Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Bir düzey iddiasını denetlerken sırayla bakılacak yedi nokta.
- Veri hangi birim üzerinde toplandı? Kayıt o düzeyin ötesine geçmez.
- İddia hangi birim hakkında kuruluyor? İki birim farklıysa ortada bir geçiş vardır.
- Geçişin gerekçesi metinde yazılı mı? Yazılı değilse çıkarım değil varsayım vardır.
- Yukarıdan aşağıya inen cümleler, topluluk içindeki dağılıma bakılmadan kurulamaz.
- Aşağıdan yukarıya çıkan cümleler, topluluk düzeyinde başka mekanizmaların işleyebileceğini hesaba katmalıdır.
- Bağlam etkisi bir yanılgı değildir; aynı özellikteki kişilerin farklı topluluklarda farklı sonuç alması onun kanıtıdır.
- İki düzey birlikte hesaplanabiliyorsa hesaplanır; ayrışma bir aksaklık değil, gösterilmesi gereken bir sonuçtur.
Açılış sahnesi
Bir okulda kütüphaneden ödünç alınan kitap sayısı iki yıldır kaydediliyor. Müdür yardımcısı kayıtları sınıf sınıf topluyor.
Tablo net: ödünç almanın yoğun olduğu sınıfların okuma sınavı ortalamaları yüksek.
Sonuç yazılıyor: kitap ödünç almak başarıyı yükseltiyor. Öneri de hazır; her öğrenciye ayda en az bir kitap ödünç alma zorunluluğu getirilecek.
Bir öğretmen sınıf içi kayıtlara bakmayı öneriyor. Bakılıyor.
Sınıfların içinde tablo tersine dönüyor. En çok ödünç alan öğrenciler en yüksek notu alanlar değil. Yüksek not alanların çoğu kütüphaneyi az kullanıyor; evlerinde kitap var ve ödünç almaya ihtiyaç duymuyorlar.
Müdür yardımcısı bu kez ters yöne gidiyor: "Demek ki kütüphanenin bir etkisi yok, kapatalım."
Aynı öğretmen bir şey daha gösteriyor. Kütüphanenin yoğun kullanıldığı sınıflarda, hiç ödünç almayan öğrenciler bile ötekilere göre daha yüksek not alıyor. O sınıflarda kitaplar derste konuşuluyor ve konuşma herkesi kapsıyor.
İki tablo da doğru sayılmıştı. İki sonuç da yanlıştı ve yanlışlıkları birbirinin tersiydi.
Bu derste ne olacak
Okul, kayıtlar ve o iki yıl kurgu. Sahnenin işi, aynı veriden iki karşıt hatayı arka arkaya çıkarmak.
Geçen ders çıkarımın yönünü konuştu ve sonda bir şeyi açıkta bıraktı: her çıkarımda sessizce bir birim varsayılıyor.
Bu ders o varsayımı açıyor.
Bir araştırmada iki ayrı birim iş görür ve ikisi çoğu zaman aynı değildir. Neyi kaydettiğimiz ile kim hakkında konuştuğumuz farklı şeylerdir; ikisi arasındaki mesafe yazılmadığında, açılış sahnesindeki iki hata birden mümkün hâle gelir.
Bu derste iki birimi ayıracağız, düzeyler arasında geçmenin ne gerektirdiğini göstereceğiz, iki karşıt yanılgıyı adlandıracağız ve son olarak bu yanılgıların altında yatan ortak varsayımı bulacağız.
Sıfır noktası — kaydedilen ile hakkında konuşulan
Bir çalışmada iki soru ayrı ayrı sorulmalıdır ve çoğu zaman ikisi de sorulmaz.
Mekanizma — düzeyler arasında geçmek
İki birim ayrıldığında asıl soru ortaya çıkıyor: birinden ötekine geçilebilir mi?
Bu hatalardan birinin adı bu akademide çoktan konmuştu. Topluluk düzeyinde gözlenen bir ilişkiyi o topluluğun tek tek üyelerine yormak, ekolojik yanılgı olarak adlandırılmıştı. Açılış sahnesindeki ilk sonuç tam olarak buydu: sınıf ortalamalarındaki birliktelik, tek tek öğrencilerde aynı yönde işlemek zorunda değildi.
Burada onu tek başına değil, ters yöndeki kardeşiyle birlikte ele alıyoruz; ikisinin yan yana görülmesi, aynı boşluktan doğduklarını ortaya çıkarıyor.
Topluluğun kendi etkisi
Şimdi açılış sahnesindeki üçüncü tabloya dönelim. Kütüphaneyi hiç kullanmayan öğrencilerin de yüksek not alması bir gürültü değildi.
Kuramsal mercekler
Düzeyler arasındaki ilişkiye dair üç ayrı tutum var ve her biri araştırmanın nasıl tasarlanacağını değiştiriyor.
Bir tutum bireyi esas alır. Buradaki ilkeye göre topluluklar hakkındaki her iddia, sonunda tek tek kişilerin davranışına indirgenebilmelidir; topluluk düzeyindeki örüntüler bireysel örüntülerin toplamıdır ve ayrı bir açıklama gerektirmez. Bu tutumun gücü, mekanizmayı somut hâle getirmesi ve elle tutulur bir aktör göstermesidir. Zorlandığı yer, açılış sahnesindeki üçüncü tablo gibi bulgular; bireysel özellikler sabitken sonucun değişmesi, indirgemenin bir şeyi dışarıda bıraktığını gösterir.
İkinci tutum topluluğu kendi başına bir düzey sayar. Bu görüşe göre bir topluluk, üyelerinin toplamından ibaret değildir; bir sınıfın, mahallenin ya da kurumun kendi özellikleri vardır ve bunlar üyelerin sonuçlarını doğrudan etkiler. Verdiği şey, bağlam etkisini görünür kılmak ve müdahaleyi topluluk düzeyine taşıyabilmektir. Açıkta bıraktığı nokta, topluluk özelliği denen şeyin çoğu zaman yine üyelerin bileşiminden geliyor olması ve ikisini ayırmanın ayrı bir tasarım gerektirmesi.
Üçüncü tutum iki düzeyi birlikte modellemeyi savunur. Buradaki öneri, ne bireyi ne topluluğu tek başına almak; aynı çalışmada her iki düzeyin verisini toplayıp hangi payın nereden geldiğini ayırmaktır. Bu tutumun pratik değeri, tartışmayı bir tercih olmaktan çıkarıp ölçülebilir bir soruya çevirmesidir. Zayıf tarafı, iki düzeyde birden veri toplamanın maliyeti ve çoğu araştırmada tek düzeyin bulunabilmesidir.
Yaygın yanlışÜç tutumdan birinin tek geçerli yaklaşım olduğu düşünülür.
Bireyi esas almadan mekanizma somutlaşmıyor. Topluluğu kendi düzeyi saymadan aynı özellikteki kişilerin farklı yerlerde niçin farklı sonuç aldığı açıklanamıyor. İki düzeyi birlikte ele almadan da hangi payın nereden geldiği ayrılamıyor. Üçü aynı sorunun ayrı katmanlarını tutuyor.
Ölçek
Birim karışıklığının nerede ortaya çıktığı, çalışmanın hangi aşamasında bulunulduğuna göre değişiyor.
Veri toplama aşamasında karışıklık bir kayıt sorunudur. Formda neyin bir satır olduğu belirlenmemişse, saha ekibi kimi zaman haneyi kimi zaman kişiyi kaydeder ve iki kayıt sonradan birleştirilemez. Bu akademide iki araştırmacının aynı adreste farklı birim yazdığı bir durumu daha önce görmüştük; sorun sahada başlar ve masada çözülemez.
Çözümleme aşamasında karışıklık bir tablo sorunudur. Aynı dosyadan hem kişi hem topluluk tabloları çıkarılabiliyorsa, hangi tablonun hangi soruya cevap verdiği yazılmalıdır. Bu aşamada iki tabloyu birlikte vermek, çoğu zaman tek bir tablodan daha fazla bilgi taşır.
Aktarım aşamasında karışıklık bir cümle sorunudur ve en sık burada görülür. Bulgu doğru düzeyde üretilmiş olabilir; özet, sunum ya da haber metni onu başka bir düzeye taşır. Bu kayma çoğu zaman kötü niyetle değil, kısaltma çabasıyla olur.
Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?
Bir geçişin geçerli olup olmadığı, iddiaya bakılarak değil verinin yapısına bakılarak anlaşılır.
Türkiye bağlamı ve karşılaştırma
Bölgesel karşılaştırmaların yaygınlığı, Türkiye'de bu iki yanılgının en sık göründüğü zemin.
İl ve ilçe düzeyinde yayımlanan tablolar bol ve erişilebilir; kişi düzeyindeki ayrıntılı kayıtlar ise izinle açılıyor. Bu dengesizlik, çalışmaların büyük bölümünü topluluk düzeyine itiyor ve aşağı doğru cümle kurma isteği kendiliğinden artıyor. Sorun tabloların kendisinde değil, yalnız o düzeyin bulunabilir olmasında.
İkincisi kalkınma ve refah tartışmalarında düzeylerin sık karışması. Bölgeler arası bir farkın, o bölgelerde yaşayan kişilerin özellikleri gibi anlatılması yaygın bir kısaltma ve bölge farkının bileşimden mi bağlamdan mı geldiği çoğu zaman hiç sorulmuyor.
Üçüncüsü okul ve sınıf düzeyindeki karşılaştırmalar. Okul ortalamalarına dayanan sıralamalar tek tek öğrenciler hakkında konuşulur hâle geldiğinde, açılış sahnesindeki ilk hata ülke ölçeğinde tekrarlanmış oluyor.
Veriye erişim düzenlemeleri burada belirleyici oluyor. Kimliksizleştirilmiş kişi düzeyi kayıtlarının denetimli biçimde açıldığı yerlerde, aynı soru iki düzeyde birden sınanabiliyor ve ayrışma bir bulgu olarak raporlanabiliyor. Yalnız toplulaştırılmış tabloların bulunduğu yerlerde ise araştırmacı tek düzeyle çalışmak zorunda kalıyor; bu durumda yapılabilecek en dürüst şey, geçişi yapmamak ve sınırı yazmak.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışGözlem birimi ile hakkında konuşulan birim aynı sanılır.
Kayıt bir düzeyde tutulur ve iddia başka bir düzeyde kurulabilir; ikisi arasındaki mesafe her metinde açıkça yazılmalıdır. Yazılmadığında geçiş bir çıkarım gibi görünür ve aslında bir varsayımdır.
Yaygın yanlışTopluluk düzeyindeki bir ilişkinin bireylerde de aynı yönde işlediği varsayılır.
Sınıf ortalamalarındaki bir birliktelik, tek tek öğrencilerde ters yönde çıkabilir ve bu bir çelişki değildir. Aşağı doğru bir cümle kurmadan önce topluluk içindeki dağılıma bakılır.
Yaygın yanlışBireylerde görülmeyen bir ilişkinin topluluklarda da bulunmadığı düşünülür.
Ters yöndeki hata daha az bilinir ve aynı ölçüde yaygındır; topluluk düzeyinde, bireyde bulunmayan mekanizmalar işleyebilir. Açılış sahnesindeki kütüphaneyi kapatma kararı bu hatadan çıkmıştı.
Yaygın yanlışTopluluk düzeyindeki her bulgu bir yanılgı sayılır.
Bağlam etkisi gerçektir ve aynı özellikteki kişilerin farklı topluluklarda farklı sonuç alması onun işaretidir. Yanılgı, topluluk bulgusunu bildirmekte değil, onu sınamadan bireylere indirmektedir.
Yaygın yanlışAynılık varsayımı bir kabul olarak bırakılır.
Topluluk içindeki dağılım raporlanmadığında, topluluk değerinin üyeleri temsil edip etmediği bilinemez. Bu varsayımı yazmak ve sınamak ek veri gerektirmez; eldeki dağılımı göstermek yeterlidir.
Aklında kalsın
Bir düzey iddiasını denetlerken sırayla bakılacak yedi nokta.
- Veri hangi birim üzerinde toplandı? Kayıt o düzeyin ötesine geçmez.
- İddia hangi birim hakkında kuruluyor? İki birim farklıysa ortada bir geçiş vardır.
- Geçişin gerekçesi metinde yazılı mı? Yazılı değilse çıkarım değil varsayım vardır.
- Yukarıdan aşağıya inen cümleler, topluluk içindeki dağılıma bakılmadan kurulamaz.
- Aşağıdan yukarıya çıkan cümleler, topluluk düzeyinde başka mekanizmaların işleyebileceğini hesaba katmalıdır.
- Bağlam etkisi bir yanılgı değildir; aynı özellikteki kişilerin farklı topluluklarda farklı sonuç alması onun kanıtıdır.
- İki düzey birlikte hesaplanabiliyorsa hesaplanır; ayrışma bir aksaklık değil, gösterilmesi gereken bir sonuçtur.
Sonraki derse köprü
Bu derste düzeyler arasında hareket etmenin kurallarını kurduk. Kaydın nerede tutulduğunu, iddianın nerede kurulduğunu ve arada kalan mesafeyi yazdık.
Bir şeyi bilerek ertelemiştik.
Açılış sahnesindeki ilk cümle şuydu: kitap ödünç almak başarıyı yükseltiyor. Bu cümlenin düzey sorunu vardı ve düzeltilse bile başka bir sorunu kalırdı.
Diyelim ki veri kişi düzeyinde toplandı ve ödünç alan öğrencilerin notları gerçekten daha yüksek çıktı. Bu, ödünç almanın notu yükselttiğini gösterir mi?
Göstermez. Kitap ödünç alan öğrenciler, ödünç almasalar da yüksek not alacak öğrenciler olabilir; ikisini birlikte üreten üçüncü bir şey bulunabilir; hatta yüksek not almak ödünç almayı artırıyor olabilir.
Birlikte hareket etmek ile birinin ötekini üretmesi aynı şey değil ve aradaki farkı kapatmak, bu kursun en zor işi.
Sıradaki ders bu farkı ele alıyor. İki şeyin birlikte gitmesinin ne anlama geldiğini, bir nedensellik iddiasının hangi koşulları karşılaması gerektiğini ve iki olgu arasında gerçekten bir mekanizma gösterebilmek için neyin gerektiğini konuşacağız.