Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Araştırma sorusu araştırmacının kendine sorduğu soyut sorudur, görüşme sorusu katılımcıya yöneltilen somut ve deneyime dayalı sorudur.
- Görüşme kılavuzu bir anket formu değil, konuşmanın akışına göre esneyen bir konu haritasıdır.
- Soruların sırası, katılımcının hangi çerçeveyle konuşacağını ve neyi ne zaman anlatacağını belirler.
- Huni sıralaması, görüşmeyi kolay ve genel sorulardan başlatıp giderek hassas sorulara doğru ilerletir.
- Yönlendirici bir soru, katılımcının kendi çerçevesi yerine görüşmecinin çerçevesini konuşmaya dayatır.
- Sonda sorular önceden tam yazılamaz, katılımcının kendi kelimesini geri vererek görüşmede kurulur.
- Bir kılavuzdaki küçük bir sıralama kararı, tek bir görüşmede değil bütün bir projedeki görüşmelerde aynı izi bırakır.
Açılış sahnesi
Önceki derste kiminle konuşulacağının mantığını, kuryelerle yapılan görüşmeler üzerinden görmüştük. Bu dersin meselesi, o kişi karşına geçtiğinde hangi soruları hangi sırayla soracağın. Salonun perdeleri yarı çekili, ikindi güneşi masanın üstüne düşen tozu görünür kılıyor, ocakta çay demliği fokurduyor ve sehpanın üstünde torunlardan kalma birkaç oyuncak, köşedeki sessiz televizyonun önünde duruyor. Bir araştırmacı, kucağında not defteri ve önceden hazırladığı sorularla, emeklilik sonrası torun bakımı üstlenen yaşlı bir kadının evine oturuyor ve elinde araştırma sorusunu neredeyse olduğu gibi soruya çevirdiği bir liste taşıyor. İlk sorusunu, "torun bakımı sizin için karşılıksız bir emek mi" diye sorduğunda, karşısındaki kadın bir an duraksıyor, sonra gülümseyerek "yok canım, torunum o benim, emek ne demek" diyor ve konuşma orada tıkanıyor. Liste ilerledikçe kısa, kibar ve kapalı cevaplar geliyor, kadın nazik ama mesafeli, sanki bir sınavdan geçiyormuş gibi cevap veriyor ve araştırmacı evden çıktığında elindeki kayıt neredeyse boş kalıyor. Araştırmacı danışmanıyla konuşuyor, sorularını birlikte gözden geçiriyor ve ikinci görüşmeye bambaşka bir yoldan başlıyor: kadına doğrudan kavramı sormak yerine bir gününün nasıl geçtiğini, sabah kaçta kalktığını, torunun ne zaman geldiğini, öğle yemeğini kimin hazırladığını soruyor. Kadın uzun uzun anlatmaya başlıyor, sesindeki tereddüt kayboluyor, elindeki çay bardağını masaya bırakıp anlatının ritmine kapılıyor ve bir noktada kendiliğinden, bazen yorulduğunu ama söyleyemediğini, çünkü kızının çalıştığını anlatıyor. Araştırmacı hemen araya girip, "bu sizi üzüyor mu" diye sorduğunda kadın omuz silkip "üzmez, alıştık" diyor ve cevap orada kapanıyor, konuşma başka bir konuya kayıyor. Araştırmacı eve dönerken kayıtları dinliyor ve "söyleyemiyorum dediniz, biraz anlatır mısınız" diye sorsaydı ne olacağını düşünüyor. Bırakılan bir cümlenin peşinden gitmek yerine kendi sorusunu araya sokmuş olduğunu fark ediyor.
Bu derste ne olacak
Bu ilk sahnede geçen konuşma kurgudur. Torun bakımı ya da yaşlı kadınların emek deneyimi üzerine bu derste hiçbir iddiada bulunulmuyor, sahne yalnız bir görüşmenin nasıl tıkanıp nasıl açıldığını izlemek için kullanılıyor. Bu derste görüşme kılavuzunun ne işe yaradığını, soruların hangi mantıkla sıralandığını ve bir sorunun kelimelerinin katılımcıyı nasıl bir çerçeveye ittiğini ele alacağız. Araştırma sorusuyla görüşme sorusu arasındaki farkı, kolay sorudan hassas soruya giden bir sıralamanın neden işe yaradığını ve yönlendirici bir sorunun sonda bir soruyla nasıl karıştığını göreceğiz. Kuramsal mercekler aynı görüşmenin birbirinden farklı okunma biçimlerini, ölçek bölümü tek bir kelimenin ya da tek bir sıranın görüşmeyi nasıl değiştirdiğini, Türkiye bağlamı ise saygı, mahremiyet ve güven normlarının soru tasarımını nasıl şekillendirdiğini gösterecek. Yaygın hatalar bölümünde görüşmecilerin en sık düştüğü tuzaklara bakacağız.
Sıfır noktası — soru listesiyle sahaya çıkmak
Bir görüşmeye ilk kez çıkan araştırmacının elinde çoğunlukla tek bir araç vardır: araştırma sorusundan türettiği bir soru listesi. Bu listeye göre görüşme, sırayla okunacak maddelerden oluşan bir formdur ve her madde, kavramı doğrudan katılımcıya yöneltir. Bu sıfır noktasında iki şey henüz ayrılmamıştır: araştırmacının kendine sorduğu soyut soru ile katılımcıya yöneltilecek somut sorunun farkı ve bir sorunun hangi sırada geldiğinin cevabı nasıl değiştirdiği. İkisi de ayrılmadığı sürece görüşme, ya erken kapanan kısa cevaplar toplar ya da hiçbir kılavuzu olmadığı için konuşmanın nereye gideceği tamamen katılımcının o anki isteğine kalır.
Görüşme tasarımı, bu iki ucun arasında bir yer bulma işidir: ne kelimesi kelimesine okunan bir form, ne de hiçbir sırası olmayan bir sohbet.
Mekanizma — kılavuzdan sıraya
Aradaki fark, iki türlü soru arasındaki ayrımdan başlar. Temel kursta anket haberlerini sorgularken gördüğümüz soru ifadesi etkisi, aynı konuda sorunun kelimeleri değiştiğinde cevapların da değiştiğini gösteriyordu. Nitel görüşmede bu etki hâlâ geçerlidir, ama artık yalnız kelime seçimiyle sınırlı kalmaz, araştırmacı ile katılımcı arasındaki etkileşim, beden dili ve kurulan ilişki de devreye girer. Nitel araştırmanın önceki derslerinde gördüğümüz araştırma sorusu, burada ayrı bir kavram olan görüşme sorusundan kesin bir çizgiyle ayrılır: araştırma sorusu araştırmacının kendine sorduğu soyut bir sorudur, görüşme soruları ise o soruyu cevaplamak için katılımcıya yöneltilen somut ve deneyime dayalı sorulardır. Araştırma sorusunu katılımcıya neredeyse olduğu gibi sormak, tasarımda en sık düşülen hatalardan biridir ve sahnedeki ilk görüşmenin tıkanmasının asıl nedeni de budur.
Tasarım kursunda gördüğümüz operasyonelleştirme, bir kavramın sahada neye bakılarak tanınacağına karar vermekti; nitel görüşmede bu karar, kavramın hangi somut deneyim sorularıyla açılacağı sorusuna dönüşür. Bu sorunun sahadaki karşılığını taşıyan araç görüşme kılavuzudur.
Nitel kursun önceki derslerinde gördüğümüz esnek tasarım fikri, kılavuzun sahada nasıl inceldiğinde somutlaşır. Tasarım kursundaki pilot çalışma, kılavuzu esas görüşmelere başlamadan önce birkaç kez deneyip zayıf sorularını görme fikriydi.
Kılavuzdaki konuların hangi sırayla açılacağı, kılavuzun kendisi kadar önemlidir.
Bu sıralamanın en bilinen biçimi huni sıralamasıdır ve görüşme, katılımcıya son sözü bırakan bir kapanışla biter.
Etik kursunda gördüğümüz zarar vermeme ilkesi burada somut bir tasarım kararına dönüşür: hassas bir sorunun ne zaman ve nasıl sorulacağı, katılımcının geri çekilme hakkını, yani soruyu cevaplamama hakkını, ne kadar rahat kullanabildiğiyle doğrudan ilgilidir.
Sıralama kadar sorunun kendi kuruluşu da katılımcının çerçevesini belirler.
Katılımcının kendi kelimesi geri verilmediğinde, görüşmeci kendi çerçevesini konuşmaya dayatmış olur. Bunun karşısındaki araç, katılımcının cümlesini derinleştiren kısa bir takip sorusudur.
Katılımcının cümlesinin bittiği yerde bırakılan bir sessizlik de, sözlü bir soru kadar derinleştirici olabilir.
Kuramsal mercekler
Aynı görüşme dökümü, kim tarafından okunduğuna göre başka bir şey söyler. Gerçekçi bir yaklaşımda katılımcının cümleleri, onun gündelik deneyimine açılan bir pencere sayılır. Görüşmeci doğru soruyu doğru sırayla bulduğunda, deneyime mümkün olduğunca yakın bir anlatı toplanmış olur.
Yapısalcı ya da ilişkisel bir yaklaşımda aynı cümleler, sorulan soru, katılımcının o an karşısındakini nasıl algıladığı ve ikisi arasındaki konuşmanın birlikte kurduğu bir metin sayılır. Katılımcının söyleyemediğini söylediği cümle bu durumda yalnız içinde önceden duran bir gerçeği taşımaz, o günkü konuşmanın kendisini de taşır.
Bu iki yaklaşım aynı kılavuza ve aynı soru sırasına farklı bir sorumluluk yükler. Birincisinde sıralamanın görevi deneyime giden yolu tıkamamaktır, ikincisinde sıralama zaten üretilen anlatının bir parçası sayılır.
Ölçek
Bu derste ölçek, küçükten büyüğe giden bir merdiven değil, aynı hatanın farklı büyüklüklerde bıraktığı bir iz olarak ele alınıyor. En küçük düzeyde ölçek tek bir kelimededir: "emek" yerine "günlük iş" demek, hiçbir başka şey değişmeden, tek bir cevabın uzunluğunu ve tonunu değiştirir.
Bir üst düzeyde ölçek tek bir soru sırasındadır: hassas bir sorunun erken mi geç mi sorulduğu, yalnız o soruyla sınırlı kalmaz, geri kalan bütün görüşmenin havasını kurar ya da bozar. En geniş düzeyde ölçek tek bir kılavuzdadır: bir araştırma ekibi aynı kılavuzu bütün katılımcılarıyla kullandığında, kılavuzdaki küçük bir sıralama kararı tek bir görüşmede kalmaz, projedeki her görüşmede aynı noktada aynı tıkanmayı tekrarlar.
Kelime, sıra ve kılavuz aynı mekanizmanın izidir: hangisi bozulursa bozulsun, iz görüşmenin kendisinde değil, topladığı anlatının neresinin eksik kaldığında görünür.
Türkiye bağlamı ve karşılaştırma
Türkiye'de bir görüşmeci, sahaya çıktığı andan itibaren misafirperverlik ve saygı normlarının içine girer. Katılımcı önce çay ikram eder, sohbeti uzatmak ister, görüşmeci de bu süreyi görüşmenin bir parçası sayıp kılavuzunu ona göre esnetmek zorunda kalır. Yaşça büyük bir katılımcıya doğrudan bir "neden" sorusu yöneltmek bazı bağlamlarda saygısızlık gibi algılanabilir. Aynı soru daha dolaylı, katılımcının kendi anlatısına yaslanan bir biçimde sorulduğunda aynı bilgiye çok daha rahat ulaşılır.
Türkiye'de ailede parayla, hastalıkla ya da aile içi bir gerilimle ilgili konular çoğu zaman açıkça konuşulmaz sayılır. Böyle bir konuyu kılavuzun ortasına doğrudan bir soru olarak koymak yerine, katılımcının kendi anlattığı bir olayın içinden dolaylı yoldan açmak gerekir. Katılımcı bazen görüşmeciyi bir kurumun, bir okulun ya da resmî bir makamın temsilcisi sanır ve bu durumda sorulara gerçek deneyimi yerine doğru sayılan, resmî bir cevap verir. Kılavuzun açılışı bu yanlış anlamayı düzeltecek bir açıklama taşımalıdır. Bazı akademik kavramların gündelik Türkçede tam bir karşılığı yoktur ya da farklı bir çağrışım taşır, görüşmeci kavramı katılımcının kendi diline çevirmeden sorduğunda, sahnedeki ilk soruda olduğu gibi konuşma tıkanır. Görüşme kılavuzu ve soru üslubu, dünyada farklı kültürel bağlamlarda aynı kalıpla kullanılmaz. Bir toplumda doğrudan ve kısa sorular güven yaratırken başka bir toplumda aynı doğrudanlık mesafe yaratır, kılavuz her seferinde o bağlamın saygı ve mahremiyet sınırlarıyla karşılaştırılıp yeniden ayarlanır.
Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?
Görüşme tasarımının işe yarayıp yaramadığı, görüşmecinin izlenimine değil, dökümün kendisine bakılarak anlaşılır. Araştırmacılar aynı kılavuzu farklı sıralamalarla deneyip ortaya çıkan anlatıların uzunluğunu, ayrıntısını ve katılımcının kendi kelimelerinin cevaplarda ne kadar kaldığını karşılaştırır. Bu karşılaştırma, hangi sıralamanın ve hangi soru biçiminin katılımcıyı daha çok konuşturduğunu, hangisinin erken kapattığını gösterir.
Bu tür karşılaştırmalar tek bir görüşmeye değil, aynı kılavuzla yürütülen birçok görüşmeye bakılarak yapılır. Tek bir görüşmedeki sessizlik bir rastlantı olabilir, aynı sessizlik birçok görüşmede aynı soru sırasının ardından tekrar ediyorsa artık bir örüntüdür.
Yaygın hatalar
Görüşme tasarımında tekrar eden birkaç hata, deneyimli görüşmecilerde bile görülür.
Yaygın yanlışBazı görüşmeciler araştırma sorusunu katılımcıya neredeyse olduğu gibi sormanın en kestirme yol olduğunu düşünür.
Oysa araştırma sorusu araştırmacının kendine sorduğu soyut bir sorudur, katılımcı kendi hayatını o kavramla yaşamaz ve doğrudan sorulduğunda ya susar ya da kısa, savunmacı bir cevap verir.
Yaygın yanlışBir başka yaygın inanış, görüşme kılavuzunun sırasıyla ve kelimesi kelimesine okunması gerektiğidir.
Kılavuz bir haritadır, konuşmanın akışına göre esner, katılımcı bir konuyu kendiliğinden erken açtığında görüşmeci kılavuzun sırasını değil konuşmanın sırasını takip etmelidir.
Yaygın yanlışHassas bir soruyu görüşmenin en başında sormanın zaman kazandıracağı düşünülür.
Oysa güven henüz kurulmadan sorulan ağır bir soru katılımcıyı erken kapatır ve geri kalan görüşme boyunca ilk sorudan önceki rahatlığa bir daha dönülmez.
Yaygın yanlışİyi bir görüşmecinin yalnız kendi hazırladığı sorularla konuştuğu, araya giren her sessizliğin görüşmeyi bozduğu düşünülür.
Oysa katılımcının cümlesinin bittiği yerde bırakılan kısa bir sessizlik, çoğu zaman katılımcıyı kendi cümlesini tamamlamaya ya da derinleştirmeye çağırır.
Yaygın yanlışKatılımcının "alıştık" ya da benzer kısa bir cevap vermesi, o konunun kapandığı ve daha fazla sorulacak bir şey kalmadığı anlamına gelir sanılır.
Oysa böyle kısa cevaplar çoğu zaman konunun kapandığını değil, bir sonda sorunun henüz sorulmadığını gösterir.
Aklında kalsın
- Araştırma sorusu araştırmacının kendine sorduğu soyut sorudur, görüşme sorusu katılımcıya yöneltilen somut ve deneyime dayalı sorudur.
- Görüşme kılavuzu bir anket formu değil, konuşmanın akışına göre esneyen bir konu haritasıdır.
- Soruların sırası, katılımcının hangi çerçeveyle konuşacağını ve neyi ne zaman anlatacağını belirler.
- Huni sıralaması, görüşmeyi kolay ve genel sorulardan başlatıp giderek hassas sorulara doğru ilerletir.
- Yönlendirici bir soru, katılımcının kendi çerçevesi yerine görüşmecinin çerçevesini konuşmaya dayatır.
- Sonda sorular önceden tam yazılamaz, katılımcının kendi kelimesini geri vererek görüşmede kurulur.
- Bir kılavuzdaki küçük bir sıralama kararı, tek bir görüşmede değil bütün bir projedeki görüşmelerde aynı izi bırakır.
Sonraki derse köprü
Bu derste kılavuzu ve soru sırasını tek bir kişiyle yürütülen bir konuşma için kurduk. Oysa aynı soruyu yalnız oturan bir katılımcıya sormakla, benzer bir deneyimi paylaşan birkaç kişiyi aynı anda bir araya getirip sormak çok farklı şeyler ortaya çıkarır. Sahnedeki kadın yalnızken "alıştık" diyor ve konuyu kendi başına kapatıyor. Aynı durumu yaşayan başka kadınlarla bir arada otursa, biri bir cümleye başlayıp diğeri onu tamamlayabilir, ya da tam tersine, başkalarının önünde hiçbiri "söyleyemiyorum" diyemez. Görüşmenin kiminle ve hangi ortamda yapıldığı, kimin yanında hangi cümlenin kurulabileceğini de değiştirir. Bir kişiyle kurulan mahremiyet, bir grubun içindeki mahremiyetten başka bir şeydir.