Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Yurttaşlığın bir hukuki statü, bir de devletin beklediği kültürel uyum olmak üzere iki yüzü vardır.
- Anayasa yurttaşlığı din ve ırk farkı gözetmeksizin tanımladı, ama uygulamada kültürel uyum bekleniyordu.
- Cumhuriyet'in ilk yirmi yılı büyük ölçüde tek parti yönetimi altında geçti.
- Altı ok, rejimin temel ilkelerini ve politikalarının ideolojik çerçevesini oluşturdu.
- Halkçılık, toplumu sınıfsız ve kaynaşmış bir bütün olarak gören bir ilkeydi.
- Halkevleri, devletin ulusal kültürü ve modern yaşam biçimini halka yaydığı kurumlardı.
- Makbul vatandaş modeli, yurttaşlığın devletin beklentilerine uyumla özdeşleştirildiğini gösterir.
Açılış sahnesi
Öğrenci, dedesinin çekmecesinden çıkan belgelerin arasında bu kez ince, sararmış bir kitapçık buluyor. Kapağında yurttaşlık bilgisi yazıyor ve bir ilkokul öğrencisine ait olduğu anlaşılıyor. Sayfaların kenarlarında küçük bir çocuğun el yazısıyla alınmış notlar var. Kitapçığın ilk bölümü, yurttaşın haklarını anlatıyor: seçme hakkı, kanun önünde eşitlik, mülkiyet hakkı. Ama kitapçığın büyük kısmı başka bir şeye ayrılmış: iyi bir yurttaşın nasıl olması gerektiğine. İyi yurttaş çalışkandır, vatanını sever, askerlik görevini seve seve yapar, vergisini öder, temiz giyinir, Türkçe konuşur, devletine bağlıdır.
Öğrenci kitapçığı okurken, yurttaşlığın iki farklı anlamının iç içe geçtiğini fark ediyor. Bir yanda, anayasanın herkese tanıdığı eşit bir hukuki statü var. Öbür yanda, devletin yurttaşlarından beklediği bir davranış ve kimlik modeli. Birincisi bir hak, ikincisi bir beklenti. Öğrenci merak ediyor: yeni devlet yurttaşlığı nasıl tanımladı, bu tanımın hukuki ve kültürel yüzleri nasıl ilişkilendi ve kimler bu tanıma kolayca girebilirken kimler zorlandı?
Bu derste ne olacak
Yurttaşlık bilgisi kitapçığı ve kenarlardaki el yazısı notlar kurgu. Yeni rejimin ilk kuşağında devletin kurumlarını nasıl örgütlediği, yurttaşlığı anayasada ve gündelik hayatta nasıl tanımladığı ve bu tanımın hangi yurttaş modelini öne çıkardığı ise Türkiye sosyolojisinin temel ve çok tartışılan gerçek konularıdır.
Önceki ders, imparatorluktan ulus devlete geçişi, egemenliğin kaynağının değişmesini ve ulus inşası sürecini ele aldı. Bu ders, yeni devletin bu süreci hangi kurumlarla yürüttüğüne odaklanıyor. Meclis, anayasa ve tek parti yönetiminin nasıl biçimlendiği, rejimin temel ilkelerinin neler olduğu, anayasanın yurttaşlığı nasıl tanımladığı, devletin iyi yurttaş modelinin neleri içerdiği ve bu modeli yaygınlaştırmak için kurulan kurumlar dersin konuları.
Sıfır noktası — Hukuki statü ve kültürel beklenti
Kuram kursunda yurttaşlık, bir siyasal toplulukta söz sahibi sayılan ve karşılığında yükümlülük taşıyan kişilerin konumu olarak tanımlanmıştı. Bu tanım, yurttaşlığın sayılabilir, hukuki bir konum olduğunu vurgular. Ama yurttaşlığın bir de kültürel yüzü vardır: bir devlet, yurttaşlarından yalnız yasalara uymalarını değil, belirli bir kimliği benimsemelerini ve belirli bir biçimde yaşamalarını da bekleyebilir.
Yeni Cumhuriyet'in anayasası yurttaşlığı, din ve ırk farkı gözetmeksizin, Türkiye'de yaşayan ve devlete yurttaşlık bağıyla bağlı herkesin Türk olarak adlandırılacağı biçiminde tanımladı. Bu tanım, hukuki açıdan kapsayıcıydı. Ama uygulamada yurttaşlık, dil, kültür ve yaşam biçimi bakımından belirli bir modele uyum beklentisiyle birlikte düşünüldü.
Mekanizma — Kurumlar, ilkeler ve yurttaş modeli
Cumhuriyet'in ilk yıllarında yeni devletin kurumları hızla biçimlendi. Egemenliğin ulusa ait olduğu ilkesi üzerine kurulan meclis, yasama yetkisini elinde tutuyordu. Ama kısa süre içinde siyasal hayat tek bir partinin denetimine girdi.
Tek parti, rejimin temel ilkelerini parti programında tanımladı ve bu ilkeler daha sonra anayasaya da girdi.
Bu ilkelerden biri, Gökalp'in düşüncesiyle de bağlantılı olan ve toplumun nasıl düşünüldüğünü belirleyen bir ilkeydi.
Yeni devlet, bu ilkeleri halka ulaştırmak ve iyi yurttaş modelini yaygınlaştırmak için özel kurumlar kurdu. Bunların en önemlilerinden biri, ülkenin dört bir yanına yayılan halk eğitim merkezleriydi.
Devletin yurttaşlarından beklediği davranış ve kimlik modeli, ders kitaplarında, törenlerde ve kamusal kampanyalarda açıkça dile getirildi.
Kuramsal mercekler
Cumhuriyet'in yurttaşlık anlayışı, sosyolojide farklı biçimlerde yorumlanır. Bir yorum, bu anlayışı cumhuriyetçi yurttaşlık geleneğinin bir örneği olarak görür. Bu gelenekte yurttaş, yalnız haklara sahip bir birey değil, ortak iyiye katkı yapmakla yükümlü, erdemli bir topluluk üyesidir. Devlet de yurttaşları bu erdemlere göre eğitmekle görevlidir.
Başka bir yorum ise bu anlayışın, yurttaşın haklarını ikinci plana iten, görevleri ve devlete bağlılığı öne çıkaran bir anlayış olduğunu vurgular. Bu yoruma göre tek parti döneminin yurttaşlık modeli, farklı kimliklere, farklı yaşam biçimlerine ve siyasal muhalefete sınırlı bir alan tanımış, yurttaşlığı devletin belirlediği bir kalıba uyumla özdeşleştirmiştir.
Ölçek
Yeni yurttaşlık üç düzlemde birden kurulmaya çalışıldı. Ulusal ölçekte, anayasa, yasalar ve parti programları yurttaşlığı tanımladı. Kurum ölçeğinde, okullar, halkevleri ve askerlik yurttaşlığın aktarıldığı yerler oldu. Gündelik hayat ölçeğinde ise giyim, dil, törenler ve kamusal davranış kuralları aracılığıyla yurttaşlık bir yaşam biçimine dönüştürülmeye çalışıldı.
Türkiye bağlamı ve karşılaştırma
Türkiye'de tek parti döneminin yurttaşlık anlayışı, sonraki dönemlerde de izini sürdürdü. Çok partili hayata geçişle birlikte siyasal katılım genişledi, ama yurttaşlığın devlete bağlılık ve ulusal kimlikle özdeşleştirilmesi, uzun süre güçlü bir eğilim olarak kaldı. Yurttaşlığın farklı kimlikleri ve yaşam biçimlerini ne ölçüde kapsayabileceği sorusu, Türkiye'de siyasal ve toplumsal tartışmaların önemli bir konusu olmaya devam etti.
Uluslararası karşılaştırmada, Türkiye'nin tek parti dönemi, aynı yıllarda Avrupa'nın ve dünyanın farklı yerlerinde kurulan tek parti rejimleriyle birlikte düşünülebilir. İki savaş arası dönemde pek çok ülkede tek parti yönetimleri kurulmuş, devlet toplumu yukarıdan dönüştürmeye çalışmıştır. Ama bu rejimler, ideolojileri, baskı yöntemleri ve toplumla kurdukları ilişkiler bakımından birbirinden önemli ölçüde farklıydı. Bu yüzden karşılaştırma, benzerlikler kadar farklılıkları da gözetmelidir.
Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?
Cumhuriyet'in kurumları ve yurttaşlık anlayışı hakkındaki bilgimiz, anayasa metinlerine, meclis tutanaklarına, parti programlarına ve kongre tutanaklarına, yurttaşlık bilgisi ders kitaplarına, halkevlerinin yayınlarına, dönemin basınına ve anılara dayanır. Resmî metinler yurttaşlığın yukarıdan çizilen resmini verir. O resmin aşağıda nasıl karşılandığını ise hatıratlar, mektuplar ve yaşlılarla yapılan görüşmeler anlatır.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışAnayasadaki kapsayıcı yurttaşlık tanımının gündelik hayatta da aynı biçimde uygulandığı sanılabilir.
Oysa hukuki tanım ile devletin yurttaşlardan beklediği kültürel uyum arasında önemli bir mesafe vardı.
Yaygın yanlışTek parti döneminde hiçbir muhalefet girişimi olmadığı düşünülebilir.
Oysa bu dönemde birkaç muhalefet partisi kurulmuş, ama kısa süre içinde kapatılmış ya da kendini feshetmek zorunda kalmıştır.
Yaygın yanlışHalkçılık ilkesinin yalnız halkın egemenliğini vurguladığı sanılabilir.
Oysa halkçılık, aynı zamanda sınıf çatışmasını reddeden, toplumu tek gövde sayan ve sınıf temelli örgütlenmeye karşı çıkan bir ilkeydi.
Yaygın yanlışYurttaşlığın yalnız haklardan oluştuğu düşünülebilir.
Oysa tek parti döneminin yurttaşlık anlayışı, haklardan çok görevleri ve devlete bağlılığı öne çıkarıyordu.
Yaygın yanlışTürkiye'nin tek parti dönemi ile aynı yıllardaki bütün tek parti rejimlerinin aynı olduğu sanılabilir.
Oysa bu rejimler, ideolojileri ve toplumla kurdukları ilişkiler bakımından önemli farklılıklar taşıyordu.
Aklında kalsın
- Yurttaşlığın bir hukuki statü, bir de devletin beklediği kültürel uyum olmak üzere iki yüzü vardır.
- Anayasa yurttaşlığı din ve ırk farkı gözetmeksizin tanımladı, ama uygulamada kültürel uyum bekleniyordu.
- Cumhuriyet'in ilk yirmi yılı büyük ölçüde tek parti yönetimi altında geçti.
- Altı ok, rejimin temel ilkelerini ve politikalarının ideolojik çerçevesini oluşturdu.
- Halkçılık, toplumu sınıfsız ve kaynaşmış bir bütün olarak gören bir ilkeydi.
- Halkevleri, devletin ulusal kültürü ve modern yaşam biçimini halka yaydığı kurumlardı.
- Makbul vatandaş modeli, yurttaşlığın devletin beklentilerine uyumla özdeşleştirildiğini gösterir.
Sonraki derse köprü
Yeni yurttaşlık, yalnız anayasa metinlerinde ve parti programlarında değil, insanların gündelik hayatında da kurulmaya çalışıldı. Yazı birkaç ay içinde değişti ve bütün bir kuşak yeniden okuma yazma öğrenmek zorunda kaldı. Aile hayatını düzenleyen yeni bir medeni kanun kabul edildi. İnsanların başlarına giydikleri, taşıdıkları adlar, kullandıkları takvim ve ölçüler değiştirildi. Bu değişiklikler insanların gündelik hayatlarını nasıl etkiledi, hangi kesimler bunları hızla benimsedi, hangileri direndi ya da kendi yollarıyla uyarladı? Dil, eğitim, hukuk ve gündelik modernleşme, yeni devletin toplumu en derinden dönüştürmeye çalıştığı alanlar olarak inceleniyor.