Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Bir çıkarımın hangi yönde yapıldığını ayırt etmenin yedi işareti.
- Öncüller doğruyken sonuç zorunlu olarak doğruysa tümdengelim vardır ve yeni bilgi yoktur.
- Sonuç tek tek gözlemlerden çıkan bir genellemeyse tümevarım vardır ve sonuç zorunlu değildir.
- Sonuç şaşırtıcı bir durumu anlaşılır kılan bir hikâyeyse abdüksiyon vardır ve elde bir aday vardır.
- Tümevarım sıçraması hiçbir gözlem sayısıyla kapanmaz; daraltan şey koşulların çeşitliliğidir.
- Genellemenin genişliği ile verinin çeşitliliği birbirine uymuyorsa sıçrama bildirilmemiş demektir.
- Abdüksiyonla bulunan açıklama, var olanların değil akla gelenlerin en iyisidir.
- İki açıklama arasında ayırt edici bir gözlem gösterilemiyorsa seçim henüz yapılmamıştır.
Açılış sahnesi
Bir okulun yemekhanesini yöneten kişi, bazı günler kuyruğun olağandışı hızlı eridiğini fark ediyor. Kimseye anket yapmıyor ve kimseyle görüşmüyor.
Bildiği bir şey var: öğleden sonra sınav olan günlerde öğrenciler çabuk yiyip sınıfa çıkıyor. Bu genel bilgiden hareketle sınav günlerinin hızlı geçmesini bekliyor.
Sonra deftere bakıyor. Son iki ayın hızlı günlerini işaretliyor ve büyük bölümünün sınav günlerine denk geldiğini görüyor. Kendi kendine şunu söylüyor: sınav günleri hızlı geçiyor.
Üçüncü hafta bir gün işaretlerini bozuyor. O gün hızlı geçmiş ve hiçbir sınav yok.
Yemekhane sorumlusu şaşırıyor ve etrafına bakıyor. Bahçe kuru; iki haftadır yağan yağmurdan sonra ilk kez oyun oynanabiliyor.
Bir açıklama öneriyor: mesele sınav değil, çocukların dışarı çıkmak isteyip istememesi. Sınav günleri de bahçenin kuru olduğu günler de aynı sebeple hızlı geçiyor olabilir.
Bir saat içinde üç ayrı zihinsel hareket yaptı ve hiçbirinin adını bilmiyor.
Bu derste ne olacak
Yemekhane, defter ve o üç hafta kurgu. Sahnenin işi şu: üç ayrı çıkarım biçimini tek bir kişinin aynı haftası içinde art arda göstermek.
Geçen ders kuramdan gözleme inen yolu kurdu ve o yolun tek yönlü işlemediğini sonda söyledi.
Şimdi üç yönü birbirinden ayırıyoruz.
Genelden tekile inmek, tekillerden genele çıkmak ve şaşırtıcı bir durumdan onu anlaşılır kılan hikâyeye atlamak ayrı işlerdir. Üçü de araştırmada kullanılır, üçü de meşrudur ve verdikleri güvence birbirinin aynı değildir.
Dersin sonunda üçünün de sağladığı güvenceyi ve sağlayamadığını ayrı ayrı bilecek, kendi çıkarımının hangi yönde işlediğini ayırt edebileceksin.
Sıfır noktası — genelden tekile
Birinci hareket en tanıdık olanı ve okulda öğretilen tek biçim çoğu zaman bu.
Mekanizma — tekillerden genele
İkinci hareket, yemekhane sorumlusunun deftere baktığı andır ve bilimde en çok kullanılan biçimdir.
Şaşırtıcı olandan açıklamaya
Üçüncü hareket, sorumlunun sınavsız hızlı günle karşılaştığı andır. Sahada en çok başvurulan, adı en az anılan hareket budur.
Kuramsal mercekler
Bu üç hareketten hangisinin bilimsel yöntemin çekirdeği sayılacağı uzun süredir tartışılıyor ve verilen yanıtlar araştırmanın nasıl kurulacağını değiştiriyor.
Bir yanıt tümdengelimli sınamayı merkeze koyar. Buradaki ilkeye göre bilimi bilim yapan şey açıklama üretmek değil, üretilen açıklamayı yanlışlanabilir bir beklentiye çevirip sınamaktır; bir fikrin nereden geldiği önemsizdir, nasıl sınandığı önemlidir. Bu yanıtın gücü, açık ve denetlenebilir bir ölçüt vermesidir. Zorlandığı yer, sınanacak fikirlerin nereden geleceği sorusunu tamamen dışarıda bırakması ve araştırmanın en yaratıcı kısmını yöntem dışı ilan etmesidir.
İkinci yanıt tümevarımlı birikimi öne alır. Burada bilgi, tek tek gözlemlerin sabırla toplanması ve aralarında düzenlilik aranmasıyla ilerler; kuramlar bu birikimin üzerinde yükselir. Verdiği şey, sabırlı betimlemenin değerini koruması ve alanın kendi beklentilerinin dışına çıkabilmesidir. Açıkta bıraktığı nokta, hiçbir gözlem yığınının kendiliğinden bir genellemeye dönüşmemesi ve sıçramanın her zaman bir karar gerektirmesidir.
Üçüncü yanıt abdüksiyonu asıl iş sayar. Buradaki iddiaya göre araştırmanın belirleyici anı, şaşırtıcı bir durum karşısında yeni bir açıklamanın akla gelmesidir; sınama ve birikim bu ana hizmet eden ikincil işlemlerdir. Bu okumanın değeri, sahada gerçekte ne yapıldığını en iyi anlatan tarif olmasıdır. Zayıf tarafı, makullüğün ölçüsünün belirsiz kalması ve akla gelen ilk hikâyenin en iyi hikâye sanılmasıdır.
Yaygın yanlışBu üç yanıttan birinin yöntemin tamamı olduğu sanılır.
Sınama ölçütü olmadan hiçbir açıklama denetlenemiyor. Gözlem birikimi olmadan sınanacak beklentiler alanın kendi tekrarına dönüşüyor. Şaşırmanın yeri kabul edilmezse de yeni açıklamaların nereden geldiği hiç sorulmuyor. Üçü aynı çalışmanın ayrı anlarında iş görüyor ve bir araştırma bunların arasında gidip geliyor.
Ölçek
Bir çalışmanın hangi aşamasında olduğuna göre bu üç hareketten biri ağır basıyor.
Bir çalışmanın başında ağırlık abdüksiyondadır. Elde henüz sınanacak bir beklenti yoktur; şaşırtıcı bir durum, tutmayan bir sayı ya da alanda karşılaşılan bir tuhaflık vardır ve iş, onu anlaşılır kılacak adayları üretmektir. Bu aşamada rakip açıklamaların sayısı ne kadar çoksa sonraki seçim o kadar sağlam olur.
Çalışmanın ortasında ağırlık tümdengelime kayar. Seçilen aday açıklama, sınanabilir bir beklentiye çevrilir ve o beklentinin hangi gözlemle çürütüleceği yazılır. Bu aşamada yaratıcılık değil kuralılık gerekir; beklenti, veriye bakılmadan önce sabitlenir.
Bir alanın uzun dönemli birikiminde ağırlık tümevarıma geçer. Tek tek çalışmaların bulguları yan yana konur ve hangi örüntünün farklı koşullarda da sürdüğü aranır. Bu aşamada tek bir çalışmanın sonucu belirleyici değildir; belirleyici olan, aynı yönde çıkan bulguların ne kadar farklı yerlerde toplandığıdır.
Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?
Bir metinde hangi çıkarımın yapıldığı, yazarın beyanına değil cümlenin yapısına bakılarak anlaşılır.
Türkiye bağlamı ve karşılaştırma
Sonuç bölümlerinin yazılma biçimi, Türkiye'de bu üç hareketin en sık birbirine karıştığı yer.
Birincisi tümevarım sıçramasının ölçüsünün yazılmaması. Tek bir şehirde ya da tek bir kurumda toplanmış veriden, kapsamı çok daha geniş kurulmuş cümleler çıkarılabiliyor. Sıçrama gerçekte her çalışmada var ve sorun onun varlığı değil, büyüklüğünün bildirilmemesi.
İkincisi abdüksiyonun sonuç bölümünde tümdengelim gibi sunulması. Sahada akla gelen makul bir açıklama, metinde baştan sınanmış bir beklenti gibi yazıldığında, okur o açıklamanın rakipleriyle yarıştırılıp yarıştırılmadığını göremiyor. Bu bir sahtecilik değil, yazım geleneğinin ürettiği bir sıkışma; düzeltmesi, açıklamanın nerede doğduğunu yazmaktan ibaret.
Üçüncüsü nitel çalışmalarda rakip açıklama bölümünün seyrek bulunması. Bir yorum önerildiğinde, aynı malzemeyi açıklayabilecek ikinci bir yorumun yazılıp elenmesi standart bir adım hâline gelmiş değil ve bu, güçlü çalışmaları da tartışmaya açık bırakıyor.
Dergi yönergeleri bu noktada belirleyici olabiliyor. Sınırlılıklar bölümünü ve rakip açıklamaların tartışılmasını zorunlu tutan yayınlarda, sıçramanın ölçüsü ve elenen hikâyeler metnin içinde duruyor; okur bunları aramak zorunda kalmıyor. Böyle bir zorunluluğun bulunmadığı yerlerde ise aynı bilgiler yazarın tercihine kalıyor ve çoğu zaman yazılmıyor.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışTümdengelimin yeni bilgi ürettiği sanılır.
Sonuç öncüllerin içinde zaten bulunur ve yapılan iş onu açığa çıkarmaktır; bu, çıkarımın değersiz olduğu anlamına gelmez, garantisinin nereden geldiğini gösterir. Yeni bilgi, o beklenti sahaya götürülüp gözlemle karşılaştırıldığında ortaya çıkar.
Yaygın yanlışGözlem sayısını artırmanın tümevarım sıçramasını kapattığı düşünülür.
Sıçramayı daraltan şey sayı değil koşulların çeşitliliğidir; aynı yerde ve aynı dönemde toplanmış çok sayıda gözlem, tek bir koşulun ayrıntılı kaydından ibarettir. Sorulacak soru "kaç gözlem" değil, "kaç farklı koşulda" sorusudur.
Yaygın yanlışBir açıklamanın akla gelmesi, sınanmış olmasıyla karıştırılır.
Abdüksiyon bir aday üretir ve o aday ancak sınanabilir bir beklentiye çevrilip gözlemle karşılaştırıldığında bir bulguya dönüşür. Sonuç bölümünde bir açıklamanın makul görünmesi, onun sınandığı anlamına gelmez.
Yaygın yanlışBulunan açıklamanın en iyi açıklama olduğu varsayılır.
Abdüksiyon yalnız akla gelenler arasından seçer ve akla gelmeyen bir hikâye her zaman kalır. Bu yüzden bir açıklama önerildiğinde en az bir rakip yazılır ve ikisini ayıracak gözlem aranır; ayırt edici gözlem yoksa seçim yapılmamıştır.
Yaygın yanlışÜç biçimden birinin ötekilerden üstün olduğu düşünülür.
Üçü aynı çalışmanın ayrı anlarında iş görür: açıklama abdüksiyonla doğar, tümdengelimle sınanabilir hâle gelir, tümevarımla başka koşullara taşınır. Bir çalışmayı tek bir biçme sıkıştırmak, kalan iki anı görünmez kılar.
Aklında kalsın
Bir çıkarımın hangi yönde yapıldığını ayırt etmenin yedi işareti.
- Öncüller doğruyken sonuç zorunlu olarak doğruysa tümdengelim vardır ve yeni bilgi yoktur.
- Sonuç tek tek gözlemlerden çıkan bir genellemeyse tümevarım vardır ve sonuç zorunlu değildir.
- Sonuç şaşırtıcı bir durumu anlaşılır kılan bir hikâyeyse abdüksiyon vardır ve elde bir aday vardır.
- Tümevarım sıçraması hiçbir gözlem sayısıyla kapanmaz; daraltan şey koşulların çeşitliliğidir.
- Genellemenin genişliği ile verinin çeşitliliği birbirine uymuyorsa sıçrama bildirilmemiş demektir.
- Abdüksiyonla bulunan açıklama, var olanların değil akla gelenlerin en iyisidir.
- İki açıklama arasında ayırt edici bir gözlem gösterilemiyorsa seçim henüz yapılmamıştır.
Sonraki derse köprü
Bu derste çıkarımın yönünü konuştuk. Genelden tekile inen yolu, tekilden genele çıkan yolu ve şaşırtıcı olandan açıklamaya atlayan yolu ayırdık.
Üçünde de sessizce varsaydığımız bir şey var.
Yemekhane sorumlusu "hızlı günler" derken neyi sayıyordu? Kuyruğun uzunluğunu mu, öğrencilerin masada geçirdiği süreyi mi, yemekhanenin boşalma saatini mi? Üçü farklı şeyler ve üçü farklı sonuç verebilir.
Daha da önemlisi, hangi birim hakkında konuşuyordu? Tek tek öğrenciler mi, sınıflar mı, günler mi? "Sınav günleri hızlıdır" cümlesi günler hakkında; "sınavı olan öğrenci çabuk yer" cümlesi öğrenciler hakkında. İkisi birbirinden çıkarılamaz ve gündelik konuşmada sürekli birbirinin yerine kullanılır.
Bu karışıklığın iki yönü var ve ikisinin de kendi adı ile kendi tuzağı var. Birinde topluluklar hakkındaki bir bulgu tek tek kişilere yorulur, ötekinde tek tek kişiler hakkındaki bir bulgu topluluklara.
Sıradaki ders bu ayrımı ele alıyor. Hangi birim hakkında konuştuğumuzu, aynı olgunun hangi düzeylerde incelenebileceğini ve düzeyler arasında geçerken yapılan iki karşıt hatayı konuşacağız.