İçeriğe geç

TUR-703-06·Cumhuriyet, Uluslaşma ve Yurttaşlık

Merkez–çevre, devlet–toplum ve bürokrasi tartışmaları

temel2.140 kelime≈ 14 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Cumhuriyet, Osmanlı'dan devraldığı tepeden inme modernleşme yöntemini sürdürdü ve değişim büyük ölçüde devletin kararlarıyla geldi.
  2. Devlet seçkinleri kendilerini toplumun değil devletin koruyucusu saydı ve seçimle gelen partileri çoğu zaman kuşkuyla karşıladı.
  3. Taşra eşrafı devlet ile halk arasında aracılık yaptı ve çok partili hayatla birlikte bu aracılığı meclise taşıdı.
  4. Oy çevreye güç verdi, ama klientelizm bu gücü kişisel iyilik ve sadakat ilişkilerine bağladı.
  5. Sınıf temelli okumalar, çevrenin türdeş bir halk değil, farklı çıkarlara sahip gruplardan oluştuğunu gösterir.
  6. Devletin göreli özerkliği, bürokrasinin sınıflardan bağımsız hareket edebildiği ölçüde ve tarihsel koşullara göre değişen bir kapasitedir.
  7. Aynı seçim sonuçları, merkez–çevre merceğiyle ve sınıf merceğiyle bambaşka hikâyeler anlatır.

Açılış sahnesi

İç Anadolu'da bir ilçe merkezi. Genç kaymakam, başkentten yeni atanmış ve makam odasındaki masaya bir harita yaymış. Haritada yeni açılacak okulların, yapılacak yolların ve kurulacak sağlık ocaklarının yerleri işaretli. Kapıda sırasını bekleyen yaşlı bir köy muhtarı var. Muhtar, köyünün yolunun her kış kapandığını anlatmaya gelmiş, ama elindeki dilekçeyi bir yazıcıya parayla yazdırmış ve içinde ne yazdığını tam bilmiyor.

Kaymakam muhtarı dinliyor, sonra ona köyde bir okul açılacağını, çocukların mutlaka okula gönderilmesi gerektiğini anlatıyor. Muhtar başını sallıyor, ama aklı hâlâ yolda. Aynı odada iki ayrı dünya karşılaşıyor: biri yukarıdan bir plan getiriyor, öteki aşağıdan bir ihtiyaç. Birkaç yıl sonra aynı muhtar, kendi köyünden bir aday çıkaran partiye oy verecek ve kaymakamın haritasındaki bazı işaretler hiç hayata geçmeyecek. Soru şu: bu karşılaşma yalnız iki kişinin anlaşmazlığı mı, yoksa Türkiye'de yönetenlerle yönetilenlerin yüzyıllık karşılaşmasının küçük bir özeti mi?

Bu derste ne olacak

Genç kaymakam, haritası ve dilekçeli muhtar kurgu. Cumhuriyet'in kudretli bir memur kadrosu ile ona mesafeli bir taşra arasında kurulduğu ve bu gerilimin çok partili siyasetle yeni bir biçim aldığı yönündeki tartışma ise Türkiye sosyolojisinin en köklü gerçek tartışmalarından biridir.

Önceki ders, nüfusun bileşimine yönelik kararların başkentte alınıp taşrada uygulandığını gösterdi. Bu ders, bu işbölümünün kendisini sorguluyor. Merkez ile çevre arasındaki gerilimin Cumhuriyet'te nasıl sürdüğü, bürokrasinin kendini toplumun öncüsü olarak nasıl tanımladığı, taşranın yerel güç sahiplerinin çok partili hayatla nasıl siyasete girdiği, siyasal partilerin devlet kaynaklarını nasıl dağıttığı ve bütün bu tabloyu okumanın farklı kuramsal yolları dersin konuları. Dersin sonunda, merkez–çevre yaklaşımının neyi açıkladığını ve neyi gözden kaçırdığını değerlendirebilmen amaçlanıyor.

Sıfır noktası — Yukarıdan gelen değişim

İmparatorluğun son yüzyılında reformlar, sarayın ve bürokrasinin eliyle başlatılmıştı. Cumhuriyet bu yöntemi devraldı ve daha da ileri taşıdı. Dil, hukuk, eğitim ve kıyafet alanındaki değişiklikler, toplumun içinden yükselen bir talep olarak değil, devletin aldığı kararlar olarak geldi.

Merkez–çevre ilişkisi kavramı, Osmanlı'yı anlatırken ele alınmıştı. Bu yaklaşıma göre zayıf örgütlenmiş taşrayı kuşkuyla izleyen kudretli merkez, Cumhuriyet'e de miras kaldı. Merkez artık saray değil, Ankara'daki kadrolardı ve çevre, bu kadroların yaptığı reformları yabancı ve dayatılmış bulan köylüler, kasabalılar ve dindar kesimlerdi.

Mekanizma — Seçkinler, eşraf ve kaynak dağıtımı

Merkezi taşıyan grup, belirli bir eğitimden geçmiş ve kendini devletle özdeşleştiren bir kadroydu. Bu kadro, askerî ve sivil okullardan yetişmiş, başkentte ve taşrada devletin temsilcisi olarak görev yapan subaylardan, valilerden, öğretmenlerden ve memurlardan oluşuyordu.

Çevrenin de kendi güç sahipleri vardı. Taşrada toprağı, ticareti ve akrabalık ağlarını elinde tutan aileler, tek parti döneminde çoğu zaman devletle uzlaşmış ve yerel parti örgütlerinde yer almıştı. Muhalefetin sandıkta yarışabildiği yıllarda bu aileler, merkezden bağımsız bir güç kaynağı buldu: oy.

Oy, çevreye güç verdi, ama bu güç çoğu zaman bir alışverişe dönüştü. Partiler, seçmenlerin desteğini kazanmak için devletin elindeki kaynakları, yani işleri, kredileri, yolları ve hizmetleri dağıtmaya başladı.

Kuramsal mercekler

Merkez–çevre yaklaşımı güçlü bir açıklama sunar, ama tek açıklama değildir. Eleştirmenler, bu yaklaşımın toplumu iki büyük kütleye ayırdığını ve her kütlenin içindeki farklılıkları, özellikle de sınıfsal çatışmaları gözden kaçırdığını ileri sürmüştür.

Keyder'in yaklaşımı, merkez–çevre tablosuna bir sınıf boyutu ekler. Çevre, bu okumaya göre, türdeş bir halk kitlesi değil, kendi çıkarları olan toprak sahiplerini, tüccarları ve bunlarla farklı ilişkiler içindeki küçük köylüleri barındıran bir alandır.

Ölçek

Merkez ile çevre arasındaki ilişkiyi üç ölçekte izlemek gerekir. Ulusal ölçekte, partiler ve bürokrasi arasındaki güç mücadelesi, seçimlerde, meclis tartışmalarında ve anayasal değişikliklerde görünür. Yerel ölçekte, vali, kaymakam, belediye başkanı ve yerel parti örgütü arasındaki ilişkiler, hangi kararın gerçekten uygulanacağını belirler. Gündelik ölçekte ise yurttaş, devletle bir dilekçe, bir kuyruk, bir memurun tavrı ya da bir tanıdığın aracılığı üzerinden karşılaşır.

Türkiye bağlamı ve karşılaştırma

Türkiye'de merkez ile çevre arasındaki gerilim, çok partili hayatla birlikte siyasal partilerin temel ayrım çizgilerinden biri hâline geldi. Tek parti döneminden sonra iktidara gelen muhalefet partisi, kendini bürokratik merkeze karşı halkın ve çevrenin sesi olarak sundu. Bu ayrım, sonraki on yıllarda farklı partiler ve farklı adlarla yeniden üretildi. Bürokrasinin kendini seçimle gelen hükümetlerin üstünde bir koruyucu olarak görmesi, zaman zaman siyasal krizlere de yol açtı.

Başka ülkelere bakınca, bu gerilimin başka yerlerde de yaşandığı görülür. Fransa'da güçlü ve merkezî bir idari gelenek, yüzyıllar boyunca yerel güçleri denetim altında tutmaya çalışmıştır. Japonya'da Meiji döneminde kurulan bürokrasi, sanayileşmeyi ve modernleşmeyi yukarıdan yönetmiştir. Türkiye'deki durumun farkı, bürokratik kadronun modernleşmeyi yalnız yönetmekle kalmayıp, kültürel bir dönüşümün taşıyıcısı olarak kendini toplumun kimliğinin koruyucusu saymasıdır.

Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?

Merkez ile çevre arasındaki ilişki hakkındaki bilgimiz, seçim sonuçlarına, milletvekillerinin toplumsal kökenlerini gösteren biyografik verilere, meclis tutanaklarına, bürokratların anılarına, kamu harcamalarının bölgelere dağılımına, köy ve kasaba monografilerine ve seçmenlerle yapılan saha araştırmalarına dayanır. Aynı veriler farklı kuramsal çerçevelerle farklı biçimlerde okunabilir. Bu yüzden araştırmacının hangi merceği kullandığı, vardığı sonucu önemli ölçüde belirler.

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışMerkez ile çevrenin iki türdeş grup olduğu sanılabilir.
Doğrusu

Oysa merkezin içinde farklı bürokratik kadrolar, çevrenin içinde ise toprak sahipleri, tüccarlar ve küçük köylüler gibi farklı çıkarlara sahip gruplar vardır.

Yaygın yanlışÇok partili hayatın çevreyi merkezden tamamen kurtardığı düşünülebilir.
Doğrusu

Oysa çevre oy yoluyla güç kazanırken, klientelizm aracılığıyla merkezin kaynaklarına yeni bir biçimde bağımlı hâle geldi.

Yaygın yanlışBürokrasinin yalnız kararları uygulayan tarafsız bir araç olduğu sanılabilir.
Doğrusu

Oysa Türkiye'de bürokratik seçkinler, kendilerini devletin koruyucusu olarak gören ve siyasal süreçlere yön vermeye çalışan bir güç olarak davrandı.

Yaygın yanlışKlientelizmin yalnız bireysel bir yolsuzluk meselesi olduğu düşünülebilir.
Doğrusu

Oysa klientelizm, devlet kaynaklarının siyasal destekle değiş tokuş edildiği ve toplumun geniş kesimlerini kapsayan yapısal bir ilişki biçimidir.

Yaygın yanlışMerkez–çevre yaklaşımının Türkiye'yi anlamak için tek ve yeterli bir çerçeve olduğu sanılabilir.
Doğrusu

Oysa sınıf temelli ve karşılaştırmalı yaklaşımlar, bu çerçevenin gözden kaçırdığı çatışmaları ve farklılıkları görünür kılar.

Aklında kalsın

  1. Cumhuriyet, Osmanlı'dan devraldığı tepeden inme modernleşme yöntemini sürdürdü ve değişim büyük ölçüde devletin kararlarıyla geldi.
  2. Devlet seçkinleri kendilerini toplumun değil devletin koruyucusu saydı ve seçimle gelen partileri çoğu zaman kuşkuyla karşıladı.
  3. Taşra eşrafı devlet ile halk arasında aracılık yaptı ve çok partili hayatla birlikte bu aracılığı meclise taşıdı.
  4. Oy çevreye güç verdi, ama klientelizm bu gücü kişisel iyilik ve sadakat ilişkilerine bağladı.
  5. Sınıf temelli okumalar, çevrenin türdeş bir halk değil, farklı çıkarlara sahip gruplardan oluştuğunu gösterir.
  6. Devletin göreli özerkliği, bürokrasinin sınıflardan bağımsız hareket edebildiği ölçüde ve tarihsel koşullara göre değişen bir kapasitedir.
  7. Aynı seçim sonuçları, merkez–çevre merceğiyle ve sınıf merceğiyle bambaşka hikâyeler anlatır.

Sonraki derse köprü

Merkez–çevre tablosu uzun süre yurttaşı tek bir kalıba yerleştirdi: devletin tanımladığı dili konuşan, resmî din anlayışına uyan, ulusun ortak tarihini paylaşan bir yurttaş. Çevre güçlendikçe, bu kalıbın dışında kalan aidiyetler de kendi seslerini yükseltmeye başladı. Kürt kimliğinin tanınma talebi, Alevilerin eşit yurttaşlık arayışı, Avrupa'daki diasporanın çifte aidiyeti ve son yıllarda ülkeye gelen milyonlarca göçmenin statüsü, yurttaşlığın tek bir kimliğe bağlanıp bağlanamayacağını tartışmaya açtı. Bir insan aynı anda birden fazla topluluğa ait olabilir mi ve devlet bu çokluğu nasıl karşılar? Sonraki ders, çoğul yurttaşlığı ve güncel aidiyetleri ele alıyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.