İçeriğe geç

TUR-702-08·Türkiye'de Sosyolojik Düşüncenin Tarihi

Kadın sosyologlar, taşra üniversiteleri ve güncel çoğullaşma

temel2.089 kelime≈ 14 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Yükseköğretimin kitleselleşmesi, sosyoloji bölümlerinin sayısını artırdı ve disiplini ülkenin dört bir yanına yaydı.
  2. Taşra üniversiteleri bölgelerini içeriden inceleme olanağı sunar, ama merkez ile taşra arasındaki akademik eşitsizlikle de uğraşır.
  3. Sonraki kuşağın kadın araştırmacıları ev içi emeği, göçün arkasında kalanları ve cinsiyet ilişkilerini disiplinin merkezine yerleştirdi.
  4. Kadın çalışmaları, bütün toplumsal alanları yeniden düşünmeyi sağlayan yeni sorular getirdi.
  5. Disiplinin çoğullaşması kapsamı genişletir, ama ortak dili koruma sorununu da doğurur.
  6. Akademik özerklik, toplumu eleştirel biçimde inceleyen sosyoloji için özellikle önemlidir.
  7. Türkiye sosyolojisinin tarihi, akademik özerklik sorunuyla sürekli iç içe geçmiştir.

Açılış sahnesi

Okuma grubunun son toplantısında öğretim üyesi bir şey getirmiyor, bir şey istiyor. Grubun her üyesinden, Türkiye'de bir sosyoloji bölümünün internet sayfasını açmasını ve orada okutulan dersleri, öğretim üyelerinin çalışma alanlarını ve son yıllarda yazılan tezlerin başlıklarını not etmesini istiyor. Grup üyeleri farklı kentlerden bölümler seçiyor: İstanbul'dan, Ankara'dan, ama aynı zamanda Doğu Karadeniz'den, Güneydoğu'dan, İç Anadolu'nun orta ölçekli bir kentinden.

Notlar masada bir araya getirildiğinde, öğrenci kursun başındaki tabloyla bugünkü tablo arasındaki farkı görüyor. Kursun başında sosyoloji, darülfünunda tek bir kürsüde, birkaç erkek düşünürün etrafında yaşıyordu. Bugün ise tezlerin başlıkları göç, toplumsal cinsiyet, beden, emek, kent, dijital hayat, kimlik, yaşlılık ve çevre gibi konulara yayılmış, öğretim üyelerinin önemli bir kısmı kadın, bölümler ise ülkenin dört bir yanına dağılmış. Öğrenci merak ediyor: bu dönüşüm nasıl gerçekleşti ve bir disiplinin bu kadar çoğullaşması onun gücünü mü artırır, yoksa ortak bir dilini kaybetmesine mi yol açar?

Bu derste ne olacak

Bölüm sayfaları ve masada biriken notlar kurgu. Disiplinin son elli yılda üniversitelerin yayılmasıyla, kadın sosyologların giderek artan etkisiyle ve yeni araştırma alanlarının ortaya çıkışıyla çoğullaşması ise disiplinin bugünkü haritasını biçimlendiren gerçek bir süreçtir.

Bu ders kursun son halkası. Önceki derslerde Osmanlı'daki toplum düşüncesinden Gökalp'e, Sabahaddin'e, Gökalp sonrası kuşağa, Ülken ile Berkes'e, Boran ile Kıray'a, Mardin ile Sezer'e uzanan bir yol izlendi. Bu ders, bu yolun bugüne nasıl ulaştığını ele alıyor. Yükseköğretimin genişlemesinin sosyolojiye etkisi, kadın sosyologların disipline getirdiği yeni sorular, taşradaki bölümlerin konumu, yeni araştırma alanlarının ortaya çıkışı ve akademik özerklik sorununun güncel görünümleri dersin konuları.

Sıfır noktası — Birkaç kürsüden yüzlerce bölüme

Türkiye'de uzun süre sosyoloji, birkaç büyük kentteki birkaç üniversitenin birkaç kürsüsünde okutuldu. Yirminci yüzyılın ikinci yarısında yeni üniversiteler açılmaya başladı ve özellikle yüzyılın sonlarında ve bir sonraki yüzyılın başında, hemen her ilde bir üniversite kurulmasını hedefleyen politikalarla yükseköğretim hızla genişledi. Bu genişleme, sosyoloji bölümlerinin sayısını da büyük ölçüde artırdı.

Mekanizma — Yeni yerler, yeni sesler, yeni sorular

Sosyolojinin çoğullaşması üç kaynaktan beslendi: taşrada açılan yeni bölümler, kadın sosyologların giderek artan etkisi ve daha önce kenarda kalmış konuların araştırma gündemine girmesi.

Kadın sosyologlar, Türkiye sosyolojisinde her zaman yer almıştı. Boran ve Kıray gibi isimler disiplinin kuruluşunda belirleyici olmuştu. Ama yirminci yüzyılın son çeyreğinden itibaren kadın sosyologların sayısı ve etkisi belirgin biçimde arttı ve onlar, daha önce sosyolojinin kenarında kalan soruları merkeze taşıdı.

Tematik kurslarda toplumsal cinsiyet, cinsiyetlere toplumsal olarak yüklenen roller, beklentiler ve güç ilişkileri olarak tanıtılmıştı. Türkiye'de kadın sosyologlar bu kavramı, aile, emek, siyaset, din ve kent gibi alanlarda somut araştırmalarla işlediler.

Kuramsal mercekler

Sosyolojinin çoğullaşması iki farklı biçimde değerlendirilebilir. Bir değerlendirmeye göre çoğullaşma, disiplinin zenginleşmesidir. Daha önce görünmeyen grupların deneyimleri, daha önce sorulmayan sorular ve daha önce kullanılmayan yöntemler, sosyolojinin toplumu daha eksiksiz biçimde anlamasını sağlar. Kadın çalışmalarının, göç çalışmalarının ve kimlik çalışmalarının gelişmesi, bu zenginleşmenin örnekleridir.

Başka bir değerlendirmeye göre ise çoğullaşma, bir parçalanma riski de taşır. Her araştırma alanı kendi kavramlarını, dergilerini ve toplantılarını geliştirdikçe, sosyologlar birbirinin çalışmalarını okumaz hâle gelebilir ve disiplin ortak bir dili ve ortak soruları kaybedebilir. Bu bakışa göre çoğullaşmanın yanında, farklı alanları birbirine bağlayan kuramsal bir çerçeveye de ihtiyaç vardır.

Ölçek

Sosyolojinin çoğullaşması, farklı ölçeklerde farklı biçimlerde görünür. Ulusal ölçekte, bölüm sayısının artması ve disiplinin coğrafi olarak yayılması biçiminde görünür. Bölüm ölçeğinde, farklı araştırma alanlarının yan yana varlığı biçiminde görünür. Tek tek araştırmacılar ölçeğinde ise, kendi toplumsal konumlarından ve deneyimlerinden yola çıkarak yeni sorular soran sosyologların çoğalması biçiminde görünür. Önceki bir kursta ele alınan konumlu bilgi kavramı, bu son ölçekteki çoğullaşmanın neden önemli olduğunu açıklar.

Türkiye bağlamı ve karşılaştırma

Türkiye'de sosyolojinin çoğullaşması, akademik özerklik sorunuyla da iç içe geçti. Kursun daha önceki derslerinde görüldüğü gibi, Türkiye'de sosyoloji tarih boyunca siyasal değişimlerden ve akademik tasfiyelerden etkilendi. Yirminci yüzyılın son çeyreğinde kurulan merkezî yükseköğretim yönetimi ve sonraki dönemlerde yaşanan ihraçlar, bu sorunun güncel görünümleri arasında yer aldı.

Uluslararası karşılaştırmada, yükseköğretimin kitleselleşmesi ve sosyolojinin çoğullaşması başka pek çok ülkede de yaşanmıştır. Bu ülkelerde de yirminci yüzyılın ikinci yarısında üniversiteler hızla genişlemiş, kadın çalışmaları ve toplumsal cinsiyet çalışmaları akademide kurumsallaşmış, sosyoloji yeni alanlara açılmıştır. Akademik özerklik de pek çok ülkede farklı biçimlerde tartışma konusu olmaya devam etmektedir.

Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?

Türkiye'de sosyolojinin güncel durumu hakkındaki bilgimiz, üniversitelerin ve bölümlerin kayıtlarına, yayımlanan tezlere, makalelere ve kitaplara, sosyoloji derneklerinin ve kongrelerinin kayıtlarına ve disiplinin tarihini inceleyen çalışmalara dayanır. Disiplinin kendi tarihini yazmak, sosyolojinin kendi üzerine düşünmesinin, yani bir tür disiplin sosyolojisinin parçasıdır.

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışTürkiye'de sosyolojinin yalnız birkaç büyük kentteki üniversitelerde üretildiği sanılabilir.
Doğrusu

Oysa yükseköğretimin genişlemesiyle birlikte, taşradaki bölümler kendi bölgelerinin toplumsal yapısını inceleyen önemli araştırmalar üretmeye başlamıştır.

Yaygın yanlışKadın sosyologların Türkiye sosyolojisine ancak yakın dönemde katıldığı düşünülebilir.
Doğrusu

Oysa köy ve kasaba araştırmalarıyla tanınan iki öncü kadın, disiplinin kuruluşunda belirleyici olmuş, sonraki kuşaklarda ise kadın sosyologların sayısı ve etkisi belirgin biçimde artmıştır.

Yaygın yanlışKadın çalışmalarının yalnız kadınları ilgilendirdiği sanılabilir.
Doğrusu

Oysa kadın çalışmaları ve toplumsal cinsiyet çalışmaları, aile, emek, siyaset ve göç gibi bütün toplumsal alanları yeniden düşünmeyi sağlayan sorular getirmiştir.

Yaygın yanlışÇoğullaşmanın tek yönlü bir kazanç ya da tek yönlü bir kayıp olduğu düşünülebilir.
Doğrusu

Oysa çoğullaşma, disiplinin kapsamını genişletirken ortak dilini ve iç tutarlılığını koruma sorununu da gündeme getirir.

Yaygın yanlışAkademik özerklik sorununun Türkiye sosyolojisinin yalnız geçmişine ait olduğu sanılabilir.
Doğrusu

Oysa bu sorun, farklı dönemlerde farklı biçimlerde yeniden gündeme gelmiştir.

Aklında kalsın

  1. Yükseköğretimin kitleselleşmesi, sosyoloji bölümlerinin sayısını artırdı ve disiplini ülkenin dört bir yanına yaydı.
  2. Taşra üniversiteleri bölgelerini içeriden inceleme olanağı sunar, ama merkez ile taşra arasındaki akademik eşitsizlikle de uğraşır.
  3. Sonraki kuşağın kadın araştırmacıları ev içi emeği, göçün arkasında kalanları ve cinsiyet ilişkilerini disiplinin merkezine yerleştirdi.
  4. Kadın çalışmaları, bütün toplumsal alanları yeniden düşünmeyi sağlayan yeni sorular getirdi.
  5. Disiplinin çoğullaşması kapsamı genişletir, ama ortak dili koruma sorununu da doğurur.
  6. Akademik özerklik, toplumu eleştirel biçimde inceleyen sosyoloji için özellikle önemlidir.
  7. Türkiye sosyolojisinin tarihi, akademik özerklik sorunuyla sürekli iç içe geçmiştir.

Sonraki derse köprü

Sekiz derslik bu yolculuk, bir disiplinin kendi toplumunu anlama çabasının hikâyesiydi. Şimdi bu toplumun kendisine, özellikle de onun biçimlendiği kuruluş dönemine geri dönme zamanı. Osmanlı İmparatorluğu dağılırken, onun topraklarında ve onun insanlarından yeni bir ulus devlet nasıl kuruldu? Çok dinli, çok dilli bir imparatorluğun tebaası, tek bir ulusun yurttaşlarına nasıl dönüştürüldü? Sınırlar nasıl çizildi, kim ulusun içinde sayıldı, kim dışında kaldı? Cumhuriyet, uluslaşma ve yurttaşlık kursu, imparatorluktan ulus devlete geçişin toplumsal dinamikleriyle açılıyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.