İçeriğe geç

YON-303-04·Araştırma Etiği, Düşünümsellik ve Açık Bilim

Çocuklar, kırılgan gruplar ve güç asimetrileri

temel2.387 kelime≈ 16 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Kırılganlık bir grup etiketi değil, belirli bir ilişkinin ve bağlamın ürünüdür.
  2. Çocuklarla araştırmada onam iki katmanlıdır: vekil onam ve çocuğun kendi onayı ayrı ayrı aranır.
  3. Ebeveynin evet'i çocuğun hayır'ını geçersiz kılmaz, bazen vekil onam çocuğu korumaz.
  4. Kurum içinde gönüllülük kolayca çöker, çünkü kapıyı araştırmacı değil kurum açar.
  5. Güç asimetrisi tek yönlü değildir, bazen katılımcı araştırmacıdan daha güçlüdür.
  6. Koruyucu dışlama kısa vadeli zararı önler ama kırılgan grupların bilgiden ve politikadan silinmesine yol açar.
  7. Çözüm katılımcıyı dışlamak değil, görüşmenin yerini, süresini, dilini ve hayır deme yollarını ona göre uyarlamaktır.

Açılış sahnesi

Bir sosyolog, bir ortaokulda gençlerin boş zaman ve çevrimiçi hayatlarını araştırıyor. Okul müdürü izni vermiş, veliler onam formlarını imzalamış. Görüşmeler kütüphanede, ders saatinin ortasında yapılıyor. Bir öğrenci her soruya kısa ve düzgün cevaplar veriyor, her cevabın ardından kapıya bakıyor, kapının camından rehber öğretmenin gölgesi görünüyor. Bir başka öğrenci, velisi formu imzaladığı hâlde görüşmeye girmek istemediğini fısıltıyla söylüyor. Sınıfa geri dönmek, arkadaşlarının önünde görüşmeden kaçmış sayılmak demek, yine de bunu söyleyebiliyor ve kendi çıkışını kendi buluyor. Üçüncü bir öğrenci ise durmadan konuşmak istiyor, evde kimsenin sormadığı şeyleri art arda anlatıyor, bir yetişkinin onu gerçekten dinlemesinden görünürde memnun kalıyor. Sosyolog, okulun ona kapıyı açmasının, onu çocukların gözünde okulun bir parçası gibi gösterdiğini fark ediyor. Zil çaldığında herkes aynı anda ayağa kalkıyor. Aynı hafta bir meslektaşı ona, çocuklarla çalışmanın başa bela olduğunu, onları araştırmanın dışında tutup öğretmenlerle konuşmanın yeteceğini söylüyor.

Bu derste ne olacak

Önceki ders koruma araçlarının herkese aynı işi görmediğini, bazı katılımcıların kendi adına karar verme imkânının baştan daha sınırlı olduğunu göstermişti. Bu ders o sorunun en keskin biçimine giriyor: çocuklarla ve kurum içinde yaşayan ya da çalışan kırılgan gruplarla yapılan araştırma. Yukarıdaki sahne kurguyla kuruldu: kütüphanedeki üç öğrenci aynı günde, aynı sırada değil, güç asimetrisinin üç farklı yüzünü tek çerçevede göstermek için bir araya getirildi. Bu derste kırılganlığın bir kimlik değil bir ilişki olduğunu, çocuklarla onamın neden iki katmanlı kurulduğunu, kurum içinde gönüllülüğün neden kolayca çökebildiğini ve gücün her zaman araştırmacıda durmadığını ele alacağız. Son olarak koruma ile susturma arasındaki gerilime, kırılgan sayılan grupları araştırmanın dışında tutmanın kendi başına bir bedeli olduğuna bakacağız.

Sıfır noktası — Kırılganlık bir kimlik değil bir ilişkidir

Araştırma etiği eğitimlerinde sık geçen kırılgan grup listesi çocukları, karar ehliyeti sınırlı kişileri, kurum içinde yaşayanları ve yasal durumu güvencesiz olanları sayar. Bu liste bir başlangıç noktasıdır, bir cevap değildir. Listedeki bir isim, o kişinin o araştırmada gerçekten korumasız olduğunu tek başına göstermez.

Bu yüzden araştırmacılar giderek kırılganlığı bir grup etiketi değil bir durum olarak okumayı tercih ediyor.

Durumsal kırılganlığın asıl faydası, araştırmacıyı bir soruya geri götürmesi: bu ilişkide korumasız olan kim, ve araştırmacının kendisi bu korumasızlığın bir parçası mı? Bu soruyu sormak, araştırmacıyı kendi konumunu da inceleme nesnesine dahil etmeye zorluyor, çünkü kırılganlık yalnızca karşıdaki kişide değil ilişkinin kendisinde oluşuyor.

Mekanizma — Onam iki katlıdır, gönüllülük kırılgandır

Çocuklarla yapılan araştırmada onam tek katmanlı değildir, iki ayrı rızaya dayanır.

Kurum içinde gönüllülük de aynı biçimde kolayca çöker: okul, hastane, cezaevi, bakım evi, iş yeri gibi ortamlarda kapıyı araştırmacı değil kurum açar. Kurum kapıyı açtığı için araştırmacı, katılımcıların gözünde kurumla birlikte görünür. Kütüphanedeki rehber öğretmen sahnesi bunu somutlaştırır. Görüşmenin yapıldığı mekân, ayrılan süre ve aracı kişinin kim olduğu, gönüllülüğün ne kadar gerçek olduğunu belirler.

Güç asimetrisi bununla birlikte tek yönlü değildir. Araştırmacı çoğu zaman güçlüdür: bilgiye, kuruma ve yazma yetkisine sahiptir. Ama bazen katılımcılar da güçlüdür. Bir kurumun üst düzey yöneticisiyle ya da toplumsal olarak seçkin bir grupla çalışan araştırmacı için risk tersine döner, eleştirel bir bulguyu yayınlamak araştırmacının kendi erişimini ve konumunu tehlikeye atabilir. Sosyolojide buna bazen yukarıyı araştırmak denir. Kırılganlık her zaman aşağıdan gelmez.

Koruma ile susturma arasında da ince bir gerilim var.

Meslektaşın kütüphane sahnesindeki tavsiyesi, öğretmenlerle konuşmanın yeteceği önerisi, tam olarak bu dışlamayı öneriyor: çocuklar hakkında çocuksuz bir bilgi üretmeyi. Çözüm çocukları araştırmanın dışında bırakmak değil, araştırmanın tasarımını onlara uyarlamaktır: görüşmenin yapılacağı yer, ayrılan süre, kullanılan dil, güvenilir bir yetişkinin görüşme sırasında orada olup olmaması ve hayır demeyi gerçekten kolaylaştıran somut yollar.

Kütüphanedeki üçüncü öğrenci farklı bir kırılganlığa da işaret ediyor: dinlenme ihtiyacının kendisi de bir tür korumasızlıktır. Araştırma ilişkisi bir yardım ilişkisi değildir, ama katılımcı tarafından o anda öyle yaşanabilir. Araştırmacı bu farkın sorumluluğunu taşımak zorundadır.

Kuramsal mercekler

Çocuklarla ve kırılgan gruplarla yapılan araştırmaya sosyolojinin birkaç farklı geleneği farklı sorular sorarak yaklaşıyor.

Çocukluk sosyolojisindeki özne yaklaşımı, çocuğu edilgen bir yetişkin adayı değil kendi bakış açısı olan bir toplumsal aktör olarak görüyor. Bu yaklaşıma göre araştırmanın asıl hatası çocuğu dışlamak değil, onu yeterince ciddiye almadan içine almaktır.

Kurumsal gözetim geleneği, kurumların araştırmacıyı kendi gündelik denetim pratiklerinin bir uzantısı gibi kullanabileceğine dikkat çekiyor. Bu bakışa göre asıl soru araştırmacının ne sorduğu değil, kurumun araştırmacının orada olmasından ne kazandığıdır.

Feminist araştırma etiği geleneği, güç farkını araştırma ilişkisinin kenarında değil merkezinde tutuyor. Kimin konuştuğu kadar kimin dinlendiğini, kimin sözünün rapor haline geldiğini de sorguluyor ve araştırmacının kendi konumunu görünmez saymasını eleştiriyor.

Katılımcı araştırma geleneği ise çözümü katılımcıyı sürece daha erken ve daha çok ortak etmekte arıyor. Çocuğun ya da kurum sakininin, araştırmanın sorularını bile birlikte kurmaya çağrılabileceğini savunuyor, böylece onam tek seferlik bir imzadan sürekli bir müzakereye dönüşüyor.

Bu dört gelenek birbirini dışlamıyor. Kütüphanedeki sahneye aynı anda uygulandığında, biri öğrencinin bakış açısını, biri okulun gündelik denetimini, biri araştırmacının kendi konumunu, biri de öğrencilerin sürece nasıl katılabileceğini sorguluyor. Hangi gelenek seçilirse seçilsin, sahneyi tek bir doğru yoruma indirmemek, onu birden çok soruya açık tutmak daha öğretici oluyor.

Ölçek

Bu derste analiz ölçeğini üç düzeyde, ama bir merdiven olarak değil, gücün her düzeyde başka bir biçim aldığını gösteren bir karşıtlık olarak kurmak daha doğru.

Tek bir görüşme odasında güç, kimin kapıya baktığında, kimin sorusu yarıda kesildiğinde, kimin sessizliği onam sayıldığında görünür. Bu düzeyde gücü değiştirmenin aracı görüşmenin kendi tasarımıdır.

Bir kurumun bütün araştırma politikası düzeyinde güç başka bir yerde durur: hangi araştırmaların izin alabildiğini, hangi sorularla gelenlerin geri çevrildiğini belirleyen, tek bir görüşmeci değil kurumun kendisidir. Burada değişmesi gereken şey tek bir soru değil, iznin nasıl verildiğidir.

Bütün bir yaş grubunun bilgiden silinmesi düzeyinde ise güç en görünmez hâline bürünüyor: çocuklar hakkındaki bilginin büyük bölümü çocukların kendisinden değil, onlar hakkında konuşan yetişkinlerden toplanıyor ve bu sessizlik tek bir araştırmanın değil, alanın uzun süredir yerleşmiş bir alışkanlığının sonucu.

Bu üç düzey birbirinin küçültülmüş ya da büyütülmüş kopyası değil. Her biri kendi aracına, kendi çözümüne ihtiyaç duyuyor, ve bir düzeyde alınan bir önlem ötekinde işe yaramayabiliyor.

Türkiye bağlamı ve karşılaştırma

Türkiye'de okullarda araştırma yapmak, genellikle bir dizi resmî izin sürecinden geçiyor. Bu süreç güvenlik ve düzen adına konuluyor, ama sonuçta okulu araştırmacı ile öğrenci arasında bir aracıya dönüştürüyor, araştırmacının doğrudan öğrenciyle kurduğu ilişkiyi baştan kurumun onayından geçiriyor.

Aile büyüklerinin ya da hanedeki en yaşlı üyenin sözünün ağır bastığı ortamlarda, bir genç yetişkinin kendi onamı bile fiilen gölgede kalabiliyor. Araştırmacı formda imzayı gençten alsa da, kararın gerçekte kiminle konuşulduğunu, kimin rızasının arandığını fark etmek zorunda.

Geçici koruma altındaki ya da kalış izni netleşmemiş göçmen ailelerin çocuklarıyla çalışmak, Türkiye'de ayrı bir hukuki risk katmanı taşıyor. Bu riskin hukuki ayrıntısına girmek bu dersin sınırlarının dışında, ama böyle bir çalışmanın etik kurul aşamasından önce alan uzmanına danışmayı gerektirdiğini söylemek gerekiyor.

Çocukların sesi, birçok bağlamda doğrudan değil aile ve okul üzerinden, dolaylı olarak toplanıyor. Anket hanedeki bir yetişkine soruluyor, görüşme öğretmenin seçtiği öğrencilerle yapılıyor, çocuğun kendi cümlesi nadiren kayda giriyor.

Bunu, çocukların araştırmada doğrudan katılımcı olarak görüldüğü bağlamlarla karşılaştırmak öğretici: dünyada bazı araştırma gelenekleri çocuğu doğrudan görüşmenin öznesi yaparken, bazı bağlamlarda çocuğa yönelik araştırmanın neredeyse tamamı yetişkin anlatımıyla, çocuk hiç odada olmadan yürütülüyor. Bu fark, çocuğun kırılgan mı yoksa görünmez mi kılındığı sorusunu farklı biçimde cevaplıyor. Bu karşılaştırma, hangi ülkenin daha doğru davrandığını göstermek için değil, aynı sorunun farklı kurumsal düzenlemelerde nasıl farklı biçimler aldığını görmek için yapılıyor.

Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?

Bu derste anlatılanların büyük bölümü, araştırma etiği kurallarının resmî metinlerinden çok, çocuklarla ve kurum içindeki kırılgan gruplarla çalışan araştırmacıların alan notlarından, yöntem tartışmalarından ve etik kurul deneyimlerinden geliyor.

Üç kaynak da aynı noktaya çıkıyor: kırılganlığı azaltan şey konunun hafifliği değil, sürecin katılımcıya bıraktığı seçenek payı. Bu yüzden derste geçen örnekler, tek bir olayın ayrıntısı olarak değil, tekrar eden bir örüntünün küçük parçaları olarak okunmalı.

Yaygın hatalar

Bu bölüm, derste sık karşılaşılan yanlış anlamaları düzeltiyor.

Yaygın yanlışVeli formu imzaladıysa çocuğun onamı da tamamlanmış sayılır.
Doğrusu

Oysa vekil onam çocuğun onayının yerine geçmez, ikisi ayrı katmanlardır ve ebeveynin evet'i çocuğun hayır'ını geçersiz kılmaz, araştırmacı çocuğun kendi cevabını ayrıca almak zorundadır.

Yaygın yanlışKırılgan sayılan gruplar risk taşıdığı için araştırmadan tamamen uzak tutulmalıdır.
Doğrusu

Ama bu tutum, o grupların ihtiyaçlarının hiç bilinmemesine, kararların onlar hakkında ama onlarsız alınmasına yol açar, çözüm araştırmayı iptal etmek değil sorular, ortam ve yöntemi o gruba göre yeniden kurmaktır.

Yaygın yanlışKırılganlık kişinin sabit bir özelliğidir, bir kişi bir kez kırılgan sayılırsa her bağlamda kırılgandır.
Doğrusu

Oysa kırılganlık büyük ölçüde durumsaldır, aynı kişi bir ilişkide güçlü bir başka ilişkide korumasız olabilir, asıl soru kişinin kim olduğu değil o anki ilişkinin ne olduğudur.

Yaygın yanlışKurum araştırmaya izin verdiyse katılımcılar da gönüllü sayılır.
Doğrusu

Oysa kurumun izni katılımcının gönüllülüğünün kanıtı değildir, kurum kendi çıkarı için izin verebilir ve katılımcı kurumun içindeyken hayır deme özgürlüğünü aynı ölçüde taşımayabilir.

Yaygın yanlışAraştırma ilişkisinde güç her zaman araştırmacıdadır.
Doğrusu

Oysa katılımcı bir kurum yöneticisi ya da toplumsal olarak güçlü biriyse risk tersine dönebilir ve araştırmacı kendi erişimini, konumunu ya da bulgularını yayınlama özgürlüğünü kaybetme riskiyle karşılaşabilir.

Aklında kalsın

  1. Kırılganlık bir grup etiketi değil, belirli bir ilişkinin ve bağlamın ürünüdür.
  2. Çocuklarla araştırmada onam iki katmanlıdır: vekil onam ve çocuğun kendi onayı ayrı ayrı aranır.
  3. Ebeveynin evet'i çocuğun hayır'ını geçersiz kılmaz, bazen vekil onam çocuğu korumaz.
  4. Kurum içinde gönüllülük kolayca çöker, çünkü kapıyı araştırmacı değil kurum açar.
  5. Güç asimetrisi tek yönlü değildir, bazen katılımcı araştırmacıdan daha güçlüdür.
  6. Koruyucu dışlama kısa vadeli zararı önler ama kırılgan grupların bilgiden ve politikadan silinmesine yol açar.
  7. Çözüm katılımcıyı dışlamak değil, görüşmenin yerini, süresini, dilini ve hayır deme yollarını ona göre uyarlamaktır.

Sonraki derse köprü

Bu derste güce hep katılımcının tarafından baktık: kimin hayır diyebildiğine, kimin sözünün kayda geçtiğine. Kütüphanedeki üçüncü öğrenci başka bir şey de gösteriyor: anlattığını sosyoloğa bırakıp sınıfa döndü, ama anlatının ağırlığı orada kalmadı, onu dinleyenin üstünde kaldı. Sosyolog da o odada yalnızca kayıt tutan biri değildi. Kendi konumu vardı, bir ilişki kurmuştu, dinlediği şey onu da bir yerinden tuttu.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.