İçeriğe geç

YON-303-06·Araştırma Etiği, Düşünümsellik ve Açık Bilim

Etik kurul, çıkar çatışması ve araştırma dürüstlüğü

temel2.476 kelime≈ 17 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Etik kurul onayı, araştırmanın baştan sona etik yürütüldüğünün garantisi değil, yalnızca bağımsız bir gözün eklendiği bir başlangıç noktasıdır.
  2. Katılımcıya karşı yürütülen etik ile bilgiye karşı yürütülen araştırma dürüstlüğü, birbirinin yerine geçmeyen iki ayrı sorumluluk alanıdır.
  3. Çıkar çatışması genellikle açık bir rüşvet değil, fonun, kariyerin ya da bir bağlılığın kararları usulca eğdiği sessiz bir çekimdir.
  4. Çıkar çatışmasının varlığı kusur sayılmaz, gizlenmesi sorun yaratır; beyan edilip yönetilmesi beklenir.
  5. Veri uydurma hiç toplanmamış bir veriyi, veri çarpıtma ise gerçekten toplanmış bir veriyi bulguyu değiştirecek biçimde işlemeyi anlatır.
  6. Hangi vakanın rapora gireceğine önceden karar vermek meşrudur, bulguyu gördükten sonra sonucu değiştirmek için karar vermek çarpıtmadır.
  7. Bir dürüstlük ihlalini yalnız kişinin karakterine bağlamak eksiktir; zaman baskısı, yayın baskısı ve hiyerarşi de kararı olası kılan yapıyı oluşturur.

Açılış sahnesi

Önceki derste sahadaki ilişkinin araştırmacıyı nasıl içine çektiğini, karşılıklılık beklentisinin ve duygusal yükün kararları nasıl eğebileceğini görmüştük. O dersin kapanışında asılı kalan bir fikir vardı. Araştırmacının verdiği kararlar kendi çıkarlarından, tez takviminden, bir ilişkiyi koruma isteğinden ya da kendi geçmişinden tam olarak ayrışmayabilir. Tek başına verilen bir kararın burada bir sınırı vardır; bu ders o sınırın tam üstünde duran başka bir sahneyle açılıyor.

Bir büyükşehir belediyesi, kentsel dönüşüm projesinin mahalle sakinleri üzerindeki etkisini ölçmesi için bir üniversitedeki araştırma ekibine fon sağlıyor. Ekip lideri, projenin genişlemesi durumunda yeni bir araştırma merkezinin kurulacağını umuyor ve bu ihtimali aklının bir köşesinde tutuyor. Sahada yapılan görüşmeler, sakinlerin önemli bir kısmının taşınmaktan memnun olmadığını gösteriyor. Bazıları borca girmiş, memnun olan sakinler de var, hepsi aynı yönde konuşmuyor. Taslak rapor belediyeye gönderildiğinde bir yetkili, olumsuz kısımların bir ek dosyaya alınmasını rica ediyor. Özet sayfasının daha dengeli görünmesini istediğini söylüyor. Aynı ekipte çalışan bir doktora öğrencisi ise zamanı yetmediği için üç görüşmeyi tamamlayamamış. Önceki görüşmelerden tahmin ederek doldurmak üzere olduğunu bir arkadaşına itiraf ediyor, sesi suçluluktan çok yorgun çıkıyor. Çalışma başlamadan önce üniversitenin etik kurulundan onay alınmıştı; kurul, formda sorulan onam, anonimlik ve veri saklama gibi her şeyi dikkatle incelemişti. Ama formda fonu kimin verdiğini soran bir satır yoktu, raporun kimin isteğiyle değişebileceğini soran bir satır da yoktu.

Bu derste ne olacak

Yukarıdaki sahneyi okudun ama sahne gerçekte yaşanmadı; onu bu dersin konusunu somut bir zemine oturtmak için ben tasarladım, yani bir kurgu. Sahnede iki ayrı sorun iç içe geçmişti: biri, sakinlerin taşınmaktan duyduğu memnuniyetsizlik gibi katılımcıya karşı yürütülmesi gereken bir etik meselesiydi. Öbürü, raporun kimin isteğine göre yumuşatılabileceği gibi bilgiye karşı yürütülmesi gereken bir dürüstlük meselesiydi. Bu ders ikincisine odaklanıyor. Önce etik kurulun ne yaptığını ve nerede durduğunu göreceğiz. Sonra çıkar çatışmasının nasıl sessizce işlediğini, ardından veri uydurma ile veri çarpıtmanın nerede ayrıldığını ele alacağız. Son olarak bu ihlallerin yalnız bireysel bir zayıflık mı, yoksa yapısal bir baskının sonucu mu olduğunu tartışacağız.

Sıfır noktası — kime karşı dürüstlük

Bu kursun önceki derslerinde işlenen zarar vermeme, katılımcı özerkliği, bilgilendirilmiş onam ve mahremiyet ilkeleri tek bir soruya yaslanıyordu. Araştırmacı karşısındaki insana ne yapıyor? Bu derste sorulan soru farklı bir yöne bakıyor. Araştırmacı topladığı bilgiyi okura, meslektaşına ve bilim topluluğuna karşı nasıl sunuyor? İki soru birbirinin yerine geçmiyor.

Bu ikinci alana araştırma dürüstlüğü deniyor.

Hazırlık kursundaki atıf ve intihal dersinde gördüğümüz intihal de aslında bu daha geniş alanın bir parçasıdır. Biri başkasının cümlesini kendi görüşü gibi sunar. Bu derste ele alacaklarımız ise hiç var olmayan ya da değiştirilmiş bir bulguyu gerçekmiş gibi sunar. İkisi de aynı güveni, farklı bir yolla sarsıyor.

Mekanizma — onayın sınırı ve sessiz çekim

Etik kurul, araştırmanın başında tasarıma dışarıdan bir göz ekler. Onam formunu, anonimleştirme planını, veri saklama süresini tek tek inceler ve bu inceleme gerçek bir katkıdır. Ama kurulun baktığı yer sabittir: form neyi soruyorsa kurul onu değerlendirir, sormadığı bir şeyi göremez. Kurul bir kez onay verir, sonra sahaya inmez: araştırmacının kiminle görüştüğünü, hangi bulguyu rapordan çıkardığını, raporu kimin talebiyle yumuşattığını görme imkânı yoktur. Onay almak bu yüzden araştırmanın baştan sona etik yürütüldüğünün kanıtı değildir, yalnızca bir başlangıç noktasıdır.

Çıkar çatışması genellikle açık bir rüşvet biçiminde gelmez. Fonu verenin memnun kalması, gelecekte yeni bir fon alma umudu, bir kariyer beklentisi ya da bir kuruma, davaya ya da ilişkiye duyulan bağlılık kararları etkileyebilir. Bunların hiçbiri araştırmacıya doğrudan bir talimat vermez, ama hepsi kararları usulca eğebilir. Bu çekim çoğu zaman fark edilmeden işler. Araştırmacı kendi tarafsızlığından hâlâ emindir.

Çıkar çatışmasının varlığı tek başına bir kusur sayılmaz, gizlenmesi sorun yaratır. Yönetmenin birkaç somut yolu var. Fon kaynağını raporun başında açıkça yazmak bunlardan biri, yayın hakkını ve raporun kimin tarafından değiştirilemeyeceğini baştan sözleşmeye koymak bir başkası. Bulguların hangi koşulda ekip dışına çıkacağını önceden belirlemek de bir üçüncüsü. Bunların hiçbiri fonu reddetmeyi gerektirmez, yalnızca çıkarı görünür kılar.

Dürüstlük ihlalleri tek bir noktada durmaz, bir süreklilik üzerinde dizilir. Hiç yapılmamış bir görüşmeyi yapılmış gibi göstermek, sürekliliğin en açık ucudur. Hiç toplanmamış bir veriyi toplanmış gibi sunmak da aynı uca girer.

Sürekliliğin daha yumuşak ucunda çarpıtma durur. Gerçekten toplanmış bir veriyi, bulguyu değiştirecek biçimde seçmek, kırpmak ya da bağlamından koparmak bu uca girer. Olumsuz bir bulguyu ek bir dosyaya taşımak, işe yaramayan birkaç vakayı sessizce rapor dışında bırakmak, bir alıntıyı anlamını tersine çevirecek kadar kısaltmak da bu ucun örnekleridir.

Burada gri bir alan da var. Hangi vakanın rapora gireceğine karar vermek başlı başına meşru bir seçimdir, her araştırmacı böyle bir seçim yapmak zorundadır. Asıl ayrım şudur: seçimin ölçütü bulguyu görmeden önce mi belirlendi, yoksa bulguyu gördükten sonra mı, sonucu değiştirmek için mi kuruldu? Birincisi araştırmanın sıradan bir parçasıdır, ikincisi çarpıtmanın kendisidir.

Kuramsal mercekler

Araştırma dürüstlüğü ihlallerine bakmanın birden fazla yolu var, her biri sorumluluğu farklı bir yere yerleştiriyor.

Örgütsel bakış, ihlali yalnız kişinin zayıf karakterine bağlamıyor. Zaman baskısını, yayın sayısına dayalı yükselme ölçütlerini, fon bağımlılığını ve ekip içi hiyerarşiyi de resme katıyor. Bu bakışta bir doktora öğrencisinin danışmanına itiraz edememesi bireysel bir cesaret eksikliği değildir. Kurumun kurduğu bir bağımlılık ilişkisinin sonucudur.

Kaynak bağımlılığı bakışı ise doğrudan paraya ve zamana bakıyor. Bir araştırma merkezi yıllık fonunun yenilenmesini finansörü memnun eden bir rapora borçluysa, ekip üyeleri bunu kimse söylemeden içselleştirir. Olumsuz bulguları yazarken elleri usulca yavaşlar.

Meslek etiği bakışı ise sorumluluğu bireyde tutmaya devam ediyor: kural ne olursa olsun, imzayı atan kişi bulgunun doğruluğundan sorumludur. Yapısal baskı bir açıklama olabilir, ama bir mazeret değildir. Bu bakışlar aynı sahneye farklı yerlerden bakıyor, ama "bunun sorumlusu kim" sorusuna aynı cevabı vermiyor.

Ölçek

Bir dürüstlük ihlalinin etkisi tek bir raporla sınırlı kalmaz, ölçek büyüdükçe zarar da başka bir bedele dönüşür.

Bir raporun özet bölümündeki tek bir çarpıtılmış paragraf, o raporu okuyan bir kurulun aldığı karara dayanak olabilir. O kararla en uzun süre, kararın uygulandığı mahalle sakinleri yaşar; araştırmacı ve okur o kararın sonuçlarından çoktan uzaklaşmış olur.

Zarar aynı zamanda kime düştüğüne göre de değişir. Katılımcıya düşen zarar genellikle somut ve izlenebilirdir, yanlış aktarılan bir söz ya da yanlış yorumlanan bir durum gibi. Okura düşen zarar daha soyuttur ama gerçektir: okur yanlış bir tabloya dayanarak bir görüş oluşturur. Bilim topluluğuna düşen zarar ise en yavaş ilerleyen ve en pahalı olanıdır. Bir ihlal ortaya çıktığında yalnız o çalışmaya değil, benzer yöntemi kullanan başka araştırmacılara duyulan güven de bir süre sarsılır.

Türkiye bağlamı ve karşılaştırma

Türkiye'deki üniversitelerde etik kurulların yaygınlaşması nispeten yakın bir gelişme; kurulların çoğu, başvuru formunu ve değerlendirme ölçütlerini sağlık bilimleri modelinden devralarak kurdu. Bu miras, bir ilaç denemesinin risklerini sormakta güçlü. Ama bir anketin ya da görüşmenin taşıdığı özgül riskleri sormakta zayıf kalabiliyor, örneğin bir sorunun kırılgan bir grubu nasıl etkileyebileceğini sormuyor. Sosyal bilim başvuruları bu yüzden bazen gereğinden uzun bir onay sürecinde bekliyor. Bazen de o sürece hiç uymayan bir formu doldurmak zorunda kalıyor.

Türkiye'de kamu kurumlarının ve yerel yönetimlerin ısmarladığı araştırmalarda raporun yayınlanıp yayınlanmayacağına çoğunlukla ısmarlayan taraf karar veriyor. Hangi bölümlerin kamuya açık kalacağına da öyle; araştırmacının bu noktada elindeki tek güvence, sözleşmeye baştan yazdırdığı bir yayın hakkı maddesi oluyor. Akademik yükseltme ölçütlerinin büyük ölçüde yayın sayısına dayanması da benzer bir baskıyı başka bir yönden üretiyor. Hızlı ve çok yayınlamak bazen özenli doğrulamadan daha kazançlı görünüyor.

Türkiye'deki bu manzara başka bağlamlarla karşılaştırıldığında, sorunun yerel bir tuhaflık olmadığı görülüyor. Dünyada araştırma dürüstlüğünü inceleyen bağımsız kurumların bulunduğu bağlamlar var. Kimliğini gizleyerek bildirim yapılabilen ihbar hatlarının bulunduğu bağlamlar da var. Bu tür yapılar, bir ihlali fark eden kişinin bunu doğrudan üstüne ya da danışmanına değil, bağımsız bir merciye taşıyabilmesini sağlıyor. Türkiye'de bu işlevi büyük ölçüde üniversitelerin kendi iç kurulları ve editörlerin bireysel kararları üstleniyor.

Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?

Araştırma dürüstlüğü ihlallerinin ne kadar yaygın olduğunu tam olarak ölçmek zor; ihlalin doğası gereği çoğu hiç görünmeden kalıyor. Elimizdeki bilginin büyük kısmı sonradan görünür hale gelmiş vakalardan geliyor.

Geri çekilme kayıtları bunun bir izini taşıyor. Bir çalışma yayınlandıktan yıllar sonra başka araştırmacılar aynı veriyi ya da yöntemi yeniden üretmeye çalışıp başaramayabiliyor. Bu girişim bazen ciddi bir uydurmayı ya da çarpıtmayı gün yüzüne çıkarıyor.

Dürüstlük birimlerine yapılan bildirimler başka bir izi gösteriyor. Bu kayıtlar bir ihlali ilk fark edenin çoğu zaman bir meslektaş, bir öğrenci ya da bir hakem olduğunu ortaya koyuyor, dışarıdan atanmış bir denetçi değil.

Veri örüntülerindeki tutarsızlıklar ise daha dolaylı bir işaret sunuyor. Bir veri setindeki cevaplar alan araştırmasında beklenmeyecek kadar pürüzsüz çıktığında bu durum tek başına bir suçlama oluşturmuyor. Ama araştırmacıları ve editörleri veriyi yeniden sormaya itiyor.

Bu izlerin ortak sınırı aynı yerde duruyor; hepsi bir ihlalden şüphelenildikten ya da bir yeniden üretim girişimi başladıktan sonra devreye giriyor. Hiç fark edilmeyen, kimsenin yeniden denemediği bir uydurma ya da çarpıtma büyük olasılıkla bu kayıtların hiçbirine girmiyor.

Yaygın hatalar

Bu derste geçen ayrımlar sahada kolayca birbirine karışıyor, aşağıdaki yanlış anlamalar en sık görülenler arasında.

Yaygın yanlışEtik kuruldan onay almak, bir araştırmanın baştan sona etik yürütüldüğü anlamına gelmez.
Doğrusu

Kurul bir kez bakar, formda sorulmayan bir çıkar çatışmasını ya da sahada sonradan ortaya çıkan bir baskıyı göremez. Onay bir başlangıçtır, araştırmanın geri kalanının kendiliğinden doğru gideceğinin garantisi değildir.

Yaygın yanlışBir kurumdan ya da yerel yönetimden fon almak, araştırmayı baştan geçersiz kılmaz.
Doğrusu

Asıl belirleyici olan, fon kaynağının açıkça beyan edilmesi ve bulguların kim tarafından değiştirilemeyeceğinin baştan netleştirilmesidir. Bağımlılığı gizlemek sorun yaratır, bağımlılığı adlandırmak değil.

Yaygın yanlışZamanı yetişmeyen birkaç görüşmeyi benzer katılımcıların cevaplarından tahmin ederek tamamlamak küçük bir kolaylık değildir.
Doğrusu

Bu, hiç toplanmamış bir veriyi toplanmış gibi sunmaktır ve tanım gereği veri uydurmanın kendisidir. Boyutu küçük olsa da niteliği değişmez.

Yaygın yanlışOlumsuz bir bulguyu ek bir dosyaya taşımak, bilgi hâlâ raporun bir yerinde durduğu için çarpıtma sayılmaz düşüncesi yanılgılıdır.
Doğrusu

Okurun büyük kısmı yalnız özeti okur. Bir bulguyu görünmez kılmak onu silmekle aynı sonucu doğurur.

Yaygın yanlışBir veri ihlalini yalnız onu işleyen kişinin karakter zayıflığına bağlamak eksik bir açıklamadır.
Doğrusu

Zaman baskısı, yayın baskısı, fon bağımlılığı ve hiyerarşi böyle bir kararı daha olası hale getirebilir. Bu, kişiyi sorumluluktan kurtarmaz, ama sorunu yalnız bireyde aramak yapıyı görünmez bırakır.

Aklında kalsın

  1. Etik kurul onayı, araştırmanın baştan sona etik yürütüldüğünün garantisi değil, yalnızca bağımsız bir gözün eklendiği bir başlangıç noktasıdır.
  2. Katılımcıya karşı yürütülen etik ile bilgiye karşı yürütülen araştırma dürüstlüğü, birbirinin yerine geçmeyen iki ayrı sorumluluk alanıdır.
  3. Çıkar çatışması genellikle açık bir rüşvet değil, fonun, kariyerin ya da bir bağlılığın kararları usulca eğdiği sessiz bir çekimdir.
  4. Çıkar çatışmasının varlığı kusur sayılmaz, gizlenmesi sorun yaratır; beyan edilip yönetilmesi beklenir.
  5. Veri uydurma hiç toplanmamış bir veriyi, veri çarpıtma ise gerçekten toplanmış bir veriyi bulguyu değiştirecek biçimde işlemeyi anlatır.
  6. Hangi vakanın rapora gireceğine önceden karar vermek meşrudur, bulguyu gördükten sonra sonucu değiştirmek için karar vermek çarpıtmadır.
  7. Bir dürüstlük ihlalini yalnız kişinin karakterine bağlamak eksiktir; zaman baskısı, yayın baskısı ve hiyerarşi de kararı olası kılan yapıyı oluşturur.

Sonraki derse köprü

Bu derste dürüstlüğü büyük ölçüde araştırmacının kendi vicdanına ve etik kurulun bir kerelik bakışına bırakmış olduk. İkisi de büyük ölçüde dışarıdan görülmeyen bir süreç olarak işliyor. Oysa bir çalışmanın hangi kararları veriyi görmeden önce aldığını ve hangi veriye dayandığını başka biri de görebilseydi, uydurmak da çarpıtmak da bugünkünden çok daha zor olurdu. Aynı veriden aynı sonuca varılıp varılamadığını sınamak da mümkün hâle gelirdi. Bu görünürlük kendi başına bir denetim biçimi, ama bedelsiz değil. Bir araştırmayı bütün adımlarıyla görünür kılmak, önceki derslerde durduğumuz mahremiyet ve gizlilikle çoğu zaman geriliyor. Bir katılımcıyı korumak için karartılan bir ayrıntı, başkasının çalışmayı denetlemesini de zorlaştırabilir. Kararları önceden kayda geçirmek, veriyi ve araçları paylaşmak, bir sonucun aynı adımlarla yeniden elde edilip edilemediğini sınamak: sıradaki ders, görünürlük ile mahremiyet arasındaki bu gerilimin nasıl yönetildiğini ele alıyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.