Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Ülken, toplum bilgisini felsefenin ve fikir tarihinin ufkunda kuran geniş bir yaklaşım geliştirdi.
- Uyanış devri kavramı, büyük düşünce dönemlerinin yoğun çeviri hareketlerinin ardından geldiğini savunur.
- Berkes, köy araştırmasıyla Türkiye'de ampirik sosyolojinin ilk sistemli örneklerinden birini verdi.
- Köy monografisi, kırsal toplumu somut verilerle tanımanın ilk sistemli yollarından biriydi.
- Berkes, Türkiye'nin dönüşümünü Batılılaşma değil, çağdaşlaşma kavramıyla açıkladı.
- Akademik tasfiyeler, bütün bir araştırma geleneğini kesintiye uğratabilir.
- Felsefi sosyoloji ile ampirik sosyoloji, Türkiye sosyolojisinde iki ayrı damar olarak birlikte sürdü.
Açılış sahnesi
Okuma grubunun beşinci toplantısında masada iki ince kitap var. Biri, İkinci Dünya Savaşı'ndan hemen önce yazılmış bir incelemenin yeni baskısı: yazar, tarihte büyük düşünce uyanışlarının hep yoğun bir çeviri döneminin ardından geldiğini savunuyor. Öteki, aynı yıllarda Ankara'nın çevresindeki birkaç köyde yapılmış bir araştırmanın raporu: köylerin nüfusu, toprak dağılımı, aile yapısı, göç ve komşuluk ilişkileri tek tek sayılıp tablolara dökülmüş.
Grubu yöneten öğretim üyesi, iki kitabın yazarlarının aynı kuşaktan olduğunu, ikisinin de Türkiye'de sosyolojinin olgunlaşmasında belirleyici bir rol oynadığını, ama sosyolojiyi çok farklı biçimlerde anladıklarını söylüyor. Birincisi sosyolojiyi felsefenin ve düşünce tarihinin geniş ufkunda görüyordu. İkincisi ise köye gidip saymayı, sormayı ve kaydetmeyi seçti. Öğrenci merak ediyor: aynı dönemde yaşayan iki sosyolog neden bu kadar farklı yollar seçti ve bu yollar onları nerelere götürdü?
Bu derste ne olacak
İki kitap ve öğretim üyesinin karşılaştırması kurgu. Hilmi Ziya Ülken'in toplum bilgisini felsefenin ve fikir tarihinin içinde kuran yaklaşımı ile Niyazi Berkes'in ampirik araştırmaya ve tarihsel sosyolojiye yönelen yaklaşımı ise Türkiye sosyolojisinin olgunlaşma döneminin gerçek ve belirleyici iki çizgisidir.
Önceki ders, Gökalp sonrası kuşağı ve üniversite reformunu ele aldı. Bu ders, reformun ardından sosyolojiyi yeni bir düzeye taşıyan iki düşünüre odaklanıyor. Ülken'in sosyolojiyi nasıl bir felsefi çerçeveye oturttuğu, düşünce tarihini ve çeviriyi neden merkeze aldığı, Berkes'in köy araştırmasıyla ampirik sosyolojiye nasıl bir kapı açtığı, Türkiye'nin çağdaşlaşmasını nasıl yorumladığı ve siyasal baskıların onun hayatını ve sosyolojinin gelişimini nasıl etkilediği dersin konuları.
Sıfır noktası — İki farklı sosyoloji anlayışı
Üniversite reformunun ardından İstanbul'da ve Ankara'da sosyoloji kürsüleri yeniden yapılandı. Bu dönemde yetişen kuşak, Gökalp'in ve Gökalp sonrası kuşağın mirasını devralırken, sosyolojiyi farklı yönlere taşıdı. Bir yön, sosyolojiyi felsefenin ve kültür tarihinin içinde, geniş bir düşünce sisteminin parçası olarak görüyordu. Öteki yön ise sosyolojinin toplumu somut verilerle incelemesi gerektiğini savunuyordu.
Mekanizma — Ülken'in düşünce tarihi, Berkes'in köyleri
Hilmi Ziya Ülken, İstanbul Üniversitesi'nde uzun yıllar sosyoloji ve felsefe okuttu. Onun için sosyoloji, felsefeden, tarihten ve kültürden ayrı düşünülemezdi. Türk ve İslam düşüncesinin tarihini, Batı felsefesinin gelişimini ve toplumların kültürel uyanışlarını bir arada incelemeye çalıştı.
Aynı dönemde Ankara'da, Niyazi Berkes farklı bir yol izliyordu. Berkes, bir süre Amerika'da sosyoloji eğitimi almış ve oradaki ampirik araştırma geleneğiyle tanışmıştı. Türkiye'ye döndüğünde, sosyolojinin toplumu doğrudan gözleme ve veriye dayanarak incelemesi gerektiğini savundu.
Berkes, aynı zamanda Türkiye'nin modernleşmesini tarihsel sosyolojinin araçlarıyla inceledi. Onun için Türkiye'nin dönüşümü, basit bir Batılılaşma değil, geleneksel toplumun kendi iç dinamikleriyle ve dış etkilerle birlikte yaşadığı uzun bir çağdaşlaşma süreciydi.
Kuramsal mercekler
Ülken ile Berkes arasındaki fark, sosyolojinin ne tür bir bilgi ürettiği sorusuyla ilgilidir. Ülken'in felsefi sosyolojisi, toplumsal hayatın anlamını ve değerlerini geniş bir kültür ve düşünce tarihi içinde kavramaya çalışır. Berkes'in yaklaşımı ise toplumu somut verilerle betimlemeyi ve tarihsel süreçleri kanıta dayanarak açıklamayı hedefler. Yöntem kursunda ele alınan yorumculuk ile pozitivizm arasındaki gerilim, bu iki düşünürün sosyoloji anlayışlarında Türkiye'ye özgü bir biçimde görünür.
İki yaklaşım birbirini dışlamaz. Ülken de toplumun somut yapısıyla ilgilendi, Berkes de fikirlerin ve düşünce tarihinin önemini kabul etti. Ama ağırlık merkezleri farklıydı ve bu fark, Türkiye sosyolojisinin sonraki gelişiminde iki ayrı damar olarak sürdü.
Ölçek
Berkes'in ve Ankara'daki kuşağın sosyolojiye getirdiği yenilik, toplumu en küçük ölçekte, köyde incelemekti. Bu, Gökalp'in ulus ölçeğinde düşünen sosyolojisinden de, Ülken'in medeniyet ölçeğinde düşünen düşünce tarihinden de farklıydı. Köy ölçeğinde yapılan araştırmalar, ulusal düzeyde konuşulan büyük kavramların somut toplumsal hayatta nasıl göründüğünü sınama olanağı verdi.
Türkiye bağlamı ve karşılaştırma
Berkes'in ve Ankara'daki arkadaşlarının hayatı, Türkiye'de sosyolojinin siyasetle ilişkisinin sert bir örneğini sunar. İkinci Dünya Savaşı'nın ardından, siyasal iklimin sertleştiği bir dönemde, Ankara'daki fakültede solcu olmakla suçlanan bazı öğretim üyeleri görevlerinden uzaklaştırıldı. Berkes de bunlar arasındaydı ve sonunda ülkeden ayrılarak yurt dışında bir üniversitede çalışmaya başladı.
Uluslararası karşılaştırmada, siyasal baskıların sosyolojinin gelişimini etkilemesi yalnız Türkiye'ye özgü değildir. Aynı dönemde Soğuk Savaş'ın başlamasıyla birlikte, farklı ülkelerde solcu olmakla suçlanan pek çok akademisyen görevlerinden uzaklaştırıldı. Birleşik Devletler'de de bu dönemde bazı akademisyenler siyasal görüşleri nedeniyle soruşturmalara maruz kaldı. Bu karşılaştırma, sosyolojinin toplumu eleştirel biçimde inceleme iddiasının, farklı siyasal düzenlerde benzer gerilimlere yol açabildiğini gösterir.
Bu bilgiyi nasıl biliyoruz?
Ülken ve Berkes hakkındaki bilgimiz, onların yazdığı kitaplara, makalelere ve araştırma raporlarına, çıkardıkları dergilere, öğrencilerinin ve çağdaşlarının tanıklıklarına ve Berkes'in anılarına dayanır. Akademik tasfiyeleri anlamak için ise dönemin resmî belgelerine, basınına ve tasfiyeye uğrayan akademisyenlerin sonradan yazdıklarına bakmak gerekir. Bir sosyoloğun hayatı ile eseri, onun yaşadığı dönemin siyasal koşullarından ayrı düşünülemez.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışBu kuşağın sosyolojisinin baştan sona felsefi bir düşünce alanı olarak kaldığı sanılabilir.
Oysa aynı dönemde Berkes gibi sosyologlar köy araştırmalarıyla ampirik sosyolojinin ilk sistemli örneklerini verdi.
Yaygın yanlışÜlken'in yalnız bir felsefeci olduğu düşünülebilir.
Oysa Ülken, toplum incelemesini fikir tarihinin ufkuna yerleştiren ve disiplinin üniversitede yerleşmesinde önemli rol oynayan bir sosyologdu.
Yaygın yanlışBerkes'in çağdaşlaşma kavramının Batılılaşmayla aynı anlama geldiği sanılabilir.
Oysa Berkes, dönüşümü dışarıdan bir modelin taklidi olarak değil, toplumun kendi iç dinamikleri içinde ilerleyen tarihsel bir süreç olarak ele alıyordu.
Yaygın yanlışAkademik tasfiyelerin yalnız tek tek akademisyenleri etkilediği düşünülebilir.
Oysa tasfiyeler, belirli araştırma geleneklerini kesintiye uğratarak bütün bir disiplinin gelişimini etkileyebilir.
Yaygın yanlışFelsefi sosyoloji ile ampirik sosyolojinin birbirini dışladığı sanılabilir.
Oysa iki yaklaşım farklı ağırlık merkezlerine sahip olsa da birbirini tamamlayabilir ve Türkiye sosyolojisinde iki ayrı damar olarak birlikte sürmüştür.
Aklında kalsın
- Ülken, toplum bilgisini felsefenin ve fikir tarihinin ufkunda kuran geniş bir yaklaşım geliştirdi.
- Uyanış devri kavramı, büyük düşünce dönemlerinin yoğun çeviri hareketlerinin ardından geldiğini savunur.
- Berkes, köy araştırmasıyla Türkiye'de ampirik sosyolojinin ilk sistemli örneklerinden birini verdi.
- Köy monografisi, kırsal toplumu somut verilerle tanımanın ilk sistemli yollarından biriydi.
- Berkes, Türkiye'nin dönüşümünü Batılılaşma değil, çağdaşlaşma kavramıyla açıkladı.
- Akademik tasfiyeler, bütün bir araştırma geleneğini kesintiye uğratabilir.
- Felsefi sosyoloji ile ampirik sosyoloji, Türkiye sosyolojisinde iki ayrı damar olarak birlikte sürdü.
Sonraki derse köprü
Ankara'daki fakültede Berkes'in yanında çalışan ve aynı tasfiyeden etkilenen bir sosyolog daha vardı: Behice Boran. Boran, köy araştırmalarını sürdürerek Türkiye'nin kırsal toplumsal yapısını sınıf ilişkileri üzerinden inceledi. Yıllar sonra ise Mübeccel Belik Kıray, sanayileşmenin eşiğindeki bir sahil kasabasının toplumsal yapısını, kentleşmenin ve ekonomik değişimin toplumu nasıl dönüştürdüğünü sorarak inceledi. İki kadın sosyolog, Türkiye'de ampirik sosyolojinin sahaya dayanan, somut toplumsal yapıları çözümleyen bir gelenek olarak gelişmesinde belirleyici bir yer tuttu. Behice Boran, Mübeccel Belik Kıray ve ampirik araştırma, Türkiye sosyolojisinin sahaya inen yüzünü gösteriyor.