Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Mahremiyet katılımcının hakkıdır, gizlilik araştırmacının verdiği sözdür ve bu ikisi aynı cümlede geçse bile farklı şeyleri anlatır.
- İsimleri takma adla değiştirmek anonimleştirmek değildir, çünkü anahtar bir yerde durduğu sürece kimlik de geri çağrılabilir kalır.
- Yeniden tanımlanma çoğu zaman küçük sayı tanınırlığından ya da farklı kaynakların birleşmesinden doğar, dışarıdan gelen bir saldırıdan değil.
- Değerli olan ayrıntı ile tanıtıcı olan ayrıntı nitel veride sık sık aynı ayrıntıdır, bu yüzden koruma her zaman bir bedel taşır.
- Veri güvenliği toplama, saklama, aktarma ve imha aşamalarının tümünü kapsar, yalnızca dosyanın şifreli olup olmadığından ibaret değildir.
- Küçük bir yerleşimde sıradan bir ayrıntı bile imza gibi çalışabilir, aynı ayrıntı kalabalık bir şehirde kimseyi işaret etmeyebilir.
- Koruma önlemlerinin bedeli vardır ve bu bedel görmezden gelinirse bulgunun kendisi anlamını kaybedebilir.
Açılış sahnesi
Bir yüksek lisans öğrencisi, küçük bir ilçedeki kadın kooperatifinde çalışan kadınlarla uzun görüşmeler yaparak tezini yazıyor. Kooperatifteki kadınlar kendi işlerini kuran, kendi kararlarını kendileri veren, deneyimli ve sözü dinlenen kişiler. Öğrenci onların anlattıklarını dikkatle dinliyor, notlarını tutuyor ve topladıklarını sabırla bir tez metnine dönüştürüyor. Tezde geçen bütün isimler takma ad, gerçek bir ad hiçbir sayfada geçmiyor. Tez savunmasından bir süre sonra kooperatifin başkanı öğrenciyi arıyor ve ilçede tezi okuyanların çıktığını söylüyor. Okuyanlar, "kocasıyla sorun yaşayan ve kooperatifte muhasebeye bakan kadın"ın kim olduğunu tartışmadan, hiç düşünmeden biliyor. Tezde ne bir ad geçiyor ne bir adres, ama ilçede tek bir kooperatif var. O kooperatifte muhasebeye bakan kişi de, aynı biçimde, yalnızca tek bir kadın, başka kimse yok. Tam o hafta içinde, tezi bitireli daha birkaç gün olmuşken, öğrencinin dizüstü bilgisayarı bir kafede çalınıyor. Görüşme kayıtları masaüstünde duruyor, klasörün adı da kooperatifin adıyla neredeyse birebir aynı. Klasörün önünde bir şifre yok, kayıtlara ulaşmak için tek gereken bilgisayarı açıp klasöre tıklamak. Öğrenci, onam formunda bir zamanlar "bilgileriniz gizli tutulacaktır" diye yazdığını hatırlıyor. Bu cümlenin aslında neyi vaat ettiğini şimdi, ilk kez, gerçekten düşünüyor.
Bu derste ne olacak
Az önce okuduğun sahneyi ben yazdım, böyle bir tez savunması hiç yaşanmadı. Sahne bir kurgu, ama taşıdığı çatışma araştırma etiği yazınında adı sık sık geçen bir çatışma. Önceki derste bilgilendirilmiş onamı ve gönüllülüğü konuşmuştuk, katılımcı bilerek ve isteyerek anlattığında bile, anlattığının nereye gideceği, kimin göreceği ve ne kadar süre saklanacağı sorusunun açık kaldığını görmüştük. Bu ders tam o açık kalan soruyu ele alıyor, mahremiyet ile gizliliğin neden aynı şey olmadığına bakacağız. Adı silmenin neden kimliği silmek anlamına gelmediğini, bir kişinin yeniden tanınmasının hangi iki yoldan geçtiğini ve toplanan verinin toplandığı andan imha edildiği ana kadar hangi risklerle karşılaştığını konuşacağız. Sahnedeki kooperatif ve dizüstü bilgisayar bu sorulara somut, elle tutulur bir zemin kuruyor. Kooperatif başkanının telefonu ile çalınan bilgisayar, aynı dersin iki farklı yüzünü, tanınma riskini ve güvenlik açığını, aynı sahnede birlikte gösteriyor.
Sıfır noktası — Hakla sözün ayrımı
Sahnedeki iki olay aslında iki ayrı sorunu gösteriyor: kooperatif başkanının aktardığı tanınma sorunu bir mahremiyet sorunu, çalınan bilgisayar ise ayrı bir güvenlik sorunu. Ama ikisinin ortasında üçüncü bir kavram duruyor, gizlilik: onam formundaki "bilgileriniz gizli tutulacaktır" cümlesi bu üçüncü kavrama işaret ediyor. Çoğu zaman bu cümlenin ne kadarını kapsadığı hiç yazılmıyor, kimden gizli tutulacağı da belirtilmiyor. Bu iki kavramı baştan ayırmadan ilerlemek, dersin ilerleyen bölümlerindeki bütün koruma tartışmasını temelsiz bırakıyor.
Mekanizma — Adın silinmesinden kimliğin silinmesine
Tezdeki isimleri takma adla değiştirmek, çoğu araştırmacının zihninde "anonimleştirdim" cümlesiyle sonuçlanıyor, oysa bu iki işlem aynı şey değil. Bir kişiyi doğrudan tanımlayan ad ya da adres gibi bir bilgi kolayca fark ediliyor. Meslek, yaş aralığı ya da aile durumu gibi dolaylı tanımlayıcılar ise aynı işi çoğu zaman kimse fark etmeden görüyor. Hangi ayrıntının çıkarılıp hangisinin bırakılacağına karar verirken araştırmacıyı en çok zorlayan da tam bu ayrım.
Gerçek anonimlik nitel veride çoğu zaman neredeyse imkânsız, çünkü bir görüşmeyi değerli kılan ayrıntı ile o görüşmeyi tanıtan ayrıntı genellikle aynı ayrıntı. Meslek, yaş aralığı ya da aile durumu hem bulgunun hem de kimliğin taşıyıcısı oluyor.
Toplanan ayrıntıyı gerektiğinden fazla tutmamak, bazen veri en aza indirme diye anılan bir ilke, sahnedeki gibi bir kaybın etkisini önceden küçültüyor. Aynı şekilde bir saklama süresi belirleyip o süre dolduğunda kaydı gerçekten silmek de riski azaltan bir adım. Bu adımların hiçbiri karmaşık bir teknik bilgi gerektirmiyor, sadece baştan bir plan yapmayı ve o plana sadık kalmayı gerektiriyor.
Kuramsal mercekler
Sahnedeki tanınma olayına farklı kuramsal çerçevelerden bakılabilir: bilginin hangi bağlamda paylaşıldığını esas alan çerçeve, bir bilginin kooperatif içinde paylaşılmasıyla bir tez sayfasında yayımlanmasını aynı akışın parçası saymıyor. Bilgi bir bağlamdan başka bir bağlama taşındığında, o bağlamın kendi normları da ihlal edilmiş oluyor. İlke çatışması çerçevesi meseleyi farklı kuruyor: katılımcıyı korumakla bulguyu eksiksiz aktarmak arasındaki gerilimi merkeze alıyor ve bu iki değerin aynı anda tam olarak karşılanamayacağını kabul ediyor. Araştırmacı bu yüzden ikisi arasında sürekli bir denge kurmak zorunda kalıyor. Güç ilişkilerine odaklanan üçüncü bir okuma da var. Kimin görüldüğünü ve kimin görünmez kaldığını belirleyen şey çoğu zaman araştırmacının elindeki teknik araçlar değil, kimin sesinin kayda değer sayıldığı. Bu çerçevelerin hiçbiri tek başına yeterli bir cevap vermiyor, ama üçü bir arada sahnedeki tanınma olayını farklı açılardan aydınlatıyor.
Ölçek
Aynı koruma önlemi her yerde aynı işi görmüyor: kalabalık bir şehirde meslek ve yaş aralığı gibi ayrıntılar yüzlerce kişiye birden uyuyor, bu yüzden kimseyi tek başına işaret etmiyor. Küçük bir yerleşimde aynı ayrıntılar neredeyse bir imza gibi çalışıyor, çünkü o tarife uyan kişi sayısı bir ya da iki. Yerleşimin büyüklüğü tanınma riskini bu yüzden doğrudan değiştiriyor, koruma önlemi sabit kalsa bile. Verinin türü de aynı ağırlıkta değil: bir sayı tek başına çoğu zaman kimseyi tanıtmıyor, bir alıntı konuşma biçimiyle daha fazla ayrıntı taşıyor. Bir ses kaydı ise sesin kendisiyle, tonuyla, şivesiyle, arka plandaki gürültüsüyle dinleyeni doğrudan bir kişiye götürebiliyor. Aynı önlemi sayıya, alıntıya ve ses kaydına aynı biçimde uygulamak, aralarındaki bu farkı görmezden gelmek oluyor. Bir hanedeki kişi sayısı gibi tek bir rakam çoğu zaman tek başına kimseyi göstermiyor, ama aynı rakam bir meslekle ya da bir mahalle adıyla yan yana durduğunda birden tanıtıcı hâle gelebiliyor.
Türkiye bağlamı ve karşılaştırma
Türkiye'de yürütülen lisansüstü tezlerin büyük bölümü tamamlandıktan sonra çevrimiçi bir ulusal tez arşivinde açık erişime giriyor. Bu, bilginin akademik çevrenin çok ötesine, tezde anlatılan kişilerin kendi çevresine kadar ulaşabileceği anlamına geliyor. Küçük yerleşimlerde ve sıkı cemaat ilişkilerinde bu ulaşılabilirlik, sahnedeki gibi bir yeniden tanınmayı kolaylaştırıyor. Okuyan kişi sayısı az olsa bile, okuyanın kim olduğunu bildiği bir toplulukta aktarması yeterli oluyor. Türkiye'de kişisel veriyi koruyan yasal çerçevenin araştırma verisine nasıl uygulanacağı da henüz netleşmiş değil. Bir görüşme kaydının hangi kurala tabi olduğu, kimin denetleyeceği çoğu zaman net değil. Buna eklenen bir başka gerçek de araştırma verisinin çoğu zaman kurumsal bir güvenli depolama alanında değil, araştırmacının kendi dizüstü bilgisayarında tutulması. Dünyada araştırma verisinin korunmasına ilişkin düzenlemeler birbirinden çok farklı biçimlerde işliyor. Bazı bağlamlarda araştırma verisi ayrı bir kategori olarak ele alınırken, bazı bağlamlarda genel veri kurallarının araştırmaya da neredeyse ayrımsız uygulanması bekleniyor. Bazı ülkelerde üniversiteler araştırmacılarına şifreli ve kurumsal bir saklama alanı sağlıyor, bazı ülkelerde ise bu sorumluluk tamamen araştırmacının kendi inisiyatifine bırakılıyor. Bu karşılaştırma, mahremiyetin yalnızca araştırmacının iyi niyetine değil, içinde çalıştığı sisteme de bağlı olduğunu gösteriyor.
Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?
Bir vaka tarifinin gerçekten tanıtıcı olup olmadığını araştırmacının kendi okumasıyla anlaması zor. Bunun nedeni, metni yazan kişinin zaten kimi anlattığını bilmesi ve bu bilginin onun okumasını renklendirmesi. Tanınma riskini ölçmenin yolları bu yüzden araştırmacının kendi okumasının dışına çıkıyor. Araştırma etiği kurulları ve metodoloji uzmanları da bu yüzden riski metnin dışında, başka gözlerle sınamayı öneriyor.
Yaygın hatalar
Mahremiyet ve veri güvenliği konusunda aynı yanlışlar sürekli tekrarlanıyor. Bunların çoğu kötü niyetten değil, konunun hiç düşünülmemiş olmasından kaynaklanıyor. Tek başına küçük görünen bu hatalar, sahnedeki gibi bir araya geldiğinde büyük bir açık oluşturabiliyor.
Yaygın yanlışİsimleri takma adla değiştirmek anonimleştirmek sanılıyor, oysa takma ad geri dönüşlü, anahtar bir yerde durduğu sürece kimlik de bir yerde durur demek.
Gerçek anonimlik bundan çok daha fazlasını gerektiriyor.
Yaygın yanlışYeniden tanınma tehlikesinin dışarıdan, tezi hiç tanımayan yabancılardan geleceği düşünülüyor.
Oysa sahnede görüldüğü gibi asıl tehlike içeriden geliyor. Yabancı bir ayrıntıyı tanımaz, komşu ya da tanıdık aynı ayrıntıyı hemen tanır.
Yaygın yanlışVeri kendi dizüstü bilgisayarında olduğu için güvende sanılıyor, oysa bir bilgisayar kaybolabiliyor, çalınabiliyor ya da ödünç verilebiliyor.
Şifrelenmemiş bir dosya o an kimin elindeyse onun malı hâline geliyor.
Yaygın yanlışEn güvenli yolun hiçbir ayrıntı vermemek olduğu düşünülüyor, ama ayrıntıyı tümden silmek bulguyu da anlamsızlaştırıyor.
Kişiyi korumakla bulguyu korumak arasında bu yüzden gerçek bir ilke çatışması var, tek yönlü bir çözüm yok.
Yaygın yanlışKüçük bir tez kimsenin ilgisini çekmez, hedef olma riski yalnızca büyük kurumlara ya da tanınmış isimlere özgüdür diye düşünülüyor.
Oysa sahnedeki kooperatif örneğinde görüldüğü gibi risk büyüklükten değil yerel bilinirlikten doğuyor. Küçük bir çalışma kendi küçük çevresinde büyük bir çalışmadan daha fazla iz bırakabiliyor.
Aklında kalsın
- Mahremiyet katılımcının hakkıdır, gizlilik araştırmacının verdiği sözdür ve bu ikisi aynı cümlede geçse bile farklı şeyleri anlatır.
- İsimleri takma adla değiştirmek anonimleştirmek değildir, çünkü anahtar bir yerde durduğu sürece kimlik de geri çağrılabilir kalır.
- Yeniden tanımlanma çoğu zaman küçük sayı tanınırlığından ya da farklı kaynakların birleşmesinden doğar, dışarıdan gelen bir saldırıdan değil.
- Değerli olan ayrıntı ile tanıtıcı olan ayrıntı nitel veride sık sık aynı ayrıntıdır, bu yüzden koruma her zaman bir bedel taşır.
- Veri güvenliği toplama, saklama, aktarma ve imha aşamalarının tümünü kapsar, yalnızca dosyanın şifreli olup olmadığından ibaret değildir.
- Küçük bir yerleşimde sıradan bir ayrıntı bile imza gibi çalışabilir, aynı ayrıntı kalabalık bir şehirde kimseyi işaret etmeyebilir.
- Koruma önlemlerinin bedeli vardır ve bu bedel görmezden gelinirse bulgunun kendisi anlamını kaybedebilir.
Sonraki derse köprü
Bu derste anlattığımız koruma araçlarını sanki herkes için aynı işi görüyormuş gibi konuştuk, oysa aynı ifşa herkese aynı bedeli ödetmiyor. Sahnedeki kadının ilçede tanınmasıyla ilçenin başka bir sakininin aynı biçimde tanınması aynı sonucu doğurmayabilir, çünkü bazı katılımcılar kendi adına karar verme imkânı çok daha sınırlı kişilerdir. Kimin daha fazla korunması gerektiği ve bu korumanın bazen kimi susturmaya dönüşebileceği, önümüzde duran yeni bir soru. Bu derste konuştuğumuz araçların hepsi hâlâ geçerli, ama kimin için ne kadar yeterli olduğu kişiden kişiye değişiyor.