuşmanın kendi akışına kaydırır. Bu yaklaşıma göre önemli olan yalnızca kimin ne söylediği değil, bir cümlenin hangi cümleden sonra geldiği, hangi cümleyi susturduğu ve odanın hangi anda havasının değiştiğidir. Temel kursta gördüğümüz akran baskısı ve gözlenme etkisi de bu okumaya katkı verir. Katılımcı yalnız grubun görüşüne değil, kayıt cihazının ve araştırmacının kendisine de bakılıyor olmanın farkındadır, bu farkındalık söyleyeceğini süzer. İki bakış da aynı kaydı farklı katmanlarda okur; biri grubun neyi bastırdığını, öbürü konuşmanın kendisinin nasıl bir düzen kurduğunu gösterir.

Ölçek

Nitel araştırmada konuşmanın birimi değiştikçe neyin söylenebilir olduğu da değişir. Bir kişinin kendi anlatısı en dar birimdir; burada kişi kimsenin duymasını istemediği bir ayrıntıyı, yalnızca kendi sesiyle ve kendi hızıyla anlatabilir. Birkaç kişinin karşılıklı konuşması bir sonraki birimdir. Burada anlatı artık tek başına değil, ötekilerin tepkisiyle birlikte şekillenir, bazı ayrıntılar bu ortak sesin içinde erir ya da hiç söylenmez. Bir topluluğun kamusal söylemi en geniş birimdir. Burada kişisel deneyim neredeyse kaybolur, geriye yalnızca topluluğun kendi hakkında anlatmayı kabul ettiği ortak cümleler kalır.

Bu üç birim arasında geçiş yapmak bir hiyerarşi kurmaz; birinin söylediği öbürünü yalanlamaz, yalnızca başka bir söylenebilirlik sınırından konuşur. Bir araştırma tasarımı, sorusuna hangi birimin daha uygun olduğuna bakarak derinlemesine görüşme mi, odak grup mu, yoksa ikisini birlikte mi kullanacağına karar verir.

Türkiye bağlamı ve karşılaştırma

Türkiye'de odak grup terimi çoğunlukla pazar araştırması ve siyasi kamuoyu yoklaması bağlamında duyulur. Bir ürünün ambalajı ya da bir söylemin nasıl karşılandığı, katılımcılara kısa bir oturumda soruluyor ve sonuçlar hızlı bir rapora dönüşüyor. Bu kullanım, katılımcıların görüşünü sayısallaştırmayı hedefler. Sosyolojik odak grupsa görüşün kendisinden çok, görüşün grup içinde nasıl kurulduğuyla ilgilenir; iki uygulama aynı adı taşısa da farklı bir mantıkla çalışır.

Yaş, cinsiyet ve statü farkları da grup içinde kimin ne kadar konuşabileceğini güçlü biçimde belirleyebiliyor. Bu yüzden araştırmacılar genellikle karma değil, birbirine yakın konumdaki kişilerden oluşan gruplar kurmayı tercih ediyor. Mahalle ve akrabalık ilişkilerinin yoğun olduğu ortamlarda katılımcılar birbirini önceden tanıyor olabiliyor, bu da gizliliği baştan zayıflatan bir durum yaratıyor. Bir kadının anlattığı bir ayrıntıyı, aynı akrabalık çevresinden bir komşusu daha sonra başka bir bağlamda hatırlayabiliyor. Çay ve ikram düzeni de görüşmeyi kolayca bir sohbete çeviriyor; bu hem samimiyeti artırıyor hem de görüşmenin ne zaman "kayıt" ne zaman "muhabbet" olduğunu bulanıklaştırıyor.

Açık tartışmanın nasıl teşvik edildiği ya da bastırıldığı da bağlama göre değişir. Bunu tek bir kültürel özellikle açıklamak yanıltıcı olur, çünkü aynı toplum içinde bile hangi grubun daha açık konuştuğu yaşa, cinsiyete ve ortama göre büyük farklar gösterebilir. Başka ülkelerdeki uygulamalarla karşılaştırıldığında da görülen şey, tek bir "açık" ya da "kapalı" kültür tablosu değil, her ortamın kendi söylenebilirlik sınırlarını kurmasıdır.

Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?

Bir odak grup görüşmesinin verisi, kayıt cihazından çıkan tek bir dökümden ibaret değildir. Araştırmacı bu dökümü başka kaynaklarla karşılaştırarak neyin gruba özgü, neyin bireysel olduğunu ayırt etmeye çalışır.

Yaygın hatalar

Odak grup üzerine kurulan sezgiler çoğu zaman onu birebir görüşmenin küçültülmüş bir biçimi sanmaktan kaynaklanıyor; bu bölüm bu sezgileri tek tek düzeltiyor.

Yaygın yanlışOdak grup, birkaç kişiyle aynı anda yapılan birebir görüşmedir ve zaman kazandırır sanılır.
Doğrusu

Oysa odak grubun verisi katılımcıların birbirine verdiği tepkilerdir. Bu tepki olmadan yapılan bir grup oturumu, yan yana dizilmiş birebir görüşmelerden farksız kalır ve odak grubun kendine özgü verisini üretmez.

Yaygın yanlışBir katılımcı grup içinde başka, yalnızken başka bir şey söylediyse birinin yalan söylediği düşünülür.
Doğrusu

Oysa iki cevap da aynı deneyimin farklı bağlamlardaki anlatımıdır; grup içindeki cevap o ortamda söylenebilir olanı, yalnızken verilen cevap kişinin kendi kelimeleriyle kurduğu anlatıyı gösterir.

Yaygın yanlışOdak grupta gizliliğin birebir görüşmedeki kadar güvence altında olduğu varsayılır.
Doğrusu

Araştırmacı kendi gizliliğini garanti edebilir, ama odadaki öbür katılımcıların duyduklarını dışarıda anlatmayacağını garanti edemez; bilgilendirilmiş onam bu farkı açıkça söylemelidir, aksi hâlde katılımcı yanlış bir güvenceyle konuşur.

Yaygın yanlışBaskın sesin hemen susturulması gerektiği düşünülür.
Doğrusu

Görüşmeyi yöneten kişi ötekilere alan açmak için araya girmeyi öğrenmelidir, ama baskın sesin kendisini tamamen devre dışı bırakmak da bir veri kaybına yol açar; kimin grupta baskın konuştuğu, o grubun kendi hiyerarşisi hakkında bir bilgidir.

Yaygın yanlışYarı yapılandırılmış görüşme, soruları önceden hazırlandığı için anketten farksız sayılır.
Doğrusu

Oysa anket sabit bir sırayı ve sabit bir ifadeyi izlerken, yarı yapılandırılmış görüşmede sıra, ifade biçimi ve hangi noktanın derinleştirileceği konuşmanın akışına göre değişir; çerçeve önceden kurulur ama içi konuşmayla doldurulur.

Aklında kalsın

  1. Derinlemesine görüşme ve odak grup aynı konuyu farklı veri türlerine dönüştürür, biri öbürünün ucuz versiyonu değildir.
  2. Yarı yapılandırılmış görüşme, sabit soruların olduğu anketle serbest sohbet arasında bir orta yoldur.
  3. Odak grubun asıl verisi kimin ne söylediği değil, katılımcıların birbirine nasıl tepki verdiğidir.
  4. Uyum baskısı ve grup düşüncesi bireysel görüşü bastırabilir, ama aynı süreçler topluluğun normlarını da görünür kılar.
  5. Bir cevabın grup içinde başka, yalnızken başka olması yalan değil, iki farklı söylenebilirlik sınırıdır.
  6. Araştırmacı kendi gizliliğini garanti edebilir, ama odadaki öbür katılımcıların sessizliğini garanti edemez.
  7. Hangi yöntemin seçileceği konunun ne kadar hassas olduğuna ve hangi birimde konuşulmak istendiğine bağlıdır.

Sonraki derse köprü

Bu derste hep insanların söylediklerini topladık, ister yalnızken ister bir grubun içinde. Oysa açılış sahnesindeki en öğretici anlardan bazıları hiç söylenmedi, yalnızca görüldü: odanın birden sessizleşmesi, bir kadının başını önüne eğmesi, kapı eşiğinde alçak sesle söylenen o son cümle. Ses kayıt cihazı bunların hiçbirini kaydetmedi, çünkü hiçbiri kelimeye dökülmedi. İnsanların ne yaptığını, nasıl davrandığını, içinde bulundukları ortamı ve araştırmacının kendi izlenimlerini kayda geçirmenin bambaşka bir yolu var. O yol dinlemekten çok bakmaya, gördüğünü de aynı gün yazıya dökmeye dayanıyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.